Son Yazılar

13 Nisan 2017 Perşembe

Ne Zaman Evleneceksin?


     Ablamın evlenmesiyle haliyle tüm oklar bana döndü. Herkesin dilinde sözleşmiş gibi aynı soru: eee sen ne zaman evleniyorsun? Kusura bakmayın da hiç bir zaman diyesim geliyor. Hele bir durun ya. Sanki çok matah bir şeymiş gibi evlenen herkes çok mutluymuş gibi. Mesleğimi bu ülkede yaptığım zaman diyesim geliyor bazısına da diyemiyorum. Doğru adamı bulmadım diyorum. Bulmadım çünkü inandığım doğru inandıkları doğrular değil, hissettiklerim insanların hissettikleri değil. Ben kendimi bu şehre hatta zaman zaman bu dünyaya bile ait hissetmezken birine ait nasıl hissedebilirim ki? Sahip olabileceğim biri olduğunu canlı canlı görüp 'bu o' diyemeden nasıl ait olurum?

     8 Nisan'da düğünden hemen sonra bir yazı yazacağımı söylemiştim. Falda çıkanlarla ilgili. Evet düğün aynı falda çıkan gibi oldu hatta anlatıldığı gibi biri orada vardı fakat ne tanıştım ne de ismini biliyorum. İlgimi de çekmedi. O olduğunu nereden biliyorsun diyecek olursanız insanlar söyledi diyebilirim bir de tam bir ara kafamı kaldırdığımda bana uzun uzun bakan biri olduğunu fark ettim. Ama o kadar. Ne şimşekler çaktı kafamda ne de heyecan duydum. Umarım bu o değildir dedim sadece. Ki umarım değildir. Zaten şimdi görsem yüzünü bile seçmem mümkün değil kısacık bir an gördüm, ilgimi çekmediğinden bir kez daha bakmadım.

     Şu süreçte çakralarım açık, değişik şeyler hissediyorum. Kendimi daha iyi tanıyorum. Öncelikle ülkemi herkesten çok seviyorum yanlış anlaşılmak istemem. Fakat çoğunlukla yanlış bir coğrafyada yaşadığımı, buranın bana göre olmadığını hissediyorum. Bu ülkede çoğunlukla kadınlara bir rol biçilmiş; hepsi süslü bebeklerle oynamak, zamanı gelince evlenmek, tek tip olmak, mutsuzken mutlu görünmek, hem evde hem işte çalışmak ve daima 2. sınıf insan olmak ve bunu sorun etmemek zorunda. Peki ama neden? 21. yüzyılda biz neden hala gördüğümüz her kız çocuğuna pembe tül etek yahut barbie bebek alıyoruz? Neden okulunu bitiren her gence evlilik tarihini soruyoruz? Neden çocuk sahibi olmayan çiftlere çocuk baskısı yapıp, çirkin ithamlarda bulunup hazır olmadan ebeveyn sahibi olup yıpranmalarına, mutsuz bir aile oluşturmalarına sebep oluyoruz?

     Neden biz hiç evlatlarımıza en son ne okudun, hangi dergileri takip edersin, gelişmeler hakkında ne düşünüyorsun, bilime katkı sağlamak için ne yaptın diye sormuyoruz? Biz o saçma sapan soruları sormak ya da onlarla muhatap olmak zorunda mıyız? Neden daima her şeyde kötünün iyisine kanaat etmek zorundayız? Six packli erkek istediğimizde neden bizim de cinsellik hakkında istediklerimizi söyleme hakkımız olduğu düşünülmüyor da sapık, yoldan çıkmış, arsız oluyoruz. Türk erkeği göbekli olur, Türk kızı boşa gavurlara özenmesin pijamalı bir adamla evlenecek laflarını işitmek zorunda kalıyoruz. Götünün kıllarını almaktan aciz adamların kadın dediğin 90 60 90 olmalı, tek tel bıyığı olmamalı, kol kılı ne iğrenç laflarına hakları varmış gibi güzellik salonlarında ömür tüketiyoruz? 2. sınıf olmaktan mutlu muyuz? Sorsanız herkes mutsuz ama kim bir şey yapıyor, hiç kimse. Kadın dediğin bakımlı olur lafı tutmuş gidiyor. Erkek ne olur peki parşömen kağıdı mı?

     Aslında tam tersi, kadınlar için görsellik daha önemli. Üstelik kadınlar sevdikleri insandan erkeklere oranla daha çabuk soğur ve iğrenir. Zaten o yüzden evli kadınların çoğu kocalarına aşık olduklarını söylemekten ziyade onlardan yakınırlar. 1 ay sonra aşk meşk kalmaz. Bu yüzden kadınlar daha kolay vazgeçerler sevdiklerinden, soğuduktan sonra geri dönüşleri olmaz. 

     Daha neler yazarım da buraya sığmaz. Bırakın burayı hiç bir satıra sığmaz bu ülkedeki çifte standart, kendi mesleğini yapamamanın hüznü, bir şeylere devamlı zorunda olma durumu, elalem ne derciler, çevre baskısı.. Burada mutlu olmak zor, burada mutlu olabileceğin adam bulmak zor. Bu şartlarda neden evlenmiyorsun sorusu öylesine anlamsız öylesine sefil ki. Kendim gibi bulma ümidiyle direnebildiğim yere kadar direneceğim. 

30 Mart 2017 Perşembe

Son 9 Gün


     Düğün hazırlıklarımızda sona geldik sayılır. Ben çok yoruldum bu süreçte. Çok şey yaptığımdan değil düşünmekten hesaplamaktan kafa yormaktan yoruldum. Fiziksel yorgunluğum kafa yorgunluğumun yanında hiçbir şey. Düğünlerin birine tam 9 gün kaldı. Böyle söyleyince fazlaymış gibi görünüyor ama zaman hızla akıyor eminim şıp diye gelip geçecek. 

     Bu saate dek kıyafetim hatta her şeyim hazırdı fakat bugün annemin de isteği üzerine buradaki düğüne başka bir abiye aldık. Bir yerde gördüğü beğendiği abiyede aklı kalmış. Onun üzerine aldık geldik. Akşama dek onu bunu yetiştir son planları yap derken kafamda aniden şimşek çaktı : Fal şimşeği!

     Doğru okudunuz aynen fal. Fala epeydir tövbe etmiş olsam da baktırdıklarımı hatırlıyorum kafama kazınmışlar. Son falımda üzerimde dizime kadar bir elbise ve altında açık siyah ayakkabılar vardı, kalabalıktaydım bir adam bana yüzük getiriyordu. Orada karşılaşacakmışım kaderimdeki adamla. İsmi T ile başlıyormuş. Enteresen.

     Nasıl bir tesadüf bilmem aldığım elbise ve ayakkabı falda anlatılan kombin. Bugün aniden aklıma geldi. Ve aylardan Nisan denmişti. Aylardan Nisan olacak. Tesadüf mü bunlar? Tesadüfse nasıl tesadüfler? Hayret edilesi. Kafama takmadığım bir bu kalmıştı. 

     Buradaki düğüne kankalarım gelecek. Hepsi günlerdir düğüne yakışıklı gelecek mi süslenme deyip duruyorlar bana. İşte kız milleti, yakışıklıyı düğünde bile affetmiyor demek ki. Ben düğünleri sevmediğim o yüzden de hiç gitmediğimden bilmiyorum bu işleri. Zaten ben mekanda insan kesme taraftarı hiç olmadım, bana abazalık gibi geliyor. Hatta gibi gelmiyor bence abazalık. Düşünüyorum mesela ben birine bakacak olsam şunları dert edinirim : o insan evli olabilir nişanlı olabilir sevgilisi olabilir sevdiği biri olabilir. Sırf bu yüzden bile doğru gelmiyor bana. Bir başkasının sevgilisine yanlışlıkla bile bakmam yanlış. En iyisi işine bakmak. Doğru zaten gelip bizi bulmaz mı?

    Burdaki düğün 8 Martta. T harfi her kimse (ki öyle biri yok hiç T harfiyle başlayan birini sevmedim hoşlanmadım bile) gelip beni bulursa akşam gelir buraya yazarım. Aşka gebermiş gibi hazırım zaten kafama göre biri gelse sevmekten çıldırtacağım diye korkarım. Zaten ben ayarsız sever ayarsız nefret ederim, ortasını beceremiyorum. :)

      Önceden seven biri vardı ama sanıyorum o da davetli düğüne ailesiyle. Belki odur diyeceğim de pek yüz verdiğim muhabbet ettiğim biri değildir. Aile dostumuz olması sebebiyle selamlaşmamız var o kadar. Umarım o saçma insanın mevzuyla alakası yoktur. Heyecanlandım bak şimdi bir an önce gelsin 8 Nisan hayırlısıyla. Aşk da gelsin.

     Yanlış anlaşılmak istemem sanki evlenmek meraklısıymışım gibi falan. Evlenmeyi hiç düşünmüyorum sadece aşkı çok özledim. Ben hayat boyu hep doğru insanı bekledim doğru insan ümidiyle sadece 1 kez denedim onda da anlatamayacağım kadar çok üzüldüm burada da defalarca bahsetmiştim. Ben hakkıyla seviyorum sevince, dünya nüfusu 1'e iniyor, bağlanıyorum özlüyorum ağlıyorum her şeyden kıskanıyorum onsuz nefes alamıyorum. İnsanlar bu kadar kirliyken ben temiz seviyorum, bekliyorum, sabrediyorum. Bir kez daha bu insan beni hiç hak etmemiş demek istemiyorum. Hayattaki iyi olma savaşımı iyilerle değerlendirmek istiyorum. Kalbim paramparça oldu toplamak yıllarımı aldı mutlu olmayı ve bir bütün olmayı hak ettiğimi düşünüyorum. Bu konuda mütevazi olamayacağım 5 sene boyunca kendimi köşeye çekerek muhafaza ederek umutla beklemiş olmanın getirisiyle söylüyorum ben herkesten çok hak ettim. Umarım hak ettiğim gibi gelir.

     Kandiliniz mübarek olsun. Hepinizin tüm dilekleri bu akşam hürmetine gerçek olsun innnşallaah. Sevgiler.

13 Mart 2017 Pazartesi

Planlar Planlar

     
     Selaaam epeydir yazmıyorum biliyorum hep düğün telaşesinden. İş güç kurs programlar ders derken aldı başını gitti meşguliyetlerim. Bir sürü yazım yığıldı fakat ben önce içimden gelenleri yazmak istedim.

     Evimi barkımı dağıttım geldim. Evet doğru duydunuz malum Ankara'da ablamla yaşıyordum o da 15 Nisan'da evleniyor. (Göksu'da beklerim :)) O evlendikten sonra ya o evde yaşayacaktım ya da kendime yeni bir yol çizecektim. Ben de yeni bir yolu seçtim.

     Ankara'yı sevmediğimi her fırsatta söylerim. İnsanların biri ölse dönüp bakmadığı, yaşlıların bile birbirini itip kaktığı, göçten ötürü aşırı yozlaşmış, aşkları bile yalan olan bir şehir bana göre. Günübirlik ya da haftalık yaşıyorlar aşklarını, bedenleri öylesine kıymetsiz ki. Ruhları da. Hepsi kendi ağızlarıyla söylüyorlar mutlu olmadıklarını. Olamazlar tabi o kadar sahteler ki. Yanınızdan geçen çiftlerin yüzlerine baktığınızda bile anlıyorsunuz birbirlerine aşık olmadıklarını. Kol kola yürüyen sözde kankaların birbirlerine attıkları sinsi bakışları da. Ankara'yı hiç sevemedim ben ya. İnsanlarını sevemedim havasını trafiğini insanlığını kaybetmiş insanları hiç sevemedim. Gerçi Ankara'da Ankaralı tanımadım ben hiç. Hepsi Yozgatlı, Çorumlu, Çankırılı. Belki onların kendi kültürlerini taşımalarından olmuştur böyle, bilemiyorum. Sebep her neyse insanları yargılamadan yapamıyorum orada. Para bozmayan marketler, müşteriler çöpe attıkları kartonaları bile almasınlar diye gizleyen dükkan sahipleri, sokak ortasında küfürleşen kadınlar, banka kuyruklarında ve her otobüste kavga çıkaran çirkef insanlar. Medeniyetin olduğunun söylendiği fakay Güneydoğuda daha çok medeniyet gördüğümü söyleyebileceğim bir il olarak kazındı hafızama. Yardımlaşma, merhamet, komşuluk, sevgi, uzlaşma insana dair olması gereken ne varsa göremedim ben orada. Senelerce de kaldım bu yargıya varmamı yadırgamazsınız sanıyorum.

     Mesleğim gereği Ankara'da kalmak zorundaydım kadrom açılmıyordu. Hala açılmadı bir dahaki dönem açılacak inşallah bekleyişim son bulacak. Ama benim oraya dönesim yok beni o şehre bağlayan hiç bir şey yok. Bekledim sabrettim dedim ki belki aşık olurum o şehirde bana o şehri sevdirir ama yok olmadı aşık da olamadım. Benim doğru adam Ankara'da değil demek ki. Ha meslek diyeceksiniz evet ama dönesim yok işte. Bir kaç gündür kendime şehir araştırıyorum yeni bir şehirde yepyeni bir hayata başlama planım var. Yeni bir aşk yeni bir ortam istiyorum. 

     Geçen dönem Antalya'da mesleğimi yapabileceğim bir teklif almıştım fakat gözüm korkmuştu. Bir yakınım da taşındı geri döndü Antalya'da siyasetin çok olduğunu bezdiğini söyledi. Ben zaten 4 senede yeterince bezmişim şimdi başka yerde aynı sorun olsun istemedim. Huzur arıyorum ben huzur. Kafamdaki tek plan Amasra'ya taşınmak fakat işimi orada nasıl yaparım bilmiyorum. Ha bugün Ankara'ya dönmem gereken bir fırsat çıkar kalkar gider yerleşirim yeniden ama Allah biliyor ya istemiyorum. Ne zaman Ankara'ya gitsem işlerim ters gitmeye başlıyor burnum kanıyor kabuslar görüyorum git burdan diyor içimdeki ses falcılar da öyle diyor senin bu şehirde olmanı engelleyen şeyler var hatta biri var diyorlar. Gerçi onlara da inanmıyorum artık. Fala tövbe edeli çok oldu. Ben bu derece Allah'ı severken onun sevmediği bir şeyi yapmak istemiyorum. O'nun beni sevmesi, benimle olması her şeyden daha mühim benim için.

     Yakın zamanda üniversiteden tanıdığım ama çok samimi olmadığım bir arkadaşım açıldı bana. Beni tanıdığını flörte gerek duymadığını evlenmek istediğini bu konuyla ilgili bu ay gelmek istediğini söylemişti. Hissetmedim. Şahane bir adam evet dindar yakışıklı kibar kadın-erkek eşitliğine dibine kadar inanan romantik duygusal bir adam.Tam bir ev babası. O adamın teklifini kafamda değerlendirirken fark ettim ki ben bunu istemiyorum. Ben dünyayı dolaşabileceğim gezebileceğim eğlenebileceğim dilediğimce dans edip koşabileceğim bir adam istiyorum. Üstelik size pek mantıklı gelmeyecek ama bir sebebim de vardı. Evlat edinme fikrine çok uzak olduğunu asla böyle bir şey düşünmediğini öğrenmem. Bunu sormadım tabi öğrendim. Çocuk sahibi herkes olabilir fakat kaç kişi evlat edinebilir ki? Bu benim için çok önemli Hiç anne kokusu duymamış bir çocuğa sarıldığımda onun bu kokuyu duyabilmesini istiyorum. Dizi kanadığında yerinden kalkıp devam etmek zorunda olmasın hiç bir çocuk istiyorum. Soğuk bir yatakhanede ağlayarak değil saçı okşanarak uyusun istiyorum. O çocuklar için herkesin yapması gereken şeyler olduğunu ama kimsenin yapmadığını düşünüyorum. Bu beni üzüyor. Birini sevmek için aranızda kan bağı olması gerekmez. Aşık olduğunuz insanlarla aranızda kan bağı var mı yahut en yakın dostlarınızla? Sevebiliyormuşsunuz demek ki.Keşke onları bir arada tutup koruyabilecek gücüm olsa fakat yok. Ama belki en azından birini korurum. Nolur ki bir evladıma bir evlat daha katılsa. Gözüm doluyor, insanlar neden bu kadar katı, hoyrat anlamıyorum. Oysa kocaman bir kalbimiz var derya deniz, sev sevebildiğin kadar. Belki okuyanlara saçma gelecek belki ben bu hayalimi yapamayacağım ilerde fakat hayalimdeki adam olmadığını hissettim işte. Belki bahaneydi bilmiyorum. Her konuda benim gibi düşünen birine ihtiyacım var. En azından çoğu konuda. 

    Bakın ben o değilim, onlardan olmak istemiyorum. Kuş kadar ömrümüz, bir kişiye faydalı olamamış, dünyaya güzel şeyler bırakamamış mal mülk peşinde hayatını ziyan edenlerden olmak istemiyorum. Ben AHSEN denilince insanların kalbinin derinliklerinde bir ses duymalarını istiyorum. Hayatlarına girmem yetmez, kalplerine ruhlarına zorluklarına sevinçlerine dahil olmalıyım. Aksi halde ne anlamı kalır varlığımın, öylece gelip giden ziyanlardan ne farkım kalır?

     Çok karaktersiz insanlar görüyorum, çok yoz, ahlaksız, insaniyet namına hiç bir değere sahip olmayan adamlar tanıdım. Ölmelerini isterdim elimde olsaydı. Ciddiyim. İlerideki devirlerde daha sağlam erkekler olsun istiyorum adam gibi adamlar. Benim incindiğim gibi kızım incinmesini pişman olmasın, utanç duymasın istiyorum. Kızlarımızın gönüllerinde taht kuracak, pişmanlıkla değil de sevgiyle muhabbetle anacakları şükran duyacakları adamlar olsun istiyorum. Bu yüzden iyi erkek çocuk yetiştirmek şart. Onları belki ben yetiştirebilirim. Ben çok mu mükemmelim hayır, sadece denemek istiyorum. En azından çaba göstermek. İnsanın kainata bıraktığı en güzel şey yaşayan miraslar değil mi; iyi bir evlat, okudukça okunan bir kitap, bir resim, kalbi titreten bir şiir, dilden dile dolanan bir şarkı, bir fidan.. Yaşamasını sağladığınız her güzellik..

     Öyle işte herkesin derdi kendine has, benimki de böyle.

(dipnot : totem yapacağım bu akşam doğru adamdan bir işaret gelsin diye mucize olursa güncelleyip yazarım :D)

29 Ocak 2017 Pazar

Sorgulamadan Olmuyor Be!


    


     
     Bloğu istemsiz şekilde ihmal ettim biliyorum. Aslında çok fazla şey oldu, yazmak istediğim çok fazla an oldu da benim yazmaya elim gitmedi. Burada pek çok konuda yer verdiğim yakın bir arkadaşımdan bahsetmiştim okuyanlar belki hatırlar; Hopalı.

     Ona destek olmak için kendimi soyutladım gibi. 6 senelik bir ilişkisi vardı, sevgilisi iskeletor kızı evleneceğiz diye oyaladı da oyaladı. Çocuğun ailesi çok kötü çıktı, kız aşırı derecede yıprandı. Akıllansın diye ayrıldı, çocuk onca şeyi hiç yapmamış, sanki ailesi kızın hayatını mahvetmemiş gibi kızı suçladı. Ve sadece bir kaç ay sonra başka biriyle çıkmaya başladı. 


     İnanın insanın dostunun üzülmesi çok fena durum. Yapmak istediğiniz çok şey var ama hiç bir şey yapamıyorsunuz. 6 yıllık ilişki ya 6 yıl. Bu erkekler ne kadar çabuk unutuyor ne çabuk siliyorlar. Sevgilerine inanmak gerçekten güç artık. Sevdiklerini o kadar hoyrat seviyorlar ki kırıp dökmeden yapamıyorlar. Sevdim dedikleri de o anlık, bitiyor hemen başkası. Oh ne rahatlar ya. Ben bile o kadar olaylı ve incinerek ayrıldığım ilişkimden sonraki 3 4 yıl ruh gibiydim, bırak kimseyle çıkmayı görüşemedim, konuşamadım bile. Onların sevgi anlayışlarıyla bizimki farklı anladığım kadarıyla. Biz mutluymuşuz gibi davranırken mutsuzken onlar tam tersi ayrılınca seviyormuş gibi davranırken araya 3 5 yara bandı sıkıştırabiliyorlar. Vallahi takdir edilesi. 


     Şu zamana kadar ayrı olsa dahi içinde bir ümit taşıyan, ilişkisine senelerce emek verip her şeye katlanan, kan kussa kızılcık şerbeti içtim diyen dostum 2 günlük kızla sevdiği adamın söz fotoğrafını görüp yıkıldı. Ve ben adalet konusunda hayatı sorgulamaya başladım. Tamam hiç bir zaman iskeletoru kankama layık bulmadım, zaten hiç sevmezdim de. Yine de dostum seviyordu, napabilirdim ki. Barışsınlar diye çok çaba harcadım ama olmadı. 


     En az arkadaşım kadar yıkıldım. Çünkü ne hissettiğini biliyorum. Ben de sevdiğim adamı ayrıldıktan sonra bir kızla aynı fotoğraf karesinde gördüğümde sabaha dek ağlamıştım. Biliyorsun değmiyor, istemiyorsun da olanlar hep aklında oluyor. Ama ta içinde bir yerler eziliyor, hırpalanıyorsun, acıtıyor. Hayatı sorgulamaya başlıyorsun. Sen hep iyisin ama yaralanan hep sensin. Hayat hayallerine ve planlarına bakmadan ağzının payını öyle güzel veriyor ki hayretler içerisinde kalıyorsun. Üstelik onlarınki daha çok yeni bir ayrılık, nasıl hazmetsin nasıl nefes alsın nasıl yaşasın? Zor çok zor.


     Çok fazla ilişki yaşayan insanlarda bu olayı görmezsiniz çünkü ayrıla ayrıla atlatmayı öğrenmişlerdir. Ama bazı insanlar kırılmaktan deli gibi korkar o yüzden kimseyi alamaz kolay kolay. Ben gibi Hopalı gibi ... Sanki iki kez severse insan, aslına ihanet edermiş gibi. Biliyorum saçma bir düşünce, nasip de var işin içinde. Allah bizi en layık olduklarımızla birleştirmeye çalışıyor onu da biliyorum yine de bu kadar kırılmak zorunda mıydık be? Yani bir onla bir bunla gönül eğlendiren karaktersiz insanlar koşarken biz düşe kalka yürümek zorunda mıydık? Bilmiyorum. Tek bildiğim çöktüğüm. Ve bir daha 'seni seviyorum'un benim için fazla anlam ifade etmeyeceğine emin olduğum.

17 Aralık 2016 Cumartesi

Dilerdim


     İnsanın canını en çok acıtan şey güvenin incinmesi. 5 sene önce incinen güven de aynı gün incinen güven de aynı acıyı yapar insanda. Şimdi hayatıma kim girmeye çalışsa korkuyorum. Sanki hep incinecekmişim gibi. Hani insan der ya dövülse sövülse bu kadar acıtmaz aynen öyle. Bir kere birine güvendikten sonra yaşadığın hayal kırıklığı hayatının bütünü kaplıyor. Lanet olsun ki insan kötü şeyleri unutmuyor. 

     10 yıl evvel bir dostum kazık atmıştı bana dostuma dahi güvenmemem gerektiğini ilk öğrendiğim olaydır o. Ondan sonra hiç bir arkadaşıma %100 güvenemedim. Çok istedim ama güvenemdim.

     4 yıl önce de öyle bir inciltildim ki bugün bile hatırlayınca sesim soluğum kesilir. Güvendim, gönderdim ama hayal kırıklığına uğradım. Üstelik benden daha fazlası saklandı. Hayatında canını verebileceğin insanın sana yalan söylemesi güvenini alt üst etmesi ne demek bilir misiniz? Şimdi tanıştığım herkes ona güvenmemi onunla bir yola çıkmamı istiyor. Ben 4 sene önceki sarsıntımı hatırlayınca göz yaşlarına boğulurken 2 günlük insanlara güvenip nasıl huzurla uyuyabilirim? Nasıl incinmekten korkmam?

     Neden ben diyeceğim diyemiyorum. Vardır bir hayır hayatımda diyorum onu da dilim söylese yüreğim söylemiyor Neden ya neden? Hayatım boyunca iyi biri olup kimseye yalan söylemedim, hep affedici oldum fedakar oldum koşulsuz insanları seven ve yardım elini hiç esirgemeyen oldum. Merhametli olduğum için mi, iyi olduğum için mi bu kadar hırpalandım? 

     Hiç yorulmamış olmayı dilerdim. Hep hak ettiğim hayatı yaşamayı, insanları tanımayı. Tanıdığım yüzlerce insana kıymet vermemiş, kimseyle tartışmamış, incitmemiş, incinmemiş, yarın kuruyacak çiçekleri bugün sulamamış, hiç bir hayvanın başını okşamamış, hiç bebek koklamamış, hiç hayal kurmamış olmayı dilerdim. Evet en çok da bu, hayal kurmamış olmayı dilerdim. Allah'a sana bunları şikayet ediyorum demek isterdim O'na geleceğimi sormak yaşadığım her şeyin sebebini anlamak isterdim gözyaşlarımın bedellerinin ödetildiğini gözümle görmek ve O'na sarılmak isterdim. İnsanın hep yanında olan ve koşulsuz seven O'na...

10 Aralık 2016 Cumartesi

Ben Bu Devrin



     Gecenin bir yarısı aniden kalkarsın ki nefesin sıkışmış. Sanki 10 ton üzerine binmiş, içimde bir sıkıntı var dersin. Muhakkak bir şey hissedersin de ne hissettiğini bilmezsin. Vücudun kendi kendine tepkimeler vermeye başlar, bir bakarsın gözlerinden yaşlar boşalıverir, yastığın sırılsıklam. Ne olduğunu da anlamazsın. Ne oluyor diye sorgulamaya kalmadan olabilecek tüm ihtimalleri kafandan geçirmeye çalışırsın ama imkanı yoktur. İçinde bulunduğun durum psikolojik bir olay mıdır yoksa fizyolojik mi, hormonlardan biri mi tavan yaptı gibi kırk çeşit düşünceye kapılırsın. Cevap bulamazsın, tek bildiğin evrende var olan negatif bir enerjiyi çekerek bir şey hissettiğin ve o enerjinin seni bedenen ve ruhen alaşağı ettiğidir. Sakinleşmeye çalışır, geçmesi için kendine telkinlerde bulunmaya başlarsın. Biliçaltın sanki yeterince donuk hissetmiyormuşsun gibi kafana en kötü olayları getiriverir, sağa sola sallarsın kafanı, sanki sallayınca kulaklarından dökülüp gideceklermiş gibi. Keşke öyle olsaydı, de mi?

     Aklından en çok o anda edebi şeyler geçer, kötü olan onları kağıda dökecek gücün olmadığını hissetmektir. Sabah uyandığında o güzel kelimeler uçup gidecektir bilirsin, yine de yazamazsın işte. Yazarak uçurmaktansa o anki düşüncelerinde, hislerin ağırlığının seni çöktürmesine izin vermek işine gelir. Gün boyu mutluyken akşam mutlu uyumuşken nedir bu mutsuzluk hali, kontrol edilemez duygu değişimi hızı? Anlayamazsın. İnsanlar da anlayamaz. Zaten kimse kimseyi anlamaz, biz başkalarını anlıyor muyuz ki?

     Yeni şeyler istersin de hayat sana vermeye çalıştığında da koşarak uzaklaşırsın. Çünkü cesaret edemezsin, korkarsın. Minik bir serçe korkaklığıyla bu kadar canım var o da hüzne düşerse nasıl kaldırırım ben dersin. Evet mutlu olmayı istersin hem de her şeyden çok. Ama mutsuz olabilme ihtimalini kaldıramayacağından korkarsın. O korku da seni ne geri götürür ne ileri. Tek istediğin sabit, istediğin anda yaşamak. Her şeyin istediğin gibi olması, bir kukla oynatır gibi insanları oynatabilmek, kaderi şekillendirebilmek.. Hiç biri elinde değildir oysa. Siyah kainat yaratıldığından beri var olmuştur ve olacaktır. Olmasaydı beyazın kıymeti olmayacağını bilirsin fakat yine de var oluşuna gönlün razı gelmez. Çok görmüşsündür siyaha bulanan insan, insanlığa yakıştıramazsın bu rengi. Ama insanlar kendilerine yakıştırırlar işte. Salak gibi her tanıdığın kötüyü düzeltmeye çalışırsın. Tüm çabalarının her seferinden ziyan olduğunu göre göre çalışırsın. Yine ziyan olur ve yine ve yine ve yine. 

     Doğum günlerinde herkes gelecek temenni ederken sen gözümü kapayıp açayım ve yarın yaşadığım tüm incitici şeyler, tüm hayal kırıklıklarım bir şaka olsun, ziyan olan yıllarımı yeniden yaşayayım dersin. Gözünü açarsın herkes oradadır. Sabah uyanırsın her şey aynıdır. Yine insanlar kötüdür ve sen evrenin bu kadar kötülüğü nasıl kusmadığına akıl erdiremezsin. Ve sen insanların iyileri incitebilme yeteneklerine hayret edersin.

     İnsanlar devamlı yargılar, en sevdikleri şeydir yargı. Onlarda göre; dost sevgili aile öğretmen hepsi geçicidir. Sana göreyse herkes kalıcı. Tek bir insan olmalıdır insanın hayatında geçmişi şimdisi geleceği. Allah da evreni böyle yaratmamış mı? Elmaları kesip evrene atmış, yarılarını bulsunlar diye. Buluyorlar mı peki? Bulacağım diye kaç yarımı kendilerine sarıyor sarıyor bırakıyorlar. Sardıkça kararıyorlar ama umurlarında değil. Bunu marifet sanıyorlar. Kendileri gibi nefis peşinde koşmayanları anlamsız buluyorlar. Çünkü tenleri ucuz çünkü ruhları ucuz. O kadar kıymetsiz ki kalpleri öyle geniş ki geleni alıyorlar. Hayret ediyorsun nasıl kusmuyor o kalp onca leşi. Sen doğru yoldan giderken kendilerine hesabı sorulacak o çivilerle dolu üzerlerine pislik bulaşan yoldan giderken biri bile 'ben yanlış gidiyorum galiba ben ne yapıyorum eyvah' deyip farkındalığa ulaşamıyor da bizim gibi dümdüz yolda kimseye bulaşmadan tek doğruyu bulmak için yalın ayak yürüyenleri yargılıyor, tuhafsıyorlar. Bağırasın geliyor, 'doğru benimi, Hakk'ın emrettiği benim yolum' diye. Bağıramıyorsun, anlamazlar, anlamıyorlar. Seni anlasaydı Mecnun, Kerem yahut Ferhat anlardı, keşke yaşasalardı.

    Sevgili Mecnun, Kerem, Ferhat ben bu devrin Leylası, Aslısı, Şirini olamadım. Beceremedim, becermek istemedim. Üstime vazifeymiş gibi tutup Mecnun'u Kerem'i Ferhat'ı olmaya çalıştım. Sanırım onu olamadım, oldurmadılar, müsaade etmediler. Ama ben sizi gördüm, sizi bildim gönül yoldaşım. Dokunmadan da sevilebileceğini yalnız tek kişiyi sevip ona ömrünüzü heba edebilmenin saadetini sizden öğrendim. Gayri bundan sonra yolum da sizin yolunuzdur. İyi ki sevdiniz, sevildiniz, gönlümüze gidecek daimi bir yön çizdiniz..

29 Kasım 2016 Salı

Uzak Durulması Gereken Tutarsız Erkek Tipleri



     Önce sizden hoşlandığını cümle aleme ilan edip, sonra hiç bir şey olmamış gibi davranan tip ; en kıl edici ve liste başı tip budur. Tabiri caizse bir deli bir akıllı denilenlerden. Bir gün can ciğer kuzu sarması olup diğer gün ezeli düşmanınız olabilir. Türk filmlerindeki bir seviyorum bir sevmiyorum diyen erkek modelleri baş kahramanlarıdır. Öyle bir noktaya getirirler ki karşılarındakini sanki kadın hoşlanıyormuş, onca adımı kadın atmış da kendisi yüz verip vermemeyi düşünüyormuş moduna sokarlar durumu. Sorsanız ne istediklerini kendileri de bilmezler.

     Size başka arkadaş çevresine basla konuşan tip ; en sık kullandıkları cümleler 'ben öyle demek istemedim, ben mi dedim, ne zaman dedim'dir. Söyledikleri her şeyi 5 dakika sonra unutma yahut inkar etme potansiyeline sahiptirler. Arkanızdan konuştuklarıyla yüzünüze konuştukları asla birbiriyle örtüşmez.

    Kendini hatırlatma ihtiyacı duyan tip; sizi sevmiyordur fakat sizin onu sevmemeniz düşüncesine tahammül edemez. Aklınızdan çıkması ya da hiç girememiş olmasını kendine yediremez. Sürekli olarak ortak arkadaşlarınızla haber yollar, mesaj atar, ben varım'cılık oynarlar. Geri dönüş yaparsanız pişman ederler, kesinlikle dönmeyin. Çünkü bu hareketlerinin sebebi yalnızca egodur, yüksek ego. Herkes beni sevsin, benim bekar olduğumu bilsin, tüm kızlar bekar kalsın, kendimi hatırlattıklarım da beni aklının bir köşesinde tutsunlar düşüncesi bünyelerini esir almıştır.

     Sosyal medyadan çıkmanızı isteyip kendisi aktif olan tip ; istediği resmi koymakta özgürdür, öylesine takılıyordur, yalnızca arkadaşları vardır hesabında gayet normaldir. Ama size gelince sosyal medya tü kaka'dır. Sizin de yalnızca arkadaşlarınız vardır ama ne gerektir, siz neden buna ihtiyaç duyasınızdır, zaten sosyal medyada paylaşım yapmak saçmadır. Bir dedikleri ötekini tutmaz çünkü mantığı yoktur, kendileri de bilir. Beyinlerinin derin katmanlarına inerseniz 'ben erkeğim o kadın' düşüncesini rahatlıkla bulabilirsiniz.

Kimim?



     İnsan bazen ben gerçekte kimim diye düşünüyor. Ailemin yanındaki, en yakın arkadaşımın yanındaki, okuldaki, sokaktaki, konserdeki, akraba yanındaki, komşu yanındaki ben miyim ben? Hepsi ne kadar da farklı bir ben? Tek bir karakter olup da insanlar tarafından farklı farklı tanınan biri nasıl olur ki insan?

     Ailenin yanında en çok kendinmiş gibi hissedersin fakat ailen dahi bir yerden sonra seni tanıyamaz gerçek manasıyla. Aşık olduğunda ne hissettiğini ne düşündüğüni ne zaman ağladığını bilirler mi? Yanlarında sokakta dans eder misin? Onları utandıracak bir hareket yapar mısın? Yapmazsın. Onların yanında dahi yüzde yüz kendin olamazsın yani. 

     Komşular ve akrabalar desen, onların yanında çoğunlukla olman gerektiği gibisindir zaten. Mutlaka içlerinde lafçı ya da kötü niyetliler olur. Pek çoğu seni hanımefendi bilirken bir kısmı da iflah olmaz bir çatlak olduğunu düşünebilir. 

     Arkadaşı çoktur insanın, dostu az. Arkadaşlarının yanında da mümkün olduğu kadar kendin gibi davranmaya çabalasan da bazen kendi çizginden ödün vermen gerekebilir. Her ortamda kalkıp dans edemezsin, avazın çıktığı kadar bağıramazsın, onu bunu eleştiremez her düşündüğünü ulu orta söyleyemezsin. Muhakkak içlerinde çekemeyen ya da yapacaklarını çok da anlamlı bulmayanlar olacaktır. En yakın dost, sırdaş, kardeş dediğin istisna tabi. O senin hislerini süzgeçsiz bilir. Ona anlatmaktan çekindiğin bir şey kolay kolay olmaz. Kafandan geçenleri bilir hatta, aynı yöne bakarken aynı şeyleri düşünür, bakışlarla anlaşır hale gelirsiniz bir müddet sonra. Ama o da bilmez birini sevince nasıl olduğunu. Nasıl baktığını, ne kadar acı duyduğunu, ne derece mutlu olabildiğini. Yüzde doksan diyelim hadi ona da.

      Sevdiğin, sevmeye layık gördüğün-göreceğin adam. İşte seni yüzde yüz tanıyan bir insan. Neye üzülür neye sevinirsin neye kıymet verir neye bozulursun arkadaşlarınla sorunların nelerdir hangi hediyelerden hoşlanırsın kime nasıl davranırsın, bunları sadece diğer yarın bilir. Tabi onu bulabildiysen. Her sevgili, her eş diğer yarısı değildir insanın çünkü..

21 Kasım 2016 Pazartesi

Size Bir Omurga Lazım



     Anlamlandıramadığım bir kız grubu var o da hayatına biri girince kendini tamamen kaybedenler. Biriyle çıkmaya başladığında, nişanlandığında ya da evlendiğinde kendisine ait hiç bir şey bırakmayıp tamamen karşıdaki insan olanlar. 

     Nasıl yani diyeceksiniz? Hayatına giren adamın takımını tutar hemen bu tipler, siyasi görüşleri değişir tamamen o insanın görüşünü savunmaya başlarlar. Onun sevdiği renkleri sever, sevmediklerini sevmezler. Sevdiği sanatçıları dinlemeye başlar, sevmediklerine söverler. Benim hayatta en dikkat ettiğim şeydir istikrar ve kendin olabilmek. Sen olabilmek. Böyle kızlar görünce gerçekten o kadar üzülüyorum ki onlar adına anlatamam. 'Ya sen kimsin, nesin, ne olmak istiyorsun, şimdiye kadar mı yalandın şimdiden sonra mı yalansın?' demek istiyorum. Karakterin mi oturmamışlığı, özentilik mi, öyle yapınca daha mı çok değer göreceklerini sanıyorlar bilemiyorum. Bence insan omurgalı olmalı. Bir duruşu, kendine ait düşünceli, bir yaşam şekli olmalı. Başkasıymış gibi davranmayı bırakmalı çünkü bu çok iğrenç.

     Bizim yurtta bir kız vardı her hafta bir sevgili değiştirirdi ve hepsinin takımlarını tek tek tuttu. Kiminle çıkarsa ona göre şekil aldı. Bana göre o insan hayattaki en karaktersiz tip, omurgasız. -Mış gibi davranarak karşısındaki insanları aldattığını sanan bir asalak. Kaşısındakileri mutlu etmek için yaptığını sanmıyorum ya ben tamamen naptığını bilmemekten kaynaklı bir durum bu. Erkekler de bu durumdan bir mutlu oluyor anlatamam, ulan kız 20 sene delirmiş gibi tuttuğu takımdan vaz geçiyor nasıl güveniyorsun 2 gün sonra senden vazgeçer. Bunu nasıl düşünmüyorlar aklım almıyor. Ben olsam benim için kendini tamamen değiştiren birini sevmeyi bırak ondan nefret ederdim, sen onu öyle sevmişsin kendisine dair hiç bir şey kalmayıp tamamen sen olduğunda kendinle çıkıyormuş gibi olacaksın. Üstelik her şeyden kolayca vazgeçen bir insanın senden de kolay vazgeçeceği gerçeğiyle sızlana sızlana sessizce sonu bekleyeceksin. Bu çok anlamsız, çok.

     Benim de sevdiğim bir insan oldu. Hiç bir zaman takımını tutmadım, onun gibi bir inanç sistemim de düşünce sistemim de olmadı. İnsanlar farklılıklarıyla güzeldir, ben oydum ve öyle sevilmeliydim. Farklı olmak beni kötü kılmazdı, yalnızca farklı kılardı o kadar.  Umarım hiç bir zaman birileriymiş gibi davranmaz hep kendim olarak kalırım. Büyük konuşmak da istemiyorum ama en nefret ettiğim davranış şekli bu. Kimse onlara baskı da yapmıyor, bu kadar yanar döner olmayı nasıl başarıyorlar ben anlamıyorum. Sanırım hiç bir zaman da anlayamayacağım. 

     Sevgili kızlar, canım hemcinslerim; lütfen ama lütfen kendinize bunu yapmayın, insanların arkanızdan 'bukalemun' demelerini sağlamayın neyseniz o olun, Sizi olduğunuz gibi sevsinler. İnanın öyle yapınca daha kıymetli olmuyorsunuz sadece karşınızdakinin sizi her geçen gün başkalaştırmasına kapı açmış oluyorsunuz. Eğer böyle bir alışkanlığınız varsa lütfen bunu hemen şimdi bırakın çünkü çok çirkin. Çok anlamsız. Mevzu takım ya da görüş meselesi değil her konuda kendiniz olun kimseye kendinizi beğendirmek için şekil değiştirmek zorunda değilsiniz, lütfen.

16 Kasım 2016 Çarşamba

Mutlu Olmanın Yolu



     Eğer ailen hayattaysa ya da seninleyse bugün onları daha çok sevmeye ve onlarla daha çok vakit geçirmeye başla. Çünkü hayatta hiç kimse -seni en çok seviyor sandıkların bile- ailenden çok sevmeyecek. Onlara sarıl, sevdiğini söyle, annene çiçek ya da babana güzel bir hediye al. Onlar için çabala, en az onların senin için çabaladıkları kadar.. Haklarını ödeyemezsin bu kesin ama en azından başında bekledikleri ve sana destek oldukları her an için onları mutlu edebilir, kendilerini değerli hissettirebilirsin.

     Mutlaka dost edin. Hemcinsin en yakın arkadaşın olsun. Öyle bir dost seç ki kendine, seni senden iyi tanısın, dünyadaki herkesten daha çok güvenebileceğin biri olsun. Sana karşı hiç bir kötü niyet ve ksıkançlık duygusu beslemesin. Sır tutmayı bilsin, senin arkadaşın değil ailen olsun. Her zorluğunda sana destek, kafan karışıkken akıl hocan olsun. Sana zarar vermesin, kötü alışkanlıklar edinmene değil olgun ve sağlam karakterde biri olmanı sağlasın. Dost senden bir şeyler götüren değil saima sana bir şeyler katandır, unutma. 


     Ve bir kaç tane de karşı cinsinden dostlar edin. Bu seni özgüvenli kılar. Ne olursa olsun onları dost olarak gör ve yan gözle bakmayı aklından dahi geçirme. O dostların senin gelecekteki teminatın olacaklar. Karşı cinsle ilişkilerinde ve bocaladığın yerlerde daima sana destek olacaklar. Empati duygusu kazanmanı sağlayacaklar. Üç beş abazanın kadından dost olmaz ya da erkekten dost olmaz safsatalarını takma. Kişi kendinden bilir işi misali onlar kendi zayıf karakterlerine kılıf uyduruyorlar, takma. Dostun cinsiyeti olmaz, bunu da unutma.

     Mutlaka güzel vakit geçirmeni sağlayacak bir hobi edin. Ebru, çini, heykel gibi dallarla ilgilenebilirsin. Kurslara gidebilir, yeteneklerini bir üst seviyeye çıkarabilirsin. Resmin çok kötü olabilir boş ver, pahalı boyalara ya da tuvale de ihtiyacın yok hayal gücünü ortaya çıkarmak için. Bir kurşun kalem ve A4 kağıdı yeter. Başla çizmeye, çizgiler insana daima huzur verir. İçinden dökülenler seni rahatlatır. Hem çize çize de gelişir insan, ilk başta Cin Ali çizdiğin kağıtlar bir bakarsın Ressam Bob eseri oluşlar. :) Sesin de kötü olabilir, boşver. Bu şarkı söylemene mani değil. Olmamalı. Üzgünken kendi kendine mırıldanmaz mısın hiç arabesk bir şeyler, mutlu olduğunda da yap bunu işte. Hatta mutlu olman için aracı kıl. Aç güzel bir müzik bağıra bağıra söyle, tempoya ayak uydur, çekinme. Kim duyarsa duysun mühim değil, mühim olan senin o anki duygularına birilerinin melodilerle tercüman olmuş olması. Habire dokunaklı şeyler dinleyip ağlıyorsan bu olayı bırak. Dünyanın en faydasız işi, seni daima geriye götürür bu eylem. Aç bir Ajdar ya da Serdar Ortaç, iki dakika dinle bak bir şeyin kalıyor mu?

     Mutlaka dans et. Danssız bir hayat düşünemiyorum ben. İnsanın su gibi yemek yemek gibi ihtiyacı dans. Ruhunu doyurması için şart. Eğer şimdiye dek dansa hiç ilgi duymadıysan ya da en azından denemeye çalışmadıysan çok büyük yanlış yapmışsın demek ki. Dans et derken kimse sana git Tango yap demiyor. Hah Tango, Vals, Çaça kurslarına gidersen yeme de yanında yat olur tabi ama şimdi onun için de sevgili falan bulman gerekir boş ver. Bu yazının konusu kimseye ihtiyacın olmadan mutlu olmak. O yüzden ikinci şahısları katmayalım. Sen aç müziğini başla yerinde sallanmaya, zamanla kulağın müziğe iyice alıştıkça ritme kaptırırsın kendini, bir bakmışsın içinden Tan Sağtürk çıkmış. Olmaz deme neler oluyor dünyada, olur. :)

     Kararlarını kendin ver. Hangi okula gitmek istediğine, hangi mesleği seçeceğine, kimi sevmek istediğine kendin karar ver. Büyüklerinin tavsiyelerini dinle, arkadaşlarının uyarılarını da. Dinleyeceksin biliyorum ama mutlaka kendi kafandakini yapacaksın yine. Yap. Aynen öyle yap. Kafanın dikine git ve kendi hatanın bedelini kendin öde. Kimse sana bir şey yaptırmış olmasın. Eğer hayat boyu birini suçlayacak bir şey yapacaksan en azından suçlayacağın kişi kendin olmalısın. Yanlış yapmadan doğruyu bulamazsın zaten, her yanlış seni doğruya daha da yakınlaştırır. Üzülmeden mutlu olamaz, olgunlaşamazsın. 25 - 30 yaşlarına geldiğinde seni o günki sen yapanın 17'nden sonra yaptığın hatalar ve tanıdığın insanlar olduğunu göreceksin. Hata yapmaktan, olgunlaşmaktan, sevmekten, sevilmekten ve mutsuz olabilme ihtimalinden korkma. Çok düşünerek yaşayamazsın, geride keşke yapmasaydım değil de acaba öyle yapsam nasıl olurdu'lar bırakma. Çünkü o sorunun cevabı yok, yaşamak istediğin anın da geri dönüşü yok. 

Suyunu çıkarmadığın sürece hediyeleşmek de güzel şey. En yakın dostlarınla hediyeleş. Hediye dediğin ille pahalı ya da göz alıcı şeyler olmak zorunda değil. En sevdiği gofreti almak, beğendiğin bir parçayı hediye etmek, sevdiği konsere bilet almak, sevdiği yazarın bir kitabını almak ya da bir kutu tatlıyla evine gitmek de pekala dostuna verebileceğin en şahane hediye. Ya da maddi bir şey alamam ben diyorsan bunları da boş ver. Bugün mesaj at; 'iyi ki varsın' de. Ona değer verdiğini ve yaptıklarını farkında olduğunu bilsin. Yanında olmak için daha çok sebebi olsun.

Seni üzen insanlara bela okumayı bırak. Herkes hak ettiğini yaşar hayatta. İnan bana Allah'ın adaletinin şaştığını hiç görmedim ben. İnsanlar yaptıklarını bırak yaptıklarının 10 katını yaşıyorlar genelde. Bir tek damla gözyaşı, arşa ulaşmış tek bir dua dahi yerini bulmadan geri dönmez. Her gözyaşının bir bedeli var, herkes döktürdüğü göz yaşının bedelini öder, bu konuda tereddüt etme. Bunun bilincinde yaşa ki, kimseyi kıran, inciten, ağlatan biri olma. Eğer sıranın sana geleceği bilincinde olursan zaten kötü biri olamazsın. İnsanların keşke'si olma, iyi ki'si ol.

Şükret, sahip olduğun her şeye şükret. Elindeki kaleme, tıkır tıkır işleyen bedenine, tanıştığın için mutlu olan insanlara, hayalini kurup başardığın işlere.. Aklına gelebilecek her şeye.. Teşekkür insanı mutlu kılar, geliştirir, daha iyilerini yapabilme inancı verir.

Allah'a bırak. Bazen olmaz. Elinden gelen her şeyin en iyisini yaparsın ama olmaz. İstediğin şey olmaz.  Eğer durum böyleyse bil ki olmaması gerektiği için olmuyordur, ibreni çevir. Senin için mutlaka daha iyi seçenekler vardır.

Kendine vakit ayır. Ne kadar yoğun olursan ol bir günde en azından 1 saati kendine ayır. Erkeksen pes at, kankalarınla takıl, halı sahaya git, farklı bir hobi edin; kadınsan bakım yap, gez, alışveriş yap. En sevdiğin filmi izle, en sevdiğin kitabı oku, şarkıyı dinle, en sevmediğin kızı çekiştir. Ne bileyim senin en'in neyse onu yap. Koskoca 24 saatin var. Hızlı geçiyor gibi gözüküyor olabilir, zamanı kendine harcamadığın için öyle geliyordur. Kendine harcamaya başla, gör bakalım nasıl dolu dolu ve keyifli geçiyor o dakikalar.

Görmezden gelme. Apartmanın önündeki darp edilmiş kediye, şiddetin her türlüsüne, aç kalan çocuklara, borçlu komşuna, yardıma muhtaç akrabana, yalınayak yırtık pırtık önlüğüyle ordan oraya savrulan çocuklara, haksızlığa uğrayan iş arkadaşına, iftira mağduru olan komşuna, herkesin düzenini bozan ağzı bozuk yaşlılara, çocukların topunu kesen kötü adamlara sessiz kalma. Sessiz kaldığın her şey toplumsal bir sorun olarak ileride karşına çıkacak. Çığ gibi büyüyen sorunlar toplumda derin yaralar açacak. Sen etkilenmesen de çocukların, sevdiklerin, tanıdıkların etkilenecek.

Sığ düşünceli olma. İnsanlar istedikleri dini, görüşü, geleneği seçmekte özgürdürler, herkesin kendi doğruları vardır. Yaşam şekillerine göre yargılama insanları. Bilemezsin ki belki de doğru olan onlardır da yanlış olan sensindir. Salt doğruyu bilmen, en mükemmel olan olman imkansız. Herkes senin gibi değiştirmeye çalışsa birbirini, nasıl kaos olur düşünsene.

Şiir oku. Şiir sevmiyorum cümlesine inanmıyorum ben. Şiir sevmeyen insan kendisini anlatan şiirle karşılaşmamıştır henüz. En sevdiğin şairi bulana dek şiir okumayı sürdür. Ne kadar sevdiğini göreceksin. Şiir insanı büyütür, ufkunu genişletir, sakinleştirir, ehlileştirir, merhametini ve sevme gücünü arttırır. 

Ve mutlaka yaz. Mutluluklar nasıl paylaştıkça çoğalırsa hüzünler de öyle, paylaştıkça azalır. Neye kızdıysan, kırıldıysan yaz. Kimse okumasın istersen yırt, at ama yaz. İçindeki zehir, öfke dökülsün kağıda. Sakinleş. Birine anlatırsan başkasına anlatabilir ya da öfke anında esip gürlersen pişman olursun. Bunun yerine yazarsan hiç bir şey kaybetmezsin. Kağıt en iyi sırdaştır, seni dinler ve paylaştıkların daima seninle onun arasında kalır. :) 

12 Kasım 2016 Cumartesi

Böyle Yazmayacaktım Ya Ben, Neyse..



    'Yürü Ayşenur şu taraftan gidelim çünkü orada mutlu insanlar var..

     Bu tam olarak bugünkü psikolojimi özetleyen cümleydi. Her yer vıcık vıcık mutluluk, dolu dolu aşk kokuyordu. Beresini takınca ahtapota benzeyip, fok balığı gibi ağzını gere gere konuşan o kıza sevgilisinin 'bere takınca sana bir kez daha aşık oldum'u zerre rahatsız etmedi beni. Hı hıı etmedi. Bugün saçını kuleden uzatıp kurtarılmayı bekleyen o zavallı kızdan hallice bir psikolojide olmamla hiç alakası yok tabi. Ya görmüyor musun kızın IQ'su 10 bile değil gel yavrum sen şu tarafa sana bizim kızlardan birini yapalım diyesim geldiyse de içime attım. Bizim kızlar da pırlanta gibi 10 numara 5 yıldız kızlar, hepsi de bekarlar hani. Ne bileyim ille birileri iltifat duyacak ya da mutlu olacaksa onlar olsun bari dedim. Fena mı?

     Aşk güzel şey aşık çiftleri görüp onlar adına mutlu olmak da güzel şey. Ama dedim ya ben güne kötü başladım sanırım ondan mutlu olan herkes bana bir batıverdi gün boyu. Bir defa Gratis'te yüzde 50 indirim vardı diye gittim dünyayı aldım, kasaya gelince daha uçuk bir fiyatla karşılaştım. Her üründe %50 olan indirim, fişe bakınca nedense yok, her üründe 2 3 lira indirim olmuş. Kasadan dönmek diye bir şey yok tabi lügatımda, gelmişken o ürünler alınır. Gururuma yediremem, aldım ama tüm servetimi döktüm anacım, bundan gayri mutsuzluk sebebi mi olur? Hayır üçün beşin hesabını yapmam sevmem de. Para harcanmak içindir ama insanları kandırmak hoş değil, hadi ben var da veriyorum arkam öğrenci doluydu o insanlar saatlerce sıra beklediler ya merhamet. Önümdeki kızlar aldıklarının yarısını kasada bıraktılar. Mahcubiyete bak. Karaladım Gratis'in üstünü böyle oklava kalınlığında simsiyah bir çizgiyle, bundan sonra varsa yoksa Watsons.

     1 ay sonra da yeni yaşıma giriyorum ve bu ne demek biliyor musunuz? Resmen fazlasıyla büyüdüm ve sabit kalmıyorum. Bu çok korkunç. Ben mümkünse buralarda sabit kalmak her yıl tekrar tekrar bu yaşa girmek istiyorum. Çünkü buradan sonrası anlayamadığım bir hızda ilerliyor. Zaten yakışıklı çocuklar da bizden küçük oluyor hep. E sevgili yapsak kendimizden büyük yapmamız gerekecek. Ne zaman evleniyorsun baskısı da eklenince bunlara...Eyvaaaah amanlar amanlar daha şimdiden çıktı mı suyu bu işin. Mahalle baskısını ilik ilik hissettim her hücremde. 

     Bir de saçma bir şey söyleyeceğim; bundan sonra dışarı çıkarken bana sorun. Hava durumuna falan bakmayın olur mu? Ben lahana gibi giyindiğim gün yaz geri gelir, etek giysem fırtına çıkar, ince giysem kar yağar çünkü. Hava benim dışarıdaki konumumun zıt haline göre şekil almakta. Bu zamana dek hava durumuna göre giyinen ben anladım ki meğer ben ona uymamalıymışım o bana uyuyormuş zaten. O yüzden; ben zaten bu konuda iflah olmaz bir kurbanım, iyisi mi siz kurban olmayın. Ben çıkayım size aktarayım ona göre güzel güzel giyinin. Mont giydim bugün 10 erkekten 15'i şortluydu öyle anlatayım havayı ve sefaletimi.

     Aslında bu bir nefret kusma yazısı olacaktı ama nasıl oldu bilmiyorum sakin sakin yazdım yine. Yorgunluktan çemkirecek halim kalmamış. Eve gelip Tv karşısında ayaklarını havaya diken kırmızı gözlüklü yaşlı emekli öğretmen modundayım. Yarın sabaha sağlam bir psikolojiyle uyanmak istiyorum. Zira en sevdiğim uğruna şarkılar yazdığım gün Cumartesi'yi ziyan etmiş bulunmaktayım, ötekine çok var, hüzünlüyüm..

9 Kasım 2016 Çarşamba

Gibi




     Değişmeyen şeyler vardır hayatta:

 Kaç yıl geçerse geçsin Hercai dinlediğimizde 90'lara özlem duyacak olmamız, 

daima çocukluğumuzu özleyecek olmamız,  

bizi ailemizden daha çok kimsenin sevemeyeceği, 

takmıyormuş gibi gözüktüğümüz anlarda daha çok gülmemiz gerektiği, 

hiç bir zaman keyif süremeyecek daima çalışmak zorunda kalacağımız gerçeği, 

pek çok isteğimizin yalnızca hayallerde kalacağı, 

her gün başka palto giyen insanların varlığına inat her köşe başında çıplak ayaklarıyla yaşam savaşı veren çocukların hep var olacağı ve kimsenin bir şey yapmadan önlerinden öylece geçip gidecekleri, 

yarın günün aynı güzellikte doğup aynı hüzünde batacağı... gibi

21 Ekim 2016 Cuma

İşsizliğin Dibi



     Bugün işsizliğin dibine vurdum. İşim olmadığından değil kendime dair bir şeyler aradığımdan. Hayatımın eksik sayfalarını görmek istedim, günlüğe dahi yazmadığım eyleri. Tabi ki bunu da en yakın arkadaşım Ayşenur'la konuşma geçmişimi okuyarak yapabilecektim. 


     2012'den başladım, her mesajı tek tek okudum. Yaptığım her çocukluğu, ağladığım her anı, teklif edenleri, düşündüklerimi, hayallerimi, dert yanmalarımı kısaca çocukluğumu orada buldum. Nelere üzülmüşüm neleri takmışım ne hissetmişim hepsi ordaymış ya. 


      Vaz geçtiğim insanlardan neden vazgeçtiklerim, fotoğraflar, videolar, totemler, dualar, beddualar her şey ama her şey oradaymış. Kendimin değil de bir yabancının günlüğünü okuyormuşum gibi hissettim. 


     Evet silmedim senelerdir duruyor mesajlar. Zaten mesaj silme gibi bir huyum yoktur hemen hemen herkesinkiler durur. Geçmişi görmenin beni ileriye taşıdığını düşünürüm.


     Hep derler ya 'ne kadar gerizekalıymışım' diye hiç öyle demedim Allah'a şükür. Ne kadar güçlüymüş, sabırlı ve inançlıymışum dedim. Belki yaşımız büyüdükçe hassaslığımızı yitiriyoruz duyarsızlaşıyoruz ama daha kolay aşıyoruz zorlukları. 


     Şu anki halime şükretmek için şahane bir aktivite oldu. Eğer günlük yazmıyorsanız mutlaka bugünden itibaren başlayın yazmaya. Gün gün yazmak zorunda değilsiniz, kendinize dair bir şeyler karalar en azından. İlerde iyi yazmışım der gülümsersiniz. Ya da üşeniyorsanız varsa benimki kadar sabırlı bir dostunuz her gün beynini yediğiniz mesajlaşmalarınızı saklayın. :)

19 Ekim 2016 Çarşamba

Enteresan Bir Durum



     Bundan epey bir müddet önce bir rüya görmüştüm, şimdi isim vermek istemediğim biri bir troyla nette bir sitede samimiydiler mesajlaşıyorlardı falan. Hatta yattıkları gibi bir şey görmüştüm orayı tam net hatırlayamıyorum. Rüyalarım da nettir kesindir direk anlatır bana. Sabah kalktığımda yakın arkadaşlarım o insanla ilgili aynı dediğim gibi bir şey görmüşler bana da gösterdi üzerine de o insana lakap takarak epey bir müddet dalga geçtiler. Hala bahsetmeleri gerekirse isminin sonuna -oş getiriyorlar.  


     Şimdi uzun zaman sonra artık bilinç altı mı yoksa başka bir sebepten mi bilmiyorum yine rüyamda gördüm. Ya tuhaf olan şu insanın aklı almakta biraz zorlanıyor hani çok erkeğe benziyordu yani. Erkek gibiydi. Yani bu kadar kadın varken, biraz ilginç gelmişti pek beklediğim bir şey değildi aklıma gelecek bir şey değildi. Sonuçta bu tarz durumlar eğilim göstergesidir. Belki olayın farklı bir aslı vardır diyeceğim de sanmıyorum ya o kadar yoldan çıkmış ya da o zaman has erkektir şimdi değişmiştir bilemiyorum. Ama insan biraz ilginç hissediyor beni nasıl sevdi hissettirdi diyor yani nedir acaba bu olayın aslı nasıl düşmüş o yola insan merak ediyor yokluk mu fazla alkol mu düşmüş mü hakkaten yanlış anladığımız bir şey mi var ne bileyim yani. 


     Biri bana olayların tamamen tesadüf olduğunu o insanın normal olduğunu söylesin ya da tam tersiyse artık yani sonuçta benden bir beklentisi olamayacağına göre konuşurum. Yani ne bileyim direk var oluşu geçmiş falan düşer. O şiddete eğilim gibi şeyler de acaba ? Neyse. Yani. Ne diyeceğimi bilemediğim bir konu. Sanırım biri çıkıp bu durumun farklı olduğunu ispatlayana kadar da öyle söylemeye devam edecekler.


     Şaka bir yana durumun böyle olmamasını isterdim biraz utanç verici. Insanlara hani çok büyük bir aşktı şöyleydi böyleydi diye anlattıģın bir olayın kahramanı söz konusu olunca 'hadi ulan...' deyip peşine çok çirkin cümlelerle dalgaya almalarına sebep oluyor. Sen de tuhafsıyorsun sana kalan üç beş tane güzel anı da geçerliliğini yitiriyor yok oluyor gibi. Ama diyecek bir şey de yok yani ne kadar pis bir durumda olduğu zaten aşikar bu da normal olabilir yoldan çıkmak denen şey zaten böyle bir şey değil mi ? Ya ben çok pişmanım valla ve kötü olan bu pişmanlığın hiç geçmiyor olması. Bu kadarı da fazla diyorsun ama hep daha fazlası geliyor. Tuhaf, sinir bozucu.

cpm fun 2