Son Yazılar

31 Ocak 2016 Pazar

Buldum Yazdım

     

     Eski bir yazı buldum hemen paylaşmalıyım. Tarih : Temmuz 2012

     Kokuşmuş yurtta oturmuş yazıyorum. Burası Van. Gecenin körü, etüt odasında tek bir insan yok. Benim burda ne işim var onu da bilmiyorum sanırım biraz kafa dinlemek istedim. Koca 4 yıl, geçmez dediğim yıllar su gibi aktı geçti. Ve ben burdan kocaman biri olarak ayrılıyor olacağım. Eskiye nazaran daha tecrübeli daha yorgun ve daha az gülen bir ben olarak. Yüzlerce insan tanıdım bu şehirde güzel dostlarım oldu ama çoğunlukla tanıdığıma pişman olduklarımla doluydu bu şehir. Çoğunlukla neden bu şehirde olduğumu sorguladım. Şu plastik kokan masalardan her gün daha fazla nefret ettim, şu soğuk duvarlardan, ders çalışırken bile tartışmayı başarabilen mahalle karısı tiplilerden, yaşam amaçları olmayan içi boş okumuşlardan.

     Bu sene çok büyük farklılıklar oldu hayatımda. Çok güzel bir yıl olacağını sanmıştım. Masal kahramanı gibi hissediyordum kendimi görmek istediğim bir masalda yaşıyormuş gibi. Bu sene hayatımda ilk kez kırılabildiğimi öğrendim ben, üstelik aynı yerden defalarca kırılabilmeyi. Kimseyi kendim gibi bilmemem gerektiğini kimseye güvenmemem gerektiğini en güvendiğim insandan öğrendim. Üstüne bile bile basarmıs insanlar bazen, bunu da en sevdiğim insandan öğrendim. 21 senelik hayatımda tek kötü ders çıkarmamış olan ben bu yıl tek bir insanla tüm kötü davranış şekillerini öğrendiğim. Kimseye anlatamamanın yükünün nasıl ağır olduğunu öğrendim.

     Mayısta uğradığım büyük hayal kırıklığından sonra hayal kırıklıklarım peşi sıra geldi sanırım. Üstünü kapatmaya çalışıp bir şey olmamış gibi davrandıkça daha çok büyüyorlar sanki. Birinin elini tuttuğunuzda hiç sana güvenmiyorum senden nefret ediyorum demek istediniz mi bilmiyorum. İstemediyseniz anlamanız güç. Her sabah uyanınca unutmadım diye bağırmak isteyip içindeki her gün nefretinle kaplanan sevgi tomurcuklarını inatla canlı tutmaya çalışmak da nedendir bilmiyorum. Gurursuz muyum ben? Ruhsuz mu? İkisi de değilim. Artık kim olduğumu bilmiyorum kimlik çatışması yaşıyorum. Devamlı düşünüyorum ama boş. Anlamlandıramıyorum. Beni tüm sevenler başlarının üstünde tutarken ve tutacakken şu an içinde bulunduğum çıkmaz sokak kimin, kimlerin ahı bilemiyorum.

     Ufacık şeylerden mutlu olan ben neden mutsuzum şu anda? Neden mutsuzluğa yalınayak koşuyorum? Sırf 2 dakika daha mutlu olabilmek için 2 gün mutsuz olmayı seçiyorum? Benim bozmadığım dağları niye ben toparlamaya çalışıyorum? Bilmiyorum. Tek bildiğim kendimi hak etmediğim hüzünlere atıyorum, bile bile. Layık olmadığım şeylerin bana yapılmasına müsade ediyorum. İçim buz, dışım ateş. Nasıl anlatılır bilmiyorum ama rol yapmaya zorlanan bir oyuncu gibiyim. Hani annesi cimcikleyince zorla teşekkür etmek zorunda bırakılan bir çocuk gibi.

     Acı çekiyorum. Hem de öyle böyle değil. İçimde Mecnuna dahi ağır gelecek bir sevgi ve Ebu Lehebden edilen kadar büyük bir nefret taşıyorum. İkisi birbirini sarıyor her gün, ben bir kış oluyorum bir yaz. Kimse görmüyor..

     Kişiliğimden verdiğim tavizler içerisinde eziliyorum. Ben bu değilim, neden devamlı bu saçma şeylere tahammül etmek zorunda bırakılıyorum. Kıymetsiz hissettiriliyorum bir çöp gibi, alelade bir hayata zorunda bırakılmış biri gibi. Kimsenin umrunda değil ama ben mutsuzum evet. Mutsuz ediliyorum. Tırnaklarıma, saç uçlarıma kadar mutsuz, kırılmış ve umudu tükenmiş. Onlarca şey geçiyor zihnimden tükeniyorum. Ben hatasız biriyim hata yapmıyorum insanlar da hatasız olsun istiyorum bu benim hakkım. Hatalar eni tüketiyor.

     Bazen kaçıp kurtulmak istiyorum burdan. Beni korkutan ezen yıkan kıran mahveden her şeyden. Ama biliyorum, kafamın içindekilerden kaçamayacağımı biliyorum. Gözümden akanları gözyaşı sanıyor insanlar, gözyaşı değil oysa hayallerim, inancım, güvenim, yaşayamadıklarım, sessiz çığlıklarım, bağırıp duyuramadıklarım yanaklarımdan süzülenler. Secdede 'beni kurtar' dediğim duyuyor beni bir tek. İçimdeki nefreti sevgiden üstün kılsın, zulme baş eğdirmesin diye sığınıyorum ona. bir Ya Sabır diyorum Bi Ya Kahhar. Ne dediğimi de bilmiyorum yani. Demir parmaklıklar içinde hapsedilmiş bir ben. Bana uygun görülen bu yaşamda kendi savaşımı verip duruyorum; mutlu olabilme savaşı. Ve buna daha fazla ne kadar katlanmaya gücüm yeter bilmiyorum. Allah'ım ôlüyorum, madden yaşasam da mânen gün be gün ölüyorum..

26 Ocak 2016 Salı

Lütfen ama lütfen

 
  Kadın olmak neden ama neden bu kadar zor bu ülkede? Erkek olmak sadece pantolonun içindekine sahip olmayı gerektirirken -ki çoğunluk onu bile beceremezken- kadın olmak neden yüzlerce sorumluluğun altına girmeyi gerektiriyor? Norveç çoğunluğun ateist olduğu bir ülkeyken hırsızlık, taciz, tecavüz suçunun en az olduğu ülke. Ney? Dinsizler ama de mi Allah kitap bilmezler. Peki senin sözde ahlâk kitap bilen ülken ne? Ben sana diyeyim pislik yuvası efendim. Şerefsiz yuvası. Tek derdimiz kadınların ne giyindiği, ne konuştuğu. Kimse de kendine bakmıyor efendim. Ben namusumu nasıl korurum demiyor erkek kişisi. Sen dindarsın ya. Allah sana da diyor namusunu koru. Koruyor musun? Hayır. Kadınlar namuslarını korusun diyorsun. Bırakıyor musun korusunlar. Bu ülkede sözlü ya da fiziksel tacize maruz kalmamış tek kadın gösterebilir misiniz? Ben gösteremiyorum umarım vardır.

     Ortaokuldaydım. Her akşam okul çıkışı eve yürürken itler takılırdı peşimize. İğrenç iğrenç laflar. Eve dek takip ederlerdi. Yaşadığımız korkunun bini bir para. Hep farklı apartmana girerdik aman adresimizi öğrenmesinler diye. Doğu şehrinde yaşıyorduk bir de. Oruç tutmayan insanların dövüldüğü bir şehirde? Her ramazan takılırlardı ama peşimize. İçlerindeki pislikleri dökmekten geri durmazlardı. O da o biçim oruçtu demek ki.

     14 yaşında dershaneden dönüyordum Şehrin en işlek caddesiyle kampüs arasında bir kaç ağacın bulunduğu küçük bir park vardı. Ordan bir ses duydum çalıların arasından 'şşt' diye. Yaşlı bir adam ben bakar bakmaz cinsel organını çıkarıp oynamaya başladı. Düşünün 14 yaşında bir kız çocuğu o an ne yapabilir, ne düşünebilir, ne hissedebilir anlamlandıramaz bile. Anlamlandıramadım ki ben de. Sadece koştum, yapmam gereken gibi. Hiç kimseye de anlatmadım, belki anlatsaydım ceza alırdı ama sanmam pek adalet sistemine de güvenmiyordum. Sessiz kalışım ondandı sanırım.

     15 yaşındaydım. Okul çıkışı dönerken çok da işlek olmayan ama merkezi bir yerde bir caddede eve yürüyordum. Mat yeşil renkli bir tofaş durdu önümde. Bırakalım mı güzelim? Hayır dedim direttiler hadi falan. Biraz bana doğru yürüdüklerinde o iğrenç bakışı yüzlerinde gördüm. Karşı yola geçip koşmaya başladım. Etrafta bir Allah'ın kulu yok. Onlar arabayla karşı yola geçene dek ben demir kapıdan girmiştim. Can havliyle koşmasaydım, koşamasaydım? Allah korusun. Hala kaldırımın kenarından yürüyemiyorum ben. Neden? İki uçkur meraklısı şerefsiz yüzünden.

     18 yaşındaydım evin yakınlarında yakın bir arkadaşımla gezerken 8 kişi geldi karşımızdan. Anlayamadık tabi niyetlerini normal kaldırımda yürüyen insan topluluğuyuz sözde. Biz tam yanlarından geçerken arkadaşımı kolundan çekip aralarına aldılar. Arkadaşım bağırınca farkettim çektim kızı ama geç kaldım, bir kaç yumruk attığımı hatırlıyorum ama 8 kişi, dile kolay? Güvenliğe bağırdım. Kampüs ya bura adım başı güvenlik var. Güvenlik naptı biliyor musunuz? Bizi susturdu polis çağırmamıza mani oldu kahkahalar atarak o şerefsizleri kampüsten biz zarar vermeden çıkarma çabasına girdi. Çıkardı da. Hani iti ite şikayet etme diye bir şey var ya. Hah ben onun ne demek olduğunu o gün anladım.

     Üniversitedeydim bir de. Merkezde kaldığımız sırada akşam saat 8 eve 5 dakika mesafede olan marketten ekmek almaya çıktım. Tek? Allah Allah. Kadın başına ekmek almak da nesi diyenler bile olur bu ülkede beklerim. Arkamda ayak sesi duydum dönüp baktığımda ortayaşlı beyaz atletli bi adamın arkamda yürüdüğünü fark ettim. Ben hızlandıkça o hızlandı. Farketmiş olmama mı sevinmeliydim? Arkanızda duyduğunuz pis bir nefesten daha tiksinç bir şey var mıdır şu dünyada? Markete girdim ve o pislik benim ordan çıkmamı bekledi. Bir sınıf arkadaşımı çağırdım sağolsun eve bıraktı beni. Ben ekmek almak için bir erkeğe neden ihtiyaç duymalıydım? Bu ülke bu kadar mı pisleşti? Daha onlarca şey anlatabilirim ama inanın bu kadarını anlatmaktan bile rahatsızlık duyuyorum.

     Otobüslerde erkeklerin yanına oturmaktan çekinen kadınlar görüyorsunuzdur. Yargılamayın onları lütfen çünkü her gün yüzlerce taciz olayı oluyor bu ülkede. Kabul etseniz de etmeseniz de taciz edilenler yabancı kadınlar değil, kız kardeşleriniz, anneleriniz, komşularınız, dostlarınız. Ve sadece kadın oldukları icin taciz ediliyorlar. Mini etek giydikleri için değil. Gençliğimi geçirdiğim şehir herhalde sözlü tacizin en yüksek oranda olduğu şehirlerden biridir ve kadınların %80 i kapalı üstelik çoğunluk çarşaflı. Yani sorun kadının giyiminde ya da tavrında değil, zihniyetlerde.

     Kadınlar kendilerini haklarını namuslarını korumak için yeterince çaba gôsteriyorlar zaten. Lütfen bir de siz tuz biber olmayın. Gece dışarda işi neymiş şunu da giymeseymiş diye arkalarından şaçma sapan yargılarda bulunmayın. Erkek tecavüzlerinin yoğun olup üzerlerinin kapatıldığı şu ülkede kadınlara suç bulmaktansa sahip çıkmayı deneyin
 Lütfen ama lütfen.
   

11 Ocak 2016 Pazartesi

Kırgınlık Demişken


   

  Hayat devamlı bir akış, oluş içerisinde. Ve bu oluşun sizle alakası yok. Yanınızdan geçiyor gibi görünüyor, bizzat sizi etkiliyor ama baş kahraman siz değilsiniz. Kımıldamadan öylece duran bir cisim gibi. Oluyor ve çevrenize sadece şaşkın şaşkın bakıyorsunuz.

      Hayat hatasız insanları muhakkak üzer. Hani çok şahane yaşarsanız, insana verilen değer odaklı yaşarsanız karşılığını görmediğinizde sorgulamaya başlarsınız. Bu sorgular arttıkça kendinizin de zamanla çözemediği kısır bir döngü halini alır. Ne denek istiyorum? Şöyle daha net anlatayım;

     Mesela biri ya da birileri sizi kırdı. Siz hiç bir şey yapmadınız, etkiniz sıfır etkilenme miktarınız yüzde yüz. O kırgınlığın geçmesi için yapabileceğiniz hiç bir şey yok. Çünkü bir sey yapmadınız zaten. Yüksek ihtimalle hatasını telafi de etmeyecektir. Çabalamayacaktır. Çabalasa da siz hep kasti kırdığını düşüneceksiniz. Minik bir ukte her zaman içinizde kalacak. Ya da diyelim telafi etmek için aşırı çaba sarfetti. Olmadı. Böyle de olur, hatta en çok böyle olur. Bazı kırgınlıklar vardır, duruşunuzu, hayatınızı, tüm yaşayacaklarınızı etkiler. Karşınızda kafasını kesse yine bir gram telafisi olmaz sizde. O kırgınlıklar ölene dek taşınır kalpte. Üstü örtülür sadece asla unutulmaz. Misafir gelirken halı altına itilip üstü kapanan tozlar gibi. Yeni insanlara güvenmeye çalışılır, hayat akar. Ama o halının altındaki toz daima akıldadır, insanlar üstüne bastıkça da akılda kalır..

Erkeklerde Gördüğümüzde Koşarak Uzaklaştıklarımız

1. Bir numara saç + pijama + tuvalet terliği kombinasyonlu askerlik fotoları
2. Gümüş ya da Tuğralı yüzük (Aslında alyans dışında herhangi bir yüzük)
3. Elde sigara
4. Arabada çekilmiş 98484 fotoğraf
5. Kundura
6. Kısa pantolon
7. Tesbih, muska kolye, zincir, çakı, silah gibi aşırı kro nesneler
8. Kızılayın dağıttığı çeneye kadar olan simsiyah güneş gözlüğü
9. Babet çorabı ve beyaz çorap
10. Beyaz gömlekten gözüken atlet. Hatta atletin bizzat kendisi.
11. Aşırı düşük pantolondan gözüken kılcan çatal
12. Saten gömlek
13. Dışkı rengi kokulu deri ceket
14. Martı kaş ya da kız gibi alınmış kaş
15. Göbek

4 Ocak 2016 Pazartesi

Özür Dilerim...


    İlkokul dörtteydim bizim sınıfta yamalı pantolonlu bir çocuk vardı. Her gün öğretmenden bu ne kılık diye azar işitirdi. Kısaydı yamalıydı diye pantolonu dalga geçerdi herkes. Beslenme getirmezdi hiç. En yakın arkadaşımın annesi ve annem ona verelim diye hep birkaç tane fazla yiyecek koyarlardı beslenmemize. Almazdı ama o hiç. Yumurta koymuş annesi bir kez beslenmesine. Yumurta da sıvı kalmış biraz dökülmüş çantasına. Öğretmen her gün beslenmesi yok diye azarlamaya gidince baktı çantasına gördü yumurtayı. Ne kadar hakaret varsa saydı Süleyman'a. Ağladığını hatırlıyorum. Bir de o öğretmenin pissim üstün başın ne halde çantasını çöpe atışını bir de. Süleymanın peşine sınıftan çıkıp onunla ağladığımızı ve onun için hiç bir şey yapamayışımızı. Şimdi nerdedir napıyordur bilmiyorum ama ona ve onun gibi çocuklara kötülerden koruyamadığımız ve sessiz kalıp izlediğimiz için özür borçluyum ben. Özür dilerim Süleyman, hiç bir şeyi telafi etmez ama ben sessizliğimin bedelini vicdanımın iki gram sesiyle ödeyemem, özür dilerim..

1 Ocak 2016 Cuma

Haydi Hep Birlik :-)

     Hadi bugün çakralarımızı açalım. Hislerimizi geliştirelim, çekim yasasının etkilerini fark edelim, ne düşünürsen o olur ne hayal edersen kendini onun içinde bulursunu ispat edelim.
     Hiç başınıza gelmiş midir bilmiyorum ama mesela tam birinden bahsederken telefonunuz çalar ve o arkadaşınız arar. Bir şeyin aşırı hayalini kurarsınız ve kendinizi bir anda o olayın içinde bulursunuz. Bunlar tesadüf değil, önce bunlara emin olun. Evrende tesadüf diye bir şey yok zaten.

     Öncelikli hedefiniz her daim olumlu düşünmek olsun. Olumsuz düşünceler olmaya daha meyillidir çünkü. Örnek veriyorum. 7 yaşındayken devamlı hayal kurar bu hayallerimi de şiir gibi yazardım. Zamanla sanki hislerimin yoğunlaştığını farkettim. Ve hep aynı şeyleri söylemeye başladım 'sanırım 22 yaşında öleceğim'. Bu düşünce nerden beynime geldi bilmiyorum ama hep aynı düşünce hakimdi ben o yaştayken bir şey olacak ölmek gibi kötü bir şey ama anlatamıyorum. Ve 2012 geldi çattı ben o yıl yusuf yusufum tabi. Van depremi oldu. Allah'ım kimseye yaşatmasın, bitti dedim işte hayatın sonu. Çıktık ama Rabbim bizi ailelerimize bağışladı çok şükür. Peşine çok büyük hayal kırıklıkları yaşadım. Kaldıramıyorum dedim. Aynı çocukken dediğim gibi öldüm sanıp ölmemek. İşte aynıydı o. O yaşım korkunç geçti. Ben de böyle yordum.

     Yakın arkadaşlarımdan biri bir gün ambulans geçerken o kadar içten ay ambulans arkasına binmedim hiç çok merak ediyorum dedi. Sus aman dedim. Akşam bi arkadaşımız fenalaştık ve ikimiz o ambulansın arkasındaydık. Yani ne diyebilirim ki.

     Yüzlerce örnek verebilirim ben buna. Madem var böyle bir dalga yayma gücümüz, o zaman nedem bunu kendi lehimize çevirmiyor, geliştirmiyoruz dedim kendi kendime. Mesela sizi kimin düşündüğünü merak ediyorsunuz diyelim. Gözünüzü kapatıp sakince bir ortamda oturun. Hiç gürültü olmasın mekanda odaklanın. Başka hiç bir şey düşünmeyin. Allah'a kalbime ilham et diye dua sa etseniz şahane olur. Mesela bir tanıdığınız bir yere gitti nerde bilmiyorsunuz ama bilmek istiyorsunuz. Yine aynı şeyi yapın. İlk seferde mucize beklemeyin.

     Birinin sizi aramasını istiyorsanız devamlı sizi aradığını hayal edin. Onunla konuştuğunuzu hayal edin. Olmuyor deyip bırakmayın azimle odaklanın. Saatler ya da günler sürebilir. Ama arar. Ben bunu hiç yapmadım açıkçası gerek duymadım. Ama yapan arkadaşlarım anlatıyorlar. Bence gerek yok ama siz bilirsiniz.

     Tanımadığınız insanları rüyada gördüğünüz çok olmuştur mesela. Bu da hisle alakalı bence. Madem hisle alakalı o zaman onun var olup olmadığını gerçek hayatta da bilmeye çalışabiliriz. Bilmek demeyelim de telepati yoluyla hissetmek diyelim. Mesela evleneceğiniz insanı hissetmek istiyorsunuz. Belki yüzünü göremezsiniz ama hissedersiniz. Hatta bir şeyi çok düşünürseniz de aynı şey olur. Gözünüzün önüne gelebilir durup dururken. Durugörünüzü açabilirsiniz. Bunda korkacak endişe edecek bir şey yok inanın. Mesela ben az önce denedim. Kaderimseki insanın yılbaşı kutlayıp kutlamadığını merak ederek odaklandım. Kanepede evinde oturan bir adam hissettim arkası dönük yüz yok tabi :-D bundan emin olabilir misiniz? Tabi ki olamazsınız. Ama ya doğruysa? Ve peşine kendimi youtubeda düğün videolarına bakıp kendime düğün dansı beğenip kaydederken buldum. O değul de bunu niye yaptım bilmiyorum. Benim gibi evlilikten nefret eden hiç düşünmeyen bir insan olarak :-D

     Bu bana özgü ya da başka insanlara özgü değil bunu söyliyim de. Nesneleri hareket ettirme bile mümkünken zihinle yalnızca kendinize ait güzel şeyler yapmanız sanıyorum çok da olanaksız gelmiyordur size. Bu sene o adamla tanışıp çok konuşulan büyük bir aşka konu olduğumda tabi olabilirsem buraya yazarım ispatlamıs olurum :-D Devlet dairesi de olunca yazarım yöntemden emin olursunuz  :-D Siz de istediklerinizi söyleyin hepiniz adına güzel şeyler düşünüp hissedelim hep birlik daha güzel çekeriz evreni :-) Hayatınız güzelliklerle dolsun. Dert ve önerileriniz için her daim bana yazabilirsiniz. Sevgiler :-)

cpm fun 2