Son Yazılar

1 Ekim 2015 Perşembe

Tecrübe

     Küçük bir kıza rastladım bugün. O geldi bana daha doğrusu. Şaka gibi ama bahçede gezerken caddeden kahkahamı duyup merak edip gelmiş. Gözlerinin içi parlıyor gülerken konuşmaya ihtiyacım var konuşabilir miyiz dedi. Elbette dedim. Epeydir gülmüyormuş gülmek istiyor şaka gibi değil mi? 16-17 yaşlarında bir kız, çocuk ya daha. Belli ki henüz feleğin çemberinden geçmemiş masum bişey dedim kendi kendime. Gerçeklerle yüzleşme konusunda yardım etmeliymişim sanırım. Çok bilirim ya ben de sanki. :-) 

     Sessizce gelip oturdu karşıma. Kahkahanı duydum dünde görmüştüm seni uzun zamandır gülmedim ben böyle, nasıl gülebilirim sen gibi? Nasıl? Anlamadım. Anlamak istemedim o yaşta kahkahalarım daha fazlaydı benim. Nasıl mutlu olmaz ki alt tarafı çocuk. Düşünsenize demek ki dolu dolu gülmemiş hiç, böyle karamsar olduğunu göre. Kötü, çok kötü.
     4-5 ay önce aylardır tanıdığı biriyle çıkıp ayrılmış, tanıdığı gibi biri çıkmamış, aileler de istememiş falan. Çocuğun kendisine anlatmadıklarını sonradan öğrenmiş. Ufak tefek şeyler aslında önemli değil ama kendi kadar dürüst olsun istemiş karşısındaki de, güveni kırılmış işte. Psikolog değilim lakin bu hikâye oldukça tanıdık geldi bana. Yardım edebilirdim. Epey anlatmasını bekledim, kendini sorgulamış durmuş anladığım. Bir saat ağlayarak anlattı derdini, hak etmemiş öyle söyledi. İçim acıdı sarılsam tanımıyorum etmiyorum, hani geçecek boşver salla desem bu durumdaki insana söylenebilecek en kötü laf. Ne hissettiğini, ne düşündüğünü biliyorum. Hepimiz geçtik ordan. Ona dışardan bakmak kendime, eski bene dışardan bakmak gibiydi. Öyle olunca onu daha iyi anladım, anlamaktan öte hissini hissettim, paylaştım.
     "İnsanlar hak ettikleri her şeyi yaşama bazen ama bu geçici bir süreçtir. Yani bugün hak etmediğin şeyi görürsün çünkü yarın o çektiğin sana mükâfat, çektirene cehennem olur. Ebediyet, cenney ve cehennem bunun için var" dedim. Sanırım mantıklı gelmiş olacak ki ağlamayı kesti. Anlat dedi. Kimse ona sabrı, mükafatı, cezayı, neden yaşadığımızı anlatmamış sanırım. Meraklı ve şaşkın gözlerle beni sinlemeye devam etti. Ben de kendimi anlattım, eski beni yani. Kendisinden dhaa kötüsünü duymuâ olacak ki bir mutlu oldu tipi düzeldi :-)
     Ağlamaması bir şey değiştirmezdi mühim olan bundan sonra doğru adımlar atmasıydı. Önce onla tarafsız ama acı bir dille konuştum, konuştum ki içinde hiç ümit kalmasın, bir daha aynı insanın kendisini üzmesine müsadee etmesin, ya dönersem diye düşünüp hayatındaki tüm fırsatları ertelemesin. Acıdan geberdi sanırım ama bunun en doğru yolu buydu. Neyse efenim biraz konuyu dağıtmak adına lisede ne kadar buzda düşme gibi rezillik anılarım varsa anlattım. İşte özlem duyduğu kahkahayı attı bile. Aslında hep içindeymiş mutluluk da o görmemiş ya birinin dokunup onu harekete geçirmesi gerekliymiş. O an fark ettim ben kimsenin mutsuz olmasına tahammül edemiyorum. Tanıdığım ya da tanımadığım kim olursa insanları mutlu etmek varken ağlatmak tamamen saçmalık. Hayat boyu ilkokuldan beri var olan bu halimle ne den psikolog olmadığımı düşünüp duruyorum bazen. Keşke bu işi paraya dökseydim de kadro beklemeseydim. Ahahah şaka yapıyorum tabi ki de. :-) Yanımda olan ya da uzağımda beni tanıyan benimle olan kimsenin üzülmesine, başkaları tarafında kırılmasına var olduğum müddetçe müsadee etmeyeceğim. Siz de kimsenin hüznüne kayıtsız kalmayın lütfen. Bol gülücüklü günler. :-)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

cpm fun 2