Son Yazılar

24 Aralık 2015 Perşembe

Mutsuz Oluyorum Uyumak İstiyorum

     Ekim ortasıydı galiba. Yok yok bayram arefesi. Eylül sonuydu işte bu Eylül. O kadını rüyamda ilk görüşüm. Ben ona kabus kadın diyorum. Bi arkadaş onu gösteriyordu bana bak bak bu kadın senin eski sevgilinle nırınım. Rüyada bile haşinim hani, yok anacım ne eskisi benim eskim meskim yok bir şey bilmek istemiyorum lütfen ben gideyim, uyandırır mısınız lütfen. Söylemesi ayıp zikir çekilen bir günün sabahıydı hani vesvese falan dedim değilse de bilmek istemiyorum abicim bu özgürlüğüm var :D

     Ekim ortası başladı. Hep hep hep aynı kadın. O adam iğrenç biri diyor. Benle sürekli bir dövüş harbi bi 10 gün sürdü galiba o dövüş harbi. Hep ben galibim tabi. Dilimde yine aynı cümle rüyada ya da gerçekte bilmek istemiyorum beni ilgilendirmiyor yoluma baktım abicim ben. Ne kadar mantıklı insanım vesselam.

     Kasımda periyodik olarak olmasa da dağınık bir şekilde yine aynı şeyler. Ben biliyorum nasıl biri olduğunu. Seneler sonra bu huzura çöküş nedir. Uyku en mutlu olduğumuz an değil midir abicim? Biz niye mutlu olamayanlardanız. Hayır ben seviyorum uyumayı da. Artık sevmiyorum. Bi huzur diyor insan yani. Can sıkıyor. Yoluma bakmışım zibilyon sene geçmiş doğru insan ha geldi gelecek derken bu ne ızdırap. Hayır gerek yok. Huzurumu geri istiyorum.

     Bu gece yine korkunçlu kabus kadın. Ona ben böyle diyorum artık. Bu defa ismi soyismini de hatırlıyorum tipini de. Yine aynı cümleler ama bu defa başka biri daha var diyor. İki kişiyle mercimeği fırına vermiş eski sevgili falan. Ay şaka mısınız diyorum evet evet aynen böyle diyorum. Gidiyorum güzelce eski sevgiliye soruyorum anlatıyor aylardan Ağustostu ben senin döneceğini bilmiyordum falan neyse tamam diyorum panik yok kimse bir yere dönmüyor zaten. Bu kadın aylardır rüyamda belki sen dersin de defolur diye sordum diyorum. Ya Aralık ortasından beri aynı şey. Bana da günah değil mi? Bilmeme özgürlüğümüz olmalı ya. Bakın eskiden merak ederdim hayata dair her şeyi. Ama şimdi sadece kendi hayatımla ilgili şeyleri merak ediyorum. Başka hiç bir şeyi merak etmiyorum. Bir de kadın beni bul dio ya koca ülke ben seni niye buliyim bulup napim diyorum da kurtulmak için rüyada facedem aratıyorum kadının facei yok. Kalktım baktım cidden o adla face yok. Bulsam huzur please diyecektim yani. Bir iki yüz kaç kişiyle ne yaşıyorsa nasıl bir hayatı varsa gerçekten ama gerçekten umrumda değil. Ama şu an öyle bir konumdayım ki uykusuzluktan göz kapaklarım düşüyor ama uyuyamıyorum ya. Çünkü uyuduğumda yoruluyorum mutlu olmuyorum. Bunları yoracak, çözüm yolu üretecek kimse var mı? Varsa lütfen bekliyorum ya.

Dipnot : Temel duaları önermeyin çünkü ben zaten duasız yatamam hep ederim yani.
   

17 Aralık 2015 Perşembe

God Bless You

     

     Üniversitedeyken sınıfımı sevmediğimden bölümce yapılan aktivitelere katılmazdım. Diğer bölümlerde takılırdım hep. Birinci sınıftayken güzel sanatlar fakültesinde arkeoloji ve sosyoloji bölümlerinde takılır, sanki onların sınıfındaymış gibi davranırdım. Sosyalliğin suyunu çıkarmıştım :-D

     O dönem hangi dönemden olduğunu söylemeyeyim bir arkadaşımız vardı. Doğuda yaşamasından ötürü inancını saklayan gece gündüz ibadet eden ağzından Tanrı lafı eksik olmayan bir Hristiyan. İnancını bir kaç samimi dostu dışında kimse bilmezdi. Bazen o arkadaşımızın yaşayışına bakar, İslam ve ahlâk dersi vermeye çalışan bazı tiplerin de onun gibi olmasını dilerdim. Değiştirilmemiş İncil'in örneklerinin ailesinde olduğunu ona göre bir yaşam sergilediğini bilirdik. Hakkında bildiklerimiz o kadar sınırlıydı ki. Yakın arkadaşımızdı ama sır küpü gibiydi. Sadece ne kadar iyi biri olduğunu hatırlıyorum, iyi de bir dost olduğunu.

     İkinci sınıfın başıydı ki bir arkadaşıma bana söylemesi için bir takım duygusal cümleler söylemiş. Ne kadar mükemmel biri olursa olsun uzun süreli bir şey olmayacağı ve bu durumu kimseye kabul ettiremeyeceğim için reddettim tabi. Aşık da değildim hoşlanmıyordum da. Mantığımla yaklaştım, sevmeyi de denemedim açıkçası. Reddedilmesine rağmen çirkinleşmeyen o kadar az erkek gördüm ki bu arkadaş da öyleydi, artık böyle biri görünce şaşırıyordum.

     Bu konunun üzerine bir daha görüşmedik. Rastlaşmadık da. Ben onunla olan buluşmalara gitmedim o da benle olan. Şahane bir dostu kaybettim ama aksi de istemem yan cebime koy olurdu. Bir gün yolda karşılaştık ve kitap cümlelerini anımsatan o konuşma geçti aramızda;
- Aa selam nasılsın
+ İyi sağ ol sen?
- İyi. Senin için dua ediyorum meleklere, seni korusunlar.
+ (Meleklere mi? Meleklere inanıyorum ama ne bileyim melekler korusun falan biraz tuhaf laf. Başıma da devamlı aksilik gelir ya benim neyse bozuntuya vermiyim ne saçmalasam acaba) Melekler mi? Melek korumaz insanı Allah korur ya sen ona dua et :D (doğru dua etsin istedim galiba dua duadır nihayetinde bari doğru edilsin ne saçmalıyorsam )
- Tanrı korusun o halde.

     Gülümseyiş ve kendi doğrultunda devam ediş. Kendimi bir filmin içinde ya da bir kitabın son sayfalarında hissettim. Benim için dua eden bir insan? Ben ona dua etmiyorum hiç aklıma gelmiyor da. Ya İslama mensup olan benim ben niye kimseye dua etmiyorum. Şimdi durup dururken kendimi sorgulamamı gerektirdi bu olay. Ben o dönem kendime de dua etmiyorum ki. Her şey tıkırında vize final dostlar geyik diye diye geçiyor günler. Zorluk olmadan dua etmeyi bilmiyor muyum acaba ben? Neyse.

     Bugüne geleyim ben. Az önce bir kamyon devrildi yolda üstelik yalnızca bir adım arkamda. Eğer ben adımlarımı hızlandırıp çalan telefonuma bakmasaydım şimdi bu yazıyı yazıyor olabilir miydim? Telefona gelen mesaj faceden. "İyi misin dostum melekler hala koruyor mu seni". Bi dakika. Beyin süzgecimden geçirmek için zamana ihtiyacım var. Biri soğuk su çarpsın yüzüme. Hangisinin şokunu atlatayım be? Hayır bilim insanıyım ben, inançlı bir bilim insanı. Tamam da tam bir bilim insanı olamıyorum. Bilim bunu açıklayamıyor sanki. Materyalist olmalıyım daha maddeci daha somut, olamıyorum efenim, oldurmuyor hayat.

     O çocuk benim hakikatli dostumdu demek. O kendini hayatımda nereye koydu bilmiyorum nereye koymak istiyor onu da bilmiyorum. Bu saatten sonra farklı bir beklentisi olmadığını da biliyorum. Zaten önemli olan benim onu nereye koyduğum. Dosttu o, düşüncesinden bildim. Benim dostumdu işte. Hep yanımızda birileri vardır ama çok azı dua eder gerçekten düşünür bizi. Yanlarında olmasak da iyi hatırlar bizi. Bu da onlardan biriydi işte. Evet melekler koruyor dedim kendi kendime. Melekler herkesi koruyor demek ki. Herkes birbiri için bu kadar iyi temennilerde bulunabilse keşke.

     Geçenlerde yazmıştım ya hiç sevilmedik diye. Değil aslında. Aşk olarak bakmamak gerek olaya. Kim bizi anne babamız gibi sevebilir? Yahut bazı dostlarımız gibi. Lisede bir kız arkadaşım beni o kadar severdi ki bir keresinde bana araba çarpmasın diye kendi atlamıştı arabanın önüne. Ben onun için o hareketi yapamazdım ama o bana yapmıştı. Yine bu dost için günlerce dua edemezdim ama o yapmıştı. Şimdi düşünüyorum da aşkı meşki boş verin bu daha önemli. Bu kadar sevilmişiz ya insanlar tarafından herhangi bir erkek tarafından diğer türlü sevilmeye ihtiyacımız yok. Biz en kıymetli şeylere sahip olmuşken şu hayatta minik geçici mutluluklara tamah etmemeyi biliriz artık.

13 Aralık 2015 Pazar

Mış Gibi Yaşamak

     

     Bir hayat istiyor olabilirsiniz, güzel bir hayat. Ve hayalinizi en gerçek haliyle insanlara aksettirmek istiyor olabilirsiniz. Ama henüz gerçekleşmemiş olabilir. Hep gerçekleşecekmiş gibi davranmayın, belki gerçekleşmez. Aman düşmanlarım sevinmesin diye mış gibi yapmayın mesela. O kadar önemsemeyin sizi çekiştirenleri. Mutlu gibi davranınca mutlu olmayacaksınız ki. Mühim olan gerçekte ne olduğunuz.

      Bir arkadaşım ailesine ihtiyacı yokmuş gibi davranıyor. Tek başına şehrin birinde kıt kanaat mutsuz mutsuz geçinmeye çalışıyor. Ya ara söyle de ki size ihtiyacım var. Yok ama gurur yapmış haspam. Aile ya aile. Herkes gitse de yanına kalacak yegane sevgi dayanağı. Çekmiş çıkmış kendine hayat kurmuş ya başarısız oldu bizsiz yapamadı demesinler istiyormuş. Piyyy. Aile hiç olumsuz bir şey söyler mi insan için ya? Hem söylese nolur ki, yine iyiliğin için söyler. Bir arasa yardım istese bir destek görse öyle bir kalkacak ki ayağa. Ama yapmıyor. Mutluymuş gibi yaparak kendini heba ediyor. Etsin kendi bilir.

     Bir arkadaşım da evlendi. Ailesinin ısrarla hayır dediği biriyle evlendi. Psikolojik olarak çökmüş durumda. Gözlerinde görüyorum huzursuzluğu. Anlat diyorum anlatmıyor. Çok mutluyum diyor. Mutsuzsun görüyorum diyemiyorum. O anlatmadıktan, yardım istemedikten sonra yardım da edemiyor insan. Ailene aç maddi sıkıntılarını diyorum. Hayır onlar iyi durumdayım sansınlar diyor. Aile bundan bir şeyler istedikçe aldıkça alıyor, borç batağına çırpınıyor. Demesinler tek derdi. Evlendi para yetiştiremiyor, geçinemiyor demesinler. Kredi kartlarını önüne dizip periyodik olarak ağlayacak konuma geliyor ama gülüyor. Çünkü öyle mutlu olabileceğini sanıyor. Kendi üzüntüsünden mutlu olacak insanları mutlu etmek istemiyor. Gülümsüyor evinin kapısından girinceye dek. Günden güne çöküyor ama hiç sorunu yokmuş gibi davranıyor. Kendini kandırıyor. Bir açılsa yardım dilese her şey düzelecek belki ama yapmıyor, mış gibi yapmak daha kolay geliyor ona.

     Yakın arkadaşlarımdan biri önceden de yazdığım Hopalı uzun bir ilişkisinden ayrıldı. Ayrılmadan önce de çok sıkıntı yaşadı. Çok sabretti karşı tarafın ailesine. Kendi ailesine mahcup oldu, defalarca. Kendi ailesinin de sabrı taştı. Erkek tarafı için yemekler yapıldı akşama dek beklendi ama gelmedi erkek tarafı. Arayıp gelemeyeceğiz bile demediler. Neden bile belirtilmedi. Hopalı saatlerce ağladı ama ailesine diyemedi karşı tarafın ailesi kötü ya da beni istemiyor diye. Çok önemli işleri çıkmış özür dilediler dedi. Her olay oldu üstünü kapattı. Saatlerce benimle konuştu karşı tarafı anlamak hizaya getirmek için her şeyi yaptım ben de ama olmadı. Nasip değilmiş dedik. Hopalı bekledi. Bir telefon bir işaret. Beklediği süre boyunca da hep mutluymuş karşı tarafı önemsememiş gibi yaptı. Akşam ağladı sabah istemiyordum zaten diye eşyalarını yolladı sevdiğine. Bir dahaki sabaha da aynı şekilde uyandı. Böyle günler günleri kovaladı. Telefonun başında bekledi hep. Ama herkese yeni talipler bakıyorum dedi, karşıya da herkese de mutluyumu duyurdu. Çünkü çaresizdi önemsenmediğinde onları önemsemiş gibi yapamazdı. Evlenmek istiyorum diye bağıramadı türlü oyunlar oynadı evlenmek için. Haklıydı senelerce bekledi. Karşının ailesinin etmediği kalmadı. Ama dönüp de kimseye diyemedi. Aman ben zaten istemiyorum diye diye önemsemeyen taraf gibi gözüktü. Paraya kıymet verdi para görmedi, ayrılan her çifte sevindi onun da ayrılığına sevindiler. İşe girmedi sırf karşı taraf mutsuz olsun diye işe girdiğinin haberini yolladı. Sevgili yapmadı talibi de yoktu ama talibim var görücü usulü diyerek biri varmış da yolunu çizmiş gibi davrandı. Belki her şey güzelmiş gibi yapmayıp bekleseydi, önemsediğini ve acı çektiğini gösterseydi selamete ulaşırdı. Ama yapmadı çünkü düşmanlarının ne düşüneceği önemliydi.

     Bu mış gibi davranışlara yüzlerce örnek gösterebilirim ben çevremde. Hepsi de kendilerini mutsuz eden insanlar. Ben de yapardım zamanında. Akşam üzgün yatıp sabah mutluymuş gibi davranırdım. Hayatım rayına oturmuş gibi. Mesela birine inat bir yere gitmiş gibi yapmışlığım olmuştur, aslında hiç gitmemişimdir falan. Karşı tarafın hareketinin aynısını ona yaşatmak için. İki defa da kimseyle çıkmadığım halde çıkmış gibi yapmışlığım olmuştu. 3 senedir kimseyle çıkmadım oysa ahahah tamam kabul bu çok aptalcaydı. Ama gerçekten insan üzgünken saçmalıyor. Çünkü karşımdakiler mutsuzluğumdan mutlu olmasın isterdim. Tıpkı diğerleri gibi. Yanlış mı yaptım? Evet. Gerek yoktu. Kimseye empati kurdurmak zorunda değiliz hayatta. Hepimiz yanlış yapıyoruz ve bu yanlışı yapıyoruz hep. Biz her mış gibi yaptığımızda hayat bizden bir mutluluk daha çalıyor, ama biz geçici zaferler peşine düşüyoruz. Bunu farkettiğimde bir daha asla mış gibi yapmamaya karar verdim. Ne düşünüyorsam hissediyorsam o. Birini kıskanınca kıskandırmak yok, biri mutlu olunca bundan zevk almayınca ay senin adına sevindim demek yok, hayatımda kimse yoksa yok, henüz mesleğimi yapamadıysam yapamadım, olmayan şeyler varmış gibi davranmak kesinlikle yok. Arkadaşlarıma da empoze ediyorum bunu. Hepsini kurtaracağım bu deli düzenden. Şuan mutluyum her şeyi açık açık söylüyorum. Gülümsemelerim gerçek, hayatım gerçek, hissettiğim düşündüğüm kol kanat gerdiğim herkes gerçek. Hayat kendi gerçekliğinde mutlu olarak savaşını vermek demekmiş. Ben bunu bilir bunu söylerim. Herkese de güçlüymüş gibi davranmayı bırakıp gerçekten güçlü olmasını tavsiye ederim. Sevgiler :)

12 Aralık 2015 Cumartesi

İslam Kadını 2. Planda Mı Tutuyor?

     

     İslamı tam olarak anlamayan, kendine göre yorumlamam isteyen pek çok insanın dilinde bu söylem. Neymiş kadın İslam'da ikinci planda mıymış? Bakalım öyle mi?

     Allah kainatta iki cins yaratmış. Erkeği sevip kadını sevmiyor olsaydı erkeğo yaratırdı yalnızca. Oysa kadına annelik, şefkat gibi şahane duygular bahşetmiş. Kadını bir hizmetçi olarak değil iradesi yüksek en güzel görünümde yaratmış.

     Çok eşliliği ılımlı göstermeye çalışarak kadını önemsizleştiren bir grup da mevcut. Peygamber çok eşliymiş de ondan kendisi de çok kadın almalıymış. 40 yıl boyunca tek eşine sevgiyle aşkla bağlanmış, Peygamberliği müjdelendikten sonra İslam için ve zor durumdaki kadınları nikahına almış bir Peygamberin evliliklerinin cinsellikle bağdaştırılması ne büyük iftira ve sapkınlık. Peygamberin cinselliğe gerçekten düşkün olsaydı neden yıllarca tek bir kadına aşık ve sadık yaşadı? Sen Peygamberinin sabahlara dek ayakları kanaya kanaya namaz kılmasını, haramdan sakınmasını, gece gündüz Mümin kullara dua etmesini, yaşam şeklini örnek alma git kendine bir bahane bulup bahanenin arkasına sığınarak kendi sapkın düşüncelerine kılıf uydur. Manyaklık yemin ederim. Dünya düzeni erkeğin çok eşli olmasını gerektirdiyse Adem'e niye tek eş Havva verildi. Onlarca çocuğu neden Havva doğurdu? Daha çok kadınla daha çok çpcuk olurdu hemen çoğalınırdı? Ama Allah Adem'e tek eşi uygun gördü. Diğerleri gibi. Peki makul olan bu olsaydı kadına kıskançlık duygusu neden verildi? Error verdin de mi tak kaldın öyle.

     Huri ve nuri meselesine gelelim. Adam öyle abaza ki cennette bile bilmem kaç bin huri vedeceklermiş diyor. Onun için yaşayacağına hiç yaşama sen dini, çok fena yanlış anlamışsın olayı. Bu hayattaki hayvani isteklerin ahirette olmadığı, bu vücuda orda sahip olmayacağımız apaçık belirtmişken kafalar pırıl pırıl maşallah. İnsan hayret ediyor. Kuran'da geçen huri kelimesi eril ya da dişi bir ifade taşımıyor. Türkçe'ye direk çevrildiğinde hizmetkâr anlamı taşıyor. Bize huri verilecek diyor adam. E karı? Karına 70 bin nuri verilecek her gün başka nuriyle, sevişirken sen de oturursun artık. Hayır olamaz karım kimseyle olamaz. Ah yavrum. Sen huriyle iş pişirme hayalindeyken iyi kadına gelince niye bik bik? Sence cennet bi sana mı cennet? Eğer eşler birlikte cennete girmişlerse sonsuza dek birlikte olacak, birbirlerine aynen dünyadaki gibi eş olacaklar. Bekar girmişlerse de kendilerine eş tahsis edilecek cennette kimse bekar kalmayacak.

     Eğer oturup da cenneti bile cinsellikle yeme içmeyle şarapla hayal ederseniz mazallah çok yanlış yerlere gidersiniz. Zaten böyle bir adaletsiz sistem düşüncesi inanca ters. Mantığa yatmayan neyin dinlerde olduğunu gördünüz? Çok düşünen araştıran okuyan ve çelişkiler gören insanlar genelde tamamen dini terkedip inançsızlığı seçiyor. Aslında İslamda çelişki yok. Hadislerin günümüze gelirken uğradığı değişimde sorun olabilir. Yani her hadis sahih değil. Bazı hadisler birebir gelirken bazısı yorumlu gelmiş olabilir. Eğer çelişkili diyorsanız sizin yorumlamanızda bir problem var demektir. Eğer İslam ve Cennet böyle olsaydı hiç kimse eşini paylaşmamak için cennete gitmezdi. Her naneyi yerdi :-) Kimse Müslüman olmazdı. En büyük hata aklın almadığı şeyleri şimdiki duruma, konuma göre yorumlamak. Yapmayınız. Cennet kadınları bekarların evlendirildiği kadınlardan kat kat güzel olacaklardır. Huriler de onlara hizmetkâr. Kimse haramı istemeyecek. Bunu böyle anlayarak kendinize haksızlık etmeyin daha şimdiden de eşlerinizi kıskanmayın. Ben olmayan eşimi şu an bile dişi sinekten bile kıskanıyorum. O yüzden iyice okuyup anlamaya doğru yorumlamaya önem veriyorum. Sevgiler :)

Siyah Noktalar İçin Bakım Maskesi


   

Malzemeler : 2 çorba kaşığı yoğurt, 
       1 adet limon
     Yoğurda limon suyunu ekleyip krem kıvamına gelene dek karıştırın. Karışımı tüm yüzünüze masaj yaparak yedirin ve 15 dakika kurumaya bırakın. Kuruyan maskeyi ılık suyla temizleyin. Bu maskeyi haftada 1-2 kez yapabilirsiniz. 

Ben Yapmadım

   
   
     Bir arkadaşımın hesabını yakın zamanda hacklemişler sonra yardım ettim geri aldı. Neyse efenim. Bir kaç gün sonra aradı beni ki benim böyle şeylerden anlayan çok tanıdığım yok sen mi almıştın hesabımı? Hobaa. Ben napiyim senin hesabını? Bazen de böyle olur ya yardım edersin haksız çıkarsın. Keşke bıraksaydım da ağlaya ağlaya uğraşsaydı dersin. Hayır vallahi billahi senelerdir kimseye öyle bir şey yapmadım. Manyak değilim ben ergen hiç değil. En son bu işlere kafa yorduğumda çocuktum ben çocuk. Hack alenen bilişim suçu. Durduk yere neden suç işleyeyim. Yapmak isteseydim gıcık olduğum onlarca insan vardı. Hiç biriyle ilgilenmiyorken düşmanlarıma bile tenezzül etmemişken sen benim arkadaşımsın mübarek sana biye ben böyle bir şey yapayım? Yemin ederim bazen insanlar haddinden fazla mal oluyor. Ne geldiyse aklıma üstüne yemin ettim yani, upuzuuun seneleeeerdir kimseye böyle bir şey yapmadım vallahi de billahi de. Neyse o da arkadaşım değilmiş çıkardım gitti. Korkak insanların böyle her şeyi bensen bilmesine sinir oluyorum. Tamam manyağın teki olabiliyorum bazen kin tutan biri de olabilirim. Ama arkadaşlarıma asla böyle bir şey yapacak bir tip değilim. Düşmanlarımın zaten sosyal medya hesaplarını umursamam napıyorlarsa yapsınlar derim. Banane abi hesaplarından. Hem direk hesap alıp alenen kendini ortaya koyacak kadar safidi biri de değilim ben. Böyle başınıza gelen her naneyi benden bilin olur mu aferim. Oturup kendinizi yer günahımı aldığınızla da kalırsınız. Manyaklar.

10 Aralık 2015 Perşembe

Sahi Sevilmiş Miydik?

     

     Kaç kere sevilmişizdir bu hayatta? Kaç kişi tarafından gerçekten sevilmişizdir? Liseyi hatırlıyorum sevgi aşk falan umrumda değildi pek. O zaman çocuktuk zaten. Gıcık olduğumuz biri sevdiğini söyleyince döverdik kaçardık falan.

     Üniversitede de sevildiğimizi söyleyen çok oldu. Açılıp reddedilince hepsi küheylan kesildi birden. Ya dedim seven böyle olur mu? Hep aynı hikaye açıl sonra kıza saydır. Ulan mendebur madem öyleydim ne diye geldin döküldün. Bu sevmek değildi işte. İnsan sevdiğine çirkin şeyler söyleyemezdi. Vallahi söyleyemezdi. Canı yansa da söyleyemezdi yanmasa da. 

     Sonra sırf çıkmak için mesajlarla methiyeler düzenler vardı. Peki sonra? Ne yaptın der insan benim için de böyle malak gibi kalırlar ya hah aynen öyle onlar tarafından da sevilmedim ben.

     Reddettikten sonra psikopatlaşanlar vardı bir de. Tehditler hakaretler küfürler. Sen sevmek için sevmemişsin ki. Sen benimle çıkmayı sevmişsin. O eylemi sevmişsin. Ben müsaade etmeyince dökülmüş eteğinden dökülen taşlar.

     Senelerce sevmiş biri de. Ben biriyle çıkarken bile sevmiş güyya. Onlarca fake hesapla mesaj atmaktan vazgeçmemiş. Önüne gelenle çıkmış ama beni sevmiş. Bak hele sen. Başkalarına dokunurken nasıl beni sevdin sen? İki insanı tek kalbe nasıl sığdırdın sen? Yo hayır. Bu mümkün değil. Beni hiç tanımadan sevmesi hele hiç mümkün değil. Sevmemiş beni sevmesin de beni zaten ben hiç sevmedim de tanımadım da onu. 

     Bir tanesi çocukluktan sevmiş beni. Flört istememiş hiç evlenmek istemiş güyya. Başkasıyla çıktım diye vaz geçmiş benden. O da haklı tamam kabul ediyorum elbette öyle olacak ama ne bileyim işte aşk bitmeyen bir şey değil miydi? Sevmemiş işte. 

     En son biri çok sevdi beni dedim. Benim için yapmadığı şey yoktu. Ben onu onun kadar sevemem dedim. Benim için değişti dedim mükemmel dedim dürüst dedim. Gece sabahlara kadar ağladığım anları saymadım. Bir gün çekiştirilirken moraran bileğim ve bana inmeyen ama kalkan o yumruğun haftasının sabahı saat 6. Ranzanın alt katından vurdum yukarı uykuyla uyanıklık arası. Kalk hopali yarım et ölüyorum dedim. Etlerim bedenimden ayrılıyor ya ben naptım dedim. Sonrasını hatırlamıyorum. Birkaç saat ağladım sanıyorum. Gözümü açtığımda Dilek hemşirenin sakinleştirici geçince çağırın dediğini hatırlıyorum. Kaldıramamışım demek ki. O bayılmalar mide kanaması tek bir şey geçiyor aklımdan. Yolda kollarımdan çekip sürüklenişim. Hakaretler. Ben hiç bir şey yapmadığım halde olanlar. İnsanlara her şeyi güzel lanse etmem. Bi çakım vardı hopaliyla almistik kendimizi o şehirde savunmak için. Bu bir daha olursa sapla dedim. Hangi kafayla dedim bilmiyorum sakinleştirici öyle bir şey herhalde. Ve bu tekrar tekrar oldu. Babamı bir sabah namazı ağlarken başımda bulana kasar. Çok gururlu yetiştiren babamın aptallığıma dayanamasının gözyaşıydı o. Ben kollarımdan kaç kez çekiştirildim bilmiyorum. Ama senelerce her başımı yastığa koyduğumda ağladığımı hatırlıyorum. Benden saklananlar, yalanlae falan onlara hiç girmeyeceğim. Küçük de olsa saklanan yalandır. Öldüm sanıp kaç defa ôlmediğimi ölmediğim için üzgün uyandığımı hatırlıyorum.Herkes ne kadar çok seviliyorsun derken ertesi gününde bu nasıl sevgi diye sabaha dek dua ettiğimi hatırlıyorum. Nefes alamadığımı hatırlıyorum. Ben hafızamı sildirmek için meditasyona gitsem herşeyi unutup yine bunları hatırlıyorum. Kaç ' Ya kahhar' çektiğimi hatırlıyorum. Ablama kalk bu azaba dayanamıyorum diye ona kendimi tokatlatıgımı hatırlıyorum. Sabaha dek ağlayıp sabah nasıl güldüğümü hatırlıyorum. Kimseye anlatamadığımı hatırlıyorum. Nasıl terk etmekle suçlandığımı hatırlıyorum. Nasıl aptal yerine konulduğumu da. Aşktı ama bu. O adam bana aşkla bakıyordu ya.. Ben sabah dek ağlarken poposunu devirip uyusa da aşıktı bana. Ağlıyordu benim için özlüyordu kimsenin olmadığı kadar iyidi ya. Aşıktı işte. Çok geç doğrulduğumda sordum ya anneme. Bu aşk mı anne? Ne aşkı kızım aşık insan sevdiğinin kılına zarar veremez dedi. Aptal mısın dedi bir daha o ismi duymayacağım dedi. Ben sevilmedim mi peki dedim. Sevildin ama yanlış sevildin dedi. 50 sene beddua etmeyen babamın ettiği bedduaya ilişti gözüm. Ya ben napıyorum dedim. Birini mi eleştirdim büyük mü konuştum? Allah beni korudukça her şeyi gösterdikçe inatla savruldum. Dönmek değil zaten gitmedim kaçtım. Kabullenememekti o. Hak etmediğin şeyleri yaşamanın verdiği hüzündü. İnsanlara güçlüyüm diye gösterirken yıkılmanın verdiği hezimetti. Kalbimin aklıma hükmedişi ruhumun esaretiydim beynimin bana vurduğu zincirdi. Ölmek için ettiğim duaydı. Kendime kaç tokat attım kalkmak için. Her kalkışımda sırf yolumdan dönmeyeyim diye Allah'ın kaç göstergesiydi. Başımı her yastığa koyduğumda ıslak tarafını arkaya çevirmemdi. Nedendi? Kimi eleştirmiştim büyük mü konulmuştum? Kalpler Allah'ın elinde değil miydi? Ben hep hayırlısını isterken niye zulme baş eğmek zorunda kalan mazlum olmuştum. Sevilmiş miydim sahi? Belki annemin dediği gibi yanlış sevildim. Belki kötüler öyle severdi. Karşıma çıkan her insandan kötü şeyler duymak, aslında hiç bir şeyi görememiş olmak. Gittiğin çarşıda pazarda bile kesin şunu yapıyordur diye psikolojinin harap edilmesi. Hissetmek. Yediği her naneyi rüyada görmek. İsimle cisimle görmek. Nefes almak ama aldığın nefesin ciğerine dolmaması bu. Öyle boğazında kitlenip kalması. Allah'ım o ne ızdıraptı. Bu ızdıraptan nasıl acıydı. O ızdıraptan kurtulunca ermiş mi olacaktım ben. Hani öyle büyüktü ya. Hayatımın geri kalanını sonsuza dek etkileyecek bir acı benimle mi olacaktı hep? Hayır sevilmemiştim ben. Sevgiyse bu kabul etmiyorum sevilmek de sevmek de böyle bir şey değil. Beni seven abaza ya da yalancı olamaz. Olmamalı. Öyle istemedim çünkü ben. Kendinden kat kat yaş küçük çocuk yaşta sayılan kızlara bile sarkıntılık eden şiddete meyilli yalan dolan harama koşarak giden biri tarafından sevilmiş olamam ki ben. Kabul etmiyorum. Bu bana iltifat değil ancak hakarettir. Beni diğer sevdiğini söyleyen insanlara haksızlık değil de nedir? Ben naptım napıyorum? Doğruldum. Doğru erkeklerden korktum korkmadım değil. Farklı görünecekler diye korktum. Kolay değildi benim ićin hala kolay değil. Ama ben Allah'ın benim için sakladığını öğrendim. Kim olduğunu bilmesem de onu beklemek gerçekten hakettiğim gibi sevileceğimi bilmek yeter bana. Ben sevmeyi biliyorum ne de olsa. Bu defa daha çok seveceğim.  Canım çıka çıka kana kana seveceğim. Geçmişten her şeyden herkesten daha çok seveceğim. Griye çalan beyazımı yine beyaza bulayacağım..

Bırak Dedim

     

     Arkadaşlarımın sıkıntıları benim sıkıntılarımdır. Onlarınkileri dinleyince ulan benimkiler sinek vızıltızı diyorum kendi kendime. Lisede en yakın arkadaşlarımdan biriydi dün akşam dertleştiğim arkadaşım da. 16 yaşından beri çıkıyor bir çocukla. Şimdiye dek gördüğüm en büyük aşk diyebilirim onlarınki için. Lisede en konuşulan çifttiler üniversitede de aynı şehide okudular. Bebek kordonu gibi birbirlerine delicesine bağlıydılar. Hatırlıyorum çocuk da arkadaşımdı alacağı abur cuburu bile kıza sormadan almıyordu. 10 sene olmuş nerdeyse bunların aşkları hiç bitmedi hala görüyordum facede fotolarını helal olsun diyordum. Geçen sene nişanlandılar ben gidemedim nişanlarına. Neyse.

      Çocuk astsubay olmuş bundan hiç bahsetmemişti bana. Kars Sarıkamışta görev yapıyormuş. Şimdi sorun ne diyeceksiniz. Sorun şu o çocuk için ölüp ölüp dirilen kız atmış yüzüğü. Üstelik bir defa da değil. Ağlayarak aradı beni yapamıyorum dedi. Sakin dedim sakin neyi yapamıyorsun? Kaldıramıyormuş. Yanında olmamasını her saniye ona bir şey olacak korkusunu kaldıramıyormuş. Tamam şehitlik değilmiş aklındaki sakat da kalabilirmiş. Ben yine severim onu ama hayat ona zorlaşır diyor. Daha az görüşmeler daha az iletişim doğuruyormuş. Kırgınlıklar başlamış, kavgalar. Bir de kız senelerdir yakınım o yüzden biliyorum aşırı kaderci mülayim biridir. Sabrına hayran olduğum biri. Sabredemiyormuş. Öyle şeyler anlattı ki. Hayır ben senin dostunum niye bana anlatmıyorsun değil mi? İçinde tuta tuta patlayacağına. Ailesi bile yargılamış onu, zoru görünce kaçmakla suçlamış, akrabalarının demediği kalmamış.


     Herkesin her konuda fikir sahibi olması da bir ayrı tuhaf. Sanane yani bu onun hayatı. Ki tanımıyor musunuz bu insanı. Valla kız anlattıkça arayıp topuna birden sövesim geldi. Kimse anlamıyor olabilir ama ben anlıyorum onu. Soğumuş artık sevgi kalmadı ki diyor. O kadar yıpranmış ki bu Mayıs'ta nikah tarihi almışlar oysa. Baskıdan karşı tarafın da zoru görünce terk etti demesinden bıkıp takmış yüzüğü eline benden akıl istiyor. Bende o kadar akıl var mı aceba? Ne zor durum ya düşündüm içimden ne desen iki ucu b.klu değnek. Bırak desen çocuğa yazık, bırakma desen biter o evlilik belli. Ne desen olmuyor. Bırak dedim ben. Bayağı bir şey anlattı yani. Anlattıkça hayretle dinledim. Psikolojinin ne kadar önemli olduğunu biraz biliyorsam ikisi de delirir dedim. Sebep oldum mu bilmiyorum. Ama umarım olmamışımdır. Hissiyatımla değil bu defa mantığımla akıl verdim.


     Sonra düşündüm çok onurlu meslekler var cidden. Ama Allah korusun kaderimde bir insan varsa inşallah düz bir mesleği olsun. Sabah gitsin akşam mesaisi bitince dönsün. Ömrümüz güzel geçsin gözüme bakacak çocuklarının saçını okşayacak vakti olsun. Haftasonlarımız bize kalsın. Belki piknik yaparız, sinemaya gideriz falan. Ne bileyim işte. Bileyim ki dört duvar arasında işinde gücünde akşam gelecek yemeğini yiyecek. Mutlu sinir stres sıfır. Aşkla bakabilecek bir adam kalsın yani bana koca günden. Maaşı üç kuruş olsun nolacak, kimse aç kalmaz Allah değil mi ki rızkı veren? Memur maaşı yeter insana. Kanaat etmeyi bildikten sonra. Allah'ım varsa kaderimde bir eş bana bolca vakit ayırabilecek, her telefonumda kalkıp gelebilecek bir eş nasip etsin. Herkese öyle nasip etsin. Ben de bir abiyemi daha kaldırayım napayım yokmuş düğün. Haklarında hayırlısı olsun.


     Meslek seçerken bazen hayat yönlendirir bizi bazen de kendimiz seçeriz ama en azından düşünün. Sizi çok seven insanlar varsa ya da aile kurma hayalleriniz varsa, düzenli bir yaşam istiyorsanız ona göre seçin mesleğinizi. Yok ben kendimi feda edecem her şeyden feragat edebilirim diyecek kadar da yüce gönüllüyseniz ona göre seçin. Kararlarınız kim olursa olsun başkalarının hayatında negatif etkiler doğurmasın, isteyerek girdiğiniz yüklerin çoğunu diğer insanların yüklenmesini beklemeyin. Bu haksızlığı kimseye yapmayın. Sevgiler.

9 Aralık 2015 Çarşamba

Kanka Amca

     

     Eve erken döndüğüm her akşam mutlaka uğradığım bir park vardır. İş çıkışı vızır vızır olur genelde. Orda havayı içime çekme fırsatım olur, kafa dinlerim. Daha mühimi tek yıldızda tutulan dileğe inanırım ben. Ne zaman otursam çift yıldız görürüm. Olsun derim, içten dilersem olur belki. Gökyüzünü izlerim orada. Kendimi bulurum, kendimi dinlerim. Söyleyemediklerimi söyler iç sesim.

     Eve yakın bir yer olduğundan üşüyene dek dönmüyorum. Tabi bir de köpekler sarana dek. Köpeklerden aşırı korkuyorum da söylemesi ayıp :) Bugün de oturuyordum her zamanki gibi. Bir amca geldi bayağı yaşlı biri, geldi yanıma oturdu. Önce duymadım müzik sesinden, sonra tek kulaklığı çıkarıp dinledim dediklerini. Aramızda o enteresan konuşma yaşandı.

  Amca : Birini mi bekliyorsun kızım?
  Ben : Hayır :-) (bu gülümseme efekti)
  Amca : Neden devamlı yola bakıyorsun?
  Ben : Yola mı bakıyorum ? Pardon farkında değilim genelde göğe bakarım ben. ( Burada ne saçmalıyorum dedim kendi kendime ama napiyim durum böyle halimi izah edecek başka cümle yok)
   Amca : Sevdalı mısın? ( Sevdali mi bu da nerden cikti simdi. Bizim orda devamli derler sevdaluk misun diye bu amca bizim ordan mi aceba)
   Ben : Ha ha ha yok değilim
   Amca : Dertli misin ?
   Ben : Yok degilim amca sağol
   Amca : Mutlu musun?
   Ben : (Mutlu muyum aceba? Hep gülümserim kötü bir şey de yok hayatımda sanırım mutluyum. Mutsuz değilsem mutluyumdur de mi? Ulan bu ne zor soru be amca) Mutluyum. Yani. Mutlu sayılırım bir derdim yok çok şükür.
    Amca : Kaç yaşındasın sen?
    Ben : 24?
    Amca : Bak güzel kızım ben 78 yaşındayım. Emekli öğretmenim. Babam çiftçiydi. Seydiler köyündenim ben. 5 kardeştik biz. Babam bizi doyuracağım okutacağım diye çok çalıştı. Büyük abim okumadı çalışıp bize ekmek getirmek istedi. Kendi hayatından fedakârlık etti. Sonra ben geliyordum. Te pantolum kısa gelirken kafama koydum öğretmen olmayı. Babamı kurtaracak kardeşlerimi okutacaktım. Bir kız sevdim tıpkı senin gibi ela gözlü ufak tefek beyaz yüzlü çilli. Bizim evin oradan geçer de hayvan otlatmaya giderdi anasıyla. Benim kalbim çıkar gibi atardı. Çok laf söz var idi o zamanlar şimdiki gençler gibi görüşme yok idi. Görmesem de sevdim ben onu, çocukluğumda sevdim. İstedik kızı anası yanaşmadı. Parası var diye yaşlı birine verdiler. Kaçalım dedim gelmedi benle. Yüreğim dağlandı. Düğününde gördüm onu. Gelinlik ne arar köy yerinde anasının beyaz eski fistanını giymiş. O koca evine gidene dek ağladım. Gitti, yıllarca ağladım. Yengem bizim hanımla tanıştırdı beni. Unuturum sandılar unutmadım ben hiç sevdiğimi. 55 sene geçti hala gözlerini hatırlarım ciğerim dağlanır. Mutlu muydu bilmiyorum. Hanımım çok iyiydi Allah ondan razı olsun bir gün huzursuzluk etmedi benle. Bir tas çorbam hiç eksik olmadı. Zamanla sevdim onu da. Ama yarim gibi değil. Hanım hasta şimdi birkaç senedir. İlaçlarla ayakta duruyor. O giderse naparım diyorum. Yarimi uğurladım hanımı da uğurlarım diyorum. Kaçsaydık başka olur muydu bilmiyorum. Ama benden önce ölmesin bundan gayri bir şey istemiyorum.
   Ben : (Gözlerim doldu yutkundum. 55 sene sevmiş bir adam. İlk günki gibi sevmiş. Şimdikiler çorap değiştirir gibi sevgili değiştirirken o zamankiler hayalini saklamış zihninde. Hanımına da haksızlık olmuş tamam kabul. Ama ne denir ki. Benden önce ölmesin derken nasıl gözleri doldu sesi titredi anlatamam. Dumur oldum ne diyeceğimi bilemedim. Peki amca bekliyor musun kavuşmayı dedim sadece.)
   Amca : Beklemiyorum dedi. Beklemiyormuş. Bir ömür geçmiş gitmiş artık hayat böyleymiş. Ondan sormuş bana sen de bekleme. Kimseyi bekleme dedi. Ben kimseyi beklemiyordum ki. Beklemek insanı öldürür bilirim. Bir de yari için ölürsem gelmesin cenazeme diyor üzülmesin diye. Ben de benim sevmediklerim de benimkine gelmesin dedim. Ölüm insana bu kadar yakınken varlığımızda kıymetimizi bilmeyen niye gelsin ki gelmesinler işte. 4 kişi olsun taşıyacak bir de ailem, yeter. Ben ölürsem buraya da yazıyorum elbet öleceğim kimse ağlamasın ardımdan. Ya şimdi sarılsın sevenlerim ya da hiç yokmuşum gibi devam etsinler. Öldü de denmesin benim için Rabb'ine kavuştu densin. Bugün olabilir yarın 10 dakika sonra belki 50 yıl sonra. Kaybetmeden sevin beni kaybettikten sonra gözlerimle size bakamam, sarılamam.

     Ben de beklemiyorum dedim. Bugüne dek bu parkta her oturduğumda bir şeyler bekliyordum aslında ben. O yıldızlara bakarken dilek dileyişlerim falan. Birini değil bir şeyleri bekliyordum. Hafızamın silinmesini belkim belki birinin çıkıp şkaa demesini. Birine güvenebilmeyi. Biri çıkarıp sihirli bir değnek versin ya da hayatımı yorumlasın geleceğimi söylesin diye bekliyordum.

     Üzülme kızım dedi bana. Sevdiklerin yanındayken hiç bir şeye üzülme. Ne kadar haklı ya. Aslında benim üzüldüğüm hiçbir şey de yok ama niye bana böyle diyor bu amca anlayamadım. Sanırım hayat mücadelemi yılların tecrübesiyle gözümden okudu. E öğretmen nihayetinde emekli de olsa insan sarrafı. Dua et her şeyin en iyisi olur dedi. Ben de hep öyle derim. Sonra kulaklığını kimseyle paylaşmayan ben onla paylaştım. Yalın dinledik birlikte. Hüzünlendi müziğimi de sevmedi kalktı gitti. Üşümüş öyle dedi ama ben anladım müziğimi sevmemiş. Hızlı bir şey dinleseydim kesin otururdu. Ah amca ah :) İyi ki geldin iyi ki saçımı okşadın be amca. Şimdi tüm sevenlerime diyeceğim ya beni şimdi sevin ya da hiç. Cansız bedenime sarılabileceğinizi hayal edin, hayat acımasız, hiç bir şeye geç kalmayın işte.

     Duygu karmaşası yaşadığım şu olayı size anlatmak istedim. Belki anlatabildim belki anlatamadım bilmiyorum. Dilim döndüğünce anlattığım şu yazıyı okuduğunuz için teşekkür ederim. Bu arada amca şive konuşuyordu biraz ama ben ara ara düzeltip birebir yazmaya çalıştım. Sevgi ve mutluluk sizle olsun :)

Onu Gördüm

     Hep kaderimdeki insan deyip duruyorum ya işte onu gördüm ben. Hissettim o var, o gerçekten var. Bir kahraman belki, belki de hiç bir şey. İsmini de duydum ama doğrumu bilmiyorum. Omzuna dokundum yüzünde bir aydınlık. Bekle dedi sabret dedi yaran kalmayacak dedi. Gülümsüyordum tez vakitte gelecekmiş. Rüyayla amel edilmez ama iki damla yaş düşmüştü gözlerimden. Uyandığımda yanağımdaydı yaşlar. Ne zaman bilmiyorum. Artık dert etmiyorum artık eminim. O var. Beni hep sevecek ve hiç üzmeyecek, sahte değil gerçek biri, beni sevmekten vazgeçmeyecek biri, yalnızca sonsuza dek benim olacak, üzmeyecek biri. O var. Dünyanın neresinde olduğunu bilmesem de var. Tutup kaldıracakmış ya beni hiç üzülmeyecekmişim ya bir daha. Tez vakitte inşallah. Hislerimle birlikte. Ona o kadar ihtiyacım var ki...

8 Aralık 2015 Salı

Hayat Yolum

     15 km yürüdüm bugün. Neden yaptım bilmiyorum valla sanırım tıkış pıkış otobüse binmemek için. Hem yürümeyi seviyorum ben. İnsanların yüzlerindeki hüzünleri mutlulukları görmeyi herkesi okumayı seviyorum. Neyse ilginç olaylar yaşadım bugün. Kanser hastası bir kadın gördüm mesela. Biraz konuştuk. Nasıl dirayetli anlatamam. O kadar güçlü ki. Biz hep kendi sınavlarımızı zor sanıyoruz ne zor sınavlar var oysa ki.

     Dönüşü de yolda biri çarptı bana bir adam.  Sigarasını önüme attı önce sonra peşime takıldı. 5 km yürüdü yanımda abartısız. Rahatsız olmadım mı oldum tabi. Dövmek geçti aklımdan ama dövemem ya kaslı kocaman biri. Hani dövüş sanatlarında iyiyim ama o kadar da değil :) Sonra konuşmaya başladı beni bir kaç kez görmüş şeceremi öğrenmiş. Hissiyatım biraz varsa şunu diyebilirim ki o iyi biriydi. Hemen hissettim. Ama hayır. Bu böyle olmaz bunun usulu bu değil. Bir de ben sadece ilişkisi olsun diye ilişki yapanlardan değilim. Olmak da istemiyorum. Benim sevgiliye ihtiyacım yok ki. Bir gün gerçekten aşk kapımı çalarsa diye öylece bekletiyorum hayatımı. Hayat akıyor evet ama ben bana uygun olmayan biriyle sırf sevgili olmak güzel bişey diye ya da parasını yemek için flört edecek biri değilim ki. Ne bileyim bana yanlış geliyor. Ben çok aşık olmalıyım karşımda doğru insan olmalı bu daha doğru geliyor bana. Ben çok acı çekmiştim bir de kimsenin beni üzmesine üzüp de mutlu olmasına izin vermek istemiyorum artık. Hak edecek biri olsun istiyorum. O yüzden bekliyorum. İnsanlar yargılıyorlar beni, yargılasınlar umrumda değil. Senelerdir reddettiklerim gibi Allah önüme bir ışık vermediği sürece reddetmekten rahatsızlık duymuyorum.

     Bir de hep aynı cümleyi duyardım bu defa çok iyi tanımadığım bir arkadaşımdan duydum. Sen niye hiç ağlamıyorsun diyor bana. Ya bakın ağlamak belki insana verilmiş bir nimettir kabul. Ama ben şunu gördüm hayat devamlı akıp gidiyor ve her şey sizin dışınızda gelişiyor. Zamanında o kadar ağladım ki kendime ettim. Ağlamak hiç bir şeyi değiştirmiyor. Hayatlarımızı mükemmel kılacak bir şeyler değişecekse gelin topluca ağlayalım. Ama yok, aksine zarar getirir. Mutsuzluğunuzdan mutlu olacak insanlar olur, yapmayın.

     Hem ben niye ağlayayım ki düşünüyorum hep hayatı köşesinden tutmaya çalıştım. Ama ben hariç her şey aktı daima sanki. Ben nereyi tutmaya çalışsam elimde kaldı. En yakınlarıma bile anlatamayacağım şeyler oldu, düşmanlar diyeyim. Ama dirayetli durmak zorundaydım. Ben yorulmadım mı sanıyorlar bilmiyorum da yoruldum. Yorulmaz olur muyum kaç tokat yedim ven hayattan haberiniz var mı diyesim geliyor. Düştüm kalktım, düştüm kalktım. Kimse tutup kaldırmadı da beni, hep kendim kalktım. Yoruldum düşmekten de kalkmaktan da. Ama hayat böyle bir şey işte. Tutamıyorsan yorulduğunla kalıyorsun. İnsanlar devamlı hayatından çıkmak istiyor ve seni kırıyor. Kırıldıkça keskinleşiyorsun keskinleştikçe görmez oluyorsun. Güçlü görüne görüne güçlü olmayı öğreniyorsun. Benim olmadı mı sanıyorsunuz akşam gebermişçesine ağlayıp sabah gülümseyerek evden çıktığım zamanlar. Öyle çok oldu ki. Benim döktüğüm gözyaşından baraj olurdu. Neyi değiştirdim biliyor musunuz, hiç bir şeyi. Kader denen bir şey var ve siz naparsanız yapın değiştiremiyorsunuz onu. Bir de insanlar kötü bunu kabul edin kimse siz gibi değil olmayacak da.

     İnsanlar sınanmak zorunda, bu hayatın gerçeği. Sınanmayacak olsaydık burdan başlamanın bir anlamı olmazdı. Hepimiz cennette fink atıyor olurduk belki. Ama önce burdan başladık Mario gibi yana yana ilerlemeye çalışıyoruz. İnsanlar sınandıkça sorgulamaya başlıyorlar. Kimi zorlanınca Allah'ın olmadığını düşünüyor kimi de aksine daha çok bağlanıyor O'na. Ben daha çok bağlananlardan oldum. Hayatınız çok iyi gidiyorsa size kefaret olacak bir musibet de yoktur. Kefaret mühim. Ben üzüldüğüm zamanlarda vardır hikmeti derim. Napayım. Allah sevmediklerine eziyet etseydi hiç en sevdiği Peygamberi annesini babasını her şeyini genç yaşta kaybeder miydi? Sınav insanın inancı için şart, ödüle ulaşması için şart.

     Ben o kadar inanıyorum ki ödülümün var olduğuna, sabrediyorum Antropolog olamayabilirim ama çabaladım ben hiç bir şey yapmadım demeyeceğim. Aşkta da çektim ama demedim neden? Tamam başta dedim ama sonra fark ettim ki adım adım büyüyorum. Ben elimden geleni yaptım hatta elimden gelenden fazlasını yaptım ama böyle olmalıymış benim vicdanım rahat. Dostlarımdan bazısı kıymetimi bilememiş. Bilmesin çıkarırım gider. Ben kıymet verdim dost bildim mi, bildim. Üstüme düşeni yaptım. Hayatın bana kabullendirdiklerine direnmiyorum artık. Üzülmek ve yorgun düşmek istemiyorum. Gerçekten benim kırılacak ya da hayal kırıklığını kaldıracak tek bir hücrem kalmadı. Hepsini hayat yolunda feda ettim. Kolay bir hayatım olmayacağını biliyorum ama napiyim Allah'a dayandım. O kendine dayananı zorda koymaz diye bilirim. Beklemek iyidir bana vereceklerini ümit ettiklerini sessizce beklerim.

     Bakmayın 24 yaşında olduğuma. Hiç bir zaman yaşımın insanı olmadım, olamadım ben...

Gördüm ve Nötr :-D

     6.hisleri tavan bir insan olarak yine aynı şeyi yaşadım bugün. Rüyamda uzuuun zaman sonra eski sevgilimi gördüm. O değil de foursquareda bi kızla konuşuyordu mır mır diye. Kıza yürüyordu da kız kanka ayağı çekiyordu. Rüyamda diyordum bu ne kaşar bir kız onları izliyorum güyya foursquareda video gibi oynuyor. Sonra eski sevgilim uygulamadan bana bağırıyor lütfen profilime gir lütfen gir de gör hoh diyordu. Ahhaha tamam evet çok saçma görünümlü. Sabah da kalktım ve asla bakmadığım profiline baktım. Cidden sevgili yapmış fotosunu da yapıştırmış :) Tuhaf olan ne biliyor musunuz olumlu ya da olumsuz hiç bir şey hissetmemiş olmam. Evet fotoyu açtım baktım kızın tipini bile yorumlamadım. ( Tamam merak edenler için kaşar görünümlü ve cidden çirkindi) Ama kıskançlık ufak bir his zerre bir şey yoktu ya :) Ne geçer aklımdan merak ediyordum hiç bir şey geçmedi, bildiğiniz ölüp dirildiğim insana karşı tek kafamda oluşan boşluk. Hayat çok ilginç ya. Umarım yolda da görürüm çok istiyorum yolda görneyi. Yine nötr hissedeceğimi biliyorum çünkü. Ulan Allah beni çok seviyor sanki be. Ben mutlu ve huzurluyum, yaram kalmamış, kafam relax daha ne isterim hayattan :-D

Lazım



Bana bir yol lazım, ucu bucağı gözükmeyen, gittikçe bitmeyen
Bana bir ümit lazım, zorlukları aştıkça beni daha çok kamçılayan
Bana bir hayal lazım, uğruna dağları aşmayı bile göze aldıran
Bana bir ev lazım, içinde korku, endişe, stres barındırmayan
Bana bir âlim lazım, hayat dersi verip dualar edip beni Allah'a yaklaştıran
Bana bir omuz lazım, başımı koyduğumda cennette hissettiren
Bana bir hayat lazım, hayal ettiğim işte tam da bu dedirten
Bana bir de ben lazım işte; hem eskisi kadar saf ve kırılgan hem de dimdik ayakları üzerinde durup tüm ümitsizlere ümit olan..

6 Aralık 2015 Pazar

Evlilik Aşkı Öldürüyor Mu?



  

    Evlilik değil aşkı öldüren insanın kendisidir. Bazen öyle şeyler yapar ki karşı cinsin en aşık insan bile bir bakarsın buz kesmiş. Bu hareketleri sıralayayım dedim özellikle de kadınların buz kestiği davranışlar bunlar;

1. Ulu orta geğirmek ya da sevdiğinin yanında geğirmek. Geğirmek bilimsel bir durum ama bunu tutabilirsin. Daha az olması içim çaba gösterebilirsin. Mesela gazlı içeceklerden uzak durursan böyle bir sorun yaşamazsın. Olduğunda da ağzını gere gere bu işi yapmaktansa ağzını elinle ve dudaklarınla kapatarak pardon diyebilirsin. Bu durumdan yüzünün kızarması gerek zevk alman değil. Ben sevdiği adam yanında rahat rahat geğirdiğinde soğumayan tek kadın tanımıyorum. Erkekler de hoşlanmıyor bu durumdan emin olun. Ben bizzat yanımda geğiren insanlara buz kesiyorum Allah'ım lütfen kimseyi içinde de beni sınamasın.

2. Düşen yemeği ağza atmak. Evet masaya yere düşen yemeği ne kadar temiz olduğuna inanırsanız inanın ağzınıza atmayın. Ya da kolunuza dökülmüş yemeği ne de olsa benim kolum diyerek yalamayın. Milyonlarca bakteriyi bünyenize misafir etmeyin. Sakince bırakın onu, diğer alternatiflerinize bakın.

3. Çıkarılan çorabı ortaya bırakmak. En büyük sorunlardan biridir evlilikte. Herkes eve yorgun düşüyor ama çoraplarını olduğu yere atmıyor. Bir çift çorabı kirli sepetine atmak ne kadar zor olabilir ki?

4. Burnunu karıştırmak. Bazı insanlar bunun bir gereklilik olduğunu falan iddia eder. Pek çok psikologsa aksine bu durumun psikolojik bir sorun olduğunu söyler. İnsan neden burnunu karıştırır anlamak güç. Seni rahatsız eden bir sey varsa bunun için kulak pamukcukları gayet iyi bir çözüm. Peçete ya da yıkamak da öyle. Neden? Nasıl tiksinmiyorsun? Sana ait diye mi? Sümüğün dışkıdan bile fazla pislik barındırdığını biliyor musun? Dışkınla oynamıyorsun değil mi? Onunla niye oynuyorsun peki? Bu bir ihtiyaç değil bu bir rahatsızlık lütfen yapmayın. En son yaptığımda sanırım 4 yaşındaydım babannem elimi yakmakla tehdit etmişti. Sonra yaptığımı hatırlamıyorum. Gayet güzel yaşanıyor yani temiz temiz. Tırnak etlerini dişimle koparıp atma huyum vardı hatta bir kere çook eskiden biri arkası dönükken ismi lazım değil bir anda arkasını dönünce tam o sırada parmağım dişimde ablamlarda tırnak etimi koparmıştım da burnumu karıştırıyorum sanacak diye aniden salondan çıkmıştım. O derece sevmiyorum :)

5. Rahat gaz çıkarmak. Gaz çıkarmak her insanın dönem dönem başına gelen fizyolojik bir durum. Ama ille başa geliyor diye bunu rahata indexlememek lazım. Evli kadınların genel şikayeti eşlerinin koltukta rahat sesli gaz çıkarmaları. Hatta bunun yüzünden artık kocamı sevmiyorum diyen onlarca kadın biliyorum. Kadınlar da var tabi yapan. Empati yeteneği burda şart. Karşınızdakinin yanınızda ne yapmasını istemiyorsanız lütfen siz de yapmayın. Tutamaya çalışıp lavaboya gitmek en güzeli. Gaz yapan yiyeceklerden uzak durmak da. Ama tutamadıysanız ve lavaboya gitmenizin imkansız olduğu bir yerdeyseniz de bu vahim durum gercekleştiyse pardon diyebilirsiniz. Bu komik ya da rahata indexlenecek bir olay değil.

6. Kürdanla samimi görüntüler. Yemeğe gittiniz ama karşınızdaki kürdanla inşaat çalışması yapıyor. Hanginizin hoşuna gider Allah aşkına? Dişinizde bir şey kalmış olabilir siz de onu çıkarmak için kürdana yönelmiş olabilirsiniz. En fazla 30 saniye yapın bunu lütfen. Çıkmadıysa lavaboya giderek ağzınızı çalkalayabilirsiniz. Bu hem daha temiz hem de rahatsız edici olmayan bir çözüm olur. 

7. Kullanılan alanları temiz bırakmak. Özellikle tuvalet ve banyoyu temiz bırakmak eşler arasındaki huzurun başlıca temeli gibi. Banyodan çıktıktan sonra şöyle bir su dökmek etrafa, çıkarılan eşyaları kirli sepetine atmak, tuvalete gidince de sifonu çekip ellerini yıkamak emin olun zor değil. İşemek el yıkamak için yetersiz diye düşündüğünüz zaman olursa hem İslamı hem de sevdiklerinizi düşünün. En sevdikleriniz sizin elinizdeki mikroplarla haşır neşir olsun istiyorsanız onları ne kadar sevdiğiniz tartışılır. Tuvalete girmek bile el yıkamak için yeterlidir. Lütfen daima eşlerinizin arkanızı toplamalarını ve sizden nefret etmelerini sağlamayın, erkenden çökmelerine fırsat vermeyin, hayatı birbirinize kolaylaştırın ki aşk bitmesin, evliliğiniz ve birbirinize saygınız daimi olsun :) 

Adam

   

     Kadınların basitlerine alıştık da erkeğin basiti çok ucuz durmuyor mu ya? Bir bakıyorsun yakasından kalite akan ağır adamlara, adam gibi adamlara, bir de elektrik direğine bile nerdeyse asılan tiplere. Uzaktan bakınca bile anlıyorsun aradaki kocaman farkı. Büyük aşklar, büyük mutluluklar hep güzel adamlara nasip olur bilir misiniz? Kıymetli olan, baş üstünde onlar tutulur. Dokuma kilimin olduğu dünyada tuvalet paspaslarını kim napsın :) Çok şükür ki onlar var. Onların varlığı bize, bizlerin varlığı onlara ümit. Allah herkesi kendine birebir layığıyla birleştirmiş. Allah layığıyla birleştirsin hepinizi. Sevgiler :)

3 Aralık 2015 Perşembe

Zor, Cidden Zor

 
 Dünyanın en anlamsız en kötü şeylerinden biri en yakınınız sayılan ve görülenlerin sizi kıskanması. Üstelik bunu sözleriyle ve davranışlarıyla açıkça ortaya koymaları. Canınız olması gerekirken size zaman zaman hasetle bakan bir çift göz hayal edin şimdi. Senelerce bunun böyle olduğunu hayal edin. Zor, değil mi çok zor. Hayal bile edemeyeceğiniz kadar zor. Dışarıdan hayatları daha iyi gözüken insanların hasetlerini, yaptıklarını sakın söylemeyi  anlatmayın kimseye. Sizi kıskanmakla bile suçlayabilirler karşınızdaki iyi oyuncuysa eğer. Hayatınızdan çıkaramayacağınız bir yerdeyse hele ki. Neyse boşverin varsa böyle bir durum ben buna alışmayı öğrendim. Zaman zaman can sıksa da siz de alışın lütfen. Çünkü başka alternatifimiz yok.

2 Aralık 2015 Çarşamba

Toplu Taşımada Yapılan Sinir Bozucu Hareketler


1. Sesli sakız çiğnemek ; Gerçekten insan sinir oluyor, karşısındakinin çenesini kırası geliyor. Çiğnemeyi bilmiyorsan alma o sakızı, kimse katlanmak zorunda değil. Hele erkeklere hiç yakışmıyor, çiğnemeyin lütfen.


2. İnenlere müsade etmeyen tombik teyzeler ; Ya bir dur inecek olanlar insin bi önce. Karşı karşıya gelmenin, çarpışmanın, gerilmenin anlamı ne? Korkma tek sen kalmazsın geride, herkes binecek, sakin.

3. Böğürerek konuşan ergenler ; Hani yorgundur belki insanlar. 5-7 durak senin okulda yaşadığın absürt şeyleri son ses dinlemek zorunda değil ki. Dünyayı kurtarmadıysan lütfen hepimizle paylaşma, çevrende kim merak ediyorsa onunla paylaş.

4. Engelli/hamile/yaşlı bireyler bindiğinde uyuma taklidi yapan gençler ; Bu hareket cidden terbiyesizliğin dik alâsı. Hamile biri için o sallantıda ayakta dengesiz durmanın ne derece tehlikeli olabileceğini söylememize gerek yok herhalde. Yaşlılar için bir şey demiyorum artık. Vicdanla alakalı çünkü bu. Ne ekersen onu biçersin. Yarın sen de yaşlanınca bacakların tir tir titrerken uyuma taklidi yaptığın zamanlarını hatırlarsın.

5. Telefon ekranı seviciler ; Telefondaki mesajlaşmalara yiyecek gibi bakan garip bir insan grubu var. Arkadaşlarınla buluşmaya giderken yazdığın tüm mesajları tepende okurlar. Ters ters baksan da utanmadan okumaya devam ederler. En ilginç insan tipi bence bu. Kolundan tutup dışarı atmalı ya da madem o kadar meraklı zorla buluşmalara götürülmeli. Arkadaşlarınla geyiğin dibine vurmuşken ortamda mal gibi kalıp kafasına dank etmeli, bir daha da elalemin telefonunu dikizlememeyi öğrenmeli.

Özgüvenli Misin Ukala Mı?

    
 Nedense özgüvenle ukalalığı karıştırıyoruz hep biz. Özgüven kendine olan inançtır. Başkalarının hayatlarına ve özgürlüklerine müdahale etmeden, zarar vermeden toplumda saygınlık kazanabilmektir. Özgüvenli insan kararlarında kimsenin aklını kendisine rehber seçmez, derdi gösteriş ya da kendinj ispat değildir.


Ukalalık ise hayatını ve kişisel özelliklerini Kaf dağında görme eylemidir. Ukala insanlar yaşamları boyunca çok şey ortaya koyamamış insanlar olurlar genelde. Fikirleri ve yaşamları başkalarının yazıp yönettiği tiyatro oyunu gibidir. Bu yüzden ufacık bir şey başardı mı, gerine gerine dünya aleme ilan etme ihtiyacı hissederler.


     Özgüvenli ve ukala insanları nasıl ayırt edeceğiz peki biz? Hemen ikisini ayıran özellikleri sıralayalım. Özgüvenli insanlar;

- Başarısızlıklarında bahane üretmek yerine sorunun kaynağına inmeyi tercih ederler.
- Toplumdaki mükemmel insan profiline uymaya çalışmaz, iyi ve kötü özellikleriyle kendilerini topluma oldukları gibi kabul ettirirler.

- Karşılarına çıkan engelleri, kamçılanmak için birer fırsat olarak görürler.
- En iyi olduklarını asla düşünmezler. Hayat prensipleri en iyi olmaya çabalamak ve daima eksikleri olduğunu, öğrenmenin ölene dek var olan bir süreç olduğunu bilmek, ona göre yaşamaktır.

- İnsanları yargılamaktansa kusurlarını örtmeyi tercih ederler.
- Tek bir görüşe ya da kişiye yanlışları da olsa körü körüne inanmayı tercih etmezler.
- Rakipleriyle yarışlarında karşı tarafı hakir görmek değil, her konuda ondan daha iyi olmak için disiplinle çabalamak gerekliliği esastır.

Kuru Ciltler İçin Doğal Maskeler

- Yarım elma rendesini 1 çorba kaşığı yoğurtla karıştırın. Yüzünüze masaj yaparal yedirin. 15 dakika bekletip ılık suyla yıkayın. 


- 1 kaşık sirke ve 1 yumurta sarısını krem kıvamına gelene dek karıştırın. 10 dakika soğuk bir alanda bekletin. Dairesel hareketlerle cildinize sürün. 5 dakika bekletip yıkayın. 


- 1 adet küçük boy patates ve 1 adet salatalığı rendeleyin. Üzerine yarım limon suyu ekleyin ve cildinize sürün. 15 dakika sonra yıkayın. Bu maske cildinizin aydınlık bir görünüme kavuşmasına ve nem dengesinin sağlanmasına yardımcı olur. 

30 Kasım 2015 Pazartesi

Görgüsüzlük Alameti Davranışlar

- Arabayı kadifeyle ya da naylonla kaplamak. Aman arabanıza bir şey olur mazallah kıyafet de giydirin üstüne. Herkesin tek işi gücü sizin arabanız zaten.


- Yere tükürme hobisi. Hep tükürün oldu mu insanlar sizin balgamlı tükürüklerinizi görmekten zevk alıyorlardır.



- Param çok her şeyi yaparım. Nah yaparsın. Basit kadınlarla gün geçirirsin sen onları kullanıyorum sanarsın esas onlar seni kullanır. Hem donuna kadar yer hem de başka adamlarla eş zamanlı takılır. Ne kadar çok para o kadar rahat hayat onlara göre. İstediğin her eve her şeye sahip olamazsın her şey hiç bir zaman senin olmaz. Hava attığın paran dışında insanların seninle konuşmalarını sağlayacak hiç bir şeyin yok.




- Yere izmarit atayım. Çöp yanımda ama çöpleri ve sigara izmaritlerini yere atmayı seviyorum çünkü malım, görgüsüzüm, çevreye zarar vermek benim için şahane bir hobi.




- Hayvan katletme zevki. Hayvan ne ki ya tekme atarsın uçar gider kedi köpek eğlenmek için değil mi zaten hepsi insanlar için yaratılmadı mı?




- Küfür sevgisi. Küfür bir ahlak problemi dikkat et zeki insanlar ya da kültürlü saygın gerçekten yetişmiş ailelerin çocuklarının kelime hazineleri oldukça geniştir. Kendilerini ifade etmekte güçlük çekmezler. Küfredeni Allah'ın sevmediğine dair yüzlerce şey okuyabilirsin. Ama okuma, gerek yok. Çünkü herkes dilinden pamuk şekerler yayamaz, herkes sevilen sayılan biri olamaz. Kadınlara da küfret. Her naneye küfret sen. Kankaların anana küfretsin gül sen. Pezevenklik ruhuna işlediyse dilin düzgün olsa ne olur?




- Para çok anam her ay mobilya değistiriyoruz. Ne güzel ne güzel. İnsanlar açlıktan ölsün sen de öyle merhametsizim ki insanlar böcek gibi hepsi fakir hepsi. Banane açlardan kim açsa gitsin çalışsın de e mi? Senin o koltuklarına misafir çocukları kussun, mürekkeplere bulansın inşallah.

- Biz çocuğumuzu özgür yetiştiriyoruz. Her şeyi konuşabilsin özgüvenli olsun diye. Ama sizin çocuk özgüvenli olmamış ki terminatör olmuş, saygısız, terbiyesiz, şımarık bir baş belası olmuş. Burnu kaf dağına gitmiş orada kalmış dönememiş de. Şimdi ilerde yakışıklıyım herkesi tavlarım zihniyle red cevabı aldığı tüm kadınlara çamur atacak bu. Öğretmen eğitmeye çalışacak sus sen benim paramla çalışıyorsun diyecek. Sen baş edemeyeceksin eğitimciler komşulae yüzüne gülecek de her gün dua edecekler Neptüne taşınıp gitmeniz için.



- Herkes bana hayran. He kezbanım he kamilim herkes sana hayran. Sana gülümseyen kız sana aşık, sana trafikte yol veren kız seninle evlenecek. Eğer gülümsediyse karşı cins bitmiştir o size deli divanedir yürüyebilirsiniz.




- Ben her şeyi çözerim ama lafla ama dayakla. Hayvanlar dövüşerek anlaşır ama özendim ya konuşmaya kafayı çalıştırmaya çözüm üretmeye ne gerek var. Zaten çok düşünme beyin devreleri yanar falan Allah muhafaza. Vur ye iki yumruk çözülsün. Ne güzel be aklın yolu bir.




     Hiç bir şey olmayabilirsin. Ailen mesleğin paran şartların. Sahip olduğun kıymetli hiç bir şey olamayabilir hayatta. Zaten çok şey olmana da gerek yok, insan ol yeter!

28 Kasım 2015 Cumartesi

Bir Erkeğin Sizden Hoşlandığını Gösteren Belirtiler

1. Sizinle konuşurken daima iyi bir dinleyici olur. Aranızdaki göz temasına önem verir. Konuşmalarınız esnasında araya kaynayan üçüncü şahıslardan hoşlanmaz ve bunu açıkça belli eder. Hele araya giren arkadaşınızın cinsiyeti erkekse o çocuğu gebertmek ister, kafasında sık sık suratına kocaman bir yumruk indirdiği hayali dolanır.


2. Saçmalar. Hele ilk başlarda ne konuşması gerektiğini tam olarak bilmez. Suskun kalmaktansa her konuda konuşarak sizi tanımaya çalışmayı tercih eder. Konu konuyu açar ve bazen çok absürt yerlere varır. Ülkeler arası politikalar ve dün izlediği maçtaki kaçan gol gibi :) Bu yüzden zaman zaman komik duruma düştüğü olur.


3. Hoşlanıyormuş gibi davranmaz. Daha doğrusu davranmadığını sanır. Tepkinizden ve sizi tamamen kaybetmekten korktuğu için hemen hislerini göstermez. Bir öyle bir böyle davranır. Hatta bazen hızını alamayarak kötü davranabilir. Aşırı ilgili gözükmemek hislerini saklar sanır.


4. Sizi başkalarına anlatıyorsa tamamdır. Çünkü erkekler geçici ilişkilerden kolay kolay ailelerine ve arkadaşlarına bahsetmezler. 


5. Arkadaşlarınızla tanışır ve kaliteli vakit geçirmeye çalışır. En iyi arkadaşınızın gözüne girmek kalbinize giden yolda ilk adımdır. Kendisini beğendirirse sevilme ihtimalinin daha yüksek olduğunu düşünür. Arkadaşlarınız muhakkak birlikte geçirdiğiniz eğlenceli zamanlardan ve huylarınızdan bahsedeceklerdir. Bu durum da sizi daha yakından tanıması için şahane bir fırsat yaratır.



27 Kasım 2015 Cuma

Parfüm Demişken

   
     Kokuya aşırı duyarlı biri olarak parfümsüz yapamıyorum. Senelerdir benimle bütünleşmiş bir kokum var, seviyorum da aslında kokusunu ama sanırım değiştirmek istiyorum. Bir sürü parfüm kullandım bu ara, hiç biri cuk oturmadı üstüme sanki. Saçıma ayağıma bile sıkarım parfümü yine de kalmaz ya sinir hastası olurum.

     Kavun, çilek, karpuz gibi meyve sebze aromalı parfümler hiç bana gôre değil, kendimi.yemek gibi hissediyorum :D Çok ağır olmayan ama kalıcı parfümler de o kadar az ki. Öncelikle Caldion, Emotion, Adidas gibi kokuları sevmiyorum. Avon parfümleriyle hele hiç aram yok.

     Lisedeyken bir ara Pur blanca ve little black dress kullanmışlığım var. Kokularını sevmiştim öyle aman aman değillerse de iyidiler yani. Ama sıktıktan 5 dakika sonra nasıl oluyorsa yok oluyorlardı. Hiç bir anlamı yok yani o parfümü sıkmanın.

     Amor amor kullandım bir ara. Gerçekten kokusunu çok sevdim ama o da beklediğim kalıcılıkta değildi. Gucci rush herkesleştiğinden almaya bile yeltenmedim, kızılay çadırında satılıyormuşsacına herkeste aynı parfümü koklamaktan gına geldi. Efil efil parfüm arayışındayım şimdi. Deneye deneye bulacağım sanırım. Siz de tavsiyelerde bulunursanız çok sevinirim. Yol göstermiş olursunuz bana da. Sevgiler  :)

Dipnot : En güzel koku herkesin kendisine has ten kokusudur, bu kesin. Ama yine de parfüm şart :)

Güncellemeeee : Parfüm alacağım diye burnumu bıraktım da geldim :) Migrenim var bir de baharatlı keskin kokular beynimi zonklatıyor. Neyse efenim kafamda Dior Hypnotic Poison, Lancome Poeme ve Chloe seçeneklerinden birini almak vardı.Ama üç marka da yoktu. Nasıl olmaz ddiğinizi duyar gibiyim ben de anlamadım. O çok övülen Burberry Classic ve Chanel Chance' i o kadar beğenmedim ki zincirleseler yine sıkmaz insan öyle diyim. Zevk meselesi tabi de üretim hatası olduklarını düşündüm açıkçası :) Angel zaten sevmediğim koku. Çok seçeneğim yoktu aslında seçimimi beğendiğim ve daha önce de kullandığım Amor Amor'dan yana kullandım. Umarım bütünleşirim de hayatımın parfümü olur diyeceğim de hiç sanmıyorum. Bulamadıklarımı da hafta sonu deneyip kendime uygun olanı temin ederim dedim. Güzel kokulu günler :)

cpm fun 2