Son Yazılar

17 Aralık 2016 Cumartesi

Dilerdim


     İnsanın canını en çok acıtan şey güvenin incinmesi. 5 sene önce incinen güven de aynı gün incinen güven de aynı acıyı yapar insanda. Şimdi hayatıma kim girmeye çalışsa korkuyorum. Sanki hep incinecekmişim gibi. Hani insan der ya dövülse sövülse bu kadar acıtmaz aynen öyle. Bir kere birine güvendikten sonra yaşadığın hayal kırıklığı hayatının bütünü kaplıyor. Lanet olsun ki insan kötü şeyleri unutmuyor. 

     10 yıl evvel bir dostum kazık atmıştı bana dostuma dahi güvenmemem gerektiğini ilk öğrendiğim olaydır o. Ondan sonra hiç bir arkadaşıma %100 güvenemedim. Çok istedim ama güvenemdim.

     4 yıl önce de öyle bir inciltildim ki bugün bile hatırlayınca sesim soluğum kesilir. Güvendim, gönderdim ama hayal kırıklığına uğradım. Üstelik benden daha fazlası saklandı. Hayatında canını verebileceğin insanın sana yalan söylemesi güvenini alt üst etmesi ne demek bilir misiniz? Şimdi tanıştığım herkes ona güvenmemi onunla bir yola çıkmamı istiyor. Ben 4 sene önceki sarsıntımı hatırlayınca göz yaşlarına boğulurken 2 günlük insanlara güvenip nasıl huzurla uyuyabilirim? Nasıl incinmekten korkmam?

     Neden ben diyeceğim diyemiyorum. Vardır bir hayır hayatımda diyorum onu da dilim söylese yüreğim söylemiyor Neden ya neden? Hayatım boyunca iyi biri olup kimseye yalan söylemedim, hep affedici oldum fedakar oldum koşulsuz insanları seven ve yardım elini hiç esirgemeyen oldum. Merhametli olduğum için mi, iyi olduğum için mi bu kadar hırpalandım? 

     Hiç yorulmamış olmayı dilerdim. Hep hak ettiğim hayatı yaşamayı, insanları tanımayı. Tanıdığım yüzlerce insana kıymet vermemiş, kimseyle tartışmamış, incitmemiş, incinmemiş, yarın kuruyacak çiçekleri bugün sulamamış, hiç bir hayvanın başını okşamamış, hiç bebek koklamamış, hiç hayal kurmamış olmayı dilerdim. Evet en çok da bu, hayal kurmamış olmayı dilerdim. Allah'a sana bunları şikayet ediyorum demek isterdim O'na geleceğimi sormak yaşadığım her şeyin sebebini anlamak isterdim gözyaşlarımın bedellerinin ödetildiğini gözümle görmek ve O'na sarılmak isterdim. İnsanın hep yanında olan ve koşulsuz seven O'na...

10 Aralık 2016 Cumartesi

Ben Bu Devrin



     Gecenin bir yarısı aniden kalkarsın ki nefesin sıkışmış. Sanki 10 ton üzerine binmiş, içimde bir sıkıntı var dersin. Muhakkak bir şey hissedersin de ne hissettiğini bilmezsin. Vücudun kendi kendine tepkimeler vermeye başlar, bir bakarsın gözlerinden yaşlar boşalıverir, yastığın sırılsıklam. Ne olduğunu da anlamazsın. Ne oluyor diye sorgulamaya kalmadan olabilecek tüm ihtimalleri kafandan geçirmeye çalışırsın ama imkanı yoktur. İçinde bulunduğun durum psikolojik bir olay mıdır yoksa fizyolojik mi, hormonlardan biri mi tavan yaptı gibi kırk çeşit düşünceye kapılırsın. Cevap bulamazsın, tek bildiğin evrende var olan negatif bir enerjiyi çekerek bir şey hissettiğin ve o enerjinin seni bedenen ve ruhen alaşağı ettiğidir. Sakinleşmeye çalışır, geçmesi için kendine telkinlerde bulunmaya başlarsın. Biliçaltın sanki yeterince donuk hissetmiyormuşsun gibi kafana en kötü olayları getiriverir, sağa sola sallarsın kafanı, sanki sallayınca kulaklarından dökülüp gideceklermiş gibi. Keşke öyle olsaydı, de mi?

     Aklından en çok o anda edebi şeyler geçer, kötü olan onları kağıda dökecek gücün olmadığını hissetmektir. Sabah uyandığında o güzel kelimeler uçup gidecektir bilirsin, yine de yazamazsın işte. Yazarak uçurmaktansa o anki düşüncelerinde, hislerin ağırlığının seni çöktürmesine izin vermek işine gelir. Gün boyu mutluyken akşam mutlu uyumuşken nedir bu mutsuzluk hali, kontrol edilemez duygu değişimi hızı? Anlayamazsın. İnsanlar da anlayamaz. Zaten kimse kimseyi anlamaz, biz başkalarını anlıyor muyuz ki?

     Yeni şeyler istersin de hayat sana vermeye çalıştığında da koşarak uzaklaşırsın. Çünkü cesaret edemezsin, korkarsın. Minik bir serçe korkaklığıyla bu kadar canım var o da hüzne düşerse nasıl kaldırırım ben dersin. Evet mutlu olmayı istersin hem de her şeyden çok. Ama mutsuz olabilme ihtimalini kaldıramayacağından korkarsın. O korku da seni ne geri götürür ne ileri. Tek istediğin sabit, istediğin anda yaşamak. Her şeyin istediğin gibi olması, bir kukla oynatır gibi insanları oynatabilmek, kaderi şekillendirebilmek.. Hiç biri elinde değildir oysa. Siyah kainat yaratıldığından beri var olmuştur ve olacaktır. Olmasaydı beyazın kıymeti olmayacağını bilirsin fakat yine de var oluşuna gönlün razı gelmez. Çok görmüşsündür siyaha bulanan insan, insanlığa yakıştıramazsın bu rengi. Ama insanlar kendilerine yakıştırırlar işte. Salak gibi her tanıdığın kötüyü düzeltmeye çalışırsın. Tüm çabalarının her seferinden ziyan olduğunu göre göre çalışırsın. Yine ziyan olur ve yine ve yine ve yine. 

     Doğum günlerinde herkes gelecek temenni ederken sen gözümü kapayıp açayım ve yarın yaşadığım tüm incitici şeyler, tüm hayal kırıklıklarım bir şaka olsun, ziyan olan yıllarımı yeniden yaşayayım dersin. Gözünü açarsın herkes oradadır. Sabah uyanırsın her şey aynıdır. Yine insanlar kötüdür ve sen evrenin bu kadar kötülüğü nasıl kusmadığına akıl erdiremezsin. Ve sen insanların iyileri incitebilme yeteneklerine hayret edersin.

     İnsanlar devamlı yargılar, en sevdikleri şeydir yargı. Onlarda göre; dost sevgili aile öğretmen hepsi geçicidir. Sana göreyse herkes kalıcı. Tek bir insan olmalıdır insanın hayatında geçmişi şimdisi geleceği. Allah da evreni böyle yaratmamış mı? Elmaları kesip evrene atmış, yarılarını bulsunlar diye. Buluyorlar mı peki? Bulacağım diye kaç yarımı kendilerine sarıyor sarıyor bırakıyorlar. Sardıkça kararıyorlar ama umurlarında değil. Bunu marifet sanıyorlar. Kendileri gibi nefis peşinde koşmayanları anlamsız buluyorlar. Çünkü tenleri ucuz çünkü ruhları ucuz. O kadar kıymetsiz ki kalpleri öyle geniş ki geleni alıyorlar. Hayret ediyorsun nasıl kusmuyor o kalp onca leşi. Sen doğru yoldan giderken kendilerine hesabı sorulacak o çivilerle dolu üzerlerine pislik bulaşan yoldan giderken biri bile 'ben yanlış gidiyorum galiba ben ne yapıyorum eyvah' deyip farkındalığa ulaşamıyor da bizim gibi dümdüz yolda kimseye bulaşmadan tek doğruyu bulmak için yalın ayak yürüyenleri yargılıyor, tuhafsıyorlar. Bağırasın geliyor, 'doğru benimi, Hakk'ın emrettiği benim yolum' diye. Bağıramıyorsun, anlamazlar, anlamıyorlar. Seni anlasaydı Mecnun, Kerem yahut Ferhat anlardı, keşke yaşasalardı.

    Sevgili Mecnun, Kerem, Ferhat ben bu devrin Leylası, Aslısı, Şirini olamadım. Beceremedim, becermek istemedim. Üstime vazifeymiş gibi tutup Mecnun'u Kerem'i Ferhat'ı olmaya çalıştım. Sanırım onu olamadım, oldurmadılar, müsaade etmediler. Ama ben sizi gördüm, sizi bildim gönül yoldaşım. Dokunmadan da sevilebileceğini yalnız tek kişiyi sevip ona ömrünüzü heba edebilmenin saadetini sizden öğrendim. Gayri bundan sonra yolum da sizin yolunuzdur. İyi ki sevdiniz, sevildiniz, gönlümüze gidecek daimi bir yön çizdiniz..

29 Kasım 2016 Salı

Uzak Durulması Gereken Tutarsız Erkek Tipleri



     Önce sizden hoşlandığını cümle aleme ilan edip, sonra hiç bir şey olmamış gibi davranan tip ; en kıl edici ve liste başı tip budur. Tabiri caizse bir deli bir akıllı denilenlerden. Bir gün can ciğer kuzu sarması olup diğer gün ezeli düşmanınız olabilir. Türk filmlerindeki bir seviyorum bir sevmiyorum diyen erkek modelleri baş kahramanlarıdır. Öyle bir noktaya getirirler ki karşılarındakini sanki kadın hoşlanıyormuş, onca adımı kadın atmış da kendisi yüz verip vermemeyi düşünüyormuş moduna sokarlar durumu. Sorsanız ne istediklerini kendileri de bilmezler.

     Size başka arkadaş çevresine basla konuşan tip ; en sık kullandıkları cümleler 'ben öyle demek istemedim, ben mi dedim, ne zaman dedim'dir. Söyledikleri her şeyi 5 dakika sonra unutma yahut inkar etme potansiyeline sahiptirler. Arkanızdan konuştuklarıyla yüzünüze konuştukları asla birbiriyle örtüşmez.

    Kendini hatırlatma ihtiyacı duyan tip; sizi sevmiyordur fakat sizin onu sevmemeniz düşüncesine tahammül edemez. Aklınızdan çıkması ya da hiç girememiş olmasını kendine yediremez. Sürekli olarak ortak arkadaşlarınızla haber yollar, mesaj atar, ben varım'cılık oynarlar. Geri dönüş yaparsanız pişman ederler, kesinlikle dönmeyin. Çünkü bu hareketlerinin sebebi yalnızca egodur, yüksek ego. Herkes beni sevsin, benim bekar olduğumu bilsin, tüm kızlar bekar kalsın, kendimi hatırlattıklarım da beni aklının bir köşesinde tutsunlar düşüncesi bünyelerini esir almıştır.

     Sosyal medyadan çıkmanızı isteyip kendisi aktif olan tip ; istediği resmi koymakta özgürdür, öylesine takılıyordur, yalnızca arkadaşları vardır hesabında gayet normaldir. Ama size gelince sosyal medya tü kaka'dır. Sizin de yalnızca arkadaşlarınız vardır ama ne gerektir, siz neden buna ihtiyaç duyasınızdır, zaten sosyal medyada paylaşım yapmak saçmadır. Bir dedikleri ötekini tutmaz çünkü mantığı yoktur, kendileri de bilir. Beyinlerinin derin katmanlarına inerseniz 'ben erkeğim o kadın' düşüncesini rahatlıkla bulabilirsiniz.

Kimim?



     İnsan bazen ben gerçekte kimim diye düşünüyor. Ailemin yanındaki, en yakın arkadaşımın yanındaki, okuldaki, sokaktaki, konserdeki, akraba yanındaki, komşu yanındaki ben miyim ben? Hepsi ne kadar da farklı bir ben? Tek bir karakter olup da insanlar tarafından farklı farklı tanınan biri nasıl olur ki insan?

     Ailenin yanında en çok kendinmiş gibi hissedersin fakat ailen dahi bir yerden sonra seni tanıyamaz gerçek manasıyla. Aşık olduğunda ne hissettiğini ne düşündüğüni ne zaman ağladığını bilirler mi? Yanlarında sokakta dans eder misin? Onları utandıracak bir hareket yapar mısın? Yapmazsın. Onların yanında dahi yüzde yüz kendin olamazsın yani. 

     Komşular ve akrabalar desen, onların yanında çoğunlukla olman gerektiği gibisindir zaten. Mutlaka içlerinde lafçı ya da kötü niyetliler olur. Pek çoğu seni hanımefendi bilirken bir kısmı da iflah olmaz bir çatlak olduğunu düşünebilir. 

     Arkadaşı çoktur insanın, dostu az. Arkadaşlarının yanında da mümkün olduğu kadar kendin gibi davranmaya çabalasan da bazen kendi çizginden ödün vermen gerekebilir. Her ortamda kalkıp dans edemezsin, avazın çıktığı kadar bağıramazsın, onu bunu eleştiremez her düşündüğünü ulu orta söyleyemezsin. Muhakkak içlerinde çekemeyen ya da yapacaklarını çok da anlamlı bulmayanlar olacaktır. En yakın dost, sırdaş, kardeş dediğin istisna tabi. O senin hislerini süzgeçsiz bilir. Ona anlatmaktan çekindiğin bir şey kolay kolay olmaz. Kafandan geçenleri bilir hatta, aynı yöne bakarken aynı şeyleri düşünür, bakışlarla anlaşır hale gelirsiniz bir müddet sonra. Ama o da bilmez birini sevince nasıl olduğunu. Nasıl baktığını, ne kadar acı duyduğunu, ne derece mutlu olabildiğini. Yüzde doksan diyelim hadi ona da.

      Sevdiğin, sevmeye layık gördüğün-göreceğin adam. İşte seni yüzde yüz tanıyan bir insan. Neye üzülür neye sevinirsin neye kıymet verir neye bozulursun arkadaşlarınla sorunların nelerdir hangi hediyelerden hoşlanırsın kime nasıl davranırsın, bunları sadece diğer yarın bilir. Tabi onu bulabildiysen. Her sevgili, her eş diğer yarısı değildir insanın çünkü..

21 Kasım 2016 Pazartesi

Size Bir Omurga Lazım



     Anlamlandıramadığım bir kız grubu var o da hayatına biri girince kendini tamamen kaybedenler. Biriyle çıkmaya başladığında, nişanlandığında ya da evlendiğinde kendisine ait hiç bir şey bırakmayıp tamamen karşıdaki insan olanlar. 

     Nasıl yani diyeceksiniz? Hayatına giren adamın takımını tutar hemen bu tipler, siyasi görüşleri değişir tamamen o insanın görüşünü savunmaya başlarlar. Onun sevdiği renkleri sever, sevmediklerini sevmezler. Sevdiği sanatçıları dinlemeye başlar, sevmediklerine söverler. Benim hayatta en dikkat ettiğim şeydir istikrar ve kendin olabilmek. Sen olabilmek. Böyle kızlar görünce gerçekten o kadar üzülüyorum ki onlar adına anlatamam. 'Ya sen kimsin, nesin, ne olmak istiyorsun, şimdiye kadar mı yalandın şimdiden sonra mı yalansın?' demek istiyorum. Karakterin mi oturmamışlığı, özentilik mi, öyle yapınca daha mı çok değer göreceklerini sanıyorlar bilemiyorum. Bence insan omurgalı olmalı. Bir duruşu, kendine ait düşünceli, bir yaşam şekli olmalı. Başkasıymış gibi davranmayı bırakmalı çünkü bu çok iğrenç.

     Bizim yurtta bir kız vardı her hafta bir sevgili değiştirirdi ve hepsinin takımlarını tek tek tuttu. Kiminle çıkarsa ona göre şekil aldı. Bana göre o insan hayattaki en karaktersiz tip, omurgasız. -Mış gibi davranarak karşısındaki insanları aldattığını sanan bir asalak. Kaşısındakileri mutlu etmek için yaptığını sanmıyorum ya ben tamamen naptığını bilmemekten kaynaklı bir durum bu. Erkekler de bu durumdan bir mutlu oluyor anlatamam, ulan kız 20 sene delirmiş gibi tuttuğu takımdan vaz geçiyor nasıl güveniyorsun 2 gün sonra senden vazgeçer. Bunu nasıl düşünmüyorlar aklım almıyor. Ben olsam benim için kendini tamamen değiştiren birini sevmeyi bırak ondan nefret ederdim, sen onu öyle sevmişsin kendisine dair hiç bir şey kalmayıp tamamen sen olduğunda kendinle çıkıyormuş gibi olacaksın. Üstelik her şeyden kolayca vazgeçen bir insanın senden de kolay vazgeçeceği gerçeğiyle sızlana sızlana sessizce sonu bekleyeceksin. Bu çok anlamsız, çok.

     Benim de sevdiğim bir insan oldu. Hiç bir zaman takımını tutmadım, onun gibi bir inanç sistemim de düşünce sistemim de olmadı. İnsanlar farklılıklarıyla güzeldir, ben oydum ve öyle sevilmeliydim. Farklı olmak beni kötü kılmazdı, yalnızca farklı kılardı o kadar.  Umarım hiç bir zaman birileriymiş gibi davranmaz hep kendim olarak kalırım. Büyük konuşmak da istemiyorum ama en nefret ettiğim davranış şekli bu. Kimse onlara baskı da yapmıyor, bu kadar yanar döner olmayı nasıl başarıyorlar ben anlamıyorum. Sanırım hiç bir zaman da anlayamayacağım. 

     Sevgili kızlar, canım hemcinslerim; lütfen ama lütfen kendinize bunu yapmayın, insanların arkanızdan 'bukalemun' demelerini sağlamayın neyseniz o olun, Sizi olduğunuz gibi sevsinler. İnanın öyle yapınca daha kıymetli olmuyorsunuz sadece karşınızdakinin sizi her geçen gün başkalaştırmasına kapı açmış oluyorsunuz. Eğer böyle bir alışkanlığınız varsa lütfen bunu hemen şimdi bırakın çünkü çok çirkin. Çok anlamsız. Mevzu takım ya da görüş meselesi değil her konuda kendiniz olun kimseye kendinizi beğendirmek için şekil değiştirmek zorunda değilsiniz, lütfen.

16 Kasım 2016 Çarşamba

Mutlu Olmanın Yolu



     Eğer ailen hayattaysa ya da seninleyse bugün onları daha çok sevmeye ve onlarla daha çok vakit geçirmeye başla. Çünkü hayatta hiç kimse -seni en çok seviyor sandıkların bile- ailenden çok sevmeyecek. Onlara sarıl, sevdiğini söyle, annene çiçek ya da babana güzel bir hediye al. Onlar için çabala, en az onların senin için çabaladıkları kadar.. Haklarını ödeyemezsin bu kesin ama en azından başında bekledikleri ve sana destek oldukları her an için onları mutlu edebilir, kendilerini değerli hissettirebilirsin.

     Mutlaka dost edin. Hemcinsin en yakın arkadaşın olsun. Öyle bir dost seç ki kendine, seni senden iyi tanısın, dünyadaki herkesten daha çok güvenebileceğin biri olsun. Sana karşı hiç bir kötü niyet ve ksıkançlık duygusu beslemesin. Sır tutmayı bilsin, senin arkadaşın değil ailen olsun. Her zorluğunda sana destek, kafan karışıkken akıl hocan olsun. Sana zarar vermesin, kötü alışkanlıklar edinmene değil olgun ve sağlam karakterde biri olmanı sağlasın. Dost senden bir şeyler götüren değil saima sana bir şeyler katandır, unutma. 


     Ve bir kaç tane de karşı cinsinden dostlar edin. Bu seni özgüvenli kılar. Ne olursa olsun onları dost olarak gör ve yan gözle bakmayı aklından dahi geçirme. O dostların senin gelecekteki teminatın olacaklar. Karşı cinsle ilişkilerinde ve bocaladığın yerlerde daima sana destek olacaklar. Empati duygusu kazanmanı sağlayacaklar. Üç beş abazanın kadından dost olmaz ya da erkekten dost olmaz safsatalarını takma. Kişi kendinden bilir işi misali onlar kendi zayıf karakterlerine kılıf uyduruyorlar, takma. Dostun cinsiyeti olmaz, bunu da unutma.

     Mutlaka güzel vakit geçirmeni sağlayacak bir hobi edin. Ebru, çini, heykel gibi dallarla ilgilenebilirsin. Kurslara gidebilir, yeteneklerini bir üst seviyeye çıkarabilirsin. Resmin çok kötü olabilir boş ver, pahalı boyalara ya da tuvale de ihtiyacın yok hayal gücünü ortaya çıkarmak için. Bir kurşun kalem ve A4 kağıdı yeter. Başla çizmeye, çizgiler insana daima huzur verir. İçinden dökülenler seni rahatlatır. Hem çize çize de gelişir insan, ilk başta Cin Ali çizdiğin kağıtlar bir bakarsın Ressam Bob eseri oluşlar. :) Sesin de kötü olabilir, boşver. Bu şarkı söylemene mani değil. Olmamalı. Üzgünken kendi kendine mırıldanmaz mısın hiç arabesk bir şeyler, mutlu olduğunda da yap bunu işte. Hatta mutlu olman için aracı kıl. Aç güzel bir müzik bağıra bağıra söyle, tempoya ayak uydur, çekinme. Kim duyarsa duysun mühim değil, mühim olan senin o anki duygularına birilerinin melodilerle tercüman olmuş olması. Habire dokunaklı şeyler dinleyip ağlıyorsan bu olayı bırak. Dünyanın en faydasız işi, seni daima geriye götürür bu eylem. Aç bir Ajdar ya da Serdar Ortaç, iki dakika dinle bak bir şeyin kalıyor mu?

     Mutlaka dans et. Danssız bir hayat düşünemiyorum ben. İnsanın su gibi yemek yemek gibi ihtiyacı dans. Ruhunu doyurması için şart. Eğer şimdiye dek dansa hiç ilgi duymadıysan ya da en azından denemeye çalışmadıysan çok büyük yanlış yapmışsın demek ki. Dans et derken kimse sana git Tango yap demiyor. Hah Tango, Vals, Çaça kurslarına gidersen yeme de yanında yat olur tabi ama şimdi onun için de sevgili falan bulman gerekir boş ver. Bu yazının konusu kimseye ihtiyacın olmadan mutlu olmak. O yüzden ikinci şahısları katmayalım. Sen aç müziğini başla yerinde sallanmaya, zamanla kulağın müziğe iyice alıştıkça ritme kaptırırsın kendini, bir bakmışsın içinden Tan Sağtürk çıkmış. Olmaz deme neler oluyor dünyada, olur. :)

     Kararlarını kendin ver. Hangi okula gitmek istediğine, hangi mesleği seçeceğine, kimi sevmek istediğine kendin karar ver. Büyüklerinin tavsiyelerini dinle, arkadaşlarının uyarılarını da. Dinleyeceksin biliyorum ama mutlaka kendi kafandakini yapacaksın yine. Yap. Aynen öyle yap. Kafanın dikine git ve kendi hatanın bedelini kendin öde. Kimse sana bir şey yaptırmış olmasın. Eğer hayat boyu birini suçlayacak bir şey yapacaksan en azından suçlayacağın kişi kendin olmalısın. Yanlış yapmadan doğruyu bulamazsın zaten, her yanlış seni doğruya daha da yakınlaştırır. Üzülmeden mutlu olamaz, olgunlaşamazsın. 25 - 30 yaşlarına geldiğinde seni o günki sen yapanın 17'nden sonra yaptığın hatalar ve tanıdığın insanlar olduğunu göreceksin. Hata yapmaktan, olgunlaşmaktan, sevmekten, sevilmekten ve mutsuz olabilme ihtimalinden korkma. Çok düşünerek yaşayamazsın, geride keşke yapmasaydım değil de acaba öyle yapsam nasıl olurdu'lar bırakma. Çünkü o sorunun cevabı yok, yaşamak istediğin anın da geri dönüşü yok. 

Suyunu çıkarmadığın sürece hediyeleşmek de güzel şey. En yakın dostlarınla hediyeleş. Hediye dediğin ille pahalı ya da göz alıcı şeyler olmak zorunda değil. En sevdiği gofreti almak, beğendiğin bir parçayı hediye etmek, sevdiği konsere bilet almak, sevdiği yazarın bir kitabını almak ya da bir kutu tatlıyla evine gitmek de pekala dostuna verebileceğin en şahane hediye. Ya da maddi bir şey alamam ben diyorsan bunları da boş ver. Bugün mesaj at; 'iyi ki varsın' de. Ona değer verdiğini ve yaptıklarını farkında olduğunu bilsin. Yanında olmak için daha çok sebebi olsun.

Seni üzen insanlara bela okumayı bırak. Herkes hak ettiğini yaşar hayatta. İnan bana Allah'ın adaletinin şaştığını hiç görmedim ben. İnsanlar yaptıklarını bırak yaptıklarının 10 katını yaşıyorlar genelde. Bir tek damla gözyaşı, arşa ulaşmış tek bir dua dahi yerini bulmadan geri dönmez. Her gözyaşının bir bedeli var, herkes döktürdüğü göz yaşının bedelini öder, bu konuda tereddüt etme. Bunun bilincinde yaşa ki, kimseyi kıran, inciten, ağlatan biri olma. Eğer sıranın sana geleceği bilincinde olursan zaten kötü biri olamazsın. İnsanların keşke'si olma, iyi ki'si ol.

Şükret, sahip olduğun her şeye şükret. Elindeki kaleme, tıkır tıkır işleyen bedenine, tanıştığın için mutlu olan insanlara, hayalini kurup başardığın işlere.. Aklına gelebilecek her şeye.. Teşekkür insanı mutlu kılar, geliştirir, daha iyilerini yapabilme inancı verir.

Allah'a bırak. Bazen olmaz. Elinden gelen her şeyin en iyisini yaparsın ama olmaz. İstediğin şey olmaz.  Eğer durum böyleyse bil ki olmaması gerektiği için olmuyordur, ibreni çevir. Senin için mutlaka daha iyi seçenekler vardır.

Kendine vakit ayır. Ne kadar yoğun olursan ol bir günde en azından 1 saati kendine ayır. Erkeksen pes at, kankalarınla takıl, halı sahaya git, farklı bir hobi edin; kadınsan bakım yap, gez, alışveriş yap. En sevdiğin filmi izle, en sevdiğin kitabı oku, şarkıyı dinle, en sevmediğin kızı çekiştir. Ne bileyim senin en'in neyse onu yap. Koskoca 24 saatin var. Hızlı geçiyor gibi gözüküyor olabilir, zamanı kendine harcamadığın için öyle geliyordur. Kendine harcamaya başla, gör bakalım nasıl dolu dolu ve keyifli geçiyor o dakikalar.

Görmezden gelme. Apartmanın önündeki darp edilmiş kediye, şiddetin her türlüsüne, aç kalan çocuklara, borçlu komşuna, yardıma muhtaç akrabana, yalınayak yırtık pırtık önlüğüyle ordan oraya savrulan çocuklara, haksızlığa uğrayan iş arkadaşına, iftira mağduru olan komşuna, herkesin düzenini bozan ağzı bozuk yaşlılara, çocukların topunu kesen kötü adamlara sessiz kalma. Sessiz kaldığın her şey toplumsal bir sorun olarak ileride karşına çıkacak. Çığ gibi büyüyen sorunlar toplumda derin yaralar açacak. Sen etkilenmesen de çocukların, sevdiklerin, tanıdıkların etkilenecek.

Sığ düşünceli olma. İnsanlar istedikleri dini, görüşü, geleneği seçmekte özgürdürler, herkesin kendi doğruları vardır. Yaşam şekillerine göre yargılama insanları. Bilemezsin ki belki de doğru olan onlardır da yanlış olan sensindir. Salt doğruyu bilmen, en mükemmel olan olman imkansız. Herkes senin gibi değiştirmeye çalışsa birbirini, nasıl kaos olur düşünsene.

Şiir oku. Şiir sevmiyorum cümlesine inanmıyorum ben. Şiir sevmeyen insan kendisini anlatan şiirle karşılaşmamıştır henüz. En sevdiğin şairi bulana dek şiir okumayı sürdür. Ne kadar sevdiğini göreceksin. Şiir insanı büyütür, ufkunu genişletir, sakinleştirir, ehlileştirir, merhametini ve sevme gücünü arttırır. 

Ve mutlaka yaz. Mutluluklar nasıl paylaştıkça çoğalırsa hüzünler de öyle, paylaştıkça azalır. Neye kızdıysan, kırıldıysan yaz. Kimse okumasın istersen yırt, at ama yaz. İçindeki zehir, öfke dökülsün kağıda. Sakinleş. Birine anlatırsan başkasına anlatabilir ya da öfke anında esip gürlersen pişman olursun. Bunun yerine yazarsan hiç bir şey kaybetmezsin. Kağıt en iyi sırdaştır, seni dinler ve paylaştıkların daima seninle onun arasında kalır. :) 

12 Kasım 2016 Cumartesi

Böyle Yazmayacaktım Ya Ben, Neyse..



    'Yürü Ayşenur şu taraftan gidelim çünkü orada mutlu insanlar var..

     Bu tam olarak bugünkü psikolojimi özetleyen cümleydi. Her yer vıcık vıcık mutluluk, dolu dolu aşk kokuyordu. Beresini takınca ahtapota benzeyip, fok balığı gibi ağzını gere gere konuşan o kıza sevgilisinin 'bere takınca sana bir kez daha aşık oldum'u zerre rahatsız etmedi beni. Hı hıı etmedi. Bugün saçını kuleden uzatıp kurtarılmayı bekleyen o zavallı kızdan hallice bir psikolojide olmamla hiç alakası yok tabi. Ya görmüyor musun kızın IQ'su 10 bile değil gel yavrum sen şu tarafa sana bizim kızlardan birini yapalım diyesim geldiyse de içime attım. Bizim kızlar da pırlanta gibi 10 numara 5 yıldız kızlar, hepsi de bekarlar hani. Ne bileyim ille birileri iltifat duyacak ya da mutlu olacaksa onlar olsun bari dedim. Fena mı?

     Aşk güzel şey aşık çiftleri görüp onlar adına mutlu olmak da güzel şey. Ama dedim ya ben güne kötü başladım sanırım ondan mutlu olan herkes bana bir batıverdi gün boyu. Bir defa Gratis'te yüzde 50 indirim vardı diye gittim dünyayı aldım, kasaya gelince daha uçuk bir fiyatla karşılaştım. Her üründe %50 olan indirim, fişe bakınca nedense yok, her üründe 2 3 lira indirim olmuş. Kasadan dönmek diye bir şey yok tabi lügatımda, gelmişken o ürünler alınır. Gururuma yediremem, aldım ama tüm servetimi döktüm anacım, bundan gayri mutsuzluk sebebi mi olur? Hayır üçün beşin hesabını yapmam sevmem de. Para harcanmak içindir ama insanları kandırmak hoş değil, hadi ben var da veriyorum arkam öğrenci doluydu o insanlar saatlerce sıra beklediler ya merhamet. Önümdeki kızlar aldıklarının yarısını kasada bıraktılar. Mahcubiyete bak. Karaladım Gratis'in üstünü böyle oklava kalınlığında simsiyah bir çizgiyle, bundan sonra varsa yoksa Watsons.

     1 ay sonra da yeni yaşıma giriyorum ve bu ne demek biliyor musunuz? Resmen fazlasıyla büyüdüm ve sabit kalmıyorum. Bu çok korkunç. Ben mümkünse buralarda sabit kalmak her yıl tekrar tekrar bu yaşa girmek istiyorum. Çünkü buradan sonrası anlayamadığım bir hızda ilerliyor. Zaten yakışıklı çocuklar da bizden küçük oluyor hep. E sevgili yapsak kendimizden büyük yapmamız gerekecek. Ne zaman evleniyorsun baskısı da eklenince bunlara...Eyvaaaah amanlar amanlar daha şimdiden çıktı mı suyu bu işin. Mahalle baskısını ilik ilik hissettim her hücremde. 

     Bir de saçma bir şey söyleyeceğim; bundan sonra dışarı çıkarken bana sorun. Hava durumuna falan bakmayın olur mu? Ben lahana gibi giyindiğim gün yaz geri gelir, etek giysem fırtına çıkar, ince giysem kar yağar çünkü. Hava benim dışarıdaki konumumun zıt haline göre şekil almakta. Bu zamana dek hava durumuna göre giyinen ben anladım ki meğer ben ona uymamalıymışım o bana uyuyormuş zaten. O yüzden; ben zaten bu konuda iflah olmaz bir kurbanım, iyisi mi siz kurban olmayın. Ben çıkayım size aktarayım ona göre güzel güzel giyinin. Mont giydim bugün 10 erkekten 15'i şortluydu öyle anlatayım havayı ve sefaletimi.

     Aslında bu bir nefret kusma yazısı olacaktı ama nasıl oldu bilmiyorum sakin sakin yazdım yine. Yorgunluktan çemkirecek halim kalmamış. Eve gelip Tv karşısında ayaklarını havaya diken kırmızı gözlüklü yaşlı emekli öğretmen modundayım. Yarın sabaha sağlam bir psikolojiyle uyanmak istiyorum. Zira en sevdiğim uğruna şarkılar yazdığım gün Cumartesi'yi ziyan etmiş bulunmaktayım, ötekine çok var, hüzünlüyüm..

9 Kasım 2016 Çarşamba

Gibi




     Değişmeyen şeyler vardır hayatta:

 Kaç yıl geçerse geçsin Hercai dinlediğimizde 90'lara özlem duyacak olmamız, 

daima çocukluğumuzu özleyecek olmamız,  

bizi ailemizden daha çok kimsenin sevemeyeceği, 

takmıyormuş gibi gözüktüğümüz anlarda daha çok gülmemiz gerektiği, 

hiç bir zaman keyif süremeyecek daima çalışmak zorunda kalacağımız gerçeği, 

pek çok isteğimizin yalnızca hayallerde kalacağı, 

her gün başka palto giyen insanların varlığına inat her köşe başında çıplak ayaklarıyla yaşam savaşı veren çocukların hep var olacağı ve kimsenin bir şey yapmadan önlerinden öylece geçip gidecekleri, 

yarın günün aynı güzellikte doğup aynı hüzünde batacağı... gibi

21 Ekim 2016 Cuma

İşsizliğin Dibi



     Bugün işsizliğin dibine vurdum. İşim olmadığından değil kendime dair bir şeyler aradığımdan. Hayatımın eksik sayfalarını görmek istedim, günlüğe dahi yazmadığım eyleri. Tabi ki bunu da en yakın arkadaşım Ayşenur'la konuşma geçmişimi okuyarak yapabilecektim. 


     2012'den başladım, her mesajı tek tek okudum. Yaptığım her çocukluğu, ağladığım her anı, teklif edenleri, düşündüklerimi, hayallerimi, dert yanmalarımı kısaca çocukluğumu orada buldum. Nelere üzülmüşüm neleri takmışım ne hissetmişim hepsi ordaymış ya. 


      Vaz geçtiğim insanlardan neden vazgeçtiklerim, fotoğraflar, videolar, totemler, dualar, beddualar her şey ama her şey oradaymış. Kendimin değil de bir yabancının günlüğünü okuyormuşum gibi hissettim. 


     Evet silmedim senelerdir duruyor mesajlar. Zaten mesaj silme gibi bir huyum yoktur hemen hemen herkesinkiler durur. Geçmişi görmenin beni ileriye taşıdığını düşünürüm.


     Hep derler ya 'ne kadar gerizekalıymışım' diye hiç öyle demedim Allah'a şükür. Ne kadar güçlüymüş, sabırlı ve inançlıymışum dedim. Belki yaşımız büyüdükçe hassaslığımızı yitiriyoruz duyarsızlaşıyoruz ama daha kolay aşıyoruz zorlukları. 


     Şu anki halime şükretmek için şahane bir aktivite oldu. Eğer günlük yazmıyorsanız mutlaka bugünden itibaren başlayın yazmaya. Gün gün yazmak zorunda değilsiniz, kendinize dair bir şeyler karalar en azından. İlerde iyi yazmışım der gülümsersiniz. Ya da üşeniyorsanız varsa benimki kadar sabırlı bir dostunuz her gün beynini yediğiniz mesajlaşmalarınızı saklayın. :)

19 Ekim 2016 Çarşamba

Enteresan Bir Durum



     Bundan epey bir müddet önce bir rüya görmüştüm, şimdi isim vermek istemediğim biri bir troyla nette bir sitede samimiydiler mesajlaşıyorlardı falan. Hatta yattıkları gibi bir şey görmüştüm orayı tam net hatırlayamıyorum. Rüyalarım da nettir kesindir direk anlatır bana. Sabah kalktığımda yakın arkadaşlarım o insanla ilgili aynı dediğim gibi bir şey görmüşler bana da gösterdi üzerine de o insana lakap takarak epey bir müddet dalga geçtiler. Hala bahsetmeleri gerekirse isminin sonuna -oş getiriyorlar.  


     Şimdi uzun zaman sonra artık bilinç altı mı yoksa başka bir sebepten mi bilmiyorum yine rüyamda gördüm. Ya tuhaf olan şu insanın aklı almakta biraz zorlanıyor hani çok erkeğe benziyordu yani. Erkek gibiydi. Yani bu kadar kadın varken, biraz ilginç gelmişti pek beklediğim bir şey değildi aklıma gelecek bir şey değildi. Sonuçta bu tarz durumlar eğilim göstergesidir. Belki olayın farklı bir aslı vardır diyeceğim de sanmıyorum ya o kadar yoldan çıkmış ya da o zaman has erkektir şimdi değişmiştir bilemiyorum. Ama insan biraz ilginç hissediyor beni nasıl sevdi hissettirdi diyor yani nedir acaba bu olayın aslı nasıl düşmüş o yola insan merak ediyor yokluk mu fazla alkol mu düşmüş mü hakkaten yanlış anladığımız bir şey mi var ne bileyim yani. 


     Biri bana olayların tamamen tesadüf olduğunu o insanın normal olduğunu söylesin ya da tam tersiyse artık yani sonuçta benden bir beklentisi olamayacağına göre konuşurum. Yani ne bileyim direk var oluşu geçmiş falan düşer. O şiddete eğilim gibi şeyler de acaba ? Neyse. Yani. Ne diyeceğimi bilemediğim bir konu. Sanırım biri çıkıp bu durumun farklı olduğunu ispatlayana kadar da öyle söylemeye devam edecekler.


     Şaka bir yana durumun böyle olmamasını isterdim biraz utanç verici. Insanlara hani çok büyük bir aşktı şöyleydi böyleydi diye anlattıģın bir olayın kahramanı söz konusu olunca 'hadi ulan...' deyip peşine çok çirkin cümlelerle dalgaya almalarına sebep oluyor. Sen de tuhafsıyorsun sana kalan üç beş tane güzel anı da geçerliliğini yitiriyor yok oluyor gibi. Ama diyecek bir şey de yok yani ne kadar pis bir durumda olduğu zaten aşikar bu da normal olabilir yoldan çıkmak denen şey zaten böyle bir şey değil mi ? Ya ben çok pişmanım valla ve kötü olan bu pişmanlığın hiç geçmiyor olması. Bu kadarı da fazla diyorsun ama hep daha fazlası geliyor. Tuhaf, sinir bozucu.

14 Ekim 2016 Cuma

Her Telden


     Uzun zamandır yazmıyorum biliyorum. O kadar zamanı tek bir konu üzerine toplamam pek olanaklı olmadığından bu yazı bir nevi günlük yazısı gibi olacak. Üst üste yolculuklardan yorgunum. Daha önce de kuzenimi evlendireceğimizden bahsetmiştim. İşte o meşhur düğündeydim. Önce Konya'da bir kına gecesi yapıldı, ardından Ankara'da düğün. Kına gecesi boyunca pek sıkıldım, zaten hiç sevmem kına gecelerini. Kınanın sonunda bir horona kalktık biraz döktürdük, erkek tarafının şaşkın bakışları ve alkışları eşliğinde oturduk. Her zamanki gibi mekandaki en yavşak en kıl olduğum çocuk bana asıldı, kaçacak delik aradım, çektiğim her videoya kendini sokuşturmaya çalıştı, sinir stres harbi yaşadım, bir dakika rahat nefes alamadım kendimi boğulmuş gibi hissettim falan.

     Bu da yetmezmiş gibi orada grip salgını varmış, e herkese sarılınca kaptım gribi tabi. Hafif bir kırgınlıkla Ankara yolculuğu yapıp düğüne katıldık. Tabi orada da her şey yolunda gitmedi. Kuaför 2 saate saçlarımızı yaptı, makyöz suratımı mahvetti eve gelip kendi makyajımı yeniden kendim yapmak zorunda kaldım. Kuyruklu upuzun bir şey giydim giymesine ama alırken öyle gelmedi gözüme, herkes giyinince tek göğüs dekolteli olan ben kaldım. Öyle olunca biraz da dekoltemi diktim ince ince, yüzde yüz kapatmadım ama 2 cm falan toparladım. Düğün günü bir de onla uğraştım yani. Düğün başladı, herkes evden çıktı, en son ben çıktım koştura koştura.

     Düğün alanı da epey uzaktaymış park yeri de sorun oldu 10 cm topuk kuyruklu abiyeyle yürü babam yürü. Tabi klasımdan ödün vermeyeceğim ya sözde tek kelime söylemiyorum. Neyse gittik oturduk, erkek tarafı epey oynadı. Kaşıkla oynamaları hele saatler sürdü. Karadeniz kızı olarak haliyle misket pek sevdiğim söylenemez, profesyonel oynadığım da. Pek anlamlı da gelmez ama kuzendir oynanmalıdır diye düşünerek hiç oturmadım. Normalde horon beklemiyordum tabi erkek tarafı saatlerce kaşıkla oynayınca böyle biter diye düşündüm. Kameraman mıydı çalıgıcı mıydı tam hatırlamıyorum o adam kınada babamla amcama hayran kalmış, gidip gelip söylüyor baktık hemen girdi bir kemençe havası. Hepimizde en az 10 cm topuk bir de uzun giymişiz topladık elbiseleri Allah ne verdiyse. Çal çal çal bitmiyor ayağımızın altında yeni bir ayak oluşmuş gibi hissetmeye başladık artık 20 dakika falan oldu çıktım ben, bizimkiler hala devam. Babet getirmeyi nasıl hiç birimiz akıl edemediysek, hayret edilesi. Yine bir alkış kıyamet tebrik, halk oyunu ekibinden misiniz dedi orada bir aile ne ekibi beyefendi böyle ekip mi olur kız tarafıyız biz dedim. Demek öyle sanıp alkışladılar, kıyamam. Ne tuhaf. Güler misin ağlar mısın? 


     Zaten kına günü ne kadar Yozgatlı teyze varsa öpmekten sarılmaktan sohbet etmekten mahvoldum, düğünden sonra iyice perte çıkmış gibi hissettim. Aman ne yorucuymuş bu işler, kuzenimde bu kadar yorulduysam ablamınkini hayal bile edemiyorum. 


     Düğün mevzusu öyle geçti gitti işte. Tamam dinlenirim artık gezerim diye düşündüm ki bayağı fena kapmışım grip virüsünü ilaç ıhlamur mıhlamur kar etmiyor resmen 1 haftadır grip virüsüyle kavgalıyız, bakalım ne zaman defolup gidecek. Bundan sonra sarılanı döveceğim artık. Geçen sene de böyle olmuştu, kendime çok iyi bakıyorum kim gripse gelip sarılıyor benim onca emek nakavt. Yazık günah be.


     Bir de 1 haftadır eski erkek arkadaşımı görüyorum rüyamda. Devamlı bir yerlere gidiyorum onunla fotoğraf çekiliyoruz her yere o fotoğrafları koyuyor ben kaçıyorum. Ne anlamı var bilmiyorum, 1 haftadır aynı rüya. Kolumdan tutup çeviriyor uyanıyorum. Peşine de keçi sakallı bir çocuk beni istemeye geliyor. Tabiri de yok. Rüyalarına aşırı inanan ve rüyaların bir şeyler anlattığını düşünen biri olarak kafama bunu taktım. Psikolojik olarak olumsuz etkilendim umarım sadece yorgunluktan görüyorumdur. Birini istemsiz düşünüyor ya da rüyanda görüyorsan seni düşünüyordur ya da o da seni görüyordur çıkarımına inanmıyorum. Başka bir sebebi olmalı, sanıyorum beyin ve beden yorgunluğu bilinçaltını etkiliyor. İnsanın en azından uyurken dinlenmesi gerekir, ben tam aksi uyuduğumda daha çok yoruluyorum. 


    Bir de şöyle bir durum var; sanırım yanlış dua ediyorum devamlı, başıma bela mı oluyor ne. Bundan 3 4 ay önce ben çok gezen biri istiyorum inşallah eşim çok gezmeyi seven biri olur dedim. Bir çocuk beğenmiş beni, arkadaşları aracılığıyla açıldı gibi bir şey oldu işte. Biraz inceledim çocuğu, o kadar çok geziyor ki ne zaman nerede olduğu belli değil. Kimle belli değil. Hemen dilimi ısırdım. Bana dediklerinde direk ilk bu özelliğini söylediler zaten düşünmeden istemiyorum dedim. Demek ki istediğim bu değilmiş. Peşine sosyal medya hesabı olmayan biri istiyorum dedim hatta whatsappı olmayan adamla direk evlenirim innnşallah dedim. Çok zaman geçmedi sosyal medya hesabı kullanmayan birine denk geldim. Kafamda bir değerlendirdim ki sosyal medya hesabı kullanmaması dışında neredeyse hiç bir şeyi bana uymuyor. Bu defa da neden kullanmıyor diye kafamda düşünüp durdum. Manyak mıyım neyim? İstediğim şeyler aslında istemediğim şeyler mi? Tüm özellikler tek bir insanda bulunamıyor da neden herkeste teker teker oluyor? Ya da ne istesem vaz mı geçmem gerekiyor, kendim için yanlış şeyler mi istiyorum? Çözemedim. 


      Bu arada Toefl'a girmeyi düşünüyorum ama listening sıfır. Kasımda olur sanıyorum atamalar o zamana kadar Toefl'ı da bir denesem en azından aklımda kalmamış olur diye düşünüyorum. Fakat hiç Toefl deneyimim yok, deneyimi olan varsa aşağı yorum bırakırsa çok sevinirim. En azından listening geliştirebileceğim kaynaklar biliyorsanız yazarsanız çok sevinirim. 


      3 gündür sağlam şekilde çalışmaya başladım. Dün hayatımda ilk kez 10 saat çalıştım peşine de sabah 7 de kalkıp çalışmaya koyuldum kahvaltı yapayım dedim iki parça bir şey atıp ağzıma yeniden çalışmaya koyuldum. Tabi midem sızdı, bünye de ders çalışmaya hele ki o kadar çalışmaya alışık değil, düzgün kahvaltı da yapmayınca bir anda başım dönmeye başladı. Bağırdım evdekiler de duymadı sandım sonrasını hatırlamıyorum. Bayılmışım. Korkunç bir baş dönmesi ve midemde ağrı hissettiğimi hatırlıyorum. Hep sorardım millete bayılmak nasıl bir şey rüya görüyor musunuz falan diye.

     Bir insan ortalama hayat boyu 2 kez bayılıyormuş bilimsel araştırmalar böyle diyor. Ben ilk kez yaşayınca korktum tabi. Yere düşünce kafamı yere çarpmışım, uyandığımda başımın arkası korkunç ağrıyordu. Kendimi baş ağrısı dışında kötü hissetmesem de millet panik oldu, kafa travması falan olmasın diye hastahanenin yolunu tutuk. Kafa filmi beyin filmi kalp ekg, parmak kan, kol kan tahlilleri derken kendimi bir anda check up yapılıyor gibi hissettim. Çok şükür bir şey çıkmadı, sadece tansiyonum düşmüş. Boşuna o kadar korkup titremişim. Yoğun baş ağrısı da tansiyonum oynadığı için olmuş, öyle dediler. Hala hafif bir baş ağrım var. Hastahanedeki doktorlar sorun olmadığını söylediler çok şükür, bir doktor arkadaşım tedbir için 24 saat uyumasam iyi olacağını tembihledi. Şükürler olsun tek mesele uyumamak olsun hiç sorun değil, bu gece ayaktayım :) Lütfen kendinize dikkat edin, insan kaybetmeden anlamıyor da sağlık insan hayatındaki en mühim şey.


     Aslında bugün yaşadığım korkunun temel nedeni sanırım stres temelliydi. Herkese olabilecek bir şey tansiyon düşmesi, bayılma falan. Çevremde bayılıp ayılttığım bir çok insan olmasına rağmen kendim yaşayınca ne kadar kötü bir şey olduğunu daha net gördüm. Bir de ailesinin insanı nasıl sevdiğini. Hep görüyorum tabi ki de, böyle zamanlarda insan onlardan güç alıyor. Keşke diye geçirdim içimden, hasta olduğum zamanlarda bir de yanımda sevdiğim adam olsaydı. İnsan sevince sanki her şey daha da kolaylaşıyor hayatta. Yanımda sevdiğim adam yoktu çünkü sevdiğim bir adam yoktu. Hala müstakbel sevdicek adayımı bulamamıştım. Belki de hakikaten piyasada aradığımız adam profili yoktu. Neyse dedim, olmasın. Zaten aşk insanın sağlığına olumlu değil olumsuz etkide bulunuyor. İnsan daha beter sağlığından oluyor, böyle daha iyi. Hemen silkelenip bu düşünceyi kafamdan attım. 


     Şu an bu yazıyı yazarken de Oğuzhan Koç'un yeni çıkardığı Bulutlara Esir Olduk dinliyorum. Şahane olmuş. Barış Uğur'un Sen Yeniden'i var bir de. Sıkılmamak için dinlemediğim, o kadar çok sevdiğim bir minnoş beste. Serçe dedikçe insanı bulutlar üstünde hissettiren. Henüz keşfetmediyseniz koşun. İkisini de dinlemenizi şiddetle tavsiye ederim. Günün yorgunluğunu atar, huzur bulursunuz. En azından bir kaç dakikalığına kapayın gözlerinizi, nerede olmak istiyorsanız orada hissedin kendinizi. Sevgiler :)

1 Ekim 2016 Cumartesi

Bana Bunu Yapmayın!


     Bu yazı yüksek derecede öfke barındırır. Sebebiyse sıkıldığım durum.


     Üniversiteden bir arkadaşla ilişkiler üzerine konuşuyoruz boşver dedim zaten düzgün biri deģildi doģru secememişsin demek ki hepimize olur böyle şeyler dedim diye açtı ağzını yumdu gözünü. 'Sen kendi eskine bak escort dolu bilmiyor musun troya bile baktı o çocuk sen hiç konuşma bence. '


     O kadar ağrıma gitti ki yemin ederim anlatamam. O kadar utanç verici bir olay ki. Ya öyle güzel insanlarla çıkın ki utancınız değil güzel anılarınız olsunlar. İnsanlar sizi kötülerle vurmasın karakteriniz isminiz lekelenemesin.


     Ben bilmiyor muyum şu an eli çükünde dolaşan bir erkek orospusu olduğunu, pislik içinde yüzdüğünü şeytandan beter olduğunu. Zavallı halde hiç bir şeye sahip olamayan hiç bir zaman da olamayacak olan benim isminle yan yana koyulamayacak biri. Ben bu halini bilseydim bırak sevmeyi yanından geçer miydim? Anlamıyor insanlar bana rol yaptı o insan rol. Düzgün biriymiş gibi davrandı, ben onu diğerleri gibi zannetmiştim ahlaklı biri sanmıştım bu yüzden kalbimi açmıştım.


    Insan üzülüyor. Ben 21 sene en iyisi olsun diye bekledim hep. Bir sürü güzel insana olmaz dedim. Sırf evleneceğim adamı bulabilmek için. Iyi olduğunu sandığım birine evet dedim bir tek, o da benim hayattaki en büyük pişmanlığım oldu. Benim tek hatamda ismim karalandı ya ismim. Bu kadar yıl bir duruşum karakterim oldu hep. Bu defa hayatına aldığına bak sen bunla her b.ku yemişsindir oldu. Çünkü karşılarındaki insan öyle biri ki onun düzgün bir ilişki yönetebileceğine inanmıyorlar. Insanlara bu yüzden kızmıyorum. Beni geçmişimle yargılayıp yaraladıkları için kızıyorum. 


     Zamanı geri getirme şansım olsaydı bir tek bunu değiştirirdim çünkü bu çok ağır. Insanların beni bunla vurmaya çalışması çok ağır. Herkesin tiksindiği bir insan olmayı başarmış olması onun problemi benim deģil ki. Kendi kankalarının arkasından karaktersiz dediği birini düşünün Allah'ın dahi sevmediği birini düşünün. Bu insanla anılmak koymaz mı sadece yanlış seçim yaptığın için en yakın arkadaşlarının dahi her seferinde dalga geçer gibi yüzüne vurması vicdansızlık değil mi?


     Ben o insanla güzel şeyler yaşadım sanıyordum ayrıldıktan sonra da nasip deģilmış demeyi bildim. Tüm hatalarına raģmen dirayetli durdum karakterimden ödün vermedim. Yemin ederim görmedim böyle değildi böyleydi de belki göremedim. Ben de isterdim incinmemeyi ama olmadı. Çok pisliklerini duydum neler neler duydum içim ezildi karşimdakilere ezildim rezil olduğumu hissettim biri adına utanmanın ne demek olduğunu gördüm yerin dibine girdim. Yaşadığım her bir güzellik o pisliklerle birlikte yok oldu gitti. Ismi geçince midem bulanır hale geldim. Yemin ederim size o isimde birini bile tvde görünce sinirlerim bozuluyor. Psikolojik olarak çöktüm bir dönem. Insanların böyle yaklaşmasından çöktüm.


     İnsanlar ne hatalar yaparken benim birinin iyi olduğunu düşünmem hata mıydı ki? Gercekten hayatımı mahvetti ondan utanıyorum. Ondan kimseden nefret etmediğim kadar nefret ediyorum. 


     Ona acıyorum ne bu dünyada ne öbüründe gün yüzü görmeyeceği için acıyorum. Hakkımı helal etmeden ölemeyip kıvranacağı için acıyorum. Nasıl öleceğini bildiğim için acıyorum. 


     Beyniyle bir yere gelemediği geldiği yeri yüksek sandığı hayatta hiç bir şey başaramadığı için acıyorum.


     Sağlam bir kız bulamayacaģı için kendi gibilerin peşinde ömrünü tükettiği için acıyorum. 


     Erkeği adam yapan ahlak süsünden ve ağırlığından uzak olduğu için en yakınları dahi arkasından pis pis konuştuğu hiç seveni olmadığı dostu olmadığı için acıyorum. 


     Ablasının kaşarlıklarının yaşadığım ilde dahi duyulmasına rağmen bana laf atan o her şeyden habersiz annesine acıyorum. 


     Ondan nefret ediyorum yalvarırım beni onunla incitmeye çalışmayın çünkü ben onunla değilim o benimle değil. Şuanki onu tanımıyorum. 


     Benim sevdiğim adam çok başkaydı ben eskide kalmış bir adamı sevdim sanıyorum o ölmüş, beni onla yargılayın bunla deģil çünkü bu adam o adam deģil.


     Hayatımda bir gün çok şahane bir adam olacak. Ahlaklı dürüst ağır. Tam benim gibi bir adam. Ona aşık olup aşık kalacağım ve o benim utandıģım değil anılmaktan gurur duyduğum bir adam olacak. Akademisyenlik de başarım olacak. Çok yakında olacak bunlar. Beklesin insanlar beklesinler. Ve beni o zaman yargılasınlar..

30 Eylül 2016 Cuma

Yine de


     Ona ne zaman gitmeye çalışsam daha varamadan durdurdu beni ya karşılık verirmiş gibi yaparken yordu, eskisinden beter etti kalbimi ya da git dedi ben daha adım dahi atamadan. Ona varamayayım diye tüm yollari tıkadı. Onu sevmeyeyim diye de elinden ne geliyorsa onu yaptı hayat. Olsun. Yine de var olsun, canı sağolsun.

29 Eylül 2016 Perşembe

Yaa Sadece Bende Miymiş?


     Şimdi yazacaklarım genel olarak çocukluk rezilliklerim. Herkeste olduğunu sandığım, bir tek bende olduğunu öğrenince aa yaa sadece bende miymiş diye tepki verdiğim olaylar. Hatta şuan yaptığım abuklukları da ekledim onları de pek yapan yokmuş hayret edilesi:

Çocukken sürekli aşık olduğumu sanıyordum 9 yaşındayken sınıfta iki çocuģu birden begenip ablama abla ben hangisine aşığım diye sorardım.

Şirinleri gerçek sanar Şirin babanın yaptığı solucanlı kurbağalı deneuleri gerçekten yapmaya çalışırdım. Onları görmek için her akşam dua eder güçlü şirinle evlenebileceğini sanırdım.

4. Sınıfa kadar ablamın taşların doğurarak çoğaldığı yalanına inandım.

Ilkokulda arkadaşlarımın ödevlerini kontrol eder habire imla hatalarını kırmızı kalemle çizerdim.

Biri bana bir şeyi asla başkasına söyleme dediğinde o şeyi bir kaç saat sonra unuturdum. Korkudan mı artık neden kaynaklı bilmiyorum.

1 sene Almanya'da kalmıştım o yıllarda trenlerin pencere kollarıyla ilerlediğini sanırdım ve bindikten inene dek hızla o kolları çevirirdim bırakırsam tren duracak sanırdım.

Liseye kadar köpeklerin kedileri yediğini sanıyordum. Evet cidden.

Ilkokuldan 10 yaşına kadar çocukların sadece karından çıkabildiģini zannediyordum.

Çok hassastım haber dahi izleyemezdim psikolojim bozulurdu günlerce kabus görürdüm o yüzden anneannem haberleri izlerken beni balkona kitlerdi.

Yıldızım çok düşüktü ve bir ortamda nazarcı ya da kötü niyetli biri varsa hemen hisseder büyüklere o kişiyi kovmalarını söylerdim. Gerçekten korktuğum insanlar gittikten sonra mekandaki çocuklar fenalaşırlardı.

Odam niye düzeltilmiş diye kavga ederdim dağınıklığı aşırı severdim. Ablam eşyalarımın üzerinden hoplayarak geçerdi.

Uyumadan önce 3 saat hayal kurardım onlarca rüya görür hepsini de not eder sabah uyanınca onlardan hikayeler yazardım.

Ediz Hun'un elektriği bulan Edison ile aynı insan olduğunu zannederdim. Ampulu bulup oyuncu olmuş gibi ha ha ha.

Dakikada 98458859 olmayacak hayal kurardım ayaklarım hiç yere basmazdı.

Kardeşimi koruma politikasını aşırı abartırdım balkona kurulur herhangi birinin ona bir şey demesini beklerdim biri bir şey deyince 1 dakika içinde aşağı iner had bildirirdim

Ilkokulda belalı ailesi olan bir çocuktan oyun oynadıģım gerekçesiyle kırbaç yemiştim ve şikayetçi dahi olamamıştım. Şimdi söylerken dahi sırtımdaki o sızıyı hissettim. Inşallah kat be katını yemiştir.

Bu yaşlarımda çok zengin olacağımı zannederdim.

Psikopat derecede Çelik hayranıydım. Her gün papatyalarla seviyor sevmiyor yapardım.

Bulduģum tüm civcivleri yıkar tırnaklarını keser salıncakta sallardım.

Daima bir kumbaram vardı ve 6 yaşından beri mutlaka bir şeyler için biriktirir sonra alakasız bir şey için o paraları yerdim.

Çarşaf giyenlerden korkardım.

Asker gördü mü çok mutlu olurdum sanki bizi koruyan birileri etrafımıza gelmiş gibi.

Örülmüş saçtan aşırı nefret ederdim. Birinde görünce midem bulanırdı ciddi ciddi çocukken örük saça takıntılıydım.

6 7 yaşlarındayken yere çöp atan amcaları tek tek uyarır akrabalarımda sigara içenlerin paketlerini gizliden çöpe atardım.

Dedem ölmesin ya da hastalanmasın diye onlarca sigarasını sobaya ve çöpe attım.

Kuzenim o kadar güzel bir çocuktu ki uyumasın ilgileneyim diye hep gizli gizli uyandırırdım. Annesi de uyutmaktan uģraşmaktan yorgun düşerdi.

Beden derslerinde topu hep hoşlandıģım çocuğa atar anlamasın diye de it gibi davranırdım.

Yalan söylediğim zaman hemen dilimde kocaman bir şey çıkardı. Biri hakkında kotü bir şey söyleyince çıkıyor şimdi de.

Dolabın içine girer devamlı şarkı yazardım.

Tüp bebeğin tüpten üretilmiş robot olduğunu zannederdim.

Hiç susmazdım insanları ağlatana kadar soru sorar ve kendimi dinletmeye çalışırdım. (Inşallah çocuģum bu konuda bana benzemez.)

Okulda ögretmen cehennemi anlatınca o kadar korkardım ki her akşam cehenneme gitmek istemediğim için ağlardım.

Kocaman adamlarla çok bir şey biliyormuşum gibi atışıp dururdum.

Okulda ne hastalık varsa hepsini kapar eve getirirdim.

Gece uyandığımda korktuğum için kalkmaz sabaha kadar tuvaletimi tutardım.

Anneannemlerin evlerine hep balkondan girerdim. Nasıl bir kafaysa. Anneannemin yüreği hoplardı, yersiz bir adrenalin sevgisi işte.

Mavi gözlü insanlardan aşırı korkardım. Hala korkarım.

Kendi kendime ve barbielerime o günkü dersleri anlatırdım

Kendi kendime magazin dergileri yapar millete zorla okutmaya çalışırdım. Hepsi alabildiğine saçmaydı.

Hiç büyüyemeyeceğimi sanırdım.

Çok şişman bir kuzenim bir kaç kez üzerime oturduğu için şişman insanlardan korkmaya başlamıştım. Hala mesela otobüste falan yanyana otursak nefesim kesilir çok kötü olurum. Çok şişman insanlarla aynı ortamlara girme fobim ondan sonra oluştu sanırım.

Çikolatanın kalıp kalıp ağaçlardan alınıp paketlendiğini sanırdım.

Ayaklardaki mantarların normal mantar olduğunu insanın ayaklarında mantar çıktığımı zannederdim.

Böbrek taşının ayıklanmamış bulgurun pilavündaki taşları yemekten olduğunu zannederdim.






27 Eylül 2016 Salı

Kurtarın Beni Dayanamıyorum


     Evet saat 3.35 ve ben ağrıdan napacağımı bilmez haldeyim. Kendimi bir oraya bir buraya vuruyorum. Her hücremde hissediyorum acıyı. Nasıl durursam durayım ağrım geçmiyor. Saat 23.00 den beri cebelleşiyorum gram azalmıyor aksine katlanarak çoğalıyor. Deli mide bulantısı da cabası. Tam 4 saat olmuş ya 4 saat. Az gibi gözüküyor ama ben her salisesini hissettim.

     Bugün düşündüm de tam 12 yıl olmuş regl olalı koca bir kadın olmuşum ama 12 yılın her ayı ben bu illeti çekmişim. Yerlerde sürünmüşüm bazen işe bazen okula gidememişim insan içine çıkamamışım bazen de ağlamaktan içim kıyılmış. Dismenorenin çoğu kadının problemi olduğunu biliyorum ama neden bazılarımıza karşı bu kadar insafsız?

     Şuan yazdığım harflerin dahi arasında acı var. Kendimi imha etmek istiyorum öylesine çaresizim ki. Ne ağrı kesici ne bir tatlı ne sıcacık bir içecek.. Hiç biri çare değil. Ya ben bu durumdan bıktım. Erkeklerin acımızın 1 gramını dahi tatmamış ve tatmaycak olacakları fikrine sinir oluyorum, tahammül edemiyorum. Bu ağıyı çekmeyen ne kadar kadın varsa onlara da düşmanım en çok onlardan nefret ediyorum.

     Dismenorenin gentik olduğunu biliyorum lakin ailemde benim kadar ağrı çeken yok. En yakın 2 arkadaşım dışında böyle illet çeken pek de duymadım zaten. Doğum kontrol hapı kullanarak ağrılarını 6 ay ya da 1 sene azaltan arkadaşlarım var evlenince geçer esprisi de burdan geliyor zaten. Fakat o da kesin bir çözüm değil malum. Denemediğim kür kalmadı. Yok yoook. Tek istediğim kalkınca yere yapışmayacak kadar güçsüz olmamak insan içine çıkabilmek ve az ağrı. Yeminle sıfır olmasa da razıyım ben yeter ki beni şu durumdan kurtarsın inanın çok kötüyüm. Ağlayamadığım için de daha kötü oluyorum. 

     Bu durumdan muzdarip olup kurtulan ya da en azınan mağduriyetini azaltan varsa aşağı yorum bıraksın yalvarırım. Sabaha çok var benim için ağrıdan inleye inleye geçecek saatler var siz mışıl mışıl uyuyun şanslılar, nefret edilesiceler :-(

24 Eylül 2016 Cumartesi

5 Yapraklı Yonca


     Pek kıymetlidir benim için 5 yapraklı yonca öyle güzel bir hikayesi vardır ki bende.

     9 yaşındayım ( ben 9 dedim diye küçümsemeyin şimdi ortalama 15 yaşında bir kızın olgunluğuna sahiptim ben) tüm kızlar toplanmış oyun oynuyoruz. Bir müddet yorulup dinlenmeye geçiyoruz. Bir arkadaşımız var o kadar mutsuz ki hayatı kötü gidiyor ümitsiz ve hayatının değişmesi de o şartlarda olası değil. Hepimiz biliyoruz ama çocuğuz yapabileceğimiz bir şey yok.

     Bir anda 'kızlar size bir şey söyleyecegım biliyor musunuz 4 yapraklı yonca dünyada çok nadir bulunur bulanın hayatı değişir hep mutlu olurmuş' diyor. Tamam da ne ki yonca, ot mu çiçek mi? O gün tanıyorum yoncayı da. Her yer 3 yapraklı yonca dolu. Birini elime alıyorum kokusunu içime çekiyorum oh mis. Yoncanın kokusu olur mu dediğinizi duyar gibiyim. Olur tabi. Hem de öyle bir olur ki tüm çiçeklere taş çıkartır.

     Huzur kokar yonca. Gözünüzü kapayıp içinize çekin bi kokusunu üzerinden geçen uğur böceklerini hissedersiniz, yaz yağmuru sonrası üzerine düşmüş çiğ tanesi konuverir burnunuzun ucuna.

    1 adım 2 adım derken tüm kampüsü dolaşıyoruz 4 yapraklı yonca bulacağım diye. Yorgunluktan mahvoluyoruz saatlerce pes etmeden aramaya devam ediyoruz. Akşam oluyor gece artık tamamen çökmek üzere. Kızlar ümitsiz herkes aramayı bırakıyor. Bulamadık ya demek bizi bulmayacak şans baht. Ben de ümitsizliğe kapılıyorum hem de ne biçim.

     Nasıl olmaz diyorum kendi kendime. O kadar insan nasıl alt tarafı bir yoncayı bulamayız? Ağlamak istiyorum gözüm doluyor bir yerde. Hatta bir kaç damla yaş döküyorum. Çocukluğumun tek umutsuz anıdır. Dayak yemiş gibi hissediyorum bulamadığımız için artık hepimiz mutsuz olmak zorunda kalacakmışız gibi.

     Evin önünde konuşuyoruz. Bir mucize bekliyorum ben, kızı unuttum tamamen kendim için istiyorum. Çok isteyince olmaz mı'yı ilk kez orada düşünüyorum. Ama ben istedim dua da ettim çocuklar dua edince kabul olurdu. Peki neden mutsuzum?

     Lütfen bir ışık. Mutsuzken mutlu olmamı sağlayacak bir şey olsun diye kendi kendime ilerlerken evin karşısındaki caminin bahçesine giriyorum. Oraya birkaç adım atıyorum yere bir bakıyorum ki o da ne? Yonca. Elime alıyorum gözlerime inanamıyorum; 5 yapraklı. Gözlerimi siliyorum koşarak kızlara gidip gösteriyorum. O günden sonra da hep bu benim uğurum diyorum.

     Botanikçiler ya da insanlar bugün gidip onlara 5 yapraklı yonca dediğinizde imkansız 4 ü bile çok nadir bulunuyor derler. Ben o yaşta öğrendim ki imkansız yoktur Rabbin kudreti vardır o isterse 5 yaprak da olur 10 yaprak da. Bir konuda ümitsizliğe kapılacak olsam hep o yoncayı hatırlarım ve kapılmaktan vaz geçerim. Çünkü bilirim ki ümitsizlik yoktur imkansız yoktur. Sabır ve inanç daima isteğine ulaştırır insanı. Sen iste Rabbin seninle. Zaten en güzel şeyler hiç beklemediğin anlarda bir anda gelir 😊

23 Eylül 2016 Cuma

Sabır, Sabır Yaaa Sabır


     Ben yoruldum ya gerçekten yoruldum beni sevdiğini sandığım, öyleymiş gibi davranan yüreksiz adamlardan yoruldum. Olayları en başından anlatayım da bana hak verin.

    Mezun olduktan sonra günlüğüme reddettiğim adamları yazmıştım, saydım tam tamına 62 adam etmiş. Ben belki de onlarca mutluluğu elimle itmişim. Neden peki? Bilmiyorum. Hadi yıllar öncesine bahanem var hazır değildim kötü tecrübeden çekiniyordum falan diyebilirdim ama geçen yıl ve bu yıla bir bahane bulamıyorum. Hem sürekli doğru adamı arıyorum beni sevecek adamı arıyorum deyip duruyorum hem de sevilme ve sevme fırsatını kendime sunmuyorum. Neden gerçekten bilmiyorum. Sürekli buna içim ısınmadı öbürünün şuyu buyu olmaz deyip duruyorum. Olması ihtimalini aklımdan geçirdiğim adamlara da bir anda bir şey oluyor.

     Mesela yaklaşık 8 ay falan önce çok önceden tanıdığım bir arkadaşımla -tamamen arkadaşlık niyetiyle- yeniden samimi oldum. Aramızda kısa süreli bir tatsızlık yaşanmıştı. Daha doğrusu ben onunla bir ilişki düşünmediğimi söylemiştim sonra arkadaş olarak selamlaşmaya devam etmiştik aramıza mesafe girmişti. Bu arkadaşla yeniden konuşmaya başladık. Geyik muhabbeti falan. Ama baktım ki olay değişiyor yani ben hala geyik yapıyorum çocukla ama o şu şehre taşın gel şuraya atanalım ben seni nasıl kaybettim gibi cümleler sarf etmeye başlıyor. Epey müddet anlamıyormuşum gibi davranarak bu çocuğu gözlemledim ben her zamanki gibi hala kanka ayağındayım. Sonra bir gün ortak arkadaşlarımızdan biri dedi ki sen bu çocukla neden olmuyorsun şöyle böyle iyi diye? Ben de bu durumdan kankam Ayşenur'a bahsedip fikrini aldım tabi o da destekledi, güç buldum cesaretim geldi. Eve geldim, dedim ki 'ben bir ölçüp tartayım çocuğu belki olur'. Hani o belki olur cümlesi zihnimden geçti ya. O anda her şey ters gitmeye başladı. Çocukla bir kavga ettik ki felaket demediğim kalmadı yani. Hakaret falan değil biraz aşağılama gibi. Sebep ne inanın bilmiyorum o kadar aptalca bir şey ki. 20 gün falan konuşmadık. Sonra yeniden geyik muhabbeti döndü işte. Arkadaşça gayet iyi geçiniyorduk. Yakın arkadaşımızla konuştum 'Ahsen kalk git bu çocuk seni çok sevdi dedi, şimdi de sana 8 aydır seni düşünüyor sana yazmaya çabalıyor anla diye çabalıyor sen kanka gibi konuşuyorsun yeter daha ne yapsın' dedi. Çocuğun eski sosyal medya hesaplarına baktım arkadaşım haklıydı. Bu gerçekten iyi biriydi biliyordum bunu. Neden şans vermemişim ne vicdansızmışım dedim hakkımda yazdıklarını okuyunca. O vicdan azabıyla kalktım doğruldum ve bu çocuğa sans vereceğim dedim. Sevmiyor olmam ne değiştirir ki insan zaten zamanla sever. Hem ben kendimi biliyorum bir araya gelince kesin aşık olurum. Neyse bunu düşündüm ve çocuğa mrb yazdım. Sonra bi geyik muhabbeti geçti ardından Ahsen sen kendine uygun biriyle çıksana hadi bahtın açık olsun dedi. Öylece kaldım. Ne ara benden vazgeçmiş? Hiç sevmiş miydi? Ben mi mahvettim acaba? Benden oldu kesin ama neden oldu var ya ben şans vermeye karar verdim ya hepten gitti.

     Şimdi başka bir hikaye anlatacağım. bu 2 ay falan önce oldu sanıyorum. Çook uzun yıllardır tanıştığım yakın bir arkadaşım var. Kendisiyle üniversiteden önceden tanışıyoruz. Hiç bir zaman dostluktan farklı bir niyetimiz olmadı birbirimize karşı zaten çok aşırı nadir görüşebiliyorduk. 2 ay falan önce olması lazım görüştük baya başımıza gelenleri anlattık birbirimize. Normalde mesajlaştığım halini hatrını mutlaka sorduğum bir arkadaşımdır son 1 senedir onla da geyik muhabbetimiz vardır sağolsun bir de dost deriz birbirimize, dosttur çünkü o, abi gibidir bana. Neyse efendim konuşurken biraz iltifatvari konuştu o gün. Sonra da mesaj attı 1 hafta boyunca. Açıldı gibi bir şey oldu. Hatta baya baya açıldı. Ve bu mesaj trafiğini bir kaç gün devam ettirdi. Ben de anlamamış gibi davrandım çünkü kötü hissettim kendimi. Oturup uzun uzun düşündüm, yıllardır tanıdığım bir insandı belki de beni mutlu edebilirdi. En azından bir kez daha görüşme fırsatını ona verebilirdim. Ben bu düşünceyi aklımdan geçirene dek adam aşık modundaydı. Ben bunu aklımdan geçirdim dakikasında mesaj trafiği oldu ve adamın bana dediği şey şu: 'beni sanıyorum yanlış anlamışsındır yok yok anlamamışsındır ben sana dost gözüyle bakıyorum umarım güzel bir ilişkin olur mutlu olursun ben zaten hiç öyle düşünmedim!' Ne?  Bu adamlar benimle dalga mı geçiyor ya? Önce bana yürüyor yürüyor ardından istemiyorum ayağına yatıyor. Bu bana defalarca oldu belki 10 u aşmıştır. Ben ne zaman kafamdan 'acaba' geçirsem o insan vazgeçiyor ya da vazgeçmiyor da kendini öyle gösteriyor. 

     Şimdi aklımdan o insanların senin kısmetini bağlamışlar diye demelerini geçiyor. Bildiğim şeyler elbette var ama ben inanmıyorum ya, kötü insanların Allah'ın yazdığı kaderi değiştirebileceklerine inanmıyorum. Kötü etki ediyor olabilirler evet ama bu ne kadar sürecek ki sonuçta 5 yıl 10 yıl? Sonuçta Allah'ın bizim için yazdığı insanla kader yollarımızı kesiştirmeyecek mi?  Evet artık aşık olmak istiyorum hem de her şeyden çok istiyorum. Beni üzmeyecek bir adamın omzuna huzurla başımı koymak, uyurken dahi onu özlemek, o uyumadan uyumamak, varlığının her karesinde heyecanlanmak istiyorum. Deli gibi özledim aşık olmayı, aşıkkenki beni. Bu olaylar beni yıpratıyor, bazen ümitsizliğe düşüyorum açıkçası, hep mi sürecek bu böyle? Kötüler mutlu mu olacak bize yaptıklarından, sonra diyorum sabırla ilgili o kadar güzel ayet varken ümitsizlik bana yakışmaz. Doğru adam nerede bilmiyorum, bu aralar çok yıprandım keşke şu sıralar gelse ve bulsa beni. Vaz geçmese tükürürüm düğüme kısmete ben geldim ben dinlemem dese ve gelip baş köşeme otursa, tüm saatler ondan sonra aşka kurulsa...
     

18 Eylül 2016 Pazar

Aga'nın Hikayesi


     Tatil bitti nihayet ben de evime barkıma döndüm, bloğuma kavuştum yeniden. Dönerken Aga'yı gördüm, bir kahvenin köşesine çökmüş eliyle yerdeki çöpleri bir kenara itiyordu. Epey yaşlanmış, biraz eğilmiş haliyle, yüzünde önceki gülümsemesi de yoktu. Peki kimdi Aga?

     Gerçek ismini bilmiyorum bizim oralarda deli dedikleri bir adam. Deli olduğunu inanmak güç. Sebep şu; evet konuştuklarını anlamak biraz güç ama sürekli kitap okuyor, çöp topluyor, gördüğü tanıdıklara gülümseyerek selam veriyor, mutlu olunca çocuk gibi seviniyor, evlerin ya da bahçelerin açık kalmış kapılarını örtüyor. Kendi halinde bir mazlum işte.

     Pek çok yaşlıdan Aga'nın hikayesini dinlemişizdir. Tam net bilen yok ama türlü hikayeler dolanmakta. Kesin olan hikayesini anlatayım ben size. Aga yaklaşık 60 küsür yıl önce küçük bir ilçede doğmuş gariban bir ailenin çocuğuymuş. İlkokulda ve ortaokulda aşırı zeki olması yönüyle herkesin dikkatini çekmiş. Durmadan nefes almadan kitap okuyormuş. Gençliğinin bir döneminde aşırı zengin olmuş diyorlar burasına net emin değilim. Kısa bir sürede de tüm mal varlığını kaybetmiş. Zenginlikten kara lastikli yaşama geçiş onun için zor olmuş. Kimsenin kimseyi sevemeyeceği kadar seviyormuş bir güzeli, onu da ailesi vermemiş Aga'ya. Sevdiği de yar olunca başkasına aklını kaybetmiş Aga. Bir gün bayır aşağı yuvarlanmış, bir kaç gün sonra bulmuşlar onu. O günden sonra da işte yaşlı annesiyle kendi halinde bir yaşam sürmeye başlamış. İnsanlar da onun kitap okuma sevgisini bildiklerinden her hafta evlerinin önüne kitap bırakırlarmış, Aga da alır gider okurmuş. (Lakabını da eskiler koymuş.)

     Ben çocukken Aga'nın yanından geçemezdim, çok korkardım. Çocuklar 'deli o' derlerdi. Dedemle birlikte geçerdik hep, dedemle selamlaşır, kısa muhabbet ederlerdi. Dedemi nasıl sevdiğini görürdüm, insanlar ona neden kötü davranırdı onu da anlamazdım. Öyle mi davranmak gerekirdi, ne yapmalıydı, nasıl davranmak doğruydu onu da bilmiyordum. Çocuktum ya işte yetişkinler ne diyorsa ona göre davranıyordum.

     Çünkü çocukken ne zaman yaramazlık yapsam teyzem seni Aga'ya vereceğim alıp götürecek diye tehdit ederdi. Orada yaşayan yetişkinlerin çoğu yapardı bunu. Yetişkinlerin bir adamı başına gelen kötü olaylar yüzünden canavarmış gibi göstermeleri doğru bir şey miydi? Şimdi hatırlıyorum mesela çocuklar hep dalga geçerlerdi, taş atarlardı ağlardı kızardı bağırırdı. Tek bir yetişkin de çocuğuna niye yapıyorsun evladım demiyor muydu şimdi sorgulayınca anlayamıyorum. Ondan korktuğum zamanlar için de çok pişmanım, şimdiki aklım olsa her sabah gördüğümde selam verir halini hatrını sorardım. Bir dahaki gidişimde dolu dolu kitap götüreceğim inşallah. 

      Sevgili Aga kötü olan çocuklar değil yetişkinler, seni ağlatan, taşlayan o çocuklara bir şey yapamadığım için yıllar sonra dahi vicdanım sızlıyor, senden korktuğum her an için de özür dilerim.

Sc

ss