Son Yazılar

28 Ağustos 2016 Pazar

Özlediğin


Özlediğin o değil o sandığın kişidir
Bir yalanı özlersin yani, hiç öyle olmamış öyleymiş gibi olan insanı.

Hayal kırıklığından korkmadan koşulsuz sevebilme cesaretini özlersin

Anlamı yok o özlemin de. Bir sonu yok. Nihayete ermiyor ki sana mutlu bir son yazmıyor.

 Doğru insanı beklerken yorgun düştüğünde en çok eski sen'i özlersin.

Hayatta yaşadığın her güzel anda yalnızlığın gelir aklına da hüzünlenirsin, ait hissetmenin güzelliğini özlersin. 

Keşke sevsek be, kendimizden vere vere, sonunu düşünmeden koşarak sarılsak, bir gece yarısı özledim diye arasak, korktum deyince çıkıp gelecek kadar sevdirsek kendimizi, göğsünde uyuduğunda omzu uyuşsa dahi ses çıkarmayacak kadar sevilmeyi başarabilsek.

Ben seni deģil sen sandığım insanı özlüyorum be adam. 

Nasıl bu kadar kara olabilirdi ki bir insan? Hayret.

O kadar pis hoyratmış, öyle kötü öyle Allah'ın nurundan ve sevgisnden uzak, öyle bir başkaymışsın ki sevmeyi özledim bile diyemiyorum. 

Isminden birine seslenilince sokakta zihnim Allah'ım hakkımı bırakma diyiveriyor. Bu kadar nefret benim küçücük kalbime nasıl sığıyor? 

Sen hep bu kadar ahlaksız mıydın, böyle miydin be adam? Çamurdun da ben derya mı gördüm? Deryaydın da sonra mı bulandın?

Ben niye bunca talibim arasından senle yordum kendimi. 

Sen nasıl kötüydün ki kimselere güvenemez hale geldim ben?

 Sen cennete gidersen beni cennete almasınlar be adam. Almasınlar. 

Sen hep kahrol olur mu hep ahım yakanda olsun hep mutsuz ol. Son nefesinde helallik beklerken 'Ah sen' de kimse duymasin feryadını.

Ne evladından ne eşinden hayır gör.

Sen kimseyi olmadığın biri olarak kandırama. Allah tertemiz kızları yar etmesin sana. Beddua deģil de Allah sana senin gibisini versin be adam, ne yaşattıysan onu yaşa. 

Dilimden helal olsun cümlesi çıkmayacak be adam bil çıkmayacak. 

Bilirim ki kimseye güvenemeyişimin bu da mı öyle deyişimin sebebi sensin. 

En güzel yılarımı ziyan ettin be adam, görüşeceğiz. Musallada, o kapıda helal ettin mi derken görüşeceğiz, Paygamber hırkası verilse yine etmem derken görüşeceğiz, kitabın sol eline verilirken görüşeceğiz, hiç unutulmayan hüzünlerim ve yaralarım orada açılırken görüşeceğiz, arşa uzanan Ya Sabır Ya Kahharlarım tartılırken görüşeceģiz. 

Ben ölümden korkmuyorum be adam, çünkü biz ölünce hesaplaşacağız..


Aşık olamayan bir kadının sitemiydi bu. Içimden geldi işte. Öyle.

23 Ağustos 2016 Salı

Erkeklerin Habire Bize Sorup Durdukları Kadınsal Soruların Cevapları


     Bir kadının sevdiğini nasıl anlarım?

     Kadınlar nettir, arada kalmaz çoğunlukla belirsiz davranışlar sergilemezler. Duygularını söylemeseler bile söz ve davranışlarıyla mutlaka ifade ederler. 'İlişki düşünmüyorum, erkekler şöyşe böyle..' tarzı negatif cümleler kuruyorlarsa ya eskiden kötü ilişkiler yaşamış yorulmuştur ya da siz dışında düşündüğü biri vardır. Ama düşündüğü kesinlikle siz değilsinizdir. 

     Kadınlar oldukça detaylı düşünürler ve kıymet verdikleri insana mutlaka karışır, hayatlarına müdahale ederler. Kimle nereye gittiniz ne yediniz gününüz keyifli geçti mi bunları sorarlar. Yakın kız arkadaşlarınızdan bahsettiğinizde direk kızı karalama politikasına giren kadın olursa anlayın ki o size abayı yakmıştır, kıskançlıktan ne yapacağını bilmiyordur. 

     Siz aramadıkça aramıyor, mesaj atmadıkça atmıyor, sizin yanınızda başka erkekleri övme gerekliliği duyuyorsa sevmiyordur. Zaten kadınlar kendilerinden hoşlanan erkeği gözünden anlarlar. O yüzden mutlaka size nasıl yaklaştığını anlatan bir sinyal verirler. Yeter ki görebilin.

     Sevgilime sözümü nasıl dinletirim?

     Bunu yalnızca sevgilinizle ilişkiniz için söylemiyorum tüm insanlarla olan ilişkilerinizin sağlıklı olması amacıyla söylüyorum; karşınızdaki insanı anlamaya çalışır üzerinde baskı kurmayı amaçlamazsanız çok daha mutlu ilişkiler yaşarsınız. Baskı kurmaya başladığınızda sizi onu anlamamakla suçlayacaktır. Kadınlar çoğu zaman kendilerini sizin onu koruyabileceğinizden daha iyi korurlar. Ne giydiğine, ne söylediğine değil kalbine bakın. Bu zamanda birini sevmek zor, bulmuşken ego kasarak kaybetmeyin. Akıllı olun. Eğer sözünüz kıymetli olsun istiyorsanız onun sözlerine kıymet verin, empati kurmaya çalışın, isteklerinizi güzelce dile getirin, sarılın, sakince konuşun ama bağırmayın. İş inada biner, sizden soğur. 

     Seven kadın gider mi?

     Kadınlar yaradılışları gereği erkekten daha duygusal ve daha mücadelecidirler. Erkeklerin çok kolay pes ettikleri durumlarda kadınların hemen devreye girmelerinden anlıyorsunuzdur zaten. İkili ilişkilerde şöyle bir gerçek vardır; iki insan birbirini eşit sevemez. Genelde kadın erkeği daha çok sever. Sevgi ölçmek de doğru değil aslında, kadınlar daha çok özveride bulundukları için öyle görünüyor da olabilir. Her neyse. 

     Kadınlar kolay kolay gitmezler, hele seven kadın hiç kolay gitmez. Ufak tefek yanlışları görmezden gelmeye çalışır, uyuşmuyorsanız sizi ona ya da kendisini size uydurmaya çalışır. Olmasını istediği yere kadar oldurur. Ama eğer sizden bir çaba göremezse, kendini teselli edemeyecek kadar kırılırsa, onuru çiğnenirse, size dair umudunu kaybederse gider. Umut varsa, hayalleri varsa sizinledir, hiç bir kadının umudunu kırmayın, keşke'si olmayın, hep iyi ki'si olun hele de bu sevdiğiniz kadınsa.

     Kadınlar neden parayı bu kadar çok sever?

     Karakterli kadınlar parayı değil sizi severler. Erkekler parayı sevdikleri için kendilerine erkeklerin sevdikleri şeyi feda etmelerini isterler. 'Sevgilim bana para harcasın' düşüncelerinin temeli erkeklerin paraya kıymet vermelerinden kaynaklanır. Bir zahmet bu kadar karakterli kadın varken paraya koşanlarla olmayın, böyle sorunlarınız kalmasın

     Kadınlar neden efendi erkek yerine serseri tipleri tercih eder?

     Aşık oldukları erkekler genelde ipe sapa gelmez tipler oluyorlar, evet. Fakat şunu unutmamak lazım kadınlar kötü adamlara aşık olur, iyi adamlarla evlenirler. Hangisi olmak istediğiniz size kalmış ;)

     Türk kızları neden bu kadar tripli?

     Türk kızları tripli değil de ağırlar. Her sevene koşsunlar mı, sizin deyiminizle 'kolay lokma' mı olsunlar? Kapalı giyse makyaj yapmasa bakımsız kezban rahibe, kapalı giyse yollu, hoşlandığını söylese ilk adımınıza olumlu tepki verse kolay kız, olumsuz tepki verse kendini ne sanıyor tripli çirkin. Siz ne istiyorsunuz Allah aşkına, önce kendinize bir sorun. Kadınlar tripli falan değil, siz nasıl yaklaşmanız gerektiğini bilmiyorsunuz.

     Kadınlar neden çok konuşur?

     Siz konuşmadığınız için iletişimin tek tarafa kalması durumu bu. Siz de zahmet edip konuşun, karşınızdakini anladığınızı ifade edin bakalım hangi taraf çok konuşuyor.

     Kadınlar neden maço erkeklerden hoşlanır?
     

     Böyle bir şey yok son dönemde bunu kim moda ettiyse bulunca saçını başını yolacağım. Kadınlar sahiplenen ve -dozajında- kıskanan erkek severler. Yanında mırmırlayan birini değil kendinden emin duran erkek isterler. Korunmak isterler. Kastettikleri korumacı erkektir, maço kelimesi yanlış bir seçim. 

     Regl kanı pis midir? Regl olan kadın pis midir? Ne hisseder? Kadınlara Bu Dönemde Nasıl Yaklaşmalıyım?

     Regl rahim iç yüzeyinde oluşan dokuların kanla birlikte vücuttan atılmasıdır. Ne pislik ne olağanüstülüktür. bilimsel olarak kadınların her ay yenilenmesi de denilebilir. Geldiği yer itibariyle kirli sanılsa da aslında koldan alınan kanın aynısıdır, mikropsuz, temiz, damarınızda dolaşanın aynısı. 

     Hormonal değişimden kaynaklı ani üzüntü sevinç halleri yaşanır hatta bazen bu durum öfke nöbetlerine kadar gider. Sürekli uğraş içinde olma, bir yerleri temizleme, bir işi başlayıp bitirme gibi enerjisini tek yöne harcamak isteyebilir kadınlar. İyi hisseder denilmesini bekliyorlar ya bir de böyle sorunca. O ağrı ne anlatılır ne dayanılır. Sürekli endişe hali, rezil olacak mıyım, uyurken rahatsızlık hali falan. Ne yanından tutsan zorluk olan bir dönem. 

     Şeker ihtiyacının üst düzeyde tutulması ve şefkatle yaklaşılması bu dönemde kadınları mutlu eder. Eğer sevgilinizle ayda bir yüksek dozajda tartışıyorsanız büyük ihtimalle bu döneme denk geliyorsunuzdur. Daha anlayışlı olmaya ve sakin kalmaya çalışın. Elde olan bir durum değil öfke. Kontrol edilmesi de çok kolay değil. Herkes de bir değil tabi. Ama siz elinizden geliyorsa sarılın, yanında olup birlikte vakit geçirin, şerbet hazırlayın ya da bir kaç çikolata alın, sevdiği şeyleri yapmaya çalışın.

     Kadınlar Neden Günlük Ped Kullanır?

     Kadınların cinsel organı çoğunlukla ıslaktır. Kadınlarda devamlı akan, rahmin kendini yenilemesini sağlayan beyaz bir sıvı vardır. Ergenlikten menopoza kadar tüm kadınlardan bu sıvı gelir. Bu sıvının gün içinde çamaşırlarını kirletmemeleri için de günlük ped kullanırlar. 

     

22 Ağustos 2016 Pazartesi

Bee Beauty Nemlendirici Yüz Temizleme Sütü




     Bee beauty ürünlerinin bloggerlar arasında bu kadar övüldüğünü görünce hemen denemeliyim dedim ve Gratis'ten bir kaç gün önce bu sütü temin ettim. Benim alış amacım sabahları uyanır uyanmaz yüz temizleme görevi görmesi değil, makyaj temizlemesi. 

     Ten makyajı yapmıyorum yani fondöten falan temizleme ihtiyacım yok yalnızca göz kalemi ve rujdan ibaret günlük makyajım. Gözlerim çok hassas, hemen hemen her ürüne karşı alerji geliştiriyor. Bu yüzden gözle ilgili ürünleri korkarak deniyorum. 

     Bee beauty'nin beni cezbetmesinin nedeni tamamen doğal içerikleri olması, alkol ve paraben içermemesi. İçindeki gliserin ve E vitamini sayesinde cildi temizlerken yumuşacık yapıyor. Cildim karma olduğu için makyaj temizleme sularının göz kapaklarımı kurutup sivilce çıkarmasından çok sıkıldım. Bir de sertler. Şöyle gönül rahatlığıyla ovalaya ovalaya çıkaramıyorum kalemimi.



     Ürünün arkasında gözlere temas ettirilmemesi yazıyor bense göz için kullanıyorum :) Bir kere denerim memnun kalmazsam kullanmam diye düşünüyordum almadan önce. Şimdi iyi ki almışım diyorum. Benim kadar hassas gözleri olan birinin bile gözlerini yakmadı alerjik reaksiyonlara sebep olmadıysa olmuştur bu ürün. Tamamen doğal olduğuna inanmamın sebebi de bu özelliği. Daha iyi bir ürün arayışına girmeyeceğim artık bu ürün benim için biçilmiş kaftan.

     Kokusunu seven çok olmuş ben pek sevmedim. Ağır bir kokuya sahip değil ama güzel de değil. Kokusuz olmasını tercih ederdim. Neyse o minicik bir kusur görmezden geleceğiz artık napalım :) Yapısı çok yumuşak olduğundan ferahlık hissi verdi bana, ben böyle ürünleri buzdolabına koyuyorum çıkarınca efil efil cildimi nanelemişim gibi oluyor size de tavsiye ederim. Akşam rutinimde artık cildimi haşır huşur yıkamıyorum. Sütten bir iki damla bir pamuğa döküp dairesel hareketlerle tüm yüzümü siliyor, ardından duruluyorum. Durulamaya ihtiyaç yok, ben rahat edemediğim için duruluyorum. Umarım siz de temin eder, memnun kalırsınız.

21 Ağustos 2016 Pazar

Ben Psikopatım


     Mizaç değişmez, pek çok şey değişir ama huy değişmez işte. Atalarımız can çıkar huy çıkmaz diye boşuna dememişler. Psikopatlığım kıskançlığımdan ileri geliyor. Bunun kendine başkalarına güvenle ya da başka hiç bir şeyle alakası yok. Ben 5 yaşımda da böyleydim 25'imde de böyleyim. 5.5 yaşımda ilkokul bire yeni başladığımda da o zaman ben sevdiğini söyleyen bebeyi göz takibine almıştım, dün gibi hatırlıyorum karşı sınıftakilerle ebecilik oynadığında sinir olurdum. O kızlara sıra gelince sen koşamazsın ben ebe olurum derdim alırdım ebeliği. O zamanlar bu hissi biliyordum sadece adını bilmiyordum. Kimse bana bunu yapmalısın ya da yapmamalısın demedi, hareketlerim tamamen içgüdüseldir anlamsız ama yapmak istemekten ötürü yapılan saçma hareketler bütünü.

    Hayatım boyunca hep karşı cinsi kıskanan, kıskandığında ad aniden soğuyup giden biri oldum.O yüzden kaç kişi başlamadan bitti sayamadım. Belki mutluluğu elimle itmişimdir, belki doğru insan gelmiştir ama ben onu -çok kız kankası var ıı istemeyom- gibi enteresan bahanelerle kaçırmışımdır, kim bilir. Değişmek isterdim, gerçekten. Bu konuda değişebilme şansım olsaydı değişirdim ama olmuyor. Ben hep o 5 yaşındaki dudağını büzüp kaşlarından dümdüz bir hat çizip giden Ahsen'im.

     Arkadaşlarımı yakınlarımı hiç kıskanmadım ama. Annem kızım azıcık arkadaşlarını kıskan, rakip ol başarılı olursun derdi. Ben güzel giyinince bakardım bazı sözde arkadaşlarım bir şey dökerdi üstüme yanlışlıkla, bazısı kötü derdi. Tabi iyi niyetliler kötülerden çoktu. Ben anlardım ama hangisi iyi hangisi kötü. Nefret ederdim kız milletinin birbirini kıskanıp habire yarışması ve sahip olduğu her şeyi yarıştırmasından. Bana aptalca gelirdi hala gelir. Bu yüzden kızlarla arkadaşlıktansa erkeklerle arkadaşlıklarım daha sağlam temelli. Çünkü onlar bana kıskançlıklarıyla zarar vermiyor, canımı sıkmıyor, bana benzemeye ya da benimle yarışmaya çalışmıyorlar. 

     Bu kadar işte. Bir erkekler yalnızca 30 saniyede kanka olabilirim onlarca yıl bu güzel arkadaşlığı sürdürebilirim hatta yanlışlıkla birine asılacakken kanka olmuşluğum çoktur. Nasıl yaptığımı bilmiyorum genelde karşı taraf da anlayamıyor. Benim yeteneğim de bu demek ki ya da yeteneksizliğim demeliyim galiba. Sevgili olmak için yaratılmamışım ben sanırım o aşamaya gelemiyorum, daha doğrusu gelmek istemiyorum. Bu saatten sonra bulduğum adam vakit kaybı olmasın bana özel biçilmiş bir laftan olsun istiyorum. Kaftan mı onu anlamak için şans da veremiyorum. Peki neden? Saçma sapan sebeplerle hemen anlatıyorum.

     Çok fazla kızla takılan erkekten kaçıyorum. Hani bunlarda bir hava oluyor ben kızları çok iyi tanıyor ve anlaşıyorum hepsi kankam bik bik bik. Bir konuştular mı anacım o nasıl hödüklük, şaşırıp kalıyor insan. Sosyal medya hesaplarına bakarak erkekler hakkında karakter tahlili yapıyorum ve şimdiye dek hiç yanılmadım. Kaşar likelayan abazalar var mesela. Düşün hiç tanımıyorlar bir kızı. Ama takip edip mesaj atıyorlar geçmiş fotoğraflarını bile beğeniyorlar. Böyle insanları görünce tüm kızların aklına aynı şey geliyor biliyorum. Bu nasıl bir zavallı? Nasıl bir yoklukta ki sosyal medyadan kız düşürmeye çalışıyor? Bu adamın amacı evlenmek falan değil kadınları nasıl gördüğü belli kendisi de kolay lokma, baksan hemen düşecek. 

     Son donem istatistikleri şöyle diyor sosyal medyadan günlük ilişki yaşayan bireylerin yüzde doksanında AIDS riski mevcut. Bunu ben demiyorum insanlar anlatıyor, istatistikler söylüyor. İnternette dolanın swarm adlı uygulamanın günübirlik illişkilerinden AIDS kaptığını anlatan yüzlerce insan var. Üstelik AIDS 6 yıl sonra belirti vermeye başlayan bir hastalık. Kendini çok sağıklı zannedip yıllar sonra bu hastalığı fark eden çok sayıda insan mevcut. Hastalık diyeceksiniz her yerden bulaşabilir, evet haklısınız bulaşabilir. Ama Türkiye'de nereden yaygınlaştığına dikkat edin cevap; sosyal medya. Kendinize dikkat edin. Ve eğer bu şekilde bir hayat sürüyorsanız lütfen 3 aşamalı AIDS testi yaptırın. Kimseye sebep olmayın. 

     Bir de olayın şu yönü var tabi. Ben bir mekana gidiyorum 100 tane insan ekliyor. Diyorum ki ulan bir mekanda 100 tane mi abaza olur hiç mi haysiyetli adam yok. Erkek adam ağır olur, seçici olur, kolay lokma değildir herkese nasip olmaz. Böyle öğrendik biz. İnstagramda aynı şekilde ya ben orada fotoğraf paylaşıyorum oradan sana yazsam ne yazmasam ne mendebur herif. Kaç istek reddediyoruz her gün kaç saygısız mesaj alıyoruz siz biliyorsunuz. Kadın olmak aslında zor değil, karaktersiz erkeklerin olduğu dünyada zorlanıyoruz sadece. 

     Erkeklerin hafifliği o kadar midemi bulandırıyor ki yine kendi kıskançlığımdan nerelere geldim. neyse efenim ben devam edeyim anlatmaya. Çok iyi biri diyorlar ediyorlar bir bakıyorum adam sosyal medyada kaşar fotoğrafı beğenmiş, soğuyorum, kaçıyorum. Arkadaşlarıyla konsere monsere gidiyor bakıyorum soğuyorum. E whatsappta çevrimiçi görüyorum soğuyorum. Böyle zor bir hayat benimki.

    Benim sevgilim kız erkek konser, piknik, gezi, tatil gibi sosyal olan hiç bir etkinliğe katılmasn arkadaş. İş yerinde de kız mız olmasın. Rehberinde de olmasın, sosyal medyasında da. Hiç olmasın demiyorum, olsun ben silerim ona karışmasın :) Whatsapp'ı falan da bıraksın beni bulmuş artık ihtiyaç yok :) Bence ben eve kapatayım ara sıra balona çıkar hava alır, sanıyorum benim için en iyi çözüm bu. 

Watsons Facial Mask Salatalık Özlü



     Epeydir Watson'daki maskeleri denemek aklımdaydı, Gratis'ten topladıklarım bitince deneyeyim dedim. İlk deneyimim salatalık özlü maskeyle oldu. Salatalığın cilde sağladığı fayda hepimiz tarafından bilinir. Ben de buna güvenerek ilk onu denedim. 

     Tek maske, tek kullanımlık. Paketin içerisinde vıcık vıcık ve yoğun krem kokulu kağıt bir maske var. Ben kağıt maskeleri pek sevmem, gözeneklere diğer maskeler kadar nüfus edemiyorlarmış gibi gelir. 

     Maske cildi canlandırma ve beslemeyi vadediyor. Maketi paketinden çıkarıp bekletmeden yüzünüze iyice yayın ve yapıştırın. Yüzünüzde 15 - 30 dakika arasında tutun. Ardından ılık suyla durulayın. Ben 25 dakika beklettim. Dudak üstümde tüm maskeler alerji yapar ve yakar. O yanma hissine dayanamadığım için asla o kısma maske sürmem, kağıt maskelerin o kısmını da keserim. O kısım hariç cildimde alerjik bir reaksiyona sebep olmadı. 25 dakika boyunca aynı ferahlık hissini yaşadım. Cildimde yaklaşık 2 saatlik bir aydınlık oluşturdu ardından geçti. Tek kullanımda mucize beklenemez tabi ki doğru bir kanaate ulaşabilmek için haftada 1 kez bir kaç hafta kullanılmalı. Ben maskeden memnun kaldım açıkçası. Fakat geçici bir memnuniyet. Bir daha almayı düşünür müyüm, hayır. Etkisinin kısa sürdüğünü düşünüyorum. Daha iyisini bulana dek maske keşfime devam edeceğim. :)

18 Ağustos 2016 Perşembe

Sizler İçin Ankara Rehberi


     3 sene Ankara'da yaşamış ve hala yaşayan biri olarak sizlere Ankara'da neresi gezilir, nerede ne yenir ne yenilmez onu derledim. İlk önce turistik alanlardan başlayalım;


En başa Anıtkabir yazmam gerek tabi ki. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün Ebedi İstiratgahı Anıtkabir Maltepe'de bulunuyor. Kızılay'dan metroya binip Maltepe'de iner inmez kime sorsanız gösterir.


Eğer müze gezme merakınız varsa Ankara'da gezebileceğiniz pek çok müze bulunmakta. Gezmeye Etnografya Müzesi'nden başlamanızı tavsiye ederim. Ardından sırayla Anadolu Medeniyetleri, Devlet Resim ve Heykel, Kurtuluş Savaşı, THK, Pembe Köşk, Roma Hamamı müzelerini gezebilirsiniz.


Frigya Tanrıçası Men adına yaptırılan August Tapınağını da görmelisiniz. Büyük kısmı yıkılmış maalesef restore edilmemiş bakımsız bir halde. Duvar üzerindeki yazıtlar ve kapılardaki işlemeler dikkat çekici.


Görülmeye değer tarihi yerlerin bazıları; Kızılcahamam'daki Alicin Manastırı, Haymana'daki Gavur Kalesi, Kızılcahamam'daki Oruç Gazi Türbesi. 


Sincan'daki Harikalar Diyarı, Oyuncak Müzesi, Mamak'taki Aqua Vega akvaryumu ilginizi çekebilir.


En beğenilen yerlerden biri de Keçiören'de yapılan yapay Estergon kalesi. Geleneksel kıyafetler giyip geleneksel yemekler yiyebiliyorsunuz. 

Ankara tarihi yerler olarak İstanbul kadar zengin değil. Gezme amaçlı geldiğinizde 1 haftada tüm şehri bitirmeniz mümkün.

Peki nerede ne yenilir ne yenilmez? Buradan sonra yazacaklarım tamamen kendi kişisel görüşlerim ve tecrübelerimden oluşmakta. Hiç bir yeri karalama ya da övme amacım yok.

Pek et tüketmeyen özellikle de sakatat sevmeyen biri olarak et konusundaki lokanta tavsiyelerim arkadaşlarımın beğendikleri ve sürekli gittikleri mekanlar olacak. Örneğin ciğer yemek isterseniz Kızılay'da Ciğerim Ahmet Usta, kokoreççiysenız İvedik Caddesi'ndeki Kokoreççi Zahir, Mantıcıysanız Büklüm Sokak'taki CimCim Papatyası,balık ve deniz ürünlerini sevenlerdenseniz Trilye Restoran epey rağbet edilen mekanlar. Kebap deyince akla ilk Masabaşı Kebapçısının geldiğini de söylemeden olmaz. 


Ankara'nın sembolü haline gelmiş Gençlik Parkı'ndan bahsetmesem olmaz. Ailenizle ya da arkadaşlarınızla vakit geçirebileceğiniz bir alan. Lunapark vardı girişi 25 kuruştu hala öyle mi bilmiyorum uzun zamandır gitmedim. Her oyuncak her zaman çalışmıyor öyle aman aman bir lunapark diyemem yalan olur ama eğlenebilirsiniz. Havuzda sandal sefası yapıp, tavşan kanı bir çay içebilirsiniz.

Peki ben nerelerde takılıyorum? Hijyen konusuna çok dikkat ettiğim için gittiğim mekanlar genelde bu yönde oluyor. Bir de öğrenci işi geyik yapabileceğimiz, fazla gürültülü olmayan, nezih, temiz, fast food ya da içecek ağırlıklı, tabu okey pişti gibi oyun alternatiflerimiz olan mekanlar benim için ideal. 


Hemen hemen her Cumartesi Hamamönü'nde kahvaltı yaparım. Hamamönü hem tarihi yönüyle hem de sakin ve kafa dinleme olanağı sağlaması yönüyle gidilmeye değer. Burada kahvaltı yapmanızı tavsiye ederim. Kahvaltı seçenekleri  1 2 ya da 4 kişilik, kahvaltıda ne arasanız var, günün her saati kahvaltı menüsü isteyebiliyorsunuz, (ama 10 11 gibi gitmenizi tavsiye ederim), mekandan mekana fark ediyor lezzet ve hizmet. Nar-ı Keyf'i tercih ederseniz diğer mekanlarla aradaki farkı hissedersiniz büyük ihtimal :) Hem servis hızlı hem de garsonlar saygılı ve temizler. Kahvaltı sonrası kahve içmek isterseniz yine burada yer alan Tahtakale Kahvecisi'nde kumda Türk kahvesi için. 

Bahçeli 7.caddede waffle'ıyla ünlü Abbas Waffle, köftesiyle parmak ısırtan İnegöl Köftecisi Nevzat Usta mutlaka gidilmesi gereken mekanlardan. 

Bir de bizim her hafta sonu akşam takıldığımız Geyik var. Sahibinin pamuk gibi olduğu, en güzel milkshakelerin yapıldığı, samimi, arkadaş ortamıyla gidip her türlü oyunu çevirebileceğiniz bir mekan. Bir oturdu mu zaten nasıl oluyorsa saatlerce kalıyorsunuz :) Yemekleri de içecekleri kadar lezzetli.  Hafta içi de en az hafta sonu kadar kalabalık. Bir de Geyik'in hep önünden geçip selam veren üzerinde sahte rütbeler olan yaşlı ve kendi halinde bir amca var. Gelip sizle tatlı tatlı sohbet edip gidiyor. Rastlarsanız gülümseyip dinleyin 2 dakikanızı almaz :)

Kızılay'daki Kahveci Hacıbaba da çok baba mekan. Baba oluşunun sebebi hizmetinden kaynaklanıyor. Bir kaç defa gittiğinizde hemen artı ilgi alaka görmeye başlıyorsunuz. Burada yiyecek tavsiye edemem çünkü istediğinizi yiyip içebilirsiniz. Kötü bir şeye rastlamadım daha. 

Ders çalışmak isterseniz Bayındır 1'deki Kurtuba Kitap Cafe tam yeri. 

Kızılay'da bir Leman vardı gidince evim gibi hissettiğim körili tavuklarına resmen aşık olduğum, kapandı gitti. Şimdi Leman için kalkıp bahçeliye gitmek zorunda kalıyoruz puf.

Sandwich hastasıysanız bol seçeneği olan Subway'de yemenizi tavsiye ederim. Tunalı'da Hoşdere'de ve Bahçeli 7.caddede şubeleri var. 

Tunalı Caddesi'ndeki Cafe Stockholm ve Elizinn elit pastahaneler.

Dondurma yemek için tabi ki Atatürk Orman Çifliği, 

Sabah sporu, huzurlu bir yürüyüş, kitap okumak ya da evcil hayvan gezdirmek için en uygun yerlerden biri de Seğmenler Parkı. Tunalı'dan yürüyerek gidebilirsiniz, Kuğulupark'a çok yakın.

Şimdi takılmadığım mekanları sebepleriyle yazacağım: Kızılay'daki insanların çok yol üstü diye girdiği iki mekan Ezgi ve Su cafe. İkisine de girmem. Ezgi Cafe'de takılan insanlar biraz değişik gibi gelir bana Kızılay abazası dediğimiz tipler. O yüzden arkadaşlarla girmem ben. Su Cafe'de de bir keresinde kirli çatal geldiğinden girmiyorum, içerisi de bunaltıcı geliyor bana. Selanik -2'de Ot Cafe var kaç arkadaşım gittiyse yemekten kıl çıktı dedi, o yüzden gitmeye cesaret edemedim umarım etmem de. Starbucksları kahve sevmediğimden sevmem bir de bana hep kendini ispat çabasındaki insanlar gidiyormuş gibi gelir. Bir ara kahvelerde fil dışkısı kullanıldığı kabul edildiğinden ön yargım kat kat fazlalaştı, senelerdir gitmiyorum. Konur'daki Bourbon Cafe'ye hiç gitmedim ama iki arkadaşım gidip ikisinde de yemekleri beğenmediklerini söylediler. Önyargılı yaklaşmak istemiyorum zorunda kalırsam giderim. :) Aba Piknik herhalde en sevmediğim mekan. Ne zaman burada bir şey yesem fenalaşıyorum et de tavuk da bir tuhaf geliyor. Arkadaşlarımı getirdiğimde de aynı şey oldu. Ya alerji oldular ya afedersiniz de yediklerini midelerinde tutamadılar. Neden bilmiyorum. 

Avmler bolca şehirde, hepsi de ayrı cehennemin dibinde :) Kızılay Avm tam Kızılay'ın göbeğinde en kolay ona gidebilirsiniz. Ankamall, Armada, Cepa, Gordion Avmlere gidebilirsiniz. Diğerlerine pek gitmediğim için bir şey diyemem. Nata Vega var bir de Ankara'daki en uygun fiyatlı avm. 

14 Ağustos 2016 Pazar

Aman Dikkat Edelim


     Kendimizi korumak isterken bazen çok tehlikeli yollara girişebiliyoruz. Bu yollardan biri cevşen takmak. Evet doğru duydunuz. Bizi korusun diye taktığımız cevşenlerin yüzde kaçı masum ve içerisinde gerçek dualar var biliyor muzunuz? Çocuklarımıza takıyoruz üstelik, peki ya onlara yararın aksine zarar verecek bir şey yapıyorsanız?

     Piyasadaki cevşenlerin yüzde sekseninin gerçek olmadığını farklı şeylerle dolu olduğunu alimlerden duymuşsunuzdur. Malum kötü niyetli insan çok. Cevşen şeklinde kendi uydurdukları yazıları da dolduruyorlar kağıtlara, güzelce sarıp açılmayacak hale de getiriyorlar ki insanlar sorgulamasın ve boynunda taşısın. Eğer şu anda boynunuzda marketten, pazardan, kitapçıdan alınmış ya da birinin verdiği cevşen varsa hemen çıkarıp içine bakın. Gördüğünüz yazıları internette taratın bilgiye ulaşmak şu çağda çok kolay. Genellikle cevşenlerde Ayetel Kürsi, Nazar duası, Fatiha, Nas ve Felak sureleri olur. Eğer bunlardan biri değilse yazan mutlaka ne yazıldığını araştırın. İnternette taradığınızda yazan duaya erişemiyorsanız bir daha asla onu takmayın. Bilen birilerine sorun soruşturun. Uyduruk ya da yanlış yazılmış bir şeyi takıyor olabilirsiniz. Ya da size kötü niyetle verilmiş bir yazıyı. 

     Anneniz teyzeniz halanız kuzeniniz kim vermiş olursa olsun sorgulayın çünkü onlar da bilmeden insanlara kolayca güvenerek alıyorlar. Aslını araştırmaları gerektiğinin bilincinde değiller. En önemlisi şu şekilde kendinizi sınayın. Boynunuzdayken mutlu değil de mutsuzsanız, çıkardığınız zaman daha huzurlu oluyorsanız doğru duanın üzerinizde taşıdığınız olmadığına emin olursunuz. Bu yazıyı neden yazıyorum peki? Son zamanlarda anlatılanlar bu konuda bilinçlenmemiz gerektiğini düşündürdü bana. O yüzden sizlere anlatıyorum belki siz de taşıyorsunuzdur ve tedbir almak istersiniz. Ve tabi kafamı kurcalayan bir olay. Çok kısa bir süre önce nazarcı bir adamın verdiği hasardan artık o adamdan korkar hale geldiğimizde bir akrabamın aklına adamın yanına gidince herkesin cevşen takması çözümü gelmiş. Komşularından biri oğullarının sünnetinde mevlüt okuturken kırtasiyenin birinden toptan aldığı cevşenlerden dağıtıyormuş. Akrabam da almış tabi. Kızlar siz takın nazardan korusun diye. Neyse aldık ben taktım ama ne takma. Hayatımda böyle bir huzursuzluk yaşamadım akşam uyuyamadım içimde devamlı bir korku hani olur ya arkanda biri varmış gibi. Çıkarıp uyudum. Belki psikolojiktir diyerek yeniden taktım ama yine aynı his. Yanılıyor olamazdım rahatsız olmama ve devamlı korku duymama sebep olan bir rahatsızlık hissi oluyordu. Çıkardım rahatladım. İçini açtım bildiğiniz bir avuç dua ama aklıma gelmedi taratayım neymiş bunlar diye attım gitti. O günden sonra dua kitaplarında tespihlerde cevşenlerde hangi din temelli ürün olursa olsun araştırmadan içini açtırmadan almıyorum. Sizlere de tavsiyem lütfen dikkat edin bakın, inceleyin, araştırın. Belki de kötü giden hayatınızın sebebi çok uzakta değildir...

10 Ağustos 2016 Çarşamba

Lütfen Gidin!


 Kendimi kötü hissediyorum ve bu onlar yüzünden. Kim onlar? Siyahlar, karaktersizler, kötüler.. İyi olmayan ne varsa sahip olan onlar işte. 

     Bir köşeye çekilip onlar adına utanmak istiyorum. Hepsinin utanç yükünü sırtlamak kendimden bir parça verebilmek istiyorum. Sahi ben sırtlarsam geçer mi tüm utançlar?

     Ailesi hastayken düşkünken ölse de parasını yesem diye düşünen akrabam adına utanıyorum. O utanmadıkça ben daha fazla yerin dibine geçiyorum. Rabbim diyorum yarattığından sual olunmaz ama sen her şeyi bu kadar güzel yaratırken bu insan senin verdiğin vicdandan ve eşreflikten bu kadar yoksun nasıl var olmuş olabilir? Merhamet onun kalbine hiç mi uğramamış? Nasıl bu kadar nankör, sevgisiz ve hoyrat olabilir?

     Son bir kaç aydır rastladığım her yerde sevgilisini çok seviyormuş gibi gözüküp aslında hiç sevmeyen insanları ağzıma alabileceğim tüm hakaretlerle aşağılamak yerin dibine sokmak, hayatlarını yerle yeksan etmek istiyorum. Rabbim diyorum yok et onları. Sen yok edersen bunları temizlenir her yer, iyiler iyilere nasip olur. Tek şeytan yeter ki koca aleme, yüzlercesi neden?

     Bağırmak istiyorum bağırmak. Onlar yaşlılarla her dalga geçtiklerinde her yerleri buruş buruş olsun yürümekte zorlansın da onları genç yaşlarında anlasınlar diye avazım çıktığı kadar bağırmak, onlara geleceklerini gösterebilmek istiyorum. 

     Bir kaç gün önce ihtiyaç sahibi bir kadının bir şey satmak isterken yaklaşması üzerine yakınımın azarlamasına da kalbim acıdı o kadının gözleri yaşlı yokuş yukarı gidişi var ya. O kaç gecedir başımı yastığa koyduğumda uyuyana dek misafirim oldu sayamadım. İstiyorum dedim orda da. Ama bir şey diyemedim. Hani haksızlığa karşı susan yalnızca dilsiz şeytandı. Dilsiz şeytan mı oldum şimdi. Oldum galiba ben. O mültecilere tekme atanlara değil tekmeleri izleyenlere evimde oturup laf sayarken, onları yargılarken onlardan oldum ben de. İzleyenlerden. Hala oluyorum. Neden zorunda bırakılıyorum bilmiyorum. Ama bildiğim tek bir şey var o da; sevgili kötüler keşke hiç var olmasanız, hayat sizinle anlamlı falan değil inanın var olmasanız çok daha güzel bir dünyada yaşıyor olurduk. Lütfen gidin, Varlığınızın amaçsızlığını fark ettiğinizde evreni terk edin, toz bulutunuz dahi kalmasın...

6 Ağustos 2016 Cumartesi

Yılan Arkadaş




     Şimdi size arkadaşlarınıza sükretmenizi sağlayacak dünyanın en hain arkadaşını anlatacağım. Bana yaptıklarını seneler sonra öğrenmiş olsam da.

     Üniversitedeyken bana gelen tüm aracı teklifleri sana bakmaz gözü çok yukarıda söyle böyle kız diyerek benim adıma reddetmiş beni çok seven arkadaşım. Ortak arkadaşımıza gıyabımda bu kız senle çıkar için arkadaş diyormuş sürekli.

     Daha geçen yıl onların fakültelerinden bir çocukla sadece selamlaşıyoruz diye ekleştik. Çok ortak arkadaşımız var iki sohbet oldu diye reddetmedim ayıp olmasın diye. Senelerdir sevgilisi var çocuģun gram kötü niyet aklımdan geçmedi. Nasil geçebilir ki?

     Bu kıymetli arkadaşım bizim ekleştiğimizi görür görmez oo fakültenin yakışıklısıyla ekleşmişsin sevgilisi de yok baktın ki de mi gel bunu sana ayarlayayım dedi. Sakın dedim. Çocuktan pek hazetmediğimi söyleyebilirim. Zaten aklımda ilişki falan da yoktu. Bir de çocuģun istediģi kriterlerde değilim tesettürlü biri falan istiyo biliyorum flört adamı da deģil. Neyse efenim sen git çocuğa 'bizim kız da bekar senden çok hoşlanmış' de. Çocuk bir anda beni her yerden çıkardı. Hayatımda en nefret ettiğim şey basit kızlar ve basit hareketler. Bunu gıyabımda arkadaşım yaptı. Ben bunu çocuktan aylaaaar sonra öğrendim. Sonra kızla irtibatı kestim.

     Bizim eski mezunlardan efendi bir çocuk vardı. Kızla da ortak arkadaşımız. Sadece sosyal medya üzerinden beğenileşiyorduk önceden her arkadaş gibi. Daha evvel bir yönelme olmuştu o taraftan da hayır demiştim. Her neyse bu zaten baya baya yıllar önceydi. Biz baya geyik muhabbeti ceviriyoruz. Bir müddet sonra çocuģun ilgisini fark ettim. Aceba olur mu diye düşünürken bir anda irtibatımız kesildi. Bu iki defa oldu. Arada bir problem yokken çocuk hayalet oldu. Dün sebebini öğrendim. Meğer çocuğun bağlantılarını beğenenlere bakarken kız beni görmüş sonra da çocuğa bu kız senle görüşürken başkasıyla da görüştü sana layık değil seni yüzüstü bıraktı falan diye doldurmuş. Iki sefer yapmış bunu. Öyle bir şey yok. Beni de aramış o çocuk senle olmaz ben ağzını aradım seni istemiyor senle ciddi düşünmez dedi. Çocuk dün akşama kadar benle bir şeyler düşünürken dün akşam hayalet oldu. Ona ne dedi bilmiyorum.

     Artık yoruldum. Kızla ilgili daha yüzlerce şey öğrendim. Gıyabımda yaptığı söylediği şeylerin hepsi hayal ürünü. Neden diyorum ya neden? Neden bir insan diğerinin mutluluğuna bu kadar karşı olur? Bu yıla kadar tüm kısmetlerimi kapatmış kız eli d de öyle uzun ki. Ama sorsanız beni çok sever. İnsan bu kadar karaktersiz bu kadar yılan nasıl olabilir? Tamam varsın olmasın o olmasın bu olmasın şu olmasın da. Kaçırdığım fırsatlar onun yüzünden olmasın. Açık açık soylediģim halde yine yapmasın inkar etmesin iftira atmasın. Çünkü iftira ağır yük ve ben bunu kaldıramıyorum.

5 Ağustos 2016 Cuma

Sevmediklerim



1. Pretty Perfect - Eye Roll On : Adından anlaşıldığı gibi ürün bir göz altı roll on'u. İçerisindeki kafein ve b vitamini sayesinde göz altında halka ve koyuluk oluşumunu engellemeyi ve var olan koyulukların görünümünü hafifletmeyi vaadediyor. Uzun süre kullandığım ve şimdiye dek hakkında en olumsuz yargıya vardıģım ürün bu sanırım. Sürer sürmez yapış yapış bir his bırakıyor ve o his saatlerce geçmiyor. Cilt tarafından kolay emilmiyor. 12 mllik bir ürün ama sür sür bitmiyor. Bu olumlu mu olumsuz özellik mi bilemiyorum. Vaadettiği hiçbir şeyi yerine getirmiyor. Göz cevremde nem dahi sağlamadı. Kesinlikle ziyan bir ürün bana göre.



2.Nivea Yüz Temizleme Kremi : Daha önce niveanın yüz temizleme köpüğü ve toniğini kullanıp memnun kaldığımdan bahsetmiştim. Toniğinden hala memnunum fakat köpük için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Kullandığım ilk ay çok iyi gelmesine rağmen zamanla yüzümde kuruluk oluşturduğunu fark ettim ve kullanmayı bıraktım. Daha fazla nem sağlaması açısından kremini aldım fakat o da büyük hayal kırıklığı yaşattı bana. Kremi sürer sürmez yüzümde şiddetli bir yanma hissettim. Yıkadıktan 1 saat sonra bile yüzümdr batmalar devam ediyordu. Yüzümün verdiği tepkilerden çıkarımım niveanın o kadarda doğal bir ürün olmadığı yönünde. Nivea benim için bitmiştir bundan sonra himalaya ürünlerine yöneleceģim.

3. Snail Ampoule Mask : Gratisten cüzi bir miktara bulabileceğiniz tek kullanımlık salyangoz özlü cilt bakım maskesi. Maske kağıt şeklinde yüzünüze yerleştirip bekliyorsunuz. Yüzünüzde 15 20 dakika bekletmeniz gerekli bende yanma ve batma yaptiğı için 7 8 dakika ancak bekletebildim. Kızarma yapmadı fakat dayanılacak bir yanma hissi değildi. Maskesi kullandıktan bir kaç saat sonra rastladığım herkes cildine ne yaptın ışıl ışıl dedi. Geçici de olsa bir aydınlık ve parlaklık verdiği kesin. Fakat o kadar yanma yaptıktan sonra benim için aydınlık sağlaması çok da önemli değil.

3 Ağustos 2016 Çarşamba

Mantıksızız Kabul




     İnsanlar olarak o kadar saçma o kadar mantıksızız ki. Güyya hayattaki hatalar bizim ders almamız için. Ama bizim ders almaya niyetimiz yok. Aynı hataları tekrar tekrar yapıyoruz. Ben mesela. İnsanları düzeltmeye çalışmaktan bıkmış ve kendi kendime bu konuda söz vermiştim. Yine kendimi birilerini değiştirmeye çalışırken buldum. Yetişkinleri değiştirebileceğimi sanacak kadar mı safım yoksa ya tutarsa kafasındaki Nasreddin Hoca yolundan gitmeyi mi seviyorum bilmiyorum. Sebep her neyse kendimi anlayamasam da biliyorum ki bu saçmalık. Kimse değişmez.

     Niye bana böyle mayalanmış hamur gibi gelmiyor ki insanlar? Sadece bana değil hepimize. İlle bir yerleri kendimize göre dizayn etme gereksinimi duymamız neden? Tam biriyle dost olacaksın sırdaş olacaksın bakıyorsun çatlak bardak gibi bir yerlerinden sızdırıyor bir şeyler. Acaba bu adam bana uygun mu diyorsun bir bakıyorsun sen daha aklından dahi geçirmeden bir dürü defosu çıkıyor. Hiç biriniz mi normal değilsiniz mübarek? Beynimiz kim bu, ne yapmaya çalışıyor diye düşünmekten hallaç pamuğuna dönüyor?

     Biz net insanlar ararken nerede yanar döner gri ortam insanları bizi buluyor. Anlamadım ki alnımızda 14 puntoyla neon sabır taşıdır gelin mi yazıyor? İsyan falan anlaşılmasın bu. Mükemmel insanlar aradığım da yok. Mükemmel olmadığımı biliyorum ama en azından olmak için çabam var, kimsenin böyle bir çabasının olmadığını fark edince hem şaşırıyor hem de üzülüyorum. Ben böyleyim lafı herkesin dilinde. Neymiş efendim herkes herkesi olduğu gibi kabul etmeliymiş. Niye efendim? Daha iyi olmak doğruları yapmak ve insanlar tarafından daha çok sevilmek varken neden yanlışlarınızla kabullenmeliyiz? Beni kabullenmeyin dostlar. Benim ne hatam olursa çatır çatır söyleyin yüzüme. Bana dair sevmediğim ne varsa söyleyin, ben tüm yanlışlarımı bileyim, beni size sevdirmeyecek ne varsa bileyim. Bileyim ki düzeltebileyim, daha iyisi olabileyim. 

1 Ağustos 2016 Pazartesi

Öyle..



Bazı yaralar hiç geçmiyor. Seneler geçiyor, nice Temmuzlar geçiyor, benim tutulan bileklerimin çekilirkenki acısı geçmiyor. Bileklerim sanki hep mor, hep incinmiş Temmuz ayında hep aynı hissi duyuyorum sanki; yoğun nefret. Aynaya bakınca incinen gururum geliyor aklıma. Kendimi bağışlayamıyorum, hayatı bağışlayamıyorum. O kocaman hayal kırıklığı var ya tanıdığını sandığın değer verdiğin insanın aslında korkunç biri olduğuyla yüzleştiğin zaman kendine duyduğun merhamet ve suçluluk işte o her Temmuz sanki yeniden yaşanmışcasına hatırlanıyor. Gün görmesin diyorum, önce Ya Sabır ardından Ya Kahhar diyorum. Dilimden dökülen duam zihnimden geçen beddualara karışıyor. 'Iyileştir yaralarımı Ya Rab' diyorum, nihayet Ağustos geliyor unutuyor huzur buluyorum..

31 Temmuz 2016 Pazar

Nişan Telaşesi



    Daha evvel ablamın nişanı olacağından ve yorucu bir hazırlık sürecinde olduğumuzdan bahsetmiştim. Ve büyük gün geldi. Ailece daha önce herhangi bir isteme töreninde ya da sözde bulunmadığımız için hepimiz heyecanlı ve endişeliydik. Neyse ki korktuğumuz gibi geçmedi. 

     Ben zaten nişan günü aşırı yorgun bir halde gülümseyişimi gece boyunca sürdürme derdindeydim. Nişan günü de 12 çeşit aperatif ve nişan masası hazırladığımız, onları tek tek servis tabaklarına doldurup taşıdığımız için daha nişan başlamadan yorulduk. Bir de isteme aşamasında ablam isteme töreninde olduğundan doğal olarak kahveyi ben yaptım. Beklediğimizden çok daha fazla kalabalık olduğumuz için kahve işi de öyle filmlerdeki gibi olmadı tabi :) 22 kişiye kahve yaptım baya baya 22 kişi. 22 kişi nedir ya yuh. Şimdi düşününce saçma geliyor ama birine ver birine verme olmaz diye böyle bir aktiviteye giriştik. Neyse ki yaklaşık 20 kişi falan da içmek istemedi. Mutfakta kahveyle uğraşırken isteme faslını kaçırdım. Sadece babamın ben kızlarımı kolay veremem kızımı vermeme hakkımı kullanıyorum deyişini ve damadın dedesinin ısrarını duydum. Allah'tan her açıdan videoya almışlar da gün biter bitmez izleme şansım oldu. 

     Yüzük kısmında da tepsi tutan ben olduğum için makas kesmiyor adetini es geçmedim tabi. Damadın dedesinden mavilikleri cukkaladım, Allah bereket versin :) Ben hariç herkes aşırı heyecanlıydı. Peşine sohbet, pasta kesimi derken akşam oldu. Erkek tarafını postalar postalamaz bizim ekibin olmazsa olmazı oyun faslına geçildi. Kaç sefer horon döndük hatırlamıyorum tek hatırladığım herkes nefessiz kaldığında durduğumuz 10 dakika dinlendikten sonra her yöreden biraz oynandı (Herkes farklı yerlerden geldiği için) Gece yarısı gün bitti, güzel de bitti ama ben de bittim. Hayatımda böyle yorulduğumu hatırlamıyorum. 

    Gün bittikten sonra bana kalan şey kendini daha iyi tanımak oldu. Hani evlenmeye sıcak bakmıyordum ya bu organizasyonla daha iyi gördüm ki ben bunu hiç istemiyorum. Hani kızlar vardır özenirler ya ayyy yüzük mü ooo, ayy ne güzel olmuşsun, ayy darısı basıma falan. Anlamıyorum ben o durumu. Evlilik nişan falan galiba bana göre değil o yüzden ben bu işleri sevmiyorum sevemiyorum. Evlenmeye adım attığında başka bir aileye dahil oluyorsun ama sanki fazla fazla dahil oluyorsun. Nasıl diyeyim sanki o aileye ait oluyorsun, kendi ailenden kopmak zorunda kalıyormuşsun gibi. Amaaan kim ki onlar deme şansın olmayacak insanların hayatlarına dahil oluyorsun. Ömür boyu o insanlarlasın düşünsene seni kırabilirler sen onları kırabilirsin hiç sevmeyebilirsin ama daima saygı duymak ve seviyormuş gibi yapmak zorundasın, sana saygı duymasalar bile. Çok zor bir durum. Gerçekten çok iyi insanlarla karşılaşman gerek, bu da şans işi.

     Bir de yüzük meselesi var. Bu insan sahipli der gibi. Bir de iki yüzük takıyor ya kadınlar görünüş olarak estetik gelmiyor bana. Sürekli aksesuar değiştirmeyi seven biriyim ben tek ve değişmez bir aksesuar fikri hoşuma gitmiyor. Lütfen bahane olduğunu düşünmeyin yüzük bana yaşlanmışım gibi bir his veriyor artık genç kız değilmiş gibi takan artık salıncakta saklanamaz istediği yerlerde gezip tozamaz, sokakta oynayamaz şarkı söyleyemez arkadaşlarıyla istediği zaman eğlenemez gibi. Elimdeki yüzük özgürlüğüme vurulan bir darbe gibi. Bir de kısmet kapatıyor tabi. Ama vallahi benim bahanem bu değil :)

    Ben monoton olmayan her şeyi istiyorum. Değişmeyen tekdüzeleşmeyen, değişecekse de daima iyi yönde değişen, canlı bir aşk istiyorum. Ve aşkın evlilikte olmadığını biliyorum. Evlenenlerin bahsettiklerinden biliyorum. Erkekler malum flörtte bile bir müddet sonra değişiyor sıradanlaşıyorlar, kadınlar da eski ilgiyi ve sevdikleri adamı görmeyince soğuyorlar. Evlilik böyle bir şey değil işte. Artık birliktesin bu hayatın sana kıldığı bir zorunluluk. Ya ama ben ilgisiz kaldım deme alternatifin var mı?; Sürekli seni seviyorum'lar özledim'ler yok, bu durum tv başında sabahlanınca anlaşılıyor sanırım. 

     Kadınlar hep aynı kalabiliyor keşke erkekler de öyle olsa. Hani tavlayana kadar yaptıkları güzellikler, romantik hareketler şebeklikler var ya keşke hep yapsalar. İlişkilerinde kaç yıl geçerse geçsin o ilk zamanlarki çabayı gösterebilseler. O kadar güzel evlilikler olur ki o zaman. İki taraf da mutlu olur. Ama erkekler amaan artık benim ne gerek var diye düşünüyorlar çoğu zaman. Kadın artık gitmez diye düşünüyorlar. Oysa kadın bu her daim gider. Kadının aşık olması değil aşık kalması önemlidir. Tabi bunu önemseyen beyler varsa. Ben bir kaç erkek biliyorum öyle. Şahaneler. Birlikte oldukları kadınlar da çok mutlular.

     Eğer bir yerlerde değişmeyecek,bana ömrünün sonuna dek aşkla bakacak, saygısızlık etmeyecek, kıyamayacak, on numara beş yıldız bir adam varsa ben de evlenirim yani. Ama o zamana dek yaşasın bekarlık :)

28 Temmuz 2016 Perşembe

Ah Sizin Yeni Nesil Sevdalarınız



     Aşkooğm şifreni verle biten ilişkileriniz. Sözde çok seven beylerin 'bu bonom ozol hoyotom' diyerek ömrünü vermesi gereken insana vermedikleri şifreler yüzünden biten ilişkileriniz. Sevginin neresinde olduğunu anlayamadığım ilişkileriniz...

     Yalan söyledim ama seni kaybetmemek için söyledimcileri yerden yere vurmak istiyorum önce. Yalan söylediğinde karşısındakini kaybetmeyeceğini düşünen sivri zekalar. Kafaya bak pırıl pırıl. Sen yalan söyleyerek ilişkinin ömrünü uzattın şahane. Ama sana değer veren birinin güvenini sarstın. Güven bu, tek kullanımlık sonuçta. Bir defa terk ettiği bedene geri döner mi? Dönmez evladım dönmez. Güveniyle birlikte kendisi de gider. Bir bakmışsın ne sevgi kalmış ne kadın. Bu sebeple giden kadın öyle bir gider ki sana arkasından bakma şansı dahi tanımaz. Tozunu yutarsın. Sen ardından bakarken o toz dumanda kaybolur, bırak yüzünü varlığına hasret kalırsın. Sen kendini haklı bulacak sebepler arayıp çirkefleşirken o akıttığı gözyaşlarına tövbe edip kendine yeni bir yol çoktan çizmiş olur.

     Kaşar seviciler var bir de. Seni seviyorum, onu bunu şunu seviyorum. Eee? Kaşar da seviyorum ama ben? Yavrum ne geniş kalbiniz var öyle sizin yumruğunuz kadar değil sizinki maşallah hipodrom. İstisnasız her platformda kaşar likelarlar. Sanki onların mesleği beğenicilik. Swarmda gittikleri her mekanda tanımadıkları ne kadar kaşar varsa ekler düşürmeye çalışırlar. İnstagram keşfet de en sevdikleri kısımdır bunların. Çünkü oraya ne kadar kaşar resmi varsa düşer. Bir keşfetsinler 5 yıl önceki fotoya kadar giderler. Sanırlar ki o onlara yar olacak. Günü kurtarmak işte. Haa ama lafa gelince çok namuslu adamlardır ha. Gerçeğe baksan namus kelimesinin n'sini bilmezler. Namus vardır evet, evlenecekleri kadında olmalıdır. Kendileri bok çukurunda yüzer deniz derya hayal ederler. Hayal güçleri de çok geniştir yani. Sorsan hepsinin unutamadıkları bir aşkları ya da sevdikleri biri vardır. İnsan severken eliyle diliyle yüreğiyle her hücresiyle sever. Seviyoruz diye kimi kandırıyor bu karaktersiz herifler bilmiyorum. Uzak durun, inanmayın böylesine. Mendeburlar.

     Çok havalıyımcılar. Oyy oyy oyy. Dünya üzerinde 3.5 milyon erkek var ama bu beyefendi hint kumaşı. Dünyanın hiç bir yerinde kendisinden yok. Sorsan diğerlerinden ne fazlan var diye 3 gün düşünür cevaplamak için. Yavşaktır bir de bunlar. O atmasa başka kız atar derler. Aymı anda 3 4 hatta bazen 10 kızla konuşurlar. Karaktersizliklerini maarifet sanarlar. En son okudukları kitap Cin Ali serisidir. Siyaset ve politika hakkında bilgileri bakkal Ahmet amca kadardır öyle heybeye konuşurlar yoksa bildiklerinden değil. Karı kızın etek boyunu sor ama mahalledeki hangi kız kimle düşüp kalkıyor hemen bilirler. Magazinde en önde bayrak tutarlar. Bir de magazin sevmem derler. Ay yesinler sizin sevmeyişinizi Sevmeyişiniz buysa sevdiğiniz halinizi bilmesek daha iyi. İkili ilişkilerde insanın ömrünü yerler. Mesaj atarsın cevap alamazsın, alırsın bir şeye benzemez, bir adım beklersin aylarca beklesen elle tutulur gözle görülür bir adım olmaz, ayrılsan 'benden iyisini bulamaz' triplerine girerler. Geçin bunları, bunları gördü mü çıkmaz sokağa girin ama aynı yoldan gitmeyin. Alimallah üzülürsünüz falan, istemem. 

cpm fun 2