Son Yazılar

31 Mart 2016 Perşembe

Ne Güzel



   Kendini tanımak, olgunlaşmak epey yol alan bir sürec. Ama insanın hayatının dönüm noktası, kendini tanıdığın o an kararlarında daha netsin, geleceğe bakışın daha berrak, adımların daha emin.

    İkili ilişkilerde hep böyle oldum kendimi tanıdığım an karşıdaki hakkında edindiğim tüm tozpembe kandırmacaları attım, gözlügümü çıkardım, kendime bir tokat atıp doğruldum.

     Yeniden aynı hissi yaşamaktayım ama bu kez daha dirençli ve ne istediğini bilir durumdayım. Çok eskiden Mayıs ayıydı hiç unutmam ilişkimde büyük bir hayal kırıklığına uğramıştım, aynı şeyi yapsam kesinlikle burniumdan geleceği bir şeyi sindirmiştim. Sindirmiş gibi görünmüştüm. Aslında o gün ben inancımı sevgimi güvenimi kaybetmiştim. O gün bu değil dedim, bu flört ne kadar giderse gitsin benim evleneceğim adam bu değil, çocuklarımın örnek alacağı mükemmel insan bu değil, benim diğer yarım bu değil. Gerçi bu ilk yaşayışım değildi daha ağır gelenini de yaşamıştım beni hayal kırıklığına uğratabileceğini en baştan göstermişti zaten baştan yanlış olmayacak bir işti bunu defalarca göstermişti. Ama o zaman daha güçlüydüm daha çocuktum ve kendimi bu kadar iyi tanımıyordum, kulak arkası edebilmiş gibi gözükebilmişim demek ki. Hiç etmemiş olmama rağmen.

     Sonra farketmiştim aslında ondan sonra devam etmelerim ya da çabalarım için kendime kızmam o kadar yersizmiş boşuna kendimi yıpratmışım. Karşımdaki insan zaten benim için bitmiş. Ben bu işin biteceğini söylemişim kendime yalnızca sesli itiraf etmemişim fazla bağlandığımdan korkmuşum. Ama farkındaymışım o benim için eski anlamını ifade etmiyormuş artık güven duymadığım herhangi biriymiş. Herkesleşmiş, anlamını yitirmiş, yitirtmiş, küçülmüş, kıymetsizleşmiş. Hatta içten içe katlanan bir nefret biriktirmişim çaktırmasam da. Ben başımı yastığa koyduğumda artık onunla ilgili hayaller kurmaz olmuştum. Bu en ônemli detay hayatında bir insan hayallerinden giderse o senin için bitmiştir kafanda ve kalbinde kalıcı olmayanın hayatında olması bir şey ifade etmiyormuş. Tarih mühim değil çok sonra gitsem de hayatından o benim için o gün gitmş kendi isteğiyle gitmiş hem de. Ben de gözyaşlarıyla akıtmışım onu, o gün dönmemek üzere gitmişim.

     Şimdi beni gerçekten sevdiğinin ve içinde ukte kaldığımın söylendiği bir adamla arkadaşım. Herkes hakkımızda güzel şeyler konuşurken ben temkinliydim. Dim diyorum çünkü düne kadar. O benim güvenimi kırmadı ya da benzer bir şey yapmadı. Sadece dün kırıldığımı fark ettim ilk ve son kez. Ve o kırıldığım anı ben hiç unumayacağımı fark ettim. Flört aşamasına gelmememiz ikimizin de temkinli oluşu belki kolaylaştırmıştır bu durumu, bilemiyorum. Ama dün içimden bir şey çıktı, terk etti beni. İçimdeki o küçücük beğenide çıktı gitti istek de. Kendime bakıp olmayacak dedim bu adam o adam değil eşim olması gereken çocuklarım için mükemmel örnek olacak adam bu da değil. Dün ben ondan, onun hayatından gittim. Bunu hissettim. Şuan hala selamlaşır konuşurum o yardım ister irtibatı kesmem mesaj atar cevap atarım. Endişe duymuyorum artık kendime de kızmıyorum, yersiz çünkü biliyorum. O kendine etti.  O hala benimle bir hayat hayali kurarken ben çoktan doğru insanı yeniden beklemeye koyulmuş olacağım.

     İnsanlar, bize yalnızca hayatı öğretmekle kalmayıp kendimizi de öğretiyorlar. Ne büyük nimet aslında. Sağ olsunlar bana öğrettikleri en önemli şey en iyi yaptığım işin gitmek olduğu. Ne kadar ümit taşırsam sevgi ya da inanç taşırsam taşıyayım hepinin 1 dakikada bitebileceği. Sevginin bitmesi zaman alıyor hayatta ama hızla azalıyor. Diğer hisleri söylemiyorum zaten onlar bir saniyede bile bitebiliyor yerini negatif hislere rahatlıkla bırakabiliyor. Bende de bıraktı işte.

     Karşımdakine söyleyebilmek bugün bu saat gittim ben artık sen kendi halinde takıl, ne yaparsan yap benim için kıymetin olmayacak diyebilmek isterdim ama diyemiyorum. İnsanların yüzüne bakarak bunu diyemiyorum. Sanırım artık bunu da dert etmiyorum. Çünkü önemli olanın ben olduğumu öğrendim artık. Hak eden insanlar zaten şanslarını boşa harcamazlardı.

     Şimdi sevgili doğru adam, sana yazdığım her satırı okutmak, saatlerce hayatımı anlatmanın ôzlmiyle yeniden seni beklemeye karar kıldığımı söylemek istiyorum. Sen geldiğinde aslında neden başkalarıyla olmdığını anlamış olacağım. Seni tanımadan seviyorum umarım tez vakitte hayatıma dahil olursun. Sevgi, umut ve sabırla..

30 Mart 2016 Çarşamba

Kasiyerler


 

     Aslında bir gruba yönelik eleştiri yapmayı sevmem ama insan bazen kendini zorunda hissediyor. Bu aralar kafayı acayip taktığım bir konu; para bozdurma meselesi. Bankadan aldığın parayı mutlaka bozdurman gereken zamanlar oluyor. Özellikle sınav ya da kredi parası yatırırken epey sorun bu durum. Çünkü bankalar miktar neyse kuruşu kuruşuna o miktarı istiyor.

     Paranızı alıp güzelce çıkıyorsunuz dışarı, bankaya gitmeden bozdurayım diyorsunuz, giriyorsunuz marketin birine. 'Pardon parayı bozar mısınız' diyorsunuz tüm nezaketinizle. Peki cevap ne mi oluyor 'bozamam bozuk yok'. Görüyorsunuz çuvalla bozuk para var orada. Sanki babanın hayrına bağış yap dedik, sanki ben sana on lira vereyim sen bana yüz ver dedik. Giren yine aynı para farz et ki müşteri öyle vermiş de mi? Yook olur mu illa bir kıllık yapmalı. İhtiyacı var ya bir insanın yardım etmemeli aksine işini zorlaştırmalı. Çünkü bencillik ve aptallık bunu gerektirir. Nerede saçma, anlamsız bir hareket var onu yapmalı. 

     Şimdi soruyorum bu tipler kafasını ürün kaydırağına vura vura dağıtmamızı, beyinlerinin pekmezlerini bozuk para kısmına akıtmamızı hak ediyorlar mı hak etmiyorlar mi? Vallahi bence hakediyorlar. Büyük bir şey al hemen bozarlar ama. Sanki kendi ceplerine giriyor danaların, ulan sen çalışansın sana ne hayrı var bu hareketi yapmanın? Benim verdiğim para senin mi cebine girecek, sana dokunan ne? O para gene iş yeri sahibinin. Bu kadar konuyla alakasızken beddua yemeye hakaret işitmeye değer mi? Değiyor demek ki, hoşlanıyorlar. Bu da ayrı bir fantezi demek ki.

28 Mart 2016 Pazartesi

Öyle Birini Sevin Ki



Öyle birini sevin ki ona bakınca cenneti gôrün

Ôyle birini sevin ki yaptığım her şeyin onlarca katını hak ediyor diyebilin

Öyle birini sevin ki kendinize güvendiğinizden iki kat fazla güven versin size

Öyle birini sevin ki soğukta, terlediğinde, hatta tartıştığınızda bile elinizi bırakmasın, siz bırakmak istediğiniz de de sıkı sıkı tutup müsade etmesin.

Öyle birini sevin ki sizi kandırmaya aptal yerine koymaya çalışmasın

Öyle birini sevin ki asla gururunuzu ayaklar altına almasın

Öyle birini sevin ki sizinle yaşadığı mahremiyeti kimseye anlatmasın size öyle kıymet versin size ilk dokunuşunu bile arkadaşlarına anlatarak sizi o iğrenç konuma sokmasın

Öyle birini sevin ki ailesi ailenize denk olsun, yarın karşı karşıya getireceğinizde aileniz mutsuz olmasın

Öyle birini sevin ki asla hayallerinizi küçümsemesin aksine her fırsatta destekçiniz olsun

Öyle birini sevin ki çevresi ve hayat tarzı yüzde yüz size uygun olsun

Ôyle birini sevin ki bırakın size yalan söylemeyi, aklından dahi geçirmesin, nefes alsa söylesin

Öyle birini sevin ki geçmişine dair hiç bir şey saklamasın

Öyle birini sevin ki en az sizin ona dürüst olduğunuz kadar size karşı dürüst olsun

Öyle birini sevin ki ailesi gerçekten aileniz olsun, kırk kat el değil

Öyle birini sevin ki sizi asla ağlatmasın, incitmesin kırıp döküp mutlu olamasın

Öyle birini sevin ki gerçekten ahlaklı ve karakterli olsun insanlar arkasından hakaretler değil ôvgüler yağdırsın

Öyle birini sevin ki eşyalarını bile sizle paylaşmaktan aciz olmasın, gerektiğinde canını paylaşmaya hazır olsun

Öyle birini sevin ki size kendinizi dünyadaki tek kadın gibi hissettirsin

Öyle birini sevin ki size gözüyle, diliyle zihniyle bile sadık olsun

Öyle birini sevin ki size saygısını asla yitirmesin

Öyle birimi sevin ki adam olsun. Adam gibi adam. Sizle en mutlu anında da adam olsun, tartışırken de.

Öyle birini sevin ki Allah onu szie layık kıldığı için her gün şükürler edin

Öyle birini sevin ki sizi hep ilk günki gibi sevsin ve saysın

Öyle birini sevin ki hayatınızın onunla geçen her anı mutlulukla anılsın hüzün ya da nefretle değil

Öyle birini sevin ki paylaştıklarınızı yüzünüze vurmasın

Öyle birini sevin ki kendi suç ve problemlerini size yıkayarak aklanmaya çalışmasın

Öyle biri sevin ki geçmişi, geleceği, kültürü, karakteri ve zekasıyla size denk olsun

Ve öyle birini sevin ki hayallerinizi asla yıkmasın

26 Mart 2016 Cumartesi

Selam Çocukluğum



     Çocukluğuma dair hatırladığım tek şey yağmur yağınca içime çektiğim şu toprak kokusu. Bir de çocuklarla oynadığımız meşhur traktörcülük. Ben bunu iyileştireceğim artık hasta olmayacak diyerek sağını solunu kurcaladığım bozuk kırmızı traktör.. Bir de 1998 ajandasına yazdığım şu satırlar;

     Cennet var mı? Dedem var diyor. Bugün anneannemin yaptığı yemekleri yemedim. Cennette benim peşimden geleceklermiş. Dedem öyle diyor.

    Nasıl bir yer aceba dedemin dedikleri doğru mu? Güzel bir yermiş ama her şey varmış orda. Alkışlıyormuşsun istediğin her şey geliyormuş. Tüm çocukların oyuncakları varmış.

     Dedem de görür mü? Görürse balkondan eve gelmeme izin vermez. Bahçede elini tutup koşabilir miyiz? En çok onla yarış yapmak istiyorum anneannem yapmıyor.

     Cennette çok yemek varmış. Makbule teyzelerin yemekleri olur aç kalmazlar. Bizim sınıfta Mahmut var ayakkabıları hep yırtık çok kirli. Mahmutun da ayakkabısı olur. Zayıfım diye benle alay edemezler artık çünkü Allah izin vermez.

24 Mart 2016 Perşembe

Aman da Aman Tekerrür de Edermiş



     Kötü tesadüfler iki kez yaşanır mı? Yaşanıyor. Fedakarlık hayatın seni zorladığı bir vasıf. İsteyerek yaptığın bir şey değil.

     Üniversitedeyim. Bir ilişkim var. Mutluyum ya da mutlu olduğumu sanıyorum. Her neyse. Bir çocuk var eski bir arkadaşım. Onun da ilişkisi var ve bildiğim kadarıyla kızı seviyor. Kızın beni sevgilisi olmadığı dönemden beri kıskandığını yüzüme söylemişliği var. Kendini dindar gösterip her naneyi yiyen basit tiplerden. Oğlan mevzu oldu mu uzay da olsa oraya düşer bakarsın. Üniversite ikide fakülteden aşırı yazdığı ve yazdığını belli ettiği iki çocuğun bana teklif etmesinden beri konuşmuyoruz. Basit hareketlerini fark ettiğimden uzaklaşıyorum. Zira çevremde kaliteli insanlar olmasını sağlarım daima.

      Neyse bir gün sevgilisi bana mesaj atıyor. Biz çocukla yakın arkadaşken 'bir tek seninle dertleşebiliyorum çünkü anlattıklarımı kimseye anlatmıyorsun. Bir gün çok aşırı başım sıkışırsa yine senden yardım isterim.' demişti. Tamam demiştim. Tamam ne demek söz işte, söz gibi bir şey.

     Nasıl oluyorsa bu bana mesaj atıyor günün birinde. Bu tipin bana mesaj atması bir insan topluluğunun üstüne boncuk silah sıkması gibi bir şey. Kimseyi öldürmez ama herkesin bir yerlerini yaralar. Derdini anlatan bir kaç mesaj atıyor benden cevap yok. Çünkü kimseyi kırmak istemiyorum, sıkıntıları da beni ilgilendirmiyor. Mutsuz olduğunu yardıma ihtiyacı olduğunu falan yazıyor. Anladığım kızın ne mal olduğunu anlamış ama kendine mi uydurmaya çalışıyor ne anlamadım orasını. Üstüne düşünmedim de. Sonra aklıma o tek kelime geliyor 'tamam'. Ben tamam demiştim söz ağızdan bir kere çıkar. Bir yardım bir fikir en fazla ne olabilir ki diyorum kendi kendime. Yazdığım tek şey 'sorun ne mutsuz musun benden nasıl bir yardım istiyorsun?' Gelen cevap 'mutlu musun sen nasıl mutlusun o çocuğu seviyor musun?' oluyor. Bu mesajda art niyet olmadığını biliyorum çünkü karşımdaki insanı tanıyorum. Bir ilişkisi var, sevmese o insanla devam etmez, çözüm arıyor belli ki, kimseye de güvenemiyor. Ama bunu benim iyi niyetli anlamam diğer insanların da öyle anlayacağı anlamına gelmiyor, biliyorum. 'Mutluyum, erkek arkadaşımı seviyorum umarım sen de mutlu olabilirsin sanırım yapabileceğim bir şey yok iyi günler' diyorum. O kadar yaptığım yalnızca bu.

     Sabah oluyor ve bu kızı görüyorum direk karşımda. Bana doğru yürüyor ve ulu orta bağırmaya başlıyor 'sevgilime niye mesaj attın hala onun peşindesin?' Beynimden vurulmuşa dönüyorum herkesin içinde. 15 dakika önce uyanmışım, sabahın körü olayları idrak süzgecinden geçirmem bile zaman alıyor. 'Ben kimseye mesaj atmadım' diyorum. O kadar önemsiz bir ayrıntı ki hafızamda yer tutmasına bile müsaade etmemişim demek ki. Özellikle demiyorum, gerçekten hatırlamıyorum. Sonra kız 'telefonunda gördüm o hiç bir şey yazmamış sen kendin atmışsın' deyince benim jeton düşüyor. Peş peşe cevap vermediğim bir sürü mesaj atınca silmiş demek ki onları. Ulan diyorum bu nasıl tonga. Kendi mesajlarını silmiş benim zavallı iki mesaj kalmış kabak gibi demek ki. 'Ben bir şey yapmadım git kendisine sor' diyorum. Aslında saydırabilirim ama anlamı yok çünkü kendimi inandıramam iki tarafta da mesajlar yok. Zaten yapamam da gösteremem, göstermem onları delil diye ben. Çünkü orada yapmam gereken ne olursa olsun bir ilişki varsa ona zarar vermemek. Benim yüzümden hiç bir şey olmamalı. Çocuğu korumuyorum, ilişkisini kaybetmek istememiş demek umrumda değil, o kendini bilmez çingeneyi de korumuyorum ben kendime olan saygımı koruyorum, ilişkilere olan saygımı.

     Aç ağzını saydır diyorum kendime ama yok karaktere ters. Ya-pa-mam. Bu bana pahalıya patlıyor tabi. O zaman hayatımda olan insanı da kaybetme korkusu yaşıyorum. Karşımdaki insan sadakatimi sorgulayabilir ki bu bana yapılabilecek en kötü şey. Hayat boyu gördüğüm en sadık insan benim ve iki insan yüzünden tüm insanların sadakatimi sorgulayabilir olması korkunç bir şey. Ona da diyemiyorum o attı sürüyle mesaj şöyle şöyle diye. Çünkü bir tartışma olur bir şey olur o mesuliyeti de alamıyorum, kestiremiyorum ileriyi işte. Sadece 'söz verdiğim için yardım istedi yardım ettim dert dinleyerek' diyorum. Ben güvenilmez biri değilim, şimdi o konuma düşüyorum. Aslında kendimi çok aciz hissediyorum, doğru bildiklerini yaparken neden aciz hisseder ki insan? Ben buyum. Neden devamlı bir şeylere zorunda kalıyorum neden kıymetli gördüğüm şeyleri korumaya çalışırken insanlar korumuyor? Bana göre aşk kıymetli, ilişki kıymetli onların ya da başkalarının yaşadıkları umurumda değil. Ben saygı duyduğum değerlerde kötü olan hiç bir şeye sebep olmamalıyım. İnsanlar ne der düşüncesi değil bu. Bu benimle alakalı tamamen, ben aynaya baktığımda, kafamı yastığa koyduğumda kendime ne derim?

     Üniversiteden sonra aynı olayın daha sansasyonel bir boyutunu yaşadım. Kızın biri sevgilisine neden asıldığımı mesaj attığımı hatta ona yürüdüğümü sorguladı bir sosyal medya hesabı üzerinden. Tuhaf olan sevgilisini tanımıyor olmam, kızı da hayatımda ilk kez görmüş olmam. Biri şaka yapıyor falan diye düşünüyorum tabi. Sonra kız siz üniversitedeyken büyük bir aşk yaşamışsınız 4 sene, sen bir yakın bir uzakmışsın dengesizmişsin ona çok çektirmişsin o da seni bırakmış diyor. Neden bahsettiğini anlamıyorum, tek kelimesini bile. Sanırım beni bir başkasıyla karıştırıyor. Çünkü anlattıklarının tek zerresini yaşamadım öyle birini de tanımıyorum. Sonra kız zoraki 'neyse' diyor 'geçmiş aşklara saygılıyım yeter ki şimdi uzak dur'. Aklım karışıyor sinirleniyorum. Ben başka bir alemde de yaşıyorum farklı bir hayatta da farkında mı değilim bilmiyorum.

     Bu mevzuyu derin şekilde araştırmaya başlıyorum. Çocuğun isminden bölümünden çevresinden falan. Evet aynı üniversitede okumuşuz ama ben bu çocuğu hiç görmedim kampüste, bırak çıkmayı gezmeyi konuşmayı görmedim bile, adını bile ilk defa duyuyorum. Sonra çocuğun çevresinden birilerine ulaşıyorum beni bırakmış ya haspam dengesizim diye. Hah bunu araştırmaya koyuluyorum. Arkadaş çevresinden öğreniyorum ki bu tip herkese aynı hikayeyi anlatmış, fakültesinde tanıdığı herkese. Önce bir ürperiyorum bu insan neyin kafasını yaşıyor diye. Önce benden bahsetmiş herkese sonra açılamamış herkes sormaya başlayınca da böyle bir hikaye uydurmuş. Büyük psikopatlık yemin ederim takdire şayan. Tuhaf olan avuç kadar yerde hiç kulağıma gelmemiş olması üstelik ortak arkadaşlarımız da varmış. Kimse mi sormaz böyle bir şey var mı diye? Bir sorulsa ağzını güzünü kırmaz mıyım? Sonra fark ettim mezun olduktan bir kaç ay sonra sizle tanışmak istiyorum yazmış reddetmişim. Yani bir hikayenin içinde yaşamıyor çocuk. Farkında ve biliyor tanışmadığımızı. Ama insanlara göre onu oyalayan, sevgilisine göre de hala ona mesaj atan bir aşufteyim! Şaka gibi.

     Üst üste ekleme talebi gönderdiği için engellemişim çocuğu geriye bakınca görüyorum. O kadar önemsiz bir ayrıntı ki arkadaşıma 'böyle bir manyak var ekleyip duruyor engelledim' dediğimi bile hatırlamıyorum. Beş hesaptan eklemiş manyak. Ona rağmen hatırlamıyorum. O zamanlar ilişkisi yokmuş tabi. Neyse bu manyak benim adımı çıkarmış, şimdi gereken tek şey ilişkisini mahvetmem de mi? Yine yapamıyorum, lanet gelmesin yine. Çocuğu tanımıyorum etmiyorum yalan söylemiş diyemiyorum. 'Bu çocuğun şöyle şöyle kötü şeyleri olduğunu duydum bence ayrıl' diyorum. Ama kız inanmıyor. Tabi ki inanmayacak, şerefsiz yerini öyle bir yapmış ki hangi kız aşufte sandığı birine inanır. Neyse olayı pek çok insana anlatmam bayağı vaktimi alıyor. Hala benim o tiple alakam olduğunu sanan tipler var sanırım geniş bir alana yaymış olması muhtemel. Onları da umursamıyorum, bir daha nerede göreceğim diyorum. Bu da kendimi avutma şeklim.

     Hayattan beklentim bir daha yapmadığım hiç bir şeyin bana yakıştırılmaması. Ben bu konuda kotamı doldurdum bence biraz da başkalarına olsun ille olacaksa yani bana yeter. Yaptıklarının arkasında duramayan insanlarla yüz yüze gelmek istemiyorum aynı alanda aynı oksijeni dahi tüketmek istemiyorum. Arkamdan yalan söyleyen olsa mesela lak diye dilleri dile gelip 'aman efenim ben o kızın arkasından yalan atamam' dese de korkup bir daha cür'et edemeseler. Ne güzel olur huh.

20 Mart 2016 Pazar

Senin Yüzünden


   

     Bence her sey senin yüzünden. Evet evet senin. Dünyada olan biten ne kadar kôtü şey varsa hepsi senin yüzünden. Sen var olsaydın, yanımda olsaydın bunların hiç biri olmayacaktı sanki. Başımı omzuna koyup 'burası huzur, burası cennet' diye sayıklayıp rüya alemine dalarken biz o birkaç dakikayı yıllar gibi yaşayacaktık.

     Hayır kendimi dünyanın merkezinde falan görmüyorum ben. Sadece sen çok güçlüsün işte. Fark ettim ki ne zaman kafam hafif dumanlı olsa kötü şeyler duyuyorum, huzursuzluklarıma huzursuzluk ekleniyor. Birileri mutsuz, birileri hasta, birileri umutsuz oluyor. Koca evren bir bana düşman oluyor. Ben çok mutluyken olmazdı ki böyle şeyler, hatırlıyorum. Hepsi senin yüzünden işte, yanımda olsaydın olmazdı bütün bunlar...

19 Mart 2016 Cumartesi

Piyy Hayaller



     Hani o ne istediğini bilmekle bilmemek arasında sıkışıp kalıyorsun ya hah o hem çok kötü hem de çok acayip bir şey. Sanki onu aştım ama ben ne istediğimi bulmuş gibiyim. Bir kere deli gibi çalışmak istemiyorum, tembel bir insanım ben. Bakmayın şimdiye dek çalışmak zorunda kalmış olmam üniversiteye dek tek ders kitabı açmamış insanım.

     Minik bir cafe açmak istiyorum mesela. Şöyle nezih, şık, sahil kasabası olabilir. Çok kalabalık değil ama müşterimin bol olabileceği, insanların sevdikleriyle vakit geçirebilecekleri güzel bir cafe. Ya da doğru insanla dünyayı dolaşmak...

     Çevremin dediklerini şuraya yazarken bile duyar gibi oluyorum "tatlııım yavaş gel çok büyük hayal kuruyorsun". Evet. Mantıksal yaklaşmak istiyorum. Çok paraymış da hazıra dağ dayanmazmış, adam nasıl çalışacakmış, hadi iş yok nasıl emekli olunacakmış falan falan. Bunları duymayı reddediyorum. Aşka sahip olduğumda dünyayı dahi değiştirebilecek bir güce ulaşıyorum ben. Gerçekleştiririm gibi de geliyor. Neyse ya umarım olur da mırmırcılar susar oturur. Öyle işte.

18 Mart 2016 Cuma

Kolay



Mecnun olmak kolay, renkli gözlü olmak, yakışıklı, olmak, hep seni tamamlayacak parçayı aramak.. 

Kaybetsen de her tanıdığında Leyla'nı bulmak için çabalayabilmek, sırf adın Mecnun diye kendini aşkla mükellef hissetmek, hikayeni mutlu sonla tamamlayabilmek için tüm Leylaları deneyebilmek kolay. 

Zor olan İsmail olmak. Limana yanaşan her gemiye 'belki odur' ümidiyle el sallayıp, gidenleri boşluklarını doldurmamaya and içmişçesine beklemek...

Çanakkale



18 Mart 1915 sabahı Mehmetçik ellerini gökyüzüne açmış dua ediyor. Bu onların son duası, üzerlerine doğan son güneş. Az sonra düşmanın üstüne atılacaklar ve kahramanca şehit olacaklar. Hapsi bunu biliyor ama en ufak tereddütleri yok. Ne diyordu Mustafa Kemal 'Size savaşmayı değil ölmeyi emrediyorum'


 Bu milletin kaderini değiştiren, başta Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere, vatanın bölünmez bütünlüğü ve Türk milletinin huzur ve güvenliği için hayatlarını feda eden Aziz şehitlerimizi minnet ve saygıyla anıyorum.


17 Mart 2016 Perşembe

Anlamsız



     Hep eleştiri yazısı yazıyormuşum gibi gözüksün istemiyorum ama eleştirilmesi gereken çok şey olunca napayım, ister istemez yazmak zorunda hissediyorum kendimi.

     Son dönemlerde yüzüne ağda yapan erkeklerin videoları aşırı revaçta. Kulaklarına ağda yapan erkek videolarına denk gelmekten içim şişti. Amaçlarını anlamıyorum. Tamam herkesin kendi tercihi saygı duyuyorum ama gerçekten kulak kepçesindeki minicik tüyleri ağdayla almaktaki amacı anlamıyorum. Ki zaten orada kıl olabildiğini yeni öğrendim.

     Onu geçtim bu videoları çekmekteki amaç ne yani? Komik mi? Bakın ben bakımlıyım demek mi? Belki kadınlar görür gülümsemelerine neden olurum, sempatik bulurlar ya da 'vay canına ne dayanıklı erkek' diye mi düşünür sanıyorlar bilmiyorum. Eğer öyle psikopatça bir sanıya sahipseniz baştan uyarayım öyle bir şey yok. Aksine izlemeye tahammül bile edemiyoruz, zerre komik değil.

     İlle sosyal medyada bir şeyler paylaşmak istiyorsanız zekanızı kullanabildiğiniz şeyler paylaşın. Zira dünya üzerinde hiç bir kadın sizin on saniyede yüz küfür ettiğiniz ya da kulakları perişan edecek desibelde böğürdüğünüz paylaşımları izlemekten keyif almıyor. Beyler, paylaşanlarınkileri de yaymayın  kendi aranızda bu espri yoksunluğuna gülüyorsanız gülün, sonra sessizce kapatın. Biz bilmeyelim, çarşaf çarşaf ana sayfalarımıza düşmesin, lütfen.

Dipnot : bakımlı erkeğe de ağdaya da karşı değilim belirteyim. Aksine ağdanın temizlik olduğunu düşünüyorum. Sadece kol altları orman şekilde otobüse binip kolunu kaldırdığında hepimizi zehirleyen, sahilde şortlarından sarkan tüylerinden örgü yapılabilecek beylerin bakımlıyım yüzüme ağda yapıyorum bakııın saçmalığını yersiz buluyorum, teşekkürler.

Ne Bileyim



     Güzel şeyler yazmak istiyorum ama yazamıyorum. Korku, endişe, hüzün gibi birbirine karışmış tüm negatif duygularımı bastırmaya çalışıyorum ki satırlarıma aksetmesinler.

      Ülkece zor günler geçiriyoruz uzun süredir. Bu dönem tek dileğim en yakın zamanda içerisinde bulunduğumuz durumdan kurtulmamız, bir daha da sonsuza dek topraklarımızda bizleri yaralayan olayların yaşanmaması.

     Ankara'daki saldırıda hayatını kaybedenlere rahmet, yakınlarına baş sağlığı diliyorum. Allah tüm güzel insanları bu hain tuzaklardan muhafaza eylesin, bizleri vatansız, bayraksız ve umutsuz bırakmasın.

15 Mart 2016 Salı

Bir de Bu Açıdan Baksak?



     Biraz önce savaştan kaçıp gelmiş minik bir çocuğun videosuna denk geldim. 3 gündür tek lokma yemedim lütfen bir parça diyordu çocuk. İçim acıdı, içimin acımasını gectim iliklerimde hissettim ben o cümlenin verdiği ızdırabı. Öyle çekingen, öyle mahsunki.

     Çok bilmişlerin hışmına uğramış çocuk. Dilenmesin çalışsın demişler hakkında. Küçücük bir çocuk hangi kurumda kuruluşta ne olarak çalışsın? Peçete satsın ayakkabı boyasın demişler alet edavatı alacak parayı nerden bulsun dememiş hiç biri. Peçete satsın cam silsin demişler sonua da eklemişler; 'çocuk işçilere karşıyız'

     Peki ne yapsın bu çocuk? Dilenmesin, tamam dilenmesin dilenmiyor zaten o çocuk yardım istiyor para istemiyor bir parça ekmek istiyor ekmek. Sen ekmeğinin hesabını yapacak kadar düştün mü onu sorgula demiyor kimse o insanlara. Çalışmasın dilenmesin ne yapsın ne yesin ne içsin bu çocuk? Sokaklarda açık hava ziyafet mi veriliyor her gün ihtiyaç sahiplerine?

     Tek gecede milyarlar harcayanlar, salonundaki gümüşlüğe yenilerini alamadı diye komşusuna hava atamayan kadınlar her yıl mobilya değiştiren gelinlere niye kimse çemkirmiyor da açım diyene çemkiriyor ya? Gerçekten anlayamıyorum artık bu insanları.

     Çocuk yapmasınlar işgal altındakiler ya da göç edenler diyorlar tamam ben de katılıyorum çocuk sahibi olmamaları gerek de kimse demiyor ki korunmak bile parayla. İki kuruş bulup ekmek alamayan adam nasıl ekstra masraflara girecek? Düşenin halinden düşmeden anlayamazmış insan Allah kimseyi vatansız bırakmasın.

Ancak



 Birbirine zıt duyguları ayni anda taşıyabilenler dinlermiş Cem Adrian şarkılarını. Dinlediğinde dünyadan kopmuyorsan hiç gerçekten hüzün tatmamışsın demektir. Ancak ruhunda Nuh'un tufanını taşıyan kadınlar anlar o mısraları. İçinde insan öldürdüysen bilirsin, 'acımıyor bileklerim' derken aslında ne demek istediğini...



13 Mart 2016 Pazar

Bir Mim de Benden



     Bloggerlar arasında bir mim modası aldı başını gidiyor. Dedim eksik kalmayayım, hemen dahil olayım. Soru cevaplara müsadenizle başlıyorum :)

1. Yakın çevrenizdeki insanlara bloğunuzdan bahsediyor musunuz?

     Hayır, en yakın arkadaşım dışında kimseye bahsetmedim. Bu durum paylaşım yaparken daha özgür olmamı sağlıyor.


2. Neden blog yazıyorsunuz?


     Kendimi bildim bileli yazıyorum ben. Okuma yazma öğrendiğim ilk günden beri, ajandalarım kompozisyonlarla dolu. O zamanlar günlük tutardım yaklaşık 15 yıl günlük yazmayı sürdürdüm. Haftada 2-3 gün de şiir veya hikaye yazardım, bu benim kendimi ifade ediş biçimimdi. Daha sonra yazmaya aşık oldum, benim için alışkanlık haline geldi. Yazmayı da okumayı da seviyorum. Kendimi ait hissedebileceğim en güzel yer burası, paylaşıyorum, her gün yeni şeyler öğreniyorum.. Daha ne olsun :)


3. İlk ve son yazılarnız arasında ne fark var? 

     Aslında pek fark göremiyorum ben, okuyanlara sormak lazım sanırım. Yalnızca ilk zamanlar her şeyi paylaşmaya çalışırken şimdi daha seçici olduğumu söyleyebilirim. Gercekten faydalı olacağını düşündüğüm paylaşımlar yapıyorum.

4. Blog yazmak normal yaşantınıza ne kattı?


    Kesinlikle sorumluluk.

5. Yakın arkadaşlarınıza blog yazmalarını öneriyor musunuz?

     Evet önerdim aramıza katıldı bile kendisi incimisaliblogspot.com'un yazarı :)

6. Hangi kaynaktan ilham alıyorsunuz?

     İnsan bakmayı bildikten sonra yere süzülen yaprak bile ilham kaynağıdır aslında. Ben daha çok gündelik yaşamın karşıma çıkardıklarından faydalanıyorum.

7. Diğer blog sahipleriyle iletişim kuruyor musunuz?

     Evet, elimden geldiğince yazılarını takip edip yorumlamaya, fikirlerimi belirtmeye, sosyal medya hesaplarından takip etmeye çalışıyorum.

8. Rahatsız olduğunuz konular var mı? 


     Yok.

     Takip ettiğim ve takip etmenizi tavsiye ettiğim bloglara geldi şimdi sıra. Mimleme baaaşlaaasın :)

birhanimeligunlugu
oguzbhdr
beyazbegonvil
gulsahonen
tigrisdriver
bitavsiyemvarr
berrakbakim
bizkimizkadiniz
blogluyorum.net
yeppeun-yeoja
deneyenbayandan
esyspage
guzellikhareketi
houseofroxy
incimisali
oradanburadandidodan
kelimetozu-mulemma
kitapeylemi
kitapgunesim
korefenomeni
kurabiyecimiss
limonkokanpencerem
menfiebrutas
mucitanne
nurluguzellik
pembedunyamm
bahartanricasi
ruhsuzatmaca
sadevederin
sundaybunday
bakimlianneler3
safagindunyasi
seydanurdd
sukrancapaylasimlar
eceevren.com

Takip etmediklerinizi lütfen peşine blogspot.com getirerek takip edin. ;)

11 Mart 2016 Cuma

Seviyor mu?



     Bir takım sığ kalıpları kendine rehber edinmiş  insanlar. Belki ben de öyleyim. Birbirimizi çok anladığımız söylenemez. Anlasaydık herkes bir başkası için beni seviyor mu, sevdiğini nasıl anlayabilirsiniz demezdi sanıyorum.


     Stalklamış. Stalklamanın sevmekle ne ilgisi var. Profilini gezmesi seni merak ettiğini ve önemsediğini gösterir, bu merak pozitif yönde olabileceği gibi negatif yönde de olabilir. Sonuçta düşmanlarımız da bakalım mutlu mu diyebilirler. Bu koşulda stalkta sevgi aramak fazlasıyla anlamsız olur.


     Seni bir şekilde kırıyor. Bu düşündürücü. İnsan sevdiğine kıyamaz ile insan en çok sevdiğinin canını yakar cümlesinin gerçekliği arasında sıkışıp kalıyorum. Hangisinin gerçeklik payı daha fazla? Kendimden yola çıkarak cevap aramaya çalışıyorum, ben kırıyor muyum sevdiklerimi? Evet, hem de ne biçim kırıyorum bazen. Ama bunu isteyerek yapmıyorum peşine de korkunç bir vicdan azabı duruyorum zaten. Demek ki ölçüt bu. Seven insan isteyerek kırmaz sevdiğini, kırdıktan sonra da pişman olur, vicdan azabı duyar aynı hareketi yeniden yapmamak için çabalar. Pişman olmuş gibi yapmaz, gerçekten pişman olur, işin özü bu.


     Sevgiyle bakmak? O da ne demek? Bazı insanların sevgileri gözlerinden okunur sanki çizgi filmlerdeki gibi gözlerinden kalpler çıkacak sanırsın. Eskiden bunun ölçüt olduğunu düşünürdüm artık düşünmüyorum. Bakışlar sevgiyi gösterir ama sevginin derecesini göstermez ve evet sevginin de dereceleri vardır tıpkı gökyüzü gibi. En tepedekinin kapsadığı alanla en alttakinin kapsadığı alan hiç bir olur mu?


     Kelimeler. Kelimeler ifade eder mi sevgiyi? Yalancı olabilirler mi sahi? Olmaz. Hiç bir dilde hiç bir kelime saklayamaz hakikati. Yalancı olan kelime değil, onu izansız dile getiren sahibidir. Herkes güzel kelimeleri ardarda dizebilir ki bunda zor bir şey yok. Bazen sevmediğimiz insanlara güzel cümleler kurmak zorunda kalmıyor muyuz? Mühim olan kelimelerin atfedildiği kişi ya da onların sıralanışındaki güzellik değil amaç da değil. Kimi anlık mutluluk için kullanır onları kimi sadece karşısındakini elde etmek için. Sevgisine karşılık bulmak için kullanan öyle küçük bir azınlık ki. Kelimeler tek başlarına anlamsızdır işte ta ki davranışa dökülünceye dek. Onları ruhumuza işleyen, 'anı' belleğimize atmamızı sağlayan davranışla onaylanması, gerçekliklerine inandırmasıdır. İnandıramıyorsa o yolda sevgi aramak boşa kürek çekmektir.


     Aşk korkak değildir bir de. O yüzden korkakların yüreklerinde ikamet etmez. Sessiz de kalmaz, kalamaz. Avazı çıktığı kadar bağırır ta ki kendini duyuruncaya dek. Yanında olmaya zorlar insanı. Kimse sevdiğine uzak kalamaz, uzak kalmak için bahane de bulamaz. Seviyorsa yanındadır sen istesen de istemesen de bir yolunu bulup yanında olur. Sevildiğini iliklerinde hissettiren, eminim dediren de budur işte.

10 Mart 2016 Perşembe

Sorular Sorular Aklımdaki Sorular



Müdürler neden çok konuşur? 

Erkekler neden kırmızı ışıkta durur durmaz burunlarına kaçak kat çıkarlar?

Kaynanalar neden oğullarını gelinlerinden devamlı kıskanır? 

Anneler neden sık sık cam siler, cam dediğin nedir ki zaten ne kadar kirlenebilir ki, zaten kim görüyor?

Bazı kadınlar neden kankalarını bile kıskanıp hayatlarına çomak sokar, tüm erkekler çevremde bekar kalsın tribine girer?

İnsanlar nasıl saatlerce alışveriş yapmaktan yorulmaz, aksine keyif alır? 

Erkekler kendilerinin olmayan kızları neden kıskandırmaya çalışır, kendilerinden soğutmak için mi?

Kadın da erkek de aynı süre boyunca işteyken ve erkekler aşçılık konusunda daha maharetliyken neden yemekle kadın mükelleftir?

Güreşte elini adamın donuna sokmak iğrenç değil midir, neden yapılır, başka yolu yok mudur?

Lisede manyak gibi smack down fanı olan tek kız ben miydim? 

Çocukken neden hepimiz toplu iğneyi derimizden geçirmeye çalışırdık?

İnsan mutluyken neden mutsuzken ki kadar akıcı yazamaz? 

İlk kim 'hadi şu mendilleri ıslatıp bir poşete tıkalım insanlık nasiplensin' demeyi akıl etti?

Röntgenciler neden hep erkek olur?

Neden ilkokulda öğretmenim derken ortaokulda bir anda hocama geçeriz. Ne oluyor o arada da bu adamlar rütbe atlıyor?

Doktordan temiz araba klasiğine sahiden inanıyor mu insanlar?

Sünger bobu peynir, Şirinleri gerçek sanan tek çocuk ben miydim? 

Çok samimi olunmayan insanlara özel hayatlarını sormak üstüne yorum yapmak neden çoğu insanın ilgi alanına girer?

Boş yemek tabağının üstüne dolu çorba tabağı koyup, bitince onu ve alttakini birden alıp alttakini dolduran kadınlar neden her yemekte bu işkenceyi kendilerine yaparlar?

Ooo Ayı Mı Bayılınası (!)



     Kendisine oyuncak alınmasından hoşlanan kızlar nerede getirin boğacam, getirin. Ya da peluş oyuncak. Tüm sosyal medya paylaşımlarında pembe boy kadar ayı görmekten içim şişti. Merak etmiyor da değilim gerçekten seven var mı? Belki 14-15 yaşındaki kızlar seviyordur bilemem. Onlar da o yaşta sevgili yapmasın, otursunlar oturdukları yere bir zahmet.


     Benim içim balon oldu bu hediyeleri görmekten kızlara olmuyor bir şey. Yarebbim diyorum bugüne dek bana böyle bir hediye gelmediği için sana ne kadar şükretsem az. Alana da denk getirmesin yalvarırım.


     Hediyeye burun kıvıran biri değilim yanlış anlaşılmasın. Benim için önemli olan düşünülmüş olması. Beni sinir eden tüm kızların buna bayıldıklarının sanılması. Kadın milletine hediye almak bu kadar kolayken, zibilyon seçenek varken neden ayı ha neden? Anlamıyorum hiç de anlamayacağım. Sevdiği insana ayı alanları da o ayıyla mutlu olanları da.

Benciller



     Epeydir bir şey keşfettim de iftira olmasın emin olayım da öyle yazayım dedim. Artık eminim, iftira falan değil, doluşturabilirim gönlümce. Yemek programları diyorum, yalancılar. Hem de ne büyük yalancılar. İnternette yemek tarifi yazıp 'çok şahane yemek yaparım, on nomoro ev hanomoyom' diyen kadınlar da.


     Böyle söylüyorum çünkü test ettim, onayladım. Ne zaman Tv'den ya da netten aldığım bir yemek tarifini yapsam kesinlikle yemeğe benzemiyor, mutlaka bir şeyleri eksik, tatları rezalet oluyor. Bu kadar kötü şeyleri yapıp çevrelerindekilere yediremeyeceklerine göre demek ki benim kadar güzel yapamasınlar, püf noktaları hatta tüm noktaları baba kalsın tribine girip yanlış tarifler veriyorlar. Tanrım ne bencilce. Kimseye faydalı olmak istemiyorsan yazma de mi?


     Tüm siteleri ve tarif yazanları kastetmiyorum tabi ama çoğunluk böyle. O yüzden zerre güvenmem, hadi bi netten bakıp yapayım bari demem hayatta. Tamam kabul, yemek konusunda pek iyi olduğum söylenemez ama alenen ezberlediğim şeyi de yanlış yapacak değilim herhalde.


   Bu konudan muzdarip olan tek benim sanıyordum. Arkadaşlarla konuşurken fark ettim, hepsi aynı şeyden şikayetçi. En basitinden yaptıkları kekler bile hep çöpe gitmiş. Yazık ya. Anlamıyorum ellerine ne geçiyor, herkes ayrı ruh hastası bence. Bu tipleri sanal alemden linç ederiz bir gün umarım.

Uyduk mu?



     Girdiğim her ortama uyum sağladığımı söyler insanlar . Doğrudur. Çoğunlukla ben de öyle hissederim ama bu hayat boyu böyle olmadı tabi.


     İlkokuldaydım. Sınıf arkadaşlarım kendilerini tuvalet kağıdına sarıp mumyacılık oynuyorlardı. 30 çocuk, ben hariç hepsi yapıyordu bunu. Öğretmen her gün çıldırıyordu, dövünce de suç. Evdekilere hepsinin manyak olduğunu, kafayı yediklerini söylüyordum. Okula çok erken yazıldım, hepsinden iki yaş küçük olduğum için ortama uyum sağlamakta sorun yaşadığımdan endişeleniyorlardı.


     Ortaokulda beden derslerini o kadar anlamsız buluyordum ki anlatamam. Benim için bariz şekilde zaman kaybıydı. Hiç bir şey katmıyordu ki bize. Onun yerine gider yatardım daha iyi, ya da annemin pekmezli pudingimi yiyerek Tv başında pineklerdim. En azından mutluluk verici. Hocaya da söylerdim bu çok anlamsız diye. Rahat hazır ol tamam şimdi serbestsiniz ne bu? Dışarı da çıkarmazlardı, tek eğlencemiz kendi çapımızda oynadığımız voleyboldu. Ama o da sıkıyordu. Çünkü kızlar kenara geçip dedikodu yapmalıydı erkekler de futbol oynamalıydı ve mutlaka ders sonunda biri bir yerini sakatlamış olmalıydı.


     Lisede kimse birbirini dinlemez herkes bir ağızdan konuşurdu, kafam davul gibi olurdu eve gelince. Mesela bazı embesiller sıraya ayaklarını uzatıp 'hocağ yiyorsa gel galdır' gibi nahoş, anlamsız, küstah tavırlara girerlerdi. Merak ederdim evde babasına yapsa o ayağı kırılmaz mı burada neyin tribinde diye. Ne zaman sınıf boyansa tavana ayakkabı izlerini çıkarırlardı kirletmeyin derdim de dinlemezlerdi, hele o kantin sıralarına saçma sapan ergen hislerini yazan, bahçedeki ağaçlara kalp yapacam diye ağacın gövdesini söküp kaldıranlar, işte onları döve döve ağlatmak isterdim.


     Lise 1in sonunda -14 yaşımdayken ki artık büyümüştüm kendimi yetişkin sanıyordum komik ama öyle- aileme kendimle ilgili kararlar vermemin mantıklı olduğunu, lisenin saçma sapan bir yer olduğunu oraya yalnızca eğlenmek için gittiğimi hiç bir sey öğrenmediğimi söylemiştim. 'Eyvah okumayacak mısın' endişesine girmişlerdi. Gereksiz bir endişeydi. Sadece anlatmak istediğim okulun bir tımarhane olduğuydu. Okul hoşlandığımız çocuklara bakış attığımız, dedikodu yaptığımız, hocaların taklitlerini yaptığımız bir eğlence merkeziydi. Farkında olduğum bunun böyle olmaması gerekliliğiydi.


     Yaşadığım şehirdeki en disiplinli okuldu. Öyle ki ayakkabındaki bağcıktan, saçındaki renkli tokadan, kışın dakika geciken servisinden dolayı okula alınmadığın olurdu. Ne kadar da mantıklı (!) Bir müdür yardımcısı vardı, her sabah merdivenlerden çıkan öğrencilerin bacaklarına koca bir sopayla vururdu artık o kalabalıkta kime denk gelirse. Sebep? Sebep yok. Keyfi öyle istiyor. Böyle bir saçmalık var mı ya? Bir kez beni sıyırdı geçti de yanımdaki arkadaşıma denk geldi o sopa. Dönüp sesim çıktığı kadar bağırdığımı hatırlıyorum, evet yüzde doksan dayak yiyecektim ama kendimi susturamadım. Balık gibi surata bakıp ' yürü get bu sopaynan gafan dagıtırım' dedi. Ha ha ha şimdi anlatınca komik geliyor ama o zaman çok onur kırıcı olduğunu düşünmüştüm.


     Türk filmleri izleyip ağlardı kızlar. 40 kez izledikleri filmleri 10 kez de yorumlarlardı. Çok tuhaftı insan 10 kez izlediği filme hala nasıl ağlayabilirdi? Üstelik o oyunculuklara. Neyse bu konuda bir şey demek istemiyorum. Erkekler zaten şunu mu düşürsem bunu mu havasındaydı hep. Tamam anlıyorum o dönem hormonlar sağolsun tüm ergenler olarak her gün aşık olduğumuzu sanıyorduk ama zararsızdık. Biraz mantıklı olmalıydı herkes. Ev telefonunu arayıp ses dinlerlerdi güyya, Kral Tv'den İsmail Yk şarkısı gönderirlerdi bir de. Bir bakın hangi kız bunlara tav olur, katıla katıla gülmez? Cevap veriyorum hiç biri :D


     Aradığım aşk burada yoktu, bu insanlar çocuktu. Ben de çocuktum, ben daha çocuktum ama ben mantıksal yaklaşabiliyordum her şeye. 3 düşünüp 1 yapıyordum hep. 3 sene sen öğrencilere aynı şeyleri anlatıyorsun ama hala üçgenden bir dik indiremiyor öğrenciler. Günde 6 saatlerini yiyorsun ama kafalar geldiği gibi dönüyor eve. Bunda bir problem var, o boşa geçen vakitte ya eğitimcide ya da sistemde bir problem var bu kesin.


     Üniversiteyi kazandığımda umarım lise gibi mantıksız insanlara rastlamam demiştim. Tahmin ettiğiniz gibi tabi ki rastladım, kanka bile oldum, sonuçta üniversite en cins insan tiplerini görebileceğiniz yer. Tamam kabul ediyorum ben de pek normal sayılmam, ondan mı çekiyorum aceba bak bunu hiç düşünmemistim, olası :D Ama olsun nihayet olmam gereken yerdeydim bu insanlara bir şeyler kazandırabilirdim. Aslında istediğim saçmalama özgürlüğüymüş onu gördüm. Bu defa çocuk olan bendim, çevremde mantığımı zorlayacak şeyler olmuyordu, zaten ben her manyaklığı yapıyor oluyordum :D Oradan sonra sanırım var olduğum hiç bir yeri yadırgamadım, uyum bir süreç, bu süreci makul şekilde atlatabilmek için önce en kötü yerlerden başlaman, sonra insanlara benzemen ve onların sana benzemelerini izlemen gerekiyor. 'Uydum mu ya da bana uydular mı' diye sormayı bırakıp her gittiğin yere kendini ait hissedebildiğinde işte o her yerden ve tüm insandan bir parça olan insan olabiliyorsun :)

8 Mart 2016 Salı

Saklanıyorum


     İnsanların yakın arkadaşlarıyla çıkmalarını oldum olası tuhaf bulurdum ben. Bir kadınla erkek dost olamaz cümlesine de aşırı sinir olurdum, hala da olurum. İlkokul, ortaokul, lise hep karşı cinsten yakın arkadaşlarım oldu. Beni kız arkadas olarak gördüklerini sanmıyorum. Ben de onları  cinsiyetleriyle değil şahsiyetleriyle yanımda tutuyordum. Kardeş gibiydiler can gibi kendimden bir parça gibi


     Hiç bir zaman da aramızda öyle muhabbetler, seviyesizlikler geçmedi. Daima aşk hayatlarına, aileleriyle ilgili problemlerine yardımcı olmaya, yanlarında olmaya çalıştım. Onlar da benim aynı şekilde. Zaman zaman araya mesafeler girdi, birbirimizden haberimiz dahi olmadı ama seneler sonra yine bir yerde karşılaştığımızda kan bağımız varmış gibi bir samimiyetle kaldığımız yerden devam ettik dostluklarımıza.


     Şimdi bir arkadaşım var. Yakın zamanda tanıştığım derdini dinlediğim arkadaşlığından çok psikologluğunu yaptığım biri diyebilirim. Kendisi şahane bir dost ama rezalet bir sevgili. Sevgililerinden yola çıktığım ve hep kızları haklı bulduğum için bunu gönül rahatlığıyla söylüyorum. Kendisiyle mümkün olduğunca az görüşüyorum. Ne zaman görüşmek istese aptal saptal bahaneler buluyorum. Peki neden? Tabi ki kendisine aşık olmamak için.


     Böyle söyleyince saçma geldiğini biliyorum. Ama o kadar çok eleştirdim ki bu durumu başıma gelmemesi için çaba göstermeliyim. Kendisine duygusal hiç bir şey hissetmiyorum şu an ama fazla iyi anlaşıyoruz. Ve ben bu durumu bir yerden tanıyorum. İstediğim, hayal ettiğim doğru adamı bekliyorum ben. Ve bu arkadaş o adam kriterime hiç benzemiyor. Şimdi başıma bela almak istemiyorum yani. Ne de olsa bitecek gidecek niye başlayıp kendimi yorup üzeyim ki yok yere?


     Bir de dost başka sevgi paylaştığın insan başka. Genelde ikisi birbirine karıştırılınca sonu iyi olmuyor. İnsanlara şaşıyorum. Herkese asılıyor, takılıyorlar. Kalpleri mi yok anlamıyorum. Ya aşık olursam ya hayal kırıklığım olursa diye hiç korkmuyorlar mı? Ben her şeyi kaldırabilecek güçteyim mi diyorlar yoksa. Karşıma çıkan o kadar iyi insanı zıptırık 6.hissim yüzünden mır mırlayıp eledim, şimdi gelip hiç beklemediğim anda çıkmaz sokağa çıkacağını bildiğim bir yola girmek istemiyorum.


     Beklediğime değsin istiyorum. Zıptırık hislerim de bu değil doğru adam kaçabildiğin kadar kaç diye bağırıp duruyor. Annesinin elindeki şurubu içmemek için dolaba saklanan çocuklar gibi hissediyorum kendimi. Saklanıyorum çünkü kendimi biliyorum. Bir nehirde iki kez yıkanılmaz diye boşuna dememişler, aynı gereksiz süreçten geçmek, gençliğimin en güzel yıllarını tarihin tekerrürüyle geçirmek istemiyorum. Başka napılır bilmiyorum. Çok saçma sapan bir durum. Sevgili My God beni yakın arkadaşıma aşık etme, tükürdüğümü yalamama izin verme :(

Bir Falcı Polisiyesi


    Üniversitedeyiz. Kızlar yurdunda yine dedikodular uzay. Kızlardan biri 'duydunuz mu bilmem ne cafede bir çocuk varmış fal bakıyormuş acayip ucuz ve her şeyi biliyormuş' diyor. Saçma geliyor bana, boş, imkansız, para tuzağı bunlar. Kim bilebilir ki geleceği? Neyse ben dalga geçerken nasıl oluyorsa kendimi o cafede falcının karşısında buluyorum. Absürt absürt şeyler söylüyor bana. Yakın arkadaşlarımdan biriyle çıkacağımı ama uzun sürmeyeceğini falan. Kahkaha atıyorum adam bozuluyor. Ve bir yıl sonra arkadaşımla çıkıyorum cidden. O zaman geliyor aklıma söyledikleri. 


     Bir ara konuşurken yine kızlar methetmeye başlıyor şunu bildi bunu bildi diye. Zaten kafam aşure ya kalkıp gidiyorum tekrar. '20 gün sonra ayrılıp barışacaksınız sonra çok çabalayacaksın ama seni üst üste öyle kıracak ki gidecek bir daha ardına bakamayacaksın' diyor. Aramız bomba gibi şahane anlaşıyoruz dedikleri anlamsız geliyor. Ama gel gelelim 20 gün sonra ayrılır gibi oluyoruz, sonra dediği gibi yeniden devam. Tesadüf diyorum tesadüf olmasa da insanın kaderinde yollar vardır ben o yolu kendim seçer olacakları değiştirebilirim diyorum.

     Tekrar tekrar gidiyoruz kızlarla. Hiç birimize istediğimiz şeyleri söylemiyor vicdansız. Yüze yakın kağıt açtırıyor 2 kahve üst üste içiyorum hep aynı şeyi söylüyor inatla 'bu değil kaderindeki'. Boğazına sarılasım geliyor. Sen kimsin ki neresen bileceksin deyip çemkirip kalkıyorum. 'Kızlar ben bir daha gitmeyeceğim bu adam insanları mutsuz etmekten hoşlanan bir yalancı ' diyorum. 


     Aradan aylar geçiyor ben balık beyinliyim ya hepsini unutuyorum. Ta ki anlattığı gibi paramparça olduğumu hissedene dek. 'Gücün yetmeyecek, değmeyecek, senin için mükemmel biri var vazgeç ve bekle' deyişi çınlanıyor kulağımda. Hayır bunu istemiyorum. Şeytan o adam. Hayatıma hükmedebilirim sırf onun dediği olmasın diye daha fazla mücadele edeceğim diyorum. Ediyorum da. Karşı koymak sadece yorulmama neden oluyor. Bitiyor ve ben evime dönmeden önce yorgun argın o cafeye yeniden gidiyorum. 

     Bu defa fal baktırmak için değil tövbeliyim artık fal mal yok. Beni görür görmez 'hoş geldin bitti mi? Üzülme sevdiğin bunun 10 misli daha iyi bir adam ondan bir kızın ve bir oğlun olacak hayat boyu güleceksin seni hiç üzmeyecek' diyor gidiyor. Kes sesini diyorum. Bu cümle beni o zaman mutlu etmiyor. Çünkü bana uğraşma dediği her şeyde mücadele edip onun haklı çıkmış olmasını hazmedemiyorum. Kim olursa olsun ben demiştim demesine müsaade etmek istemiyorum. Zaten çevremden yüzlerce 'o sana hiç uyuyor muydu saf mısın' cümlesini duyup çenelerini kapatmaktan yorgun düşmüşüm bir de onun triplerini çekemeyeceğimi düşünüyorum. 


     Sanki onun suçuymuş gibi davranıyorum. O yapmış, beynime girmiş, uğursuz uğursuz konuşup çekmiş gibi. Aslında alakası yok. Olacak her şeyi değiştirebiliriz sanıyoruz, çok güçlüyüz sanıyoruz oysa yaprak bile kımıldatamıyoruz hayatta. Başta üzülüyorum ama sonra kendi kendime iyi ki değiştiremiyoruz diyorum. Zamanla neyim benim için daha iyi olduğunu görüyorum. 

     Aslında bu psikolojinin de olaylar zincirinin de falcılarla ve söyledikleriyle alakası yok. Falcılar zaten iyi şeyler söylemezler hiç bir zaman. 4 sene olmuştur falın yanından dahi geçmeyeli hatta dile bile almayalı. Koca bir ders oldu bana bu 'fal ve türevlerine tamah etme, bırak hayatta olacaklar oluruna varsın, mutlu olabildiğin kadar olmaya bak' şeklinde.

     

Cık Cık Cık

   
     Anlaşılmaz insan davranışları üzerine konuşmak istiyorum biraz. Daha doğrusu anlayamadığım iki davranış tipinden. Birincisi tanıdığı insanı yolda görünce tribe girme, tanımazdan/görmezden gelme. Ne mantığı var bunun? Tüm sosyal medya hesaplarında birbirlerini likelıyorlar yolda görünce hemen bir panik hali, iki taraf da başka yönlere bakmaya çabalıyorlar. Bir selam versen, gülümsesen beyinciğin mi erir, gün boyu dedikodu yapmaktan yorulmayan nadide dilciğin mi yorulur bre mendebur?
     Öteki de 'ay tatlağm mutlaka görüşeliğmmm' cümlesinin inatla israf edilmesi. Yıllar sonra rastlaşmışız, eski yüzler gördüğümüze sevinmişiz ne güzel. İki dakika ayak üstü tatlı tatlı sohbet edelim işte. 'Ay numaram var mıydı sen de vereyim dur mutlaka görüşelim' demenin ikimizi de yük altına sokmanın ne anlamı var? İkimiz de biliyoruz ki görüşmeyeceğiz. Çünkü birbirimizi önemseseydik, görüşmek isteseydik zaten araya yıllae girmezdi. Zorunda mı hissediyorlar kendilerini, haklarında vefasız denilmesin diye mi yapıyorlar bilmiyorum ama aşırı saçma buluyorum ben. Ayak üstü yalan söyleme mübarek, gerek yok. Gülümse, konuş, dön bak hayatına işine gücüne, daha mutlu oluruz yeminle. Biz de aradı mı arar mı mesaj mı atacak ne zaman görüşmek ister lafta mıydı gerçek mi stresine girmeyelim. Gözünüzü seveyim.

Neutrogena Visibly Clear Yağsız Nemlendirici

   

     Cildim karma olduğu için yağlı nemlendirici kullanamıyorum. Su bazlı jel nemlendirici arayışındayken bu üründen çok bahsedildiğini farkettim. Neutrogena'nın greyfurt özlü yıkama jelini daha önce deneyip memnun kaldığım için hemen temin ettim.


     Büyük hevesle aldığım bu ürün benim için korkunc bir hayal kırıklığı oldu. İlk olarak korkunç yoğun bir kokusu var, üründen minik bir parça elime sıkar sıkmaz kokunun beynime saplandığını hissettim. Bir kaç dakika süren bir baş ağrısı yaşadım. Ürünü sürer sürmez de dudak üstüm ve çevresi şişti. Evet baya baya davul gibi şişti. Korkunç bir yanma hissettim yüzümde zaten sanki 1 litre nane yağını yüzüme boca etmişim de cayır cayır yanıyormuşum gibi. Yüze bir ferahlık verdiği doğru ama ferahlıktan kastınız yanmaysa tabi.


     Bu etkilerinin yanı sıra alırken fark etmediğim en önemli detay da paraben içermesi. Kesinlikle paraben içeren ürünlerden uzak duran ben nasıl böyle bir hata yaptım bilmiyorum. Bir daha almak? Yanından dahi geçmem. Neutrogenaya da teesüf ediyorum güyya iyi marka ne varsa doldurmuşlar içine yeminle anneanne kremleri daha masum, en azından kimyasalları minimum. Nemlenelim diye sağlığımızdan olmayalım.

7 Mart 2016 Pazartesi

Şans Mı Dediniz?

          
   
     Şans diye bir şey var mı bilmiyorum ama yıldızı düşük olmak diye bir şey varsa eğer kesinlikle o bana ait bir özellik diyebilirim. Mesela bankadan para çekmem gerekir upuzun kuyruktan sonra sıra gelir ya tam o sırada bozulur atm, vitrinden aşık olduğum ayakkabının mağazasına koşarak girerim ya o an elektrikler kesilir eleman numarayı bulamaz, iş görüşmesine giderim jüri fenalaşır, vapura binerim yanıma deniz görür görmez kusan adam denk gelir.


Oooh bugün yata yata geçecek diyip kendime tüm günü hediye edesim gelir mutlaka biri yardım ister, 'ay yaşasın evleniyorsunuz demek hemen hazırlıklara başlayayım' der dünyanın masrafını yaparım ayrılırlar, kilolarca tatlı biberin içinden acısı bana denk gelir, ne zaman tatile eve gelsem yatıya misafir gelir, ne zaman uyumaya çalışsam telefonum milyon defa çalar, metro bomboşken binsem sonraki durakta 500 yaşlı biner, ne zaman yürüyüşe çıksam tasmasız bir köpek ben yusuf yusuf olurum. Niye böyle bilmiyorum :(

cpm fun 2