Son Yazılar

15 Ocak 2018 Pazartesi

Peki Ya Ölüm?


     Ölümü hiç düşünmeyen insanlara hem imrenir hem hayret ederim. Peki ya siz ne zaman ölümle tanıştınız?

     6 yaşındayım akrabalarla misafirliğe gidiyoruz, kocaman bir asansöre bindik. Taak! Kulağı acıtan bir gürültü ve içerdeyiz öylece kalıyoruz, ne çıkabiliyor, ne inebiliyoruz. Saatler geçiyor yardım istiyoruz ama ,nefes alamıyorum. Nefes alışım gitgide güçleşiyor. Sevdiklerim de burda. Sanırım öleceğim, ölüm böyle bir şey mi? Saçmalama, dedem insanlar doğar büyür yaşar yaşlanır ve ölür demişti, çocuklar hiç ölür mü? Bir dakika, nasıl ölmesin? Televizyonda görmüştüm ölüyordu çocuklar, demek dokunulmaz değil çocuklar onlar da ölüyor. Hayır lütfen hayır ben sadece bir çocuğum daha büyümenin bile tadına varmadım, lütfen gitmek istemiyorum. Ağlıyorum, ağlıyorum, ağlıyorum avazım çıktığı kadar ağlıyorum. Geliyorlar, çıkarıyorlar. 

     11 yaşındayım sıra arkadaşım Kaan en sevdiğim arkadaşlarımdan biri. O benim dostum, sırdaşım tenefüslerde birlikte oynadığımız ve sürekli cips yediğimiz iyi kalpli arkadaşım. Diğer oğlanlar gibi kızlara tekme atmıyor, saçlarını yolmuyor, herkese yardım ediyor, Kaan mükemmel biri. Bir abi, bir dost. Bir kızı seviyor kız farkında ama görmezden geliyor. Her gün o kızı anlatıyor bana. Kız da o kadar çirkin ki Kaan prenses gibi anlatıyor, olsun seviyor demek ki. Evlensinler istiyorum, büyüyüp evlensinler diye dua ediyorum çünkü Kaan onu herkesten her şeyden çok seviyor. Bir sabah okula gidiyorum öğretmenimiz ağlıyor, Kaan ölmüş diyor. Ne demek Kaan ölmüş daha dün konuştuk yanındaydık. Ölmüş işte diyor. Sonra söyledikleri daha kötü."Çocuklar herkes ölür, Kaan'ın diz kapakları erimiş sizlere de olabilir herkese olabilir siz de bugün uyurken ölebilirsiniz yarın sabah olmayabilirsiniz" 11 yaşındaki çocuklara diyor bunu. Akşam çok ağlıyorum. Kaan iyi biriydi ama ben ölmek istemiyorum, yaşlanınca aynı yerde görüşsek olmaz mı? Uyuyana dek diz kapaklarımı kontrol ediyorum oradamılar diye Allah'a dua ediyorum yarın okula gidebileyim Allah'ım seni çok seviyorum lütfen beni uyandır diye. Sabah uyanıyorum, yaşıyorum. Şükürler olsun, yaşıyorum!

     Yakın bir arkadaşımla alışverişe çıkıyorum, yeni sezona yeni kıyafetlerle başlayalım diye dolaşmadığımız mağaza kalmıyor o kadar keyifliyiz ki. Ama bir anda şehir savaş alanına dönüyor, hep böyle oluyor burada. Taşlar gaz kokuları, bize de taş atıyorlar. Bir polisin kalkanını kırıyorlar yüzüne ve kafasına taşlar isabet ediyor hıncahınç kalabalık ona saldırmaya çalışıyor, arkadaşlarından uzak kalmış yere çökmüş başını korumaya çalışarak ağlıyor. Arkadaşımı zor bela bir cafeye sokup (cafeler de camlarını kapar kimseyi içeri almazlardı) oraya koşuyorum. Bir insanın yok oluşunu izleyemem. Önünde duruyorum yüzünü başını çantamla ellerimle korumaya çalışıyorum. Suçlu değil ki o kötü bir şey yapmıyor neden ona bunu yapıyorlar. Kimbilir annesi, sevdiği görse nasıl içi parçalanır. Ben de alıyorum taş darbeleri ellerim mosmor oluyor kalkmıyorum ama kalkamam. Yere düşüyorum her şey geçiyor bir anda gözümün önünden. Gidiyorum sanırım öyle ya anlatırlar hep giderken tüm hayatı gözünün önünden geçermiş insanın. Sahi kimi seviyorum ben? Olamaz! Kimseyi sevmiyorum daha kötüsü şimdiye dek kimseyi sevmedim. Nasıl yaşadım bu kadar hiç gibi. Son dakikalarda onu sevdiğimi söyleyin diyecek bir adam bırakamamışım arkamda. Bir dakika gidemem, en azından o an. Cafeye bıraktığım kız nolacak ya ona bir şey olursa ailesi kimbilir ne kadar üzülür. Kalkmalıyım, gücüm yeterse onu korumalıyım. Ama kafam, kafam uyuşuk düşünemiyorum gücüm çekiliyor sanki. Filmlerde hiç böyle olmuyor. Kaldırılıyorum, 4 kişi kaldırıyor bizi mavi elbiseli kocaman kaslı melek gibiler sanki kim bunlar bilmiyorum, arkadaşımı da alıyor kampüse bırakıyorlar bizi. Çok şükür, yaşıyoruz. 

     Ortalık bir olayla çalkalanıyor yurtta iki kız kavga edip birbirlerine bardak fırlatmışlar, sorun iki kızın da farklı ırktan olması. Bir anda karışıyor olaylar yurdun önüne yüzlerce öğrenci geliyor kızlar onları istemiyoruz diye bağırıyorlar erkekler güvenliği aşıp içeri girmeyi. tek istedikleri bizleri dövmek, göndermek, yok etmek. Yalnızca etüt odasında ders çalışırken yok edilmek istendiğimizi öğreniyoruz. Odaların kapılarını tek tek kırmaya çalışıyorlar alt katlardan birindeyken oda arkadaşımı dolabın içine koyup, burdan çıka diyerek üst kattaki arkadaşlarımı bulmaya çıkıyorum koşarak. Üst katta 6 arkadaşım var hepsi bir odaya sıkışmış ağlıyor. Olaylar kızışıyor nasıl oluyorsa yurttaki güvenlikleri aşıp katlara çıkıyorlar. 7 kız kapının arkasına dolapları koyup bekliyoruz, dolaplar ağır değil yıkılır fakat başka çare yok. Katlara çıkan erkekleri duyuyoruz "piçlerimizi doğuracaksınız bura size mezar olacak" diye bağırıyorlar. Yalnızca 20 yaşındayım, yalnızca okumak istiyorum, hayatımda karıncayı dahi incitmedim, siyasetin s'sini bilmiyorum neden bu  nefret bu kin? İyice korkuyoruz. Ölümden korkmuyorum, ölümden daha kötü şeyler var diyor kızlardan biri. Neyle savunabiliriz kendimizi odada bir vileda bir de ayna var. Aklıma geliyor aynayı yatağın başına vurup kırıyor, 7 parçaya ayırıyorum her kızın eline bir tane. Kızlar bunla girenlere hasar veririz çok kalabalık olursa da kendimize diyorum. Kendini korumanın başka yolu yok. O kadar çaresiziz ki anlatılmaz. Bir kağıt kalemle ailelerimize son not bırakıyoruz. "Ailem, korkmayın hiç bir zaman yanlış bir şey yapmadım, onurumla ölüyorum sizi her zaman sevdim seviyorum, arkamdan üzülmeyin" yazıyorum. Kızlardan biri "onur bırakırlar mı adamda kötüler" diyor Ne acı söylemek istediğim ne çok şey vardı oysa bir kaç cümleye sığar mı koca bir hayat. Sığıyor, sığmak zorunda kalıyor işte. Odadaki kızlardan biri saatler süren bu olaya dayanamıyor sinir krizi geçirip ardından bayılıyor. Ayıltıyoruz bayılıyor. Oda arkadaşımı düşünüyorum tek başına kimbilir ne halde? Peki ya kankalarım? Kapı öyle tekmeleniyor ki kırıldı kırılacak sanıyoruz gözlerim dolu ama katiyyen yaş akmıyor. Korkmuyorum ben Allah benimle beraber. Bizim kattaki ayak sesleri kesiliyor bir anda kapının önünde kimse yok, iniyorum odaya kız kapıyı açıyor dolabı kapının önüne koymuş dolabın içine girmiş onu da alıp gel diyorum duruluyor galiba. Kapıyı kırmışlar biraz. Kantine iniyorum kankalarım orda masaları kaldırıp atmışlar kafalarına bütün camları indirmişler masanın altına saklanmışlar titriyorlar koşa koşa gelip sarılıyor biri. Yaşıyoruz diyor, yaşıyoruz kuzum çok şükür Allah bizle beraber.

     Dışarı çıkacağım ama saçım bir türlü olmuyor erkek arkadaşıma 1 saat geç çıkmak istediğimi söylüyorum. Kabus görmekten uyuyamamışım içim de aşırı huzursuz. Bir anda sallanmaya başlıyoruz camdan dışarıyı görüyorum yandaki binaya kadar gidiyor bina adeta. Öyle bir deprem ki yaylanıyor sanki toprak kızlar diyorum buradan sağ çıkamayız kelimei şehadet getiriyoruz hep birlikte herkes telefonlarını yanına alsın diyorum belki sinyallerden bulunuruz. Hepimiz telefonlarımıza sarılıyoruz. İçimden bir şansım daha olması için neler verebileceğim geçiyor. Bağırış çağırış ve koşuşları hatırlıyorum. Sonra duruyor iniyoruz, merdivenlerde yığılan kızların üstünden atlaya atlaya çıkıyoruz, soluyoruz oksijeni bir kez daha. Kızlar ağlıyor, sarılıyoruz. Yaşıyoruz diyor çok şükür yaşıyoruz.

11 Ocak 2018 Perşembe

Değişik Biri


     Yeni bir adam anlatacağım şimdi hazır olun, yine okurken nereden buluyorsun sen kız değişik insanları diyeceksiniz. 

     Kısa bir süre önce bir sınıf arkadaşımla konuşmaya başladık, konuşma dediğim geyik. Kendisi gayet iyi bir insana benziyordu efenim kötü de demiyorum da iyi de diyemiyorum şu an neyse konuya geçeceğim. 

     Her erkek arkadaşımda olduğu gibi kendisinin öncelikle eski sevgilisini dinledim. Psikolog profilini severim anlatın efenim dert anlatın keder anlatın yeter ki çözebilelim, tek gayem herkesin mutlu olabilmesi vallahi başka gayem yok. Biraz yardımcı olabilmek, hayatlarının kıyısından köşesinden geçebildiğim kadarıyla, en azından minik bir dokunuşta bulunabilmek. Periyodik olarak triplerini çektim. Buradan beni takip edenler tanır az çok, en sevmediğim şey olduğunu onlarca kez yazmışımdır. Ama arkadaşlarım da çok kıymetlidir mümkün olduğunca onları anlamaya, destek olmaya, kırmamaya gayret gösteririm, sabredebildiğim yere kadar sabrederim. Peygamber sabırlı derdi arkadaşlarım bana hep de farkettim ki değilmişim ya. Beni de aşan şeyler varmış, bazı insanlar zor çoook zor. 

     Akşam çok iyi bir bakıyorsunuz sabah küsmüş. Sabah iyi, konuşuyorsun akşama kadar bir bakıyorsun akşam ben sana kırıldım tribi laf atıp çekilmeler, bir de bir şeyden haberin yok ha. Kim bilir kafasında ne kurmuş, kendine kırılacak çerden çöpten ne bulmuş. Kırılganlık değil bu kırılganlık birine incitme maksatlı bir şey söylediğinde olur. Bu kusur bulma. Evet tam ifadesi bu galiba. Napsam da sorun çıkarsam, canını sıksam, bana ilgi gösterse. Bir ara bir adam paylaşmış adam karısına hakaret edişini karısının ona nasıl sarıldığını falan anlatıyor. Bunun normal olduğunu düşünen varsa bir adım geri çıksın. Hatta şu an bu  blogdan çıksın, çok yanlış yerde çünkü. Bunun tahammül olduğunu düşünen biri tabi ki her şeyine katlanılmasını bekler, şaşırtıcı değil. Çoook zor insanlar tanıdım ama en zoru bu.

     Periyodik olarak engellendim. Evet çocuk gibi her yerden kabahat işlemişim gibi. Ben dışarıdan demirden gözüküyorum diye herhalde herkes vurdukça vurur, sabrımı sınar. Hiç kırılmam çünkü ben insan değilim. Verdiğim kıymete daima böyle cevap verildiğinden alıştım sanıyorum. Umursamıyorum deyince kötü oluyorum ama hep böyle yapıyorsunuz sevgili insancıklar her birinize üzülmekten kahrolsam nasıl devam edebilirim? Her yerden laf sokmalar yok mu hele. Ergenlikte bile yapmadım ben öyle şeyler kurban olayım yapmayın ya. 

     Bir kadın olarak şunu sormak istiyorum siz kırıldığınız insanlara kolayca güvenebiliyor musunuz? Her ay başka bir kadına aşık olan ya da ilgi duyan erkeklere güvenebiliyor musunuz? Kendinizden çok farklı olduğunu anladığınız insanlara kırılmamak adına mesafe koymuyor musunuz? Sizi kendi kendine periyodik olarak silip silip sonra aklı başına gelen insanlara güvenebilir misiniz? Arkamda durur ya da yanımda durur güvenini göremediğiniz, sizi mutlu etmek yerine mutsuz eden devamlı kız  çocuğu gibi naz yapan, enerjinizi düşüren insanların sizle iletişim kurmayı gerçekten istediğine inanabilir misiniz?

     Yine kimse üst üste hatalar yaparak kendimi bitirmiş olabilir miyim diyerek kendini suçlamayacak. Ben umursamayan. insanların hayatından şıp diye çıkıveren nankör olacağım. Napalım kavga edelim, kırıcı olalım, çirkinleşelim onlar gibi mi olalım? Alıştık, canları sağ olsun.

     Söyleyeceklerim bu kadar. Kırılmamış gibi yaparak yorulacağıma kendimi yazarak ifade etmek istedim. Ben de umursuyorum, ben de kırılıyorum demek istedim belki de kimbilir. Lütfen siz de kimsenin sizi mutsuz etmesine müsaade etmeyin, hayat çok kısa. 

     Ve hep söylediğim gibi insanlara rağmen yeni insanlar tanımaktan, iletişim kurmaktan korkmayın herkes kendisinden sorumlu. Sevgiler. :)

   

10 Ocak 2018 Çarşamba

Bırakın Bizi


     Mağazalarda çalışan insanları özellikle mi satış konusunda bu derece yetenekli seçiyorlar yoksa zamanla mı bu mertebeye ulaşıyorlar merak ediyorum. Peşimizde dolaşan kadın satıcıları geçiyorum,  kadın kadına kolay yaklaşır prensibiyle oldukça tecrübeli yaklaşıyorlar kurbanlarına :) Erkekleri hep yakışıklı ve fitness salonlarından fırlamışcasına kaslı adamlardan seçiyorlar. Sürekli güler yüzlü, iltifatkar adamlar, hiç aklında olmayan şeyleri aldırmaya çalışıyorlar sana. Avuç kadar dükkanlar, kaçacak yer yok adamlara 'lan bir git' de diyemiyorsun aşırı nazikler. Ben ketum bir alışverişçi olduğumdan bir nebze yırtıyorum da yanımda giden ne kadar insan varsa tüm mağazayı alıp dönüyor.

      Kafamı kurcalayan; bu adamların sevgilisi, eşi falan yok mu? Şimdi sen burada yavşak yavşak konuşuyorsun bizle, bir satış uğruna onlarca iltifat ediyorsun sülalene kadar anlatıyorsun umarım görüşürüz falan diyorsun ya ben gibi günde kaç müşteriye daha yapıyorsun kim bilir, sevgilin eşin bilse bu durumu acaba senden soğumaz mı, sana güvenmeye devam edebilir mi? Empati yeteneğim hata veriyor. 

     En tehlikeli adamları kozmetik sektöründe çalışan erkek görevliler seçiyorum yüksek müsadenizle. İnsanın ağzından girip burnunda çıkıyorlar. Buradan kendilerine iki çift lafım var; beyler yapmayın herkesin kocası sevgilisi var, satış yaptığınız insanların büyük çoğunluğu öğrenci. Hem cüzdanlara hem ilişkilere madden ve manen zarar veriyorsunuz. Ayıp. Kızlar siz de yemeyin bunları, genç bir beyin çalıştığı mağazada sakın göz kontağına girip sizi kitlemelerine izin vermeyin, kaşlarınızı çatarak dinleyin. İçten içe egonuz okşanıyor olabilir tamam ona bir şey diyemem ama kendinize dikkat edin, bunun daha ay sonu var, sevgilinize hesap vermesi var, var da var. :D

4 Ocak 2018 Perşembe

Ali Kınık Dinliyorum Aklım Kapalı



Bu bir hikayenin bitişi midir?
Bu kanlı bir veda mıdır? Bu son savaşçının yediği kurşun Bu son kalenin de düşüşü müdür? Dalgaların çekilişi bayrakların yıkılışı Bu şarkıların susuşu mudur? Ömrüm kanıyor ömrüm Bildiğin gibi değil… diyor Ali Akın, ben adeta bu tınıda önünü ardını farkında olmayan bir bağımlı gibi aklımı kapatıp ruhuma teslim oluyorum.

Benden uzun yaşasın diye ettiğim duaların hepsini geri aldım, hepsi için Tanrı'dan binlerce kez özür diliyorum. Normalde yazmazdım bunu ama ağır geliyor, yeter. Geliyorlar ve beni yargılıyorlar. Kaçtığım yerle yargılıyorlar koşarak kaçtığım hem de. Diktiğim yerlerin izlerine vura vura. Hoşlarına gitmiyor mutlu oluşum, kendi halimde oluşum. Zamanında insanlara gösterdiğim mutlu anların sahte olduğunu ispat edercesine saldırıyorlar. Oysa ben mutlu olmak dışında bir şey yapmadım. Ben buradayım diyorum, hayır oradasın diyorlar. Doğru yaşıyorum diyorum, geriye bak utanacak şeylerin var diyorlar. Ben değilim o olayların merkezleri, beni ilgilendirmiyor ben hatasızım diyorum, e senin seçimin değil miydi diyorlar.

Hiç bitmiyor. Beyhude diyorum çabanız, beni kıramazsınız. Kıramıyorlar ama yargılıyorlar. Etrafa yargılatmaya çalışıyorlar. İstiyorlar ki başkasının hatasından, kötülüklerinden ben utanç duyayım. Neden ben iyiyken hep hatasız yaşamışken, kötülerin yaptıklarından utanç duyayım. İnsanları tanıyamamış olmak benim tercihim miydi? Değil. Oluyor işte insanım ya ben, ben de hata yapıyorum demek ki. Ne zaman bitecek bu? Sanırım hiç bitmeyecek. Gördükleri her kötü şeyi bana bildirecek "bak gördün mü, biz demiştik, anlattıkların hikayeymiş, yaşadıkların yalanmış" diyecekler. Ama bu çok vicdansızca. Bitmeyen bir sürgün gibi.


Keşke ölseydin, şu fena hale gireceğine, insanlıktan çıkacağına keşke ölseydin. Gurur duyma hayali kurduğum şeylerden utanç duyacağıma, bağıracağım insanlara aksini ispat edebileceğim iç acıtıcı cümlelere sineye çekerek arkaya atıp canım sıkılmamış gibi yapacağıma. Öldü gitti verebiliyorsa Allah'a verir hesaplarını derdim. Hayatıma zararın olmazdı. Keşke ölseydin, keşke ölsen..

Zaten şu halin yaşamak değil...

2017'yi geride bırakırken

     Bugün bizi yer yer gülümseten yer yer de kendimizi mantığını sorgularken bulduğumuz 2017 trendlerinden bahsedeceğim. Buyrun bakalım, neler olmuş geçtiğimiz yıl;

Liseliler tarafından çıkarılan arkadaşını havaya atıp tutmama akımı

İlk kim başlattı, mantıklarına nasıl yattı da bunu yaptı üstüne de yaygınlaştırdılar merak ediyorum. Pek çoğunun bu şakamsı saçmalık yüzünden kolu kırılmıştı. Hatta yanlış hatırlamıyorsam felç kalmıştı bir çocuk da. Bu tarz mantık dışı trendler gelecek nesilden endişe duymama sebep oluyor. Umarım bu yıl liseli kardeşlerimizi daha makul eylemler içinde görürüz.

Banu berberoğlu - Mehmet çiftinin şöhret merdivenlerini hızla tırmanış serüveni

Kısa bir süre önce haklarında bir yazı yazmıştım. Dünyanın en saf, en naif çifti. Umarım bu şekilde iyi bir kazanç kapısı elde eder, zamanla unutulmaya yüz tutmazlar. 


İçerde

Çetin Tekindor, Aras Bulut İynemli, Çağatay Ulusoy'un usta bir oyunculuk sergiledikleri, oyun içinde oyunla seyircinin zihninde adeta jimnastik yaptıran diziydi. 


Manuş babanın aniden yükselerek telefonlarımıza, televizyonlarımıza, hayatlarımıza girişi

Aniden yükselen bilet fiyatları ve saçıyla ilgili yapılan esprilere bir şey diyemiyorum :)


Youtube fenomenlerinin birbirlerini yermeye doymadan yaptıkları DİSS videoları

Enes Batur, Berkcan Güven, Reynmen, Orkun Işıtmak gibi pek çok youtuber'ın birbirlerini rencide ettikleri video klipler. Ben en çok Veysel Zaloğlu & Reynmen ikilisinin yaptıklarını beğenmiştim. :)


Milli gururumuz ilan edilen Metin Hara

35 yaşında bir mankenle aşk yaşıyor diye yerden yere vuranlar da oldu, bunu ülkeye gurur sayanlar da. Genellikle beyefendinin fiziksel görüntüsüyle ilgili çirkin şeyler yazıldı çizildi, mizah konusu oldu. bir anda geldi hayatımızın önemli konularından biri oluverdi. İnsanların aşk hayatı bizi niye bu kadar ilgilendiriyor bilmiyorum. Benim bu hususta favorim; bu aşkla gündeme gelmekten iflah olan Hara Bey'in "ben bilim insanıyım magazin figürü değilim" çıkışı :D


Oscar'a aday olamasa da gönüllerimizde aday olmayı başaran Ayla



Hasretle beklediğimiz Tarkan albümünün nihayet çıkışı

Ahmet Şafak'ın Vay delikanlı Gönlüm şarkısının binbir versiyonunun çıkışı ve onla meşhur olan mandalinacı kardeşimiz


Bir gün hanımcılığın kazanacağına ispat niteliğinde olan hanımcı abilerimiz


Stres çarkı çılgınlığı 


Balona rövaşata atan genç

Balona attığı rövaşatadan çok aranıyor olması ve Müge Anlı tarafından bulunması daha çok konuşulmuştu :)


Nerelisin dedi geyiği






Ve tabiii kendine has tuz atım tekniğiyle ülkemizi temsil eden meşhur kasabımız Nusret
















3 Ocak 2018 Çarşamba

Erkek Terörü

     

     Dün Esenboğa Havaalanında içeri alınmayı beklediğimiz sırada adamın biri herkesin önüne geçmek isteyince kadın güvenlik görevlisi tarafından uyarıldı. Uyarılmayı kendisine yediremeyen adam daha da pişkinleşerek güvenlikçiye çirkin sözler söyledi. Orada insanlar ve erkek güvenlikler olmasa kadını dövecek. Tipine baksanız modern sanarsınız, uçakla seyahat ediyorum param var havasında adam. Paranın adam etmediğini en kati örneği bu tipler. İnanılmaz rahatsız oldum. Maalesef erkek terörü er yerde. Buna erkek terörü diyorum çünkü sözlü şiddet de bir şiddet türü. Gittiğim çoğu mekanda bu olaylara rastlıyorum ve bu durumdan çok sıkıldım. Keşke birileri ağzını gözünü dağıtsa bu hanzoların anca öyle anlarlar.

30 Aralık 2017 Cumartesi

Nefret Ediyorum


     Kadınlarla arkadaş olamıyorum. Evet doğru okudunuz, bir kadın olarak kadınları anlayamıyor arkadaş olsam da dost olamıyorum. Çevremde arkadaşım dediğim yüzlerce kadın var ama dost bir iki taneyi geçmez. Çünkü çoğunun bencilliğine ve düşüncesizliğine katlanamıyorum. 

     İlkokuldan beri erkek arkadaşlarımın yanında kendimi hep mutlu hissettim. Çünkü onların beni kıskanma ya da mutsuz etme amaçları hiç olmadı. Notlarıma benden önce bakmadılar, iyi şeylere sahip olduğumda benim adıma mutlu oldular, ne zaman ihtiyacım olsa yanımda oldular, gidilecek hiç bir yerde sorun çıkarmadılar, ay şura şöyledir bu böyledir gibi abuk sabuk bahaneleri olmadı, her ortama en iyi şekilde uyum sağladılar, kendilerini ihmal ettiğim gerekçesiyle tavır yapmadılar. (en tiksindiğim şeydir sevgili gibi trip atan kız yanımda barınsa bi tane tükürürüm suratına)

     Kadınlar arkadaş olmanın binbir zorluğu var. En temeli kıskançlık. Daima en iyi olmalı hepsi birinin kendilerinden daha çok sevilmesi, daha iyi bir maddiyata sahip olması, evi arabası kıyafetleri notları sevgilisi her şey onlar için kıskanma sebebi olabilir. 

     İkincisi acayip tripliler herkese trip atıyorlar. 2 gün arama sorma msj atma hemen beni ihmal ettinler falan. Bu tiplere ben senin kocan mıyım salak mısın sen deyip direk kesiyorum irtibatımı. Herkesin bir hayat düzeni var, bir dolu işimiz gücümüz okulumuz var sizle mi uğraşacağız?

     Üçüncüsü beni en çileden çıkaran her şeye sahip olsalar da senin eşyanı kullanma hastalığı. Nefret ediyorum nefret nasıl tiksinmiyorsunuz birbirinizin eşyalarını kullanırken? Üniversitede bi oda arkadaşım vardı sakladığım kazağımı giymişti ya bir gün o kadar yüzsüz tipler tanıdım. Yeni ne alsam sarardı, bir gün gelip atkını izinsiz aldım hep sümük oldu kusura bakma demişti. Her şeyimi her kullanana vere vere bende bir şey kalmadı vallahi bıktım ya. Bir de açık sözlü insanım direk söylerim kullanmayın hoşlanmıyorum diye. Arkamı döndüğümde rujumu süren biliyorum ya 10 defa söylememişim gibi. Hele var ya kozmetiği nasıl kullandığınızı aklım almıyor, ruj ya ruj, ananızın babanızın içtiği bardaktan su içmezsini arkadaşınızın dişine sürdüğü ruju bedava diye alıp sürüyorsunuz. Bir de senden kat be kat şişman olanların eşyalarını genişletmesi vardır. Kaç tane atkı bere ayakkabı kaybettim sayamam. 

     Dördüncüsü daima onlara her şeyi anlatmanızı beklerler. Benim gbi özel hayatını kendi içinde yaşayanlar için oldukça ürkütücü bir özellik. Ben biriyle ciddiyete bindirmediğim ilişkimi kimseye anlatma taraftarı değilimdir. Aaaa ama olur mu kızlar birbirine her şeyi anlatmalı. Biriyle görsünler hemen niye bana anlatmadınlar, bir yere gidiyorsun kimle nereye gidiyorsunlar. Ailem bile beni boğmadı hiç böyle. Hiç bir şey anlatmak istemiyorum kızlar yeter artık rahat bırakın bizi.

     Beşincisi ve en kusmuğuna geliyorum özel hayat saygısılıkları. Telefonuma ve bilgisayarıma dokunulmasından nefret ederim. Telefon benim özelimdir. Bir kızın yakın olduğunu iddia ederek telefonumu karıştırması beni çileden çıkarır. Telefonda bir şey olduğu için değil hayatıma müdahale beni tiksindirir. Hele aniden telefonu çekip elinden alan tipler var. O anda ölse kalkar giderim mekandan o kadar nefret ediyorum. Titiz ve özgür ruhlu biriyseniz kadınlarla arkadaş olamıyorsunuz inanın imkansız.

     Hep çok erkek arkadaşım var diye kızlar arkamdan erkek seviyor kuyruk sallıyor bilmem ne diye çirkin laflar etmişlerdir. Yaşlılar da yargılar genelde beni. Umrumda değil defalarca denedim tahammül edemiyorum kadınların arkadaşlık kisvesi altında birbirlerinin hayatlarına burunlarını sokmalarına. Kusura bakmayın beni yargılamaya devam edin ben aynı yolumda devam ediyor olacağım. Siz birbirinizi delirtin, ben huzuru bulmuş durumdayım. 

Ufak Tefek Cinayetler


     Nedir herkesin konuştuğu bu ufak tefek cinayetler?

     Başrollerini Aslıhan Gürbüz, Gökçe Bahadır, Bade İşçil, Tülin öze, Mert Fırat'ın paylaştığı entrika dolu yerli dizimiz. Yerli derken biraz yabancı dizilerden uyarlamaymış gibi duruyor, İngiliz bir diziden uyarlandığını duymuştum fakat ne derece doğru bilmiyorum.

     Dizideki temel konu; çocukluğundan beri 4 yakın arkadaş olan karakterlerin bir anda arkadaşlarından birine ihanet etmesi sonucu hayatının kararması. Ve tabi olmazsa olmaz mağdur karakterin intikam için yıllar sonra geri dönüşü. 3 kafadar arkadaşları ve öğretmenlerinin ilişkisi olduğunu yayarak arkadaşlarının okuldan atılmasına, öğretmenlerinin ise açığa alınmalarına neden olurlar. Kızlardan biri dışında kimse geçmişte yaptıkları bu hatadan pişmanlık duymamaktadırlar. Dizi her bölüm 'düşmanını yakınında tut' prensibiyle hareket eden kadınların birbirini zekalarıyla alt etme mücadelelerini işliyor. 

     Peki neden bu kadar tuttu?

     Birincisi izleyici olarak mağdurun bir savaşı geç de olsa kazanma ümidini seviyoruz. İkincisiyse dizi kıyafetleri, çekimleri ve mekanların düzenlenişi olarak oldukça başarılı. Gökçe Bahadır'ın hayat verdiği Oya karakterinin duruşu, sabrı, donuk ama kendi içinde çırpınan karakteri seyirciye ilgi çekici geliyor. Genç kızların çoğunun izleme sebebi de Mert Fırat. Olmaması gereken bir kadına aşık olup, kendi içinde mücadele veren mükemmel adamı oynuyor Serhan karakteriyle. Seyirci onunla kendi vicdanıyla savaşmayı öğreniyor. Serhan karakterinin stili de en az kadın karakterinkiler kadar moda olmuş durumda. İş hayatında devamlı takım elbise giymesi gereken insanlar kol düğmelerinden, ayakkabılarına kadar dikkatle takip ediyorlar. 

     Umarım aşırı derecede uzatılıp amacından sapmaz, her bölümü aynı keyifle izlenir.

29 Aralık 2017 Cuma

Noel mi Kutluyonuz Siz?


  Bugün bir kaç kişiden aldığım tepkidir. Eminim bu hafta içerisinde bizim gibi pek çoklarının da alacağı tepki. Neye tepki verdiklerinden habersiz olan mükemmel duyarlılığa sahip insanlar için konuyu aydınlatmak isterim. Noel Hristiyanların 24 Aralık'ta Hz. İsa'nın doğumunu kutladıkları bayramlarıyken, yılbaşı senenin son günü eski yılı uğurlamak, daha güzel olması ümidiyle yeni yılı karşılama eylemidir.


     Müslüman Noel mi kutlar şeklindeki tepkileri anlayabiliyorum zira İslamla bağdaştırılmıyor olabilir. Fakat İslam'ın İ'sini yaşamayan insanların bu konuda duyarlılık kasmasını samimi bulmuyorum. Yılın 364 günü İslam'da olmayan her şeyi yapacaksın kimse sana karışmayacak, son günü şahane bir duyarlılıkla herkese sayıp sövecek eleştireceksin. Welcome to cennet. Bu tiplerin böyle bir hayal dünyası varsa üzülürüm. Samimiyetle İslam'ı yaşayıp, karşı duranlara sözüm yok. Onlar doğru bildiklerini ifade ediyorlar. Fakat ben Hz. İsa da bir peygamber kutlamak isteyen doğumunu kutlar, beni bağlamaz görüşündeyim. Noelde de yılbaşı kutlanmasında da kötü bir niyet göremiyorum. İsteyen kutlar istemeyen kutlamaz. 

     Kaldı ki hepimizin kutlamadan anladığı da farklı. Kimi evinde ailesiyle oturarak seneyi bekler, kimi eğlenir, kimi çıkar arkadaşlarının evinde ya da bir mekanda eğlenir. Hiçbiri beni bağlamaz. Kimsenin de bir başkasının kutlama şeklini eleştirmesini anlayamıyorum. Gece bir yerlerde içmek, eğlenmek, tanımadığın insanlarla mekandan çıkıp ona buna gitmek her ne kadar bana çok ters olsa da bunu benimseyen insanların kendi doğrularını yaşadıklarını varsayıyorum. O öyle düşünüyor, şu şöyle yaşıyor diye birine sözlü ya da fiziki müdahale etmem söz konusu olamaz. Siz de yapmayın lütfen, bırakın insanları çam ağacı süslemek isteyen süslesin, çorap asmak isteyen assın, hediye almak isteyen alsın, eğlenen eğensin. (İçip içip sokaktakilere saran tayfadan bahsetmiyorum keşke herkes ağzıyla içse, ya da sokağa hiç çıkmasalar.)


     Her gün ülkede kadınlar katledilir, çocuklar istismar edilirken bu kadar ses çıkmıyor, bir çam ağacına çıktığı kadar. Bu yüzden samimi gelmiyor işte. Benim süslediğim çamın sana zararı yok, arkadaşıma aldığım hediyenin de yok. Kimseninkinin yok. Bağırış çağırışlara gerek yok yani bunun için birbirine küsen biliyorum ya. Ne aptalca. Benim gibi düşünmüyor diyerek birbirine küsüyor insanlar. Bir yılbaşı, noel ya da her neyse sizin akrabalık ilişkilerinizi, dostluklarınızı zedeliyorsa mümkünse hiç görüşmeyin o insanlarla.


     Noel baba figürüne saldıranları anlamakta daha çok zorluk çekiyorum. Çocukları sevindirmek maksatlı evlere hediye dağıtan bir figür nasıl kötü olabilir? Geçen biri 'tamamen gavurlara benzemektir Noel baba' dedi. Sanki hiç kültürel, dilsel, dinsel yozlaşmamışız gibi tek sorun hediye veren bir adam. Keşke tek bu konuda benzeseydik, hazır senin dinin de hediyeleşmenin sünnet olduğunu  bildirirken.

     4 yaşındayken bir sene babannemlerin yanında Almanya'da kaldım. Kaldıkları semtte evde çocuk olan dairelerin kapılarına hediye bırakıyorlarmış. Yılbaşı sabahını hatırlıyorum, kapıyı bir açtım kocaman bir paket. Hayatımda hiç bir paketi o kadar büyük bir heyecan ve merak duygusuyla açmamışımdır. Kocaman bir oyuncak çıkmıştı içinden. Türkiye'de neden hediye veren bir Noel baba yok diye ağlamıştım dönünce. Bir çocuğu mutlu eden gelenek nasıl kötü olabilir ki? Ben ki habire kendisine bir şeyler alınan şımarık bir çocuktum, ihtiyacı olmayan çocukları düşünelim bir de. Onlar her yılbaşı alsaydı bu hediyeleri kimbilir ne kadar mutlu olurlardı. 

     Sözün özü nereden bakarsanız oradan görürsünüz. Tarafsız bakın, korkmayın bir hediye kutusu, parıl parıl parlayan bir Çam ağacıyla kimseye benzemezsiniz. :)

25 Aralık 2017 Pazartesi

Laz Beyin Oğlu

     


     Yaklaşık 2 yıldır tanıdığım bir arkadaşım var: laz bey. Evet tam da adından anlaşılacağı gibi kendisi laz. Bugün anlatacağım mevzu geçen hafta aydınlanmama neden olan bir beyin oğlu laz beyin oğlu arkadaşımın bende yarattığı ultra ötesi hayal kırıklığı. 

     Başta da belirttiğim gibi tanışalı 2 yıl olmuştur fakat 6 7 aydır yakın arkadaş samimiyetine ulaşabildik kendisiyle. Ben insanlarla çabuk dost olurum ona rağmen kendisini sağlam şekilde ölçtüm tarttım. Hani sonradan niyet bozma durumu olmasın, oluyorsa düzgünce kötü gün dostu olabilsin diye. Velhasılkelam oldu da. Her daim yanında olmaya çalıştığım bir dost oldu bana. Dürüst, tutarlı, samimi düzgün bir adam. Bu devirde zor bulunanından.

     Ben kimseyle özel hayatımı konuşmam, bu konularda oldukça çekingenim buradan takip edenler bilir, daha önce bahsetmiştim. Anlatmak istemediğim için değil, anlatamadığım için. Belki de bu işlere pek uzak duruşumdan, ciddi bir şeyler olmadan kimseye ses etmek istemeyişim. İlişkim olduğunda açıkça yaşıyorum yakınlarıma bildiriyorum, ötesi gereksiz geliyor. Şu kızların 10 kişiden hoşlanıp her kelimelerini anlatmalarına ayar olurum, kusura bakmayın bana göre büyük işsizlik. Hele ki flörtün 1 2 aylık periyotlara, düşüp kalkıp by by canım'lara dönüştüğü şu korkunç günlerde..

     Welcome to kötü hisler    

     Çok uzatmadan sadede geleceğim çünkü esas anlatmak istediklerim hislerim, düşüncelerim. Sağlam şekilde iç dökmeye ihtiyacım olduğunu hissettim. Yakın zaman önce bir kaç kez ortak arkadaşlarımızla bir yerlerde buluştuk lafladık, güzel vakit geçirmeye çalıştık. Mekanda bir kız var adı Yeşim. Yeşimle yeni tanıştık, sessiz görünen ama pek tekin bir tip olmadığı hissini uyandıran tuhaf bir kız. Yeşimi neden anlattığımı birazdan anlayacaksınız.

     Gel zaman git zaman arkadaş ortamında hepimiz güler hoş sohbetler eder iken laz beyin tavırlarının değiştiğini fark ettim. Eskiye oranla daha ince, bana göre anlamsız çevreye göre romantiko hareketler içine girdi. Bana mı öyle geldi diye düşündüm önce. Sonra herkes demeye başladı. Devamlı Ahsen'le görüşüyoruz şurayı da bilir şunu da yapar gibi benimle samimi olduğu ibaresini duyuracak imalarda bulunuyor. Tuhaf olan o kadar samimi olmadığımız gerçeği. Yani anlattığı kadar tanımıyor beni, birlikte sık vakit geçirmiyoruz. İlk başta mantığım almakta zorlansa da yavaş yavaş kabullenmeye başladım. Ufak flörtöz hareketler kendini depar atarcasına koşmaya bıraktı. 

     Bir müddet sonra ki o nasıl oldu bilmiyorum 'bu bana aşık mı' derken buldum kendimi. Bu ne saçmalık diyorum kendi kendime. Bu kadar kısa sürede bana nasıl aşık olmuş olabilir? Bakışları hareketleri o kadar aşık gibi ki çizgifilmlerde gözünden kalp çıkan karakterler gibi adam. Panik oldum tabi, sevmiyorum adamı klasık Ahsen hareketi hadi kaç. Bir kaçıyorsun iki kaçıyorsun üçte bingo. Aynı arkadaş ortamına sahipsen yemiyor cınım. 

     Ben kısa sürede yaşanan duygulara inanmam, bu yüzden ciddiye alma sürecim biraz uzun sürdü. Her akşam aramalara döndü iş, açmadım. Sabah akşam mesaj atmalara döndü, cevapsız bıraktım. Bak bir şey hissetmiyorum demeyi onu kırmadan yapabilmek için. Görüşmüyorum asla çünkü sevgili misiniz diyorlar, ben adamın 1 kez dahi yanına oturmadığım halde. O değil her mekanda böyle konuşa konuşa kısmetlerimi kapatıyordu krocan, yanarım yanarım ona yanarım :)

     En zorudur bir insanın sevip sevmediğini anlamak. Eskiden bu konuda başarılı olduğumu sanırdım ama artık başarısız olduğuma inanıyorum. Eskisi gibi insanları tanıyamıyorum en yazık ki. Bir zaman sonra laz beyi iyi tanıdığımı düşündüm. İyi bir arkadaştı öyle de kalmalıydı ama herkes neden bizden bir şey çıkmasını istiyordu?  İyi çocuk iyi kız kombini görme isteği palavrası mı? Hiç sanmam. İnsanlara eğlence olsun da neyden olursa olsun işte.

     Kimseye şans veremiyorum biliyorsunuz. Bu defa dedim acaba mı? Sevmiyorum ama adam beni çok seviyor bak çok ilgileniyor ona o şansı tanımalı mıyım? Bu cümle geçti kafamdan. İyi ki sadece kafamdan geçmiş, aklıma ve kalbime zerre sirayet etmemiş.

     Bu sahtekarlık!..

     Bir gün oturuyoruz kızlarla Yeşim Ahsen senin mutlu olmanı isterim nasıl çok istiyorum laz beyle olmanızı ama benden çekiniyor galiba' dedi. Hı? Nasıl yani ne alaka? 'Öyle bir şey olmayacak' dedim. Sonra kendi kendine dökülmeye başladı kız bunlar 5 aydır tanışıyorlarmış da 5 ay çıkıp ayrılmışlar, birbirlerini de çok seviyorlarmış ama olmamış. 

     Olayı neresinden tutsam elimde kalıyor. İki insan birbirine nasıl tanışır tanışmaz aşık olur büyük bir aşksa 5 ayda nasıl biter, durumun benimle ilgisi ne? Kasedi başa sarıp tekrar tekrar düşünüyorum. Laz beyin benimle ilgili övgü dolu sözler sarf ettiği ve çok samimiymişiz gibi lanse ettiği tüm ortamlarda Yeşim de vardı. Hepsi sahteydi, bu düpedüz duyguda sahtekarlıktı.

     Kullanıldım..

     Hadi Yeşim'in olduğu anları anladık. Olmadığı anlar peki? Sürekli arayan mesaj atan adam, gözlerinden kalp çıkarak bakan bir adamdan bahsediyorum. Hepsini hiçbir şey hissetmediğin bir kadına yapabilir misin? Yapabilirsin sanıyorum. Bir taşla iki kuş vurmak istersen yapabilirsin. Hem eski sevgilini kıskandırmak hem de acını dindirecek bir yarabandı bulmak her koşulda fayda sağlayacak demek ki.

     Kötü olan şu 2 yıllık arkadaşlığını kaybetme korkusu gütmemesi. Ben arkadaşlarıma çok kıymet veriyorum. Çok seçici olduğumdan mütevellit hep yanlış insanları arkadaş diye seçiyorum herhalde. Zira bu kadar yanlışın başka açıklaması olamaz. 

     Bunca olay silsilesini çirkin bir kelimeyle açıklayabiliyorum : kullanıldım. Kendimi kullanılıp atılmış yer bezi gibi hissediyorum. Bu olay kendimi kıymetsiz hissettirdi bana, oysa kimse arkadaşının kendisini kıymetsiz hissetmesine sebep olacak bir şey yapmaz değil mi? Yapmamalı. Etik olan bu.  Mevzu sevgi değil, insanların sevginin, ilginin bile sahtesini yapabiliyor oluşu. Nasıl oluyor da yapabiliyorlar benim aklım almıyor.  

     Adam beni eski sevgilisini kıskandırmak için bir araç olarak görmüş. Uzaktan bakınca 'ne var bunda' gibi gözükebilir, içine girince öyle olmuyor. Daha önce pek çok arkadaşım eski sevgililerini kıskandırmak için bana yardım talebiyle gelmişlerdir. Bunu yap yani madem maksat kıskandırmak. Daha dürüst, daha erkekçe. 

     Şimdi düşünüyorum da ya ben çabuk aşık olabilen bir tip olsaydım, bu adamdan etkilenseydim hatta aşık olsaydım nolacaktı? Aslında adamın bana karşı şeytani planlarını öğrenince ne kadar yıkılacaktım, bunun vebali ne olacaktı. Afedersin pardonla güzelce üzeri örtülecek bir olaya mı dönüşecekti bu? Benim yerimde başka bir kadın olsa ne kadar etkilenirdi bu olaydan kimbilir nasıl yara alırdı. Allah'tan kalbim sevebilme fonksiyonunu çevrimdışı hale getirmiş.

     Erkekleri anlamıyorum.

     Böyle deyince de kızıyorlar ama mantığımıza yatmıyor işte. Kadınlar bir hareket yaparken 10 hamle sonrasını düşünüp, duygularıyla hareket ettiklerinden dürüstlük içermeyen eylemler bize göre değil. Bu olayda da dürüstlük dışında her şey var. İnsan sahte konuşabilir, sahte gülebilir, rol yapabilir ama sahte nasıl bakar ya? Anlayamıyorum. Anlayasım varmış, anlattılar efenim bunu da gördük.

     Hııı kesin öyledir. 

     Tesadüf eseri karşılaştık. Olayları öğrendiğimi öğrenmiş benle karşılaşmak için efil efil dolanıyormuş. 'Başta Yeşim'i kıskandırmak içindi ama sonra gerçeğe dönüştü' dedi. Yemin ederim hayatımda daha saçma bir cümle duymadım. Ne kadar aptal olduğuna bir kez daha kanaat getirdim. Ben karaktersizim dese en azından adam kendini biliyor dersin böylesi mide bulandırıcı. 

     Şimdi bu adam amuda kalkıp spagetti yiyerek yemin etse yine benim gözümde inandırıcılığı sıfır olacak. Sahte ilgi göstermiş, sahte bakabilmişsin ya senin neyin gerçek olabilir ki? Söylediklerinin ve yaptıklarının ne kadarı gerçek ne kadarı nispetti hiçbir zaman bilemeyeceğim. Bu da en acı durumlardan.

     Zaten ben eski sevgilisini unutmadan yeni kızlara yazabilen erkeklerden tiksiniyorum. Kimse sizin acılarınızı dindirmek zorunda değil ya. İçinizde birini yaşatırken bir başkasına sevdiğini söylemek inanılmaz büyük bir karaktersizlik. 'Bana iyi geliyor' diyerek insanlarla konuşamazsınız. Her gönlün bir iyileşme süreci var. Bekleyin iyileşsin içiniz hazır olun, elbet doğru insan doğru vakitte gelecek kaçmıyor ya. Kimseyi kandırmayın özellikle de kendinizi.

     Ya geri dönün ya ileri gidin Araf'ta kalmak herkesi incitir. 

     

29 Kasım 2017 Çarşamba

Son Dönemin Favori Çifti

     

     Evet Banu Berberoğlu - Mehmet çiftinden bahsediyorum. Sosyal medyada epey müddettir popülerler, denk geldiyseniz fark etmişsinizdir. Kendi halinde bir çift. Günlük hayatlarını çekerek youtubedan az buçuk para kazanmak istemişler anlaşılan. Bizim klavye prens-prensesleri de hemen lince başlamış tabi. Ülke olarak mutlu insanlara tahammülümüz yok malum. İnstagrama, twittera bakın, her gün birini linç ediyor böyleleri. Kadın çok güzelse istisnasız çirkinsin yorumları yağar. Mutlu bir ilişkisi varsa hiç yakışmıyorsunuzlar, limuzinden inmiyorsa fakir diye aşağılamalar. Bunları yapan insanlara da dikkat ettim o kadar yalnız, mutsuz insanlar ki Birine çırkin diyen tek bir kadının güzel olduğunu görmedim şimdiye kadar ya da sevgililere çamur atanlar hep ilişkisi olmayan, o ilişkiye özenen tipler. Mutsuzsunuz diye başlarını da mutsuz etmek zorunda mısınız ya? Ne acınası hareket. İnsan kendini neden bu duruma düşürür ki?

     Daha geçen gün gencecik bir youtuber ağlayarak küfürlere cevap verip intihar etmişti. Her yere çıktı bu haber. O insanın kendine kıydığını düşünmüyorum, o insanı öldüren her gün bıkmadan ona küfürler yazan insanlar. İpi boynuna geçirenler bizzat onu ruhen öldürenler. İnsanları sindirene, yok edene dek durmuyorlar. Her gün birini linç ederken kendilerinin de başına gelebileceğini düşünmüyorlar. Ne ekersen onu biçersin oysa. 

     Eğer youtube kanalına denk gelirseniz siz de sevmeseniz dahi en azından kötü bir şeyler söyleyip kırmayın. Onlar gibi aşkı eski saflığında yaşayan, küçük şeylerden mutlu olan insanlar az kaldı. Bırakalım da herkes özgürce istediğini paylaşsın. İsteyen izler istemeyen izlemesin. 

24 Kasım 2017 Cuma

Ev Aldık Komşuyu Napıcaz?


     Üst katımda manyağın biri oturuyor evet tam olarak manyağın biri. Apartmandan kavgalı olmadığı insan yok, karşı apartmanda bir çocuğun kafasında içki şişesi kırmış. Akşama dek şişeler devriliyor odanın bir kenarından öbür kenarına. Bir telefonla konuşur, hepimiz dinleriz. Akşama kadar da evde, ne iş yaptığı belli değil. İş yapmadan kira nasıl verdiği de merak konusu. Evde bir yürüyor abartmıyorum, apartman sallanıyor. Şimdi en enteresanını söylüyorum; evine kapıdan girmiyor arka odamın camından tırmanıyor balkondan giriyor. Neden diye sormayın bilmiyorum. Anahtarı var daha evvel bu sebeple polislik olmuş ama hala aynı şeyi yapıyor. Cama basıp eve çıkıyor orangutan. 

     Bu bu şehirde oturduğum kaçıncı ev bilmiyorum, her arkadaşım pek çok yerde oturmuş hepsi komşularından şikayetçi. Daha evvel her gün anahtarım yok size girebilir miyim diyen karşı komşum, her sabah saat 6 da parkeleri tırnaklarını geçirerek temizleyip tüylerim diken diken uyanmamı sağlayan üst komşum, aldığım her poşetin içine bakan mutfak camından kafasını sokup selam veren çarpraz daire komşum, 4 oğlunun her sabah 10 erkek arkadaşını eve toplayıp kafama tükürdüğü üst komşum oldu. Ama bu en kötüsü galiba.

     Tuhaf olan iyi semtlerde oturmuş olmam, ona rağmen tüm komşularım manyak çıktı. Bir tane adam akıllı komşum olmadı şu şehirde. Şu üst komşum gibi evrimini tamamlayamamış tipleri kafese kapatsak? Apartman yaşayışına uyum sağlaması mümkün olmayan hatta insan içine çıkması tehlike arz eden insanlar için bir merkez falan kursak güzel olmaz mı? Ormanlara falan atalım. Ya da ne bileyim bir şeyler yapılsın. Ev kiralanmasın, toplum dışlasın, iş bulamasın. Kendilerini toplu yaşama adapte etmeye karar verinceye dek yoklaştıralım. Çok güzel olmaz mı ya? Ah güzel memleketim Karadeniz ve 2. memleketim Erzurum, sizde ne güzeldi komşuluklar. Hala ne güzel, azıcık buralara da yollasanız güzel kalplerinizi, ince düşüncelerinizi.

22 Kasım 2017 Çarşamba

Tükenmişlik Sendromu Gibi

   

     Bu aralar kendimde en çok şikayet ettiğim durum; duraksamak. Duraksadığımı hissediyorum, hayatı duraksattığımı. Eskiden hemen her gün tiyatroya sinemaya konserlere giderdim, enerjim asla tükenmezdi. Hala gidiyorum ama haftada bir ancak. Daha çabuk yoruluyorum, bıkıyorum, sıkılıyorum. Doyumsuzluk değil, lüks değil biliyorum. Yaşlanmak da değil daha yeni yetişkin olduk, yorgunluğumuz bedenen değil ruhen. Eskiden herkese tahammül ederdim, masaya bir otururduk onun bunun arkadaşı derken yeni yeni bir sürü insanla tanışırdık. Yeni insanlarla tanışma mevzusunda sıkıntı yok hala sürekli ortam değiştiriyorum çünkü. Sıkıntı tahammül edemememde. Misal 10 arkadaş buluşuyoruz diyelim 4 saatten fazla durunca sıkılmaya başlıyorum, ne kadar eğlenceli olursa olsunlar 4 saati geçince sıkılıyorum. Hele masadakilerden biri devamlı konuşuyorsa kafam yorulmaya başlıyor. Evlenenlerin birbirlerine koltuk takımı anlatmaları, takı yarıştırmaları, çocuk sorunları konuşmaları masadaki ortamı bozuyor. Eskiden daha mı eğlenceli şeyler konuşuyorduk sanki şimdi herkes her şeyden şikayet eder olmuş. İnsanın enerjisini çekip alıyorlar negatiflikleriyle. Tamam herkesin dertleri var ama biz kafa dağıtmaya geliyoruz oraya zaten, masayı alev aldırmaya değil.
    
     Sadece ben değil en yakın arkadaşlarım da bu durumdan şikayetçi. Pek çok insanla görüşmeyi kesmişler. Sıkılıyoruz diyorlar sanırım haklılar. Eskiden saçma sapan insanlara, olaylara bile tahammül ederdik şimdi edemiyoruz. Ya çevremizdeki insanlar aşırı derecede değiştiler sıkıcılaştılar ya da yaşımızın getirdiği bir tahammülsüzlük sürecine girdik ondan böyle.

     Daima bir amacımız vardı eskiden. Şimdi neredeyse her şeye sahibiz bu da insanı boşluğa düşürüyor. Ne amaçlayabiliriz ki. Bazen diyorum git 30 tane kursa yazıl, ama üşeniyorum. Üzerime yüzyılın tembelliği çökmüş. Artık her gün arkadaşlarımla görüşmektense haftanın 2 3 günü evimde dinlenip kafa rahatlatmak istiyorum. Yalnızken özgür hissediyorum. Bazen misafire bile tahammül edemiyorum. Evimin dibinde onlarca cafe, arkadaşlarım habire buralara takılıyorlar ama aman diyorum beni azad edin güzel bir evimde dinleneyim.

     Az önce tükenmişlik sendromuna baktım sanıyorum belirtilerine sahip değilim. Tek tek sordum arkadaşlarıma 'e tamam bu hepimizde var' dediler. Hiç sıkıldığımı hatırlamazdım, 1 haftadır akşamları inanılmaz sıkılıyorum yapacak bir şey bulamıyorum, yapılabileceklerin çoğuna da üşeniyorum. Bir boşluk hissediyorum ama ne olduğunu nasıl doldurmam gerektiğini bilemiyorum. Üniversite hayatımı özlüyorum sanırım, o yüzden kendimi kötü hissediyorum. Evlenen bütün arkadaşlarım mutsuz, sevgilisi olanların hepsi sorunlarını anlatıyor, sevgilisi olmayanlar niye evlenmedik diye ağlaşıyor, enerjimi belki onlar sömürüyordur. Bana gelince aşksızlığın boşluğunu derinden hissediyorum, aşk istiyorum diyorum ama her geleni de reddediyorum. Çünkü üşeniyorum. Akşamları biriyle mesajlaşamam, telefonda uzun uzun konuşamam, her gün süslenip dışarı çıkamam, emek veremem diye korkuyorum. Aşk neyse de ilişki zor iş ya bir dünya emek veriyorsun ziyan oluyor, dünyanın en büyük riski. Ayrılık sürecine hiç girmeyeceğim girersek çıkamayız. Velhasıl kelam olsa da olmayan olmasa da olmayan enteresan bir durum.

     Sahi size de oluyor mu bu durum yıllar geçtikçe nedir bunun adı? Tükeniyor muyuz, yaşlanıyor muyuz, aşksızlıktan mı, sebebi nedir bilen duyan var mı?   

21 Kasım 2017 Salı

Yabancı Dil Sınavına Nasıl Hazırlanılır?

     Öncelikle kendinize inanmanız gerektiğini söyleyerek başlamak isterim. Ben de ilk yapılan YDS'den 36 almıştım çünkü. Hayatta yüksek not alamazsın dedi bir sürü insan ama ben gayet de güzel geliştirdim kendimi hatta bazen şakasına İngiliz vatandaşlığı versinler o derce İngilizce öğrendim diyorum :) Liseden bir İngilizce temelim yoktu, her şeyi kendi kendime öğrendim. 

1. İlk etapta yapılması gereken kelime bilgisini arttırmak. Elinize kelimeleri alıp papağan gibi tekrarlamanız iyi bir yöntem değil. Mümkün olduğunca kelimeleri cümle içerisinde görmeye çalışın. Edinmeniz gereken ili temel kitap Reader at work 1 ve 2. Kitaplarda giderek zorlaşan paragraflar var. O paragraflar yardımıyla pek çok kelimeyi fark etmeden öğrenmiş oluyorsunuz. Kendinize bir kelime defteri edinin. Bu kitaptan öğrendiğiniz kelimeleri deftere yazın ve her akşam uyumadan kelimeleri 2 3 kez okuyun. Kelimeleri küçük kare kağıtlara yazarak bir kutuya atın, her gün kutudan rastgele çektiğiniz kelimeleri bilmeye çalışın.
2. Gramer olmazsa olmaz. Eksiğiniz bu konudaysa ders notları şeklinde temel İngilizce kurallarının derlenmiş olduğu kitaplardan yararlanabilirsiniz. Akın dilin İngilizce ders notları kitabı gibi. Hatta akın dilin sınav stratejileri diye bir kitabı vardı, sınavda soruyu uzunca okurken gözünüze takılanları direk eleyebilmenizde faydalı olacak bir kitaptı.



3. Geldik en önemli kısma. Bol bol soru çözme. İlk etapta oldukça fazla yanlışınız çıkacak sakın ümitsizliğe kapılıp kitapları atmayın. Zamanla doğru sayınızdaki artış sizi şevklendirecektir acele etmeyin. Eğer az da olsa bir temeliniz varsa 6 ayı, 1.seviyedeyseniz 1 yılı gözden çıkarın. Benim çözüp faydalı olduğuna kanaat getirdiğim kaynakları paylaşacağım edinmenizde yarar var. Soru bankalarından çözümlü olanları almanızı tavsiye ederim. 


      


     Dediklerimi yapıp şu kitapları çözün, 70 üstüne çıkamayan olursa tası tarağı toplayıp giderim buradan :D




Sc

ss