Son Yazılar

30 Nisan 2016 Cumartesi

Lakabıyla Müsemma



     Evet o benim. Lisedeyken lakabım eli uzundu. Okuldaki herkes öyle derdi aslında bu lakabın koyuluş temelleri ortaokula dayanıyordu. Lakabın anlamı gerçekten elimin uzun olması değil tabi, her yere yetişen manasında her yerde bir tanıdığım olması, her taşın altından çıkmam ve kulağımın adeta delik olması. Bir de elime tüm kitabı sığdırırdım kopya çekerken o var. Tevriye yani iki anlamda da kullanılırdı. İnsan lakabını sever mi ben seviyorum. Şimdi çıkış öyküsünü anlatacağım size. Mümkün olduğu kadar isim kullanmadan ve şehir ibaresi vermeden anlatacağım zaten son 2 yılda bir sürü şehir gezdiğimden belli de olmaz.

     Ortaokuldayım o zaman Çay dediğimiz bir çocuk var kızlar devamlı yakıştırıp duruyor. Ben hiç yönelmiyorum ama çünkü hepsinden 2 yaş küçüğüm malum gözüm de yemiyor o işlere. Biliyorum da çocuğuz yani ne işe yarayacak, sevsem ne olur sevmesem nolur. Zaten çocuk da buzdolabı gibi değişik bir tip. Ama her beden dersi saati ve cüzdanını gelip bana veriyor. O yıllarda bu hareket güven ve hoşlantı sembolüydü. Şimdi aşırı komik buluyorum ki o zaman da mantıklı gelmezdi. Neyse bu bebe bir efendi bir efendi anlatamam.

     Kızlar da kafamı yiyor ya merak ediyorum ulan bu nasıl bir tip acaba. Hoşlantı falan yok valla billa merak işte :D Neyse çıkar nasıl olsa diyorum. Bu lafı çok seviyorum ya acayip güzel çünkü ne zaman bu cümleyi söylesem bir şeyler çıkıyor :D Neyse efenim biz bir lise var acayip olaylı orada beklerken ben eski bir ilkokul arkadaşıma rastlıyorum meğer o okulda okuyormuş. Sohbet muhabbet derken okulumu sınıfımı sorunca dank Çayla aynı sınıfta olup olmadığımı soruyor meğer yakın arkadaşmışlar. Tesadüf demeyin okurken çünkü tesadüfe inanmam ben Allah ın bilmenizi istediği şeyler olduğuna inanırım. Anket defteri doldurtmuş benim arkadaş herkese ikinci sayfasında Çay. Aman o bizim beyefendi dediğimiz çocuk daha ilkokul talebesi neler dökülmüş oraya neler. Okuduklarımı kelime kelime hafızama kaydedip gidip kızlara anlatmıştım, kızlar da tüm okula tabi. Sonra kimse çıkmadı onla, kızlar da kapadı konuyu başka yönlere yöneldiler, yapyakışıklı bebeydi ziyan oldu ahahha.

     Lise 1 deyim. Bizim sınıfa kız liselerinden bir kız geldi. Kız da aşırı saf böyle iyi niyetli bir kız. Kızla hemen samimiyeti kurdum tabi kaçmaz illa herkesle bir kankalık ayağım olacak niyeyse öyleydi o zamanlar. Meğer bizim okuldan bir çocuk o kıza abayı yakmış daha doğrusu ortalıkta öyle bir dedikodu dolanıyor. Kız geleli olmuş bir kaç gün zaten nasıl ne ara sen kızı tanıdın da hoşlandın de mi? Çocukla muhabbetim çok yok selamlaşma falan o kadar zaten kızlarla pek haşır neşir bir tip değil yakışıklı da olmadığından ilgimi hiç çekmemiş ahahahah lütfen burda bana hak veriniz o zaman ergendim. :D Bir gün toplanıp sinemaya gittik arkadaşlarla orada yan masayla tartışmaya başladı bizimkiler ama öyle abuk sabuk bir konu ki. Hemen ara buluculuk yaptım tabi o masadan bir çocuk teşekkür etti falan bana çıkışta orda tanıştık hemen kanka olduk :D Konuşurken okulumu falan sorunca meğer o başta bahsettiğim çocuğun arkadaşı olduğunu öğrendim. Çok iyi çocuktur falan dedim ağzından laf almak için. (kızlar bunu hep yapar)

     Erkeklerin en sevdiğim yönleridir düşük çeneli olmaları hemen dökülürler. Ya o çocuk bir kıza kafayı takmış iddiaya girmiş birasına kızı kullanıp bırakacakmış dedi. Bir bira lan. Anasının bacısının namusu da bir bira eder miymiş aceba elin kızının namusuna bir bira için göz dikmiş şerefsiz dedim kendi kendime. Sonra tabi ki okulun en çenesi düşük kızlarına olayı anlatarak okula yaydım. Ağzı gözü dağıldı pisliğin. Son senesinde de başka şehre gitti zaten. Keşke iki yumruk da ben sallasaymışım diye düşündüm şimdi anlatırken ne şahane olurdu.

     Bir arkadaşımın sevgilisi askere gitti geçen yıllardan birinde. Şehir falan demiyim zaten belli olur okuyan yakınlarım anlamasın ahahha. Çocuğun askere gittiği ili cartı curtu öğrendim arkadaşımdan biraz arkadaş listemi karıştırdım. İnsanın erkek arkadaş biriktirmesi şahane bir şey her şeye yararı oluyor ya dostlarım benim sağ olsunlar hep yardımcı olurlar bana :D İlkokul 6. sınıfta birlikte bir yıl okuduğumuz bir arkadaşım vardı onun profilini gezinirken gördüm aynı şehirde askerlik yaptıklarını. Hemen irtibata geçtim arkadaşı ol bizimkinin yanında ol falan ayağı. Neyse olmuş sağ olsun çünkü art niyetimden haberi bile yok arkadaşımın sanıyor ki ben istiyorum ki yazık yalnız kalmasın çocuk. Sonra konuştum arkadaşımla işin aslını öğren bizim kızla ne düşünüyormuş dedim. Çocuk gezeyim dünyayı çok para yiyeyim kafasında evlilik ne lan ben evlenmem diyormuş. Sana yıllarını verdi bu kız diye kafasını asfalta vura vura dövmek istedim ama yapamadım. Sadece üzerime düşeni yaptım, kıza anlattım ve o gerekeni yaptı. Böyle olsun istemezdim ama hayatta oluyor işte.

     Son olarak bunu anlatayım mı anlatmayayım mı bilmiyorum, acayip saçma bir durum. Benim başka bir şehirde tanışmış olduğum bir çocuk vardı çok kısa süreli bir tanışıklık, üniversite bittikten sonra merak edip bir sosyal medya hesabından nasıl olduğunu sormuştum. Hayat hakkında çok az konuşmuştuk ama ekleşmemiştik. Neden eklemediğimi şimdi sorarsanız bilmiyorum o zaman öyle gerekli diye düşünmüştüm herhalde. Bir gece rüyamda gördüm ben bu çocuğu sana haberim var diyordu yüzü de böyle solgun mutsuz falan. Kesin bir derdi var diye düşünüp buldum ekledim mesaj attım. Neyin var falan dedim direk konuya girdim. Gerçekten biraz sıkıntısı varmış bir konuda, anlattı. Bu çocuğun aslında sanki ilgisi vardı gibi bilemiyorum çünkü ben de seni rüyamda gördüm falan dedi laf olsun mu gerçek mi bilmiyorum. Benim zerre ilgi alanıma girmiyor o ayrı konu.

     Nereden geldiyse konu eskilere geldi, kimseyle de konuşmam böyle şeyleri hele eski sevgilimi asla utanıyorum çünkü ondan anlatmam hayatta pek çok insan da bilmez zaten kimse de inanmaz. Ama anlattım o gün niyeyse o dökülünce sanki anlatmam gerekiyormuş gibi hissettim galiba. Benim söylediğim iki cümle zaten anlatmaktan hoşlanmıyorum dediğimi hatırlıyorum. Birbirimize isim soy isim söyledik bir de. Aslında direk söylemedik laf lafı açınca sohbet arası söylendi. Hiç yapmayacağım bir şey. Olacak iş. Sonra bombayı patlattı tabi çocuk suratıma suratıma.

     'Ben bir şey diyecem sana ama ben bahsettiğin çocuğu tanıyorum' dedi. Hiç bu kadar yusuf yusuf olmamıştım. Önce dalga geçiyor sandım ne alaka çünkü. Sonra eyvah dedim asla adını anmam şimdi anlattım sanki anlatıyormuşum gibi anlaşılacak dedim kendi kendime. O çocuk burada, ben polis okulundayım o da burada dedi. Ve en saçma öğreniş şekli bu, hiç merak etmediğin bir şeyi saçma bir şekilde öğrenmek. Ee? dedim. ne ee si ya tamam by de kapat git işte o eeyi ee napiyim manasında yazmıştım ama karşı taraf bir şey söylemeliymiş gibi hissetti sanırım ki şöyle dedi 'iyiki olmamışsın çocuğu tanıyorum çok piç tam sapık dedi. Bir de konuştuğu bir kaç şeyi ve ortamda nasıl tanındığını anlattı yani ben zaten tiksiniyorum o kadar iğrenç şeyleri bilmeme ne gerek var? Ben merak etmiyorum lütfen bana anlatma laf geldi konuştuk aramızda kalsın lütfen beni bilmiyorsun iyi günler dedim çıktım. Hiç korkmadım ama anlatır mı diye. Kendi neler dedi arkadaşının gıyabında hayatta anlatamaz, yemez biliyorum. Hayatımda daha iğrenç şeyler duymamıştım zaten biliyordum ama karşımdakinin bilmesini istemedim utanç duydum yani anlatabiliyor muyum utanç. Zaten benim kimseye anlatmadığım bir durum bu ilişki utandığım bir şey şimdi bir sırrım gün yüzüne çıkmış gibi hissettim, bir duruşum kalitem var insanlara karşı mahcup olmak istemiyorum. Benim ismim insanların gıyabında böyle konuştuğu biriyle yan yana anılamaz, anılmamalı. Çıkardım çocuğu da kapattım gitti.

     Bu olay olalı öyle çok uzun bir zaman olmadı ama ben o günden sonra kimseye kimseyi anlatmadım zaten anlatmam da artık aşırının aşırısı dikkatliyim bu konuda. Arkadaşlarıma da kendiniz araştırın beni karıştırmayın diyorum. Bazen hayat böyledir duyduğumuz şeyler yüzünden başkaları adına utanç duyabiliriz, küçülmüş hissedebiliriz gerek yok.

     Bu şekilde çok fazla olay yaşadım ama ben en temel olanları yaşadım hala yaşıyorum sanırım bazısı merakımdan bazısı içimi temiz tutmamdan galiba. Kısacası lakabımla müsemmayı ismiyle müsemma olanlar gibi haha seviyorum kendisini :D

       ..

   

29 Nisan 2016 Cuma

Bırakın


     Bugün size bıraktığınızda mutlu olacağınız ve bırakmanız gereken temel davranış şekillerini yazacağım:

1. Karşınızdaki insan bir kadınla arkadaş olmak, 'arkadaşça mesajlaşmak' istiyor, görüşüyor ya da mesajlaşıyor bunu da sizden saklama gereği duyuyorsa arkadaş olmaları mühim değil o insanı bırakın. Tek mesaj olabilir gercekten arkadaşlar ama farketmez. Zaten soğuyorsunuz valla. Güven öyle bir şey. Ben de öyle olmuştu yani. Arkadaşlarından birini ajan yapıp öğrenin ahhah yüzde yüz çalışıyor. Yüzlerce sebep beklemeyin bu bir kez olduğunda bırakın.

2. Para harcamaktan çekiniyorsa yani lüzumsuz her şeye para harcıyor ama lüzumlulardan kısıyorsa bırakın.

3. Sizinle yaşadığı özel olması gereken şeyleri arkadaşlarına anlatıyorsa bırakın.

4. Çok fazla ana kuzusuysa o insanla evlilik size cehennem olur, bırakın.

5. Çalışmadan para kazanma derdindeyse haram parayı çatır çatır yiyorsa bırakın. Size de rahatlıkla yedirir.

6. Geçmişi size denk değilse hayat görüşünüz farklı demektir. Bu da gelecekte sizle aynı paralelde ilerlemesini olanaksız kılar. Bırakın.

7. Kabaysa bırakın. Sizi girdiğiniz ortamlarda onurlandıracak biri olmalı yanınızdaki, utandırabilecek biri değil.

8. Aile her şeyden önemlidir. İlişkilerde de kilit nokta ailelerdir. Aile yapısında gördüğünüz çatlaklar onda meydana gelebilecek travmaların sinyalidir. Uymuyorsa aileler olduramazsınız ailenize de yazık olmasın. Bırakın.

9. Burç moda muhabbetleri yapıyorsa bırakın. Bunlar hiç hayra alamet değil ahhah her şeye karışır yarın günlerinize gelir falan falan. Erkeğin dedikodu yapanından daha itici bir şey yoktur.

10. Ne oldum delisi olmaya meyilliyse bırakın. Yarın parayı bulur kardeşini bile satar bu tipler. Mümkünse arkadaş olarak dahi uzak durun.


28 Nisan 2016 Perşembe

Sevgili Aşk


     Ey aşk 
Seni öyle çok özledim ki anadilimdeki kelimelerle anlatmanın dahi mümkün olmadığı kadar çok. Şu sıralar her geçen gün yokluğunu daha çok hissediyorum. Sana ihtiyacım var, üstelik her zamankinden fazla. Lütfen ama lütfen gel. Yoksa utanmasam gelmiyorsun diye çocuklar gibi ağlayacağım. Lütfen bu defa iyi bir insanla gel. Çünkü yeterince acı çektim. Üzülmek istemiyorum. Seni seviyorum aşk, öznelerden ve hatta kendimden daha fazla, en çok seni seviyorum, en çok seni...

26 Nisan 2016 Salı

Aslında Bu



Bir Hadise Yok



     İçimde bir parça umut, bir parça korku, bir parça endişe, bir parça mutluluk taşıyorum. Hepsi sebepsiz. Ve sanki hem bağırmak hem susmak istiyorum. Süslü kelimelerle doldurmak istiyorum şiirlerimi, lise günlerimdeki gibi. Ama yazamıyorum. Kat'iyen yazamıyorum.

     Düşünüyorum kendi kendime 'olmayan ne?' Yazmak için mutsuz olması gerekirmiş insanın. Eksik olan hüzün mü cidden. Bunca yazan bağrını yakan bir hüzün mü taşır hep içinde? Hiç mi mutlu olmazlar hiç mi gülmezler?

     Geceleri beni yatağımdan kaldıran göğe baktırıp gülümseten o ilham niye gelmez oldu artık? Başımı yastığa koyduğumda uyumama mani olan yüzlerce hayalime ne oldu? Fazla mı gerçeklikle yoğruldu ruhum, zihnim? Fazla mı insanlarla bütünleştim. Uzaktan bakamaz oldum hayatlarına ondan mı yüzlerindekileri okumaktansa kendimi bir anda dertlerine ortak olmuş buldum?

     Fazla konuşuyor insanlar. İstemiyorum aslında ben bu kadar konuşmalarını. Ben anlamak istiyorum, onlar anlatmadan anlamak. Göz yaşlarındaki kristallerde görmeyi seviyorum acılarını. Tamam keşke çekmeseler ama. Onlar hislerini anlatmıyorlar gerçekte sadece konuşuyorlar, bir sürü kelimeyi bir araya getirerek karmaşık ve ruhsuz bir şekilde konuşuyorlar. Bu beni yoruyor, onlar üzerinde konuşmama ve üretmeme mani oluyor. İnsanlar, hayatları ve tecrübeleri benim ilham kaynağım, tüketiyorlar kaynaklarımı, ısrarla tüketiyorlar.

Not : Çok kafamın bulanık olduğu ve sürekli düşünmem gereken bir dönemdeyim. Mabel'den Bir Hadise Var dinleyin. Güzel bir şey. Dinleyin işte sebepsiz. ben bu gece onlarca kez üst üste dinliyorum diye dinleyin. :)

24 Nisan 2016 Pazar

Masaörtüleri



    İlkokuldayken 30 kusur kisiydik. Hepimizin sırasında masa örtüleri vardı hatırlıyorum. Her hafta bir kisi o masaortulerini öğretmen masasındaki ortu ve perdelerle birlikte eve goturup yikardi. Sinif kocamandı ve her camda bir perde vardı ortalama 5-6 tane de perde yani. Güyya temizlik adi altında hepimiz her hafta hicbir sey demeden eve götürürdük o perdeleri. Aileler de bir şey diyemezlerdi ne diyebilirlerdi ki çocukları temiz sıralarda oturacaktı, herkes yıkıyordu, bu onların sorumluluğuydu.

     O zamanlar babamın isi gereği küçük bir semtte oturuyorduk. İnsanların maddi durumları o kadar da iyi degildi. Evlere tek maaş giriyordu ve herkesin iki ya da uc çocuğu vardı. Herkes abisinden ve ablasından kalan önlükle geliyordu okula. Ve o zamanlar kiraydı deterjandı ne kadar pahalıydı dememe gerek yok herhalde. 3 yil o okulda okudum ben. Ve herkese 30 haftada bir sıra geliyordu ortalama 6 ayda bir falan. Donemde bir defa diyelim. Öyle gelmesi gerekiyor tabi. Arkadaşlarımla konuşuyorum evlerde çamaşır makinesi yok ki çoğunun utanıp söyleyemiyorlar. 3. Sınıftayım ama akil edebiliyorum.

     Çocuklar beslenme getiremiyorlar bir kuru ekmek. Ve o öğretmen velilere gönderiyor onlarca seyi. Annem sabaha dek beyaz sabunla leğende yıkadı diyor cocuklar. O zaman durumun ne kadar kotu olduğunu idrak edemiyorum. Çocukluk iste. Etsem verin yıkayayım derim ama demiyorum uzulunecek bir olay olduğunu biliyorum ama bir sey yapabileceğimi bilmiyorum.

     Bir gun öğretmen bundan böyle ahsen ayda  bir ahsen götürsün yıkatsın onun annesi temiz yıkıyor dedi sınıftakiler üzüldü tabi. Ama ben o gün nasıl sevindiğimi hatırlıyorum. Artık mahmut da seda da eve götürmeyecekti örtüleri. Bir oldu iki oldu. O zaman biz de ortahalli bir aileyiz uc çocuğuz kirada kalıyoruz. Annem dedi kizim cokk sık geliyor sinif arkadaşlarına noldu 4 kez makine çalıştırıyoruz sadece senin icin. Bunu söylerken mahcup da oldu ama dedi. Arada kaldim öğretmene nasil derim. Ulan hic de demiyorum bu öğretmen ne is goruyor bir gün de o götürsün yıkasın maaşı olan bekar olan o. Şimdiki aklım olsa yaparım bir cadılık ama o zaman pısırığım sessizim öğretmenimi de cok seviyorum anneme bir sey diyemiyorum öğretmene de. Öğretmene desem yine mahmut seda gibiler zorda kalacak eve desem olmaz annem zorluk görmese demez.

     Bir dahaki aydı makine bozulmuş banyoya baktm annem buyuk mavi bir leğende ellerinde yıkıyor nasıl çitiliyor ama etraf hep kopuk olmuş yüzünden akıyor ter. Bunu gördükten sonra artik karsr verdim o ortuler yikanmayacak. Gittim verdim bir daha bu örtüleri yikamak istemiyorum annem yoruluyor bizim o kadar  çok paramiz yok arkadaslarim da fakir onlara vermeyin dedim. Bunu net hatırlıyorum. Öğretmenin öyle kalakalışı da. Nasıl düşünmez bir eğitimci bunu. Küçücük bir mahallede, bir okulda hayret edilesi sey. 3. Sınıftaydım o günden sonra bir daha kimseye verilmedi o örtüler. 2 sene sonra da kalkmış zaten. Şimdi farkındayım keşke yediğinden kısıp o örtüleri yıkayan annelerin ellerinden öpebilsem...

Not ; İlkokul ögretmenim benim arkadaşım gibiydi bana devamlı bir seyler alır yediği herşeyden verir beni korur kollar tenefüste bile beni daima gözetlerdi. Çok küçük yaşta olduğumdan ailem beni ona emanet ettiği için beni ayrıca sever ve yardımcı olurdu. O benim arkadaşım kahramanım gibiydi okula koşarak gitme sebebimdi. Bu olayda düşünememiş olabilir ona kızmıyorum. Ama keşke düşünebilseydi diyorum. Yalnızca anlatmak istedim o kadar.

Hep Öyle Miydi Değişti Mi?



     İnsanlar insanlar içinde insana hasret yaşarlar der ya Özdemir Asaf, ne güzel der. Öyle değil midir hakkaten, insana, insanlığa hasret yaşayıp gitmiyor muyuz dünyada? Her geçen gün ne hale geldiğimizi, yaşadığımız devri sorgulayıp durmuyor muyuz?

     Hep aynı soruyu duyuyorum şimdilerde, tanıyıp sevdikleri insanlar canlarını yaktıklarında aynı cümleyi söylüyorlar insanlar, 'hep böyle miydi değişti mi?' Hangisi daha çok yakar insanın canını? Sevdiği insanların yavaş yavaş değişmesi mi yoksa hep öyle olup kendilerini saklamaları ve asıllarını görememiz mi? İkincisi daha çok acıtıyor galiba. İnsan kendini bir yalana inandırmış gibi hissediyor, aptal yerine konuluyor işte. Kendine kızıyor çünkü suçlu olan kendisi. Öbür türlü olsa tamam der karakteri oturmamış karşı tarafın bir şeyler olmuş hayat değişim halinde karşımdakiler de değişiyor. Ama görememek öyle değil. Farkında olamamak, herkesin farkında olduğunu farkında olamamak ya da olmamaya çalışmak. Öyle değil işte. Öyle olduğunu kabullenmeye cesaret edemediklerini kabullenmek zorunda oluşun seni sürüklediği buhran... Ah o ne yaman çelişki. O ne çaresiz bir an. O ne ipe sapa gelmez durum.

     İki insan nasıl bir olabilir diyorsun. O da aynı insan sonraki de aynı. İnsan kendini ne kadar saklayabilir ki az çok açık vermez mi? Bir kötü en fazla ne kadar iyiyi oynayabilir ki eğreti durmaz mı üzerinde? Ya da bir iyi ne kadar değişebilir ki? Zihin denen şey ne kadar kaldırabilir üst üste kendini paralaya paralaya düşünmeyi? Çok düşünen aklını zedeler derler. Hakikat midir bu? Çok düşünmeden hayatın getirdiklerini kabullenmek mi gerekir?

     Hayat devamlı bir oluş halinde ve her şey hatta herkes değişmek zorundaysa bu değişim illa ki olumsuz manada mı olmak zorunda? Ben de değiştim elbet 5 sene önceki ben değilim. Görünüşü de değişiyor insanın düşünceleri ve olaylara yaklaşımı da. Ama bu değişim olgunlaşma oluyor bende. Karakter değişmiyor, sahip olduğun değerler değişmiyor. Böyle olması gerekmez mi? O zaman diyorum hep negatif yönde değişenler; değerleri olmayanlar. Sahip oldukları değerlere, onları eğitecek bir kalıba sokabilecek şeylere sahip değiller. Evet evet ancak böyle olabilir bu. İnsan neden hep daha kötüye gider ki? Benim çevremde gördüklerim hep daha kötüye gidiyorlar. Bilemiyorum neden, merak da etmiyorum aslında kendimce böyle yorumladım.

     Hayat savaşında tek istediğim kötülerin karalarını beyazlara bulaştıra bulaştıra grileştirdikleri dünyada beyazımda kalmak, süt gibi berrak şekilde kalmak. Ne kadar becerebiliyorum bilmem, ama yaşadığım sürece bırakın karalanmayı grileşmemek için elimden geldiğince mücadele edeceğim.

Dipnot: Bu yazı 2013 tarihlidir :)

23 Nisan 2016 Cumartesi

O çocuk



     Biraz önce ruhumun kıvrımlarında dahi hüzün hissettiğim bir video izledim. 23 Nisan dolayısıyla cumhurbaşkanlığına soru sorması için götürülen şehit çocuğunun terör sorusu sorarken ağladığı videoydu bu. O çocuk sorusunu tamamlayamadan hıçkırırken neler geçti aklımdan, nasıl içim ezildi, kendimi o çocuk için hiç bir şey yapmayacak halde aciz hissettim. Ne yapabiliriz ki o çocuk için izlerken üzülmek dışında, onun gibi çocuklar için.

     İzler izlemez kafama ilk takılan şey o çocuğa o soruyu sormasını kimin söylediğiydi? Kendi isteğiyle miydi yoksa o sorular çocuklara dağıtılmış mıydı? Eğer kendi isteğiyle ise pekala ama şehit çocuğu olduğu için hadi sen de bu soruyu sor denildiyse bu çok üzücü. Yarasına tuz basmak olmuş olur bu.

     Dikkatimi çeken başka bir mevzu da; çocuk ağlıyor bir gazeteci ya da bir görevli de yanına gidip sarılmıyor sakinleştirmiyor çocuğu. kendisini biraz olsun iyi hissetmesi için yardımcı olmuyor. O çocuk yaralı, o çocuk yakınını, reisini. rol modelini kaybetmiş O çocuk konuşurken hissediyor acısını, anlatmaya çalışıyor gücü yettiğince. Gözlerinden dökülüyor yaşlar, kendisini, acısını daha nasıl anlatsın?

     Ülkede onun gibi onlarca çocuk olduğunu düşündükçe daha çok yanıyor insanın canı. Dünyanın en masum, en günahsız yavruları çocuklar, hep yetişkinlerin kirlettiği dünyada zarar gören taraf oluyor. Anneler evlatlarından, evlatlar tek dayanaklarından oluyorlar.

     Ülkem için çok daha iyi günler hayal ediyorum. Çocukların üzülmediği, kimsenin canının yanmadığı bir dünya. Sadece gülümsedikleri, oyun oynadıkları ve aileleriyle mutlu ve güzel günler gördükleri bir gelecek hayal ediyorum.

22 Nisan 2016 Cuma

Bir Evlenme Teklifi Hikayesi


     'Daha' yazacaktım başlığın sonuna ama  öyle yazsam sanki başka bir evlenme teklifi daha yazmışım gibi olacaktı. En saçma teklif de yazabilirdim galiba neyse. Şimdi siz şaşalı bir teklif ve sevdiğim bir adam ve evet deyişimin mutluluğunu yazacağım sanacaksınız ama alakası yok. Size dün aldığım en en en saçma evlilik teklifinin absürd hikayesini yazacağım.

     Kahramanımız yani teklifi eden şahıs benim tanımadığım biri evet yanlış okumadınız pek tanımadığım biri. Yalnızca lakabını biliyorum bir de görüşünü falan. Yalnızca hakkında uzaktan duyduklarımı biliyorum. O beni tanıyormuş sosyal medya hesaplarımdan falan da takip ediyormuş her neyse. Bana bir kaç gün önce sosyal medya hesaplarımdan birinden mesaj attı naber falan geyik muhabbeti. Ben de tanıyorum ama nerden tanıyorum falan temkinliyim tabi. Neyse kendini tanıttı hatırladım öyle tanıştık ettik o kadar ki çocuğun lakabını bildiğimden öyle hitap ediyorum adını bile soramadım yani. Bir daha nerden görecem diye. Sonra ortak bir arkadaşımızla konuştuk hemen peşine. Ben safım ya diyorum ne alaka bu eski tayfa neden böyle beni buluyo aynı gün.

     Numaramı tabiki vermiyorum aortak arkadaşıma verme fdiyorum pek tanımadığım insanlara numaramı vermem. İnsanları terslemeyi sevmediğimden kendi başıma da durduk yere bela almak istemediğimden vermem. Valla isteyen kezban desin isteyen paranoyak. Ben o can sıkan 404ler yüzünden sadece üniversitede 4 hat değiştirdim ya. Yalnız çeken bilir.

     Bu beyefendi kendince benimle evlenmeyi planlamış. Hatta kafasında düğünü damatlığını çağıracağı insanları mekanı falan kurmuş. Hatta istediği çocuk sayısınıu bile planlamış. Okurken size nasıl geliyor bilmiyorum ama bana korkunç gelmişti. Neyse bu numaramı vermediğim için benimle konuşacak önemli bir konusu olduğunu söyleyip skypedan yada faecden görüntülü konuşmak istedi. Olayı açıkladığı için aşırının aşırısı soğuk yaklaştım ben olaya. Napacak faceden yüzük mü uzatacak bana çok sinir bozucu. Ayrıca hayır dersem nolacak durduk yere faceden eklemiş olacam. Ziyan. Hahhahah evet ordan pislik gibi görünüyor olabilirim ama bu konularda aşırı daralıyorum.

     Neyse oralardan sarmasın diye istediklerinden midir nedir kızlar benim numaramı vermişler çocuğa. O bir tandığı sayesinde aveadan falan bulduğunu söylese de inanmadım bence biri verdi, tabi ki. Neyse işste efendim bir telefon çaldı ben olduğun şehirdeyim nerdesin? Olduğum şehirde mi? Ne alaka ya? Müsait değilim falan feşmekan akşam oldu. Telefon 2. kez çaldı bu defa tek cümle 'benimle evlenir misin?' Ne? Tek düşündüğüm bunun tanıdıklarımın bana yaptığı bir eşek şakası olduğu.

     Ben erkek olsaydım reddedilmeye tahammül edemezdim. O yüzden erkekler nasıl reddedilip reddedilip halaona buna sarabiliyorlar anlamıyorum. En kötüsü de bir kadına evlenme teklifi ettiğinizde evet diyeceğinizden emin olmamanızdır. Acayip onur kırıcı bir olay. Ama mübarek insanların arasında bir şeyler olur sonra gelirler öyle kabul cevabı alırlar. 'Ben çok düşündüm flört etmek istemiyorum seni de senelerdir tanıyorum evlenilecek kızsın ben senden eminim'. Bakın bir insanın hayatını birleştirmeye sizi layık görmesi ve ciddi düşünmesi tamam çok güzel bir şey. Ama çok az tanıyorum ben ne bileyim ki sen kimsin gerçekte? 2. flört olsa neyse ama insan evlilik mevzu olunca biraz endişe duyuyor haliyle. Kolay bir kara değil ki bu.'

      Sen düşün istersen bir kaç kez görüşelim sonra evet dersin olur. Evet dediğinin ertesi günü ailemle gelirim bizde bu işler çok uzamaz' Ya bu nasıl bir özgüven tam suratı yumruklanası bir insan. Ben neyi düşüneyim ne düşünmem gerektiğini bile bilmiyorum. En iyisi bir kalem kağıt alıp bu çocuğu yorumlamak. Evet arkadaşlarımın da fikrini ala ala yorumluyoruz. Bahane bulursam direk hayır diyebileceğim bir şey çıkar en azından karşı tarafa da dürüst olurum diyorum. Çocuğun meslek baya iyi hayat görüşü inancı benle %100. Bu devirdeki erkeklere göre %80 iyi durumda. İçki kumar iddia yok, evcimen, ailesi bizim sülaleye çok yakın. Hobaa düşün bakalım düşün bulursun belki bir şey. Maç fanatiği değil ya adam ne bulacağım.

     Bir dakika diyorum kendi kendime. Neden kusur bulmaya çalışıyorum? Neden olmasın diye çaba gösteriyorum? Ben doğru insanı istemiyor muyum?  Uzun bir flört istemiyorum artık tak çıksın karşıma tak aşık olayım mükemmel olsun gözüm kapalı evet diyeyim demiyor muyum? Bu bir defa oldu teptin beyno diyorum kendi kendime. Peki neden ikinci defa tepiyorum? Neden üzerine düşünmüyorum bile neden neden neden? Kendimi anlamıyorum. Hayır diyorum bu değil. Neymiş istemiyorum çünkü hissetmiyorum.

     Bizim oralarda bir laf vardır doğru kısmet insanın ayağına 3 kez gelirmiş. İnsan fark etmeden 3 defa bu kısmeti teperse daha da bulamazmış. Doğru mu bilmem eskiler der. Acaba diyorum tepiyor muyuz biz de? Ama istemiyorum peki neden? Hızlı şeyler beni korkutuyor galiba. Evlilik lafı geçince kasılıyorum sanki lafı geçince hemen nikah masasına oturtacaklarmış gibi ne bileyim. Aslında evliliği istemiyorum sadece doğru insanı istiyorum. Sürekli aynı insana bağlı olmak aşık olmak endişelendiriyor beni. Düşün aynı evdesin herhangi bir şeyi hoşuna gitmedi adamın gidebiliyor musun hayır. Sadece birbirinizin sevmediği huylara alışmaya çalışıyorsunuz. Özel alan diye bir şey kalmıyor bir de erkekler kadınların her şeylerine karışıyorlar aşırı sorumluluk çocuk baskısı falan of. Yazarken korku duydum. Benim düşündüğüm hafif çatlak olan mükemmel adamla dünyayı dolaşmak :D Ama kimseyi böyle diyerek reddedemezsiniz ütopik gelir dalga geçerler falan.

     Şimdi ben tanımadan ben istemiyorum deyip nasıl hayır diyeyim. Tamam hayır kusura bakmayın dedim konuyu kapattım ama karşı taraf kapatmadı. Bu benim için iyi bir şey midir kötü bir şey midir bilmiyorum. Aşık olmayı bekliyorum diyorum aşık olduk da noldu diyor bizimkiler bakıyorum yine haklılar. Kızım adam avukat evcimen par abol egz toz diyorlar ne çirkin laflar banane parasından para yerin dibine batsın en sevmediğim şey. Ben kutu gibi yerde de yaşarım yanımdaki adam iyi olsun da. Ne paralı adamlar gördük, parayla karakter alınmıyor ne yazık ki napacak bu insanlar parayı anlamıyorum.

     Benim çok fazla hayalim var velhasıl kelam telefonumda da cevap verilmemiş ve yüksek ihtimal verilmeyecek 17 mesaj. Ben bunu istemiyorum ben aşk istiyorum. Bir de ben sarışın istemiyorum My God bana esmer yollasın dermişim ahahha. İstediğim adam Yüzyüzeyken Konuşuruz, İkiye On kala, Athena, Vera falan dinlesin, kavunlu dondurma sevsin yazı değil kışı sevsin, damla sakızlı türk kahvesi sevsin, sokak ortasında dans etmeyi sevsin, günün yarısında kalkıp pat diye başka bir şehirde nefes almaya götürmeyi sevsin ne bileyim işte. Antalyayı falan değil Rizeyi sevsin, Anadoluyu sevsin, toprağı taşı insanı insan yapan her şeyi sevsin,ayakları çamura batan çocukların başlarını okşamayı sevsin, paylaşmayı sevsin malını mülkünü ihtiyacı olan herkesle, gün doğumunu sevsin batımını değil ki başlangıçlar olsun hayatının temeli bitişler değil...

21 Nisan 2016 Perşembe

Zayıflık Kader Değil



    Genelde hep kilolarından şikayet eder insanlar. Zayıflığın çok güzel bir şey olduğunu sanırlar ama değil. Kendimi ele alarak konuşayım gerçekten değil. 9 yaşıma dek 19 kiloydum tahtaravallinin üst kısmında kalan çocuk ben olurdum hep.

     Bir sağlık problemim yoktu yalnızca metabolizmam hızlı çalışıyordu. Bu yüzden kilo almam ve aldığım kiloyu korumam zordu, şimdi de aynı şekilde. Yemek yemeyi çok seven sık sık da yiyen biriyim iştahsız da değilim, sorun fazla hareket etmemde. Akşam kanepede 1 saat aynı şekilde bile oturamam. Zaten kilo denen şeyin de çoğu kemik kalanı kas sanırım yağ yapmamak için özen gösteririm, ideal kiloda olmak ya da kilo almak için yağlanmak zorunda değilsiniz.

     Zamanında üç öğün mantı yemis, kilo kilo tahinli pekmez içmiş biri olarak şimdi uyguladığım yöntem hem protein bakımından yüksek, hem kemikler için faydalı, hem de pek çok vitamini içerisinde barındırıyor. Evet bu sayede kilo alıyorum ama yavaş yavaş sindire sindire ve karnım hala dümdüz, göbek ve simit yapmadan. Daha fazla uzatmadan uyguladığım karışımı yazıyorum;

3 bardak süt
2 büyük muz
10 adet bebe bisküvisi
2 çorba kaşığı bal

     Tadı gerçekten enfes, bebe bisküvisini pek çok sporcunun kullandığını duymuşsunuzdur. Eğer kilo alamama probleminiz varsa uyumadan 1 saat önce bu karışımı içip yatın, hafif olduğundan rahatsız da etmiyor.

20 Nisan 2016 Çarşamba

Erkekler İçin Giyim Tüyo ve Tavsiyelerim


     Mümkün olduğu kadar özenli giyinmeye çalışırım günlük hayatta. Modayı takip edip moda olan her şeyi giyenlerden değilim. Aksine herkesin giydiklerini giymeyi herkesleşmek gibi gördüğümden pek sevmiyorum. Moda olan renkleri takip ederim ama birebir kombin hayır. İnsanın öncelikle kendisine yakışanı giymesi gerekir bana göre. Benim modadan anladığım bu. Arkadaşlarım da sağ olsunlar zevkimi beğenir, güvenirler. Bir kaç arkadaşım tarz sahibi olmak için bir takım tüyolar istedi benden benim de aklıma hemen bu yazıyı yazmak geldi. Erkek modasına çok hakim olduğumu söyleyemem ama bir kaç fikir verebilirim. Olumlu-olumsuz tüm değerlendirmelerimi ve uyum fikirlerimi paylaşmaya çalışacağım. E hadi öyleyse başlayalım. 

 Fazla dikkat çektiğini düşünerek kırmızı pantolondan uzak duruyorsanız yanlış yapıyorsunuz demektir. Kırmızı boru paça bir pantolonun yakışmayacağı insan sayısı hayli az. Pantolonu taşımak için öyle ahım şahım bir fiziğe ihtiyacınız yok. Dikkat etmeniz gereken tek nokta rengin cırtlak bir kırmızı olmaması, kaş yapayım derken göz çıkarmak olur öylesi. Bordoya yakın olmalı doğru renk. Üzerini her renkle kombinleyebilirsiniz, sırıtmaz.


 Çocukluğumuzdan beri bize empoze edilen en saçma olaylardan biri renkleri cinsiyetleştirmek. pembe kız rengiymiş mavi erkek rengiymiş falan, düpedüz saçmalık. Pek çok erkek pembe giydiklerinde erkeklikleri zedelenecek zannediyorlar. Kadınlar her rengi özgürce giyebiliyorken siz neden kendinizi kısıtlıyorsunuz ki bu haksızlık değil mi? Düpedüz haksızlık. Kendinize bunu yapmayın rahat olun kimse pembe bir tişört giydiniz diye sizi taşlamaz. Esmerseniz size en çok yakışan renklerden biri olacaktır pembe. Üstelik yazın sıcağında koyu renk giyerek o güneşi direk üzerinize çekmiş olmaktan da bir nebze kurtulmuş olacaksınız. Yalnız pembeyi lütfen üst giyimde kullanın gaza gelip pantolonda kapride şortta denerseniz duyacaklarınızdan mesuliyet almam :)


Toz pembeden ziyade koyu pembe tercih etmenizi öneririm. Pembe gömlekte de tişörtte de güzel renk fakat gömlekle daha cool duracağınızı garanti edebilirim. 


Pembeyi giyip kendinize yakıştırdıysanız şahane. Her gün ger hafta giymeyin yalnız. Pembeden çekinmeyin derken, fazla sevip aşağıdaki gibi bir şey yapmayın :)


Desenli gömleklere olan önyargıyı anlayamıyorum. Neden ille de beyaz ya da çizgili gömlek? Neden mavi gömlek? Neden hep klasik? Yurt dışında sık görürsünüz desenli gömleklerin üç kişiden birinin üzerinde olduğunu. Acilen buraya da ışınlanmalı o moda. Yalnız bir husus var. Bu gömlekleri giyerken eğer boyunuz çok kısaysa fazla kas yapmış olmamanız gerek çünkü içinde komik görünürsünüz, göbeğiniz de yok ya da yok denilecek kadar az olmalı. Yani desenli gömlekleri taşımak aslında her babayiğidin harcı değil giymek istiyorsanız biraz fedakarlık etmeniz gerekebilir. Yok ben fedakarlık etmem bana her şey yakışır diyorsanız giyin elbette istediğinizi giymekte özgürsünüz ama manken üstünde durduğu gibi durmaz üstünüzde benden demesi :) (Bir de kareli gömlek giymeyin artık gerçekten görmekten bıktık)


Desenli gömleklerde dikkatinizi çekmiştir düğmeler kapalı. Bu sizin kro görünmenizi engeller. Gerçi kro biri zaten böyle giyinmez, neyse.


O düğmeleri açmayın beyler açmayın, bir yukarı bakın bir de aşağı. Görüntü farkını siz görün.


Desenli gömleklerde yapmanız gereken temel hareketlerden biri de gömleği mutlaka pantolonun içine sokmak fakat gömlek pantolon içinde kabarmamalı, belli olmamalı, pot durmamalı. Aşağıdaki arkadaş kendince doğru giyinme ritüeli belirlemiş kendine. İguana 2016 kreasyonuna girer sanıyorum, gömleği içeri sokmak bile kurtaramamış. (Çok zayıf olduğu için de kaldıramamış olabilir kıyafeti zaten beyler çok zayıfsanız hiç bir kıyafetin yüzde yüz mükemmel olma şansı yok maalesef belki takım elbise olabilir )


Siyah ya da lacivert uzun palto giymek zorunda değilsiniz her kış. Tekstil hep kadınlara yönelik faaliyetteymiş gibi görünse de aslında erkekler için de seçenekler çok. Deri mont ben hiç sevmiyorum açıkçası kokusunu da duruşunu da oldum olası sevmedim. Ama kişisel görüşümü bu konuda katmak istemiyorum. Gerçek deriye de hayvanlara işkenceyi vicdanım kabul etmediğinden giymedim, giymiyorum hiç bir zaman da giymeyeceğim. Size de tavsiye ederim. İlle giyecekseniz sentetik deri tercih edin. Hatta bence çok şahane seçenekleriniz var onlara yönelin. Hem sıcak tutarlar hem de farklılık yaratmanızı sağlarlar :)


Burada onjektifliğimi kaybediyorum resmen kişisel takılacağım ahahah hippie tarzı eskiden beri severim üniversitede giyim konusunda yaşadığım şehirde tuhafsanacağını düşündüğümden ter ettim gibi bir şey olmuştu ama hala bohem, hippi, retro takılmaya bayılıyorum. Onları kadınlar için olan yazımda değerlendiririm. İşte lafın kısası erkeklere de hippiyi aşırı yakıştıranlardanım. (Dipnot kolyeyi yapmayın o detayı geçin bizim ülkemize uygun değil zaten bu tarza da aşina değilseniz kendinize yakıştıramazsınız büyük ihtimal)


Bunu giymeyin, lütfen lütfen ve lütfen 


Yerine bunu giyin en azından 



Hasır ayakkabılar hem kadınlar hem de erkekler için çok moda. Üzerlerinde canlı renkler olan hasır ayakkabılar çok sade giyinmiş olsanız bile hemen dikkati ayaklarınıza çekip şık görünmenizi sağlıyor. (Bu model Kotonda vardı yanılmıyorsam)


Ve benim en nefret ettiğim ve her gördüğümde bu modayı bulanın suratını patlatacağım dediğim kısa pantolon modasına geldik. Neresi estetik neresi yakışıyor Allah aşkına bir deyiverin bana. Kısa boyluysanız boyunuzu daha kısa gösteriyor, uzun boyluysanız flamingo gibi, fazla tüylüysenız külotlu çorap giymiş fazla zayıfsanız çubuk kraker gibi gösteriyor. Peki neden bu ısrar???


Takım elbise konusu aslında uzun uzun konuşulması gereken bir konu. Ben kısaca değineyim. Siyah ya da lacivert giymek zorunda değilsiniz. Faklı renklere ve desenlere açık olun. Tabi beyaz takım elbise cebine pembe, sarı, kırmızı peçete yada kravatlarla İbrahim Tatlısesvari dolaşın demiyorum. Bunu yapmayın lütfen, aklınızdan geçiyorsa kafanızı duvara vurun ama yapmayın. Parlak takımlardan uzak durun.


Beyaz giymek isteyebilirsiniz ama modelini çok dikkatli seçmelisiniz, tabi piyanist sanılmak istemiyorsanız 


Bunu yapmayın baylar siz garson değilsiniz


Ceketle pantolonu aynı renk kombinlemek zorunda değilsiniz. Üç rengin uyumu şu sıralar epey revaçta. Üç rengin birinin beyaz olması en makul seçimlerden biri olur benden söylemesi, beyaz pantolon konusundaki endişeniz yersiz :)


Bere eskiden yalnızca kışın takılırken şimdi bakıyorum da tarz yaratmak için o biçim kullanılıyor. İlle kullanacağım diyorsanız şunu tavsiye ederim ben.


Ha ha ha o kadar değil dendiğini duyar gibiyim. Tamam mantıklı gözükmüyor olabilir ama bence çok orjinal :D Evde takın dogalgaz bitince falan takın, kankalarınızın yanında ya da yeğenlerinizle oyun oynarken de takabilirsiniz dışarda takmayın :D Yine de beğenen olursa temin edebilirim bunu kafa adamdır, o tiplerle kanka olabilirsiniz :D

Şunlar en sıcak tutan bereler bere de demeyelim kış şapkası diyelim zira bere demek haksızlık olur. Oldukça iyiler ama kullanan sayısı çok az niyeyse, çok üzücü :(


Kasket şapkalar da birleştirdiğiniz parçalar sayesinde hem şah hem şahbaz olabilenlerden. Ben bunun yakıştığı insan pek görmedim. Doğru kullanılmadığından olabilir ya da yüz yapımızdan, etniksel olabilir yani. Neyse hu risktir


Ama bu değil


Ve son olarak yakında düğünü olan varsa fikir vermek amaçlı paylaşıyorum bunu. bir gün evlenirsem bohem bir düğün planlıyorum onun için bohem damatlıkları çok beğeniyorum. Açık havada düğün planınız varsa mutlaka bunlara bakın derim özellikle yaka aksesuarlarına aşık oldum diyebilirim.

















Benri El Kremleri


     Kremsiz dolaşmayan, her alışverişinde sepete birer tane el kremi atan biri olarak Gratiste Benrinin el kremlerine gözüm ilişti bugün, hemen aldım tabi.

     Kremde ilk dikkatimi çeken aşırı yağlı olmaması. Soft kremleri kullanırım ben de genelde. Evden çıkarken son anda sürdüğün kremin elimde ter gibi kalmasını hiç sevmem. Bu krem de hemen emildi bu özelliğiyle gönlümü fethetmeyi başardı.

     Çilekli ve hindistan cevizli seçenekleri var ben çilekli olanı tercih ettim. Ben ellerimi çok sık yıkadığım için şu kadar saat elde kalıyor diyemem kokusu için, sadece güzel olduğunu söyleyebilirim. Çok da makul bir fiyatı var 3 tl gibi bir şeydi yanılmıyorsam. Her zaman fiyat ve kalitenin denk olmadığını gösteriyor bize. Memnun kaldım her çantama atmak üzere birer tane stoklayacağım, size de tavsiye ederim.

18 Nisan 2016 Pazartesi

Benim Hayatım



     Benim hayatım hep çekemeyen art niyetli insanların çevresinde geçti. Sözde her şeye sahip görünen yine de doymayan, gözü hep başkalarınınkilere ait olanı görerek geçti. Yanyanayken çok iyi olup insanların yanında küçük düşürmeye çalışanlara sessiz kalıp kırılmasın diyerek geçti. Kıskanmadığımı bile bile kıskanıyormuşum gibi göstermelerine gülerek geçti. Herkese tepkisini gösteren ben bazen kendi sessizliğime kızışımı izledim.

     Benimle yarışılmasını, övüldüğüm yerde dişlerini sıkarak gülümseyenleri izledim şaşkın şaşkın. Böyle insan tanıyınca hayatınızdan çıkarıyorsunuzdur. Ya çıkaramadığınız bir yerdeyse/yerdeyseler? Benim gördüklerim öyleydi. Benden kat be kat fazlasını yaşayarak yaşadıklarımı fazla beyan eden de tanıdım. Her kısmetimde her giydiğimde rahatsız olan da. Bunu bir kaç yıl yaşamadım, geriye baktığımda hep görüyorum. Birbirini seven insanlarda kıskanma duygusu yoktur de mi? Bunun normal olduğunu savunanlar normal olamaz. 25 senede hayatımın 1 günü tek bir insanı bile kıskanmadım. Çünkü sahip olamadıklarım mühim değildi, sahip olduklarım her şeye yeterdi.

     Peki anlatamadıklarım? Anlatınca yanlış anlaşılırım diye sustuklarım? Konuşmanın bir fayda getirmedikleri? Konuşsanız da değişmeyen insanlar? Hayatta bir kere aşık olmuştum ona bile anlatmadım. Tuhafsar anlattığım insandan nefret eder geleceğim etkilenir diye. En yakın arkadaşım peki? Bir tek o. Aaah canım. Ben anlatmadan bana sorduğu için anlatmak zorunda kaldığım gözlem yeteneği yüksek dostum.

     Peki peki peki... Keşke diyorum bazen gözümden anlasa insanlar. Gözüme bakınca bak şuna da şöyle yapmışlar, demişler desinler. Demezler azizim. Karşı taraf daha iyi gözüküyorsa meleği oynuyorsa demezler. Onlar da haklılar. Çok gülenlere inanır insanlar neşe saçıyor sanarlar. Demezler ötekiler neden sinirliler. Yaşatılan psikolojik buhranlar, ya üzerimizde kalan güvensizlikler, korkular? Peki olanlarla hep yüzyüze bakmak zorunda kalmak?

     Anlatıyorum aceba anlaşılıyor muyum? Bilmiyorum. Üniversiteye kadar günlük tuttum en iyisi bana bir şey olursa ileride önemli biri olursam onu çoğaltıp yayınlasınlar. Kâfidir, ibret olsun tecrübelerim, duruşum, sabrım. Öyle işte. Ne diyim son değil, son olmayacak bu ortamlarda nefes alışım. Biliyorum. Derviş olacağım sanırım, bekliyorum...

16 Nisan 2016 Cumartesi

Nerelerden Alış Veriş Yapıyorum


     Online alış veriş siteleri bazılarımız için tehlikeli sayılsa da bazılarımız tamamen bağımlısı olmuş durumdayız. Ben online alışveriş yaptığım ilk günden beri çok şükür bir sorunla karşılaşmadım. Bilinen sitelerden alıyor olmam da etkili bunda tabi. Kredi kartından çok banka kartı ya da paypalla alışveriş yapmayı tercih ediyorum. Kapıda ödemeli çok az site bildiğimden şimdilik çok yoğun olmasa da o sitelerden alış veriş yapmaya özen gösteriyorum. Şimdi güvendiklerimi ve tecrübe ettiklerimi güzelce bir sıralayayım ki sizlere de fikir olsun.

1. ebay.com :  Ebaydan çok nadir bir şeyler alıyorum. Aslında yalnızca Türkiye'de bulamadığım kozmetik ürünlerini alıyorum desem yeridir.

2. gittigidiyor.com :  Gittigidiyordan yalnızca şampuan alışverişi yapmıştım. Ücretsiz kargosu ve 2 günde teslim etmesi hoşuma gitmişti. Yeni sitelere sardığım için pabucunu dama attım gibi bir şey. Ama çevremdeki çoğunluk hala dolu dolu alış veriş yapıyor buradan.

3. Trendyol / Markafoni : Fırsat ürünleri nedeniyle tercih ettiğim iki adres. Ah bir de kapıda ödemeleri olsa bal kaymak olur. Daha çok spor elbiseler ve eşofmanlar için kullanıyorum. Ayakkabıda her mağazanın ayakkabılarının kalıplarının farklı olduğunu düşündüğümden ayakkabı almıyorum. Gelsin gönder değiştir falan uzun iş aslında uğraşmak istemiyorum.

4. bunubanayolla.com : Çok yakın zamanda keşfettiğim giyim, aksesuar, outlet gibi seçenekleri olan alışveriş sitesi. Sitede her şey 12 tl diye bir bölüm var. Oradaki ürünleri beğenmediğim için almadım, bü yüzden kefil olamam. Takı seçeneği de çok az ama giyim kategorisinde beğendiğiniz şeyler bulabilirsiniz.

5. marmarabutik.com : Bu sene kafayı taktığım beyaz kısa elbiseleri temin ettiğim adres. Ne kadar beyaz elbise varsa almak istiyorum neden bilmiyorum :) Çok sık güncellenmiyor giysiler sanırım keşfedeli çok olmadı o yüzden karalamayacağım. Ben beğendiğim bir kaç şey de olsa buldum site güvenilir geldi paylaşmak istedim. Şuan aksesuar çanta kategorileri oldukça eksik.

6. trendbende.com : 100 tl üzeri alışverişlerinizde kargonun bedava olduğu, telefonla sipariş verebildiğiniz giyim ağırlıklı bir alışveriş sitesi. Ayakkabı kategorisini ben pek sevmedim, sağlıklı bulmuyorum. Almadan da topuklu ayakkabının iyisi kötüsünü anlıyorum artık kurdu oldum işin :) 39.90'a pek çok ayakkabı bulabilirsiniz ama ben almadım diye ön yargılı da olmak istemem. Yine de almak isterseniz siz bilirsiniz. Benim tercihim bu sene de moda olan uzun elbiselerden yana.

7. trendytopuk.com : Tam bir ayakkabı cenneti. İstediğiniz her tarzda ayakkabıyı bulabileceğiniz bir site resmen. Benim burada beğenmediğim tek bir ayakkabı bile yok. Fiyatlar çok uygun değil kabul ama hak ediyorlar verdiğiniz her kuruşu bana göre. Ya da benim şansıma hep iyi denk geldi bilemiyorum :) Keşke hepsini alsam diyorum zaman zaman :)

8. Veee instagram hesabı 'elbise_modelleri' : Buraya tam anlamıyla bayılıyorum. Göbeği açık modası benim için hiç geçmiyor valla çok seviyorum o yüzden sanırım buradan aldığım her şey de içime siniyor.


     Denedikçe eklerim. Siz de tavsiye ettiğiniz ya da şikayetçi olduğunuz siteler varsa lütfen yorumlarda paylaşın. Teşekkürler :)

8 Nisan 2016 Cuma

Ay Neler Neler



     Günaydııın :) Mutlu bir güne uyanmışsınızdır umarım. Normalde yayın yapardım her akşam, bir siteden radyo yayını. Dün tamam dedim ilk kez, bu işi ciddi ciddi yapacağım düzgünce. Ama bir kendini bilmez yakın bir arkadaşımı üzdüğü için olağan üstü bir durum yaşandı ve dün akşamı beddua yağdırarak ve intikam planları yaparak geçirdik. Umarım çocuk sabaha uyanabilmiştir zira şahane planlarımız var.

     Bu olaylar yaşanmadan önce hep aynı şeylerle boğuştuğumuzu farkettim kadınlar olarak. Bir ilişkiye emek veriyorsun ayrılmıyorsun sabrediyorsun karşıdakine gurursuz oluyorsun ayrılıyorsun sen ayrıldın oluyor. En iyisi kimseye emek vermemek. Ne de olsa her halukarda kadınlar suçlu. 'Bir dahaki sevgilim..' ile başlayan güzel cümlelere kendimizi nasıl daha erken alıştırırsak o kadar iyi bence.

     Dün arkadaşımla konuşurken de bunu nasihat ettim. Baktım böyle daha kolay toparlanıyor insanalr. Mesela ben. Bir dahaki sevgilim inşallah tanımadığı kadınların popolarının fotolarına arkadaşlarını etiketleyen biri olmayacak dedim. O kadar utanmaz ve ezik biri olmayacak. Çünkü eski ve tek sevgilim öyleydi. Bu sadece bir örnek benim örnek verebileceğim çok fazla kötü şeyi olduğu için ben şanslıyım. Ha ha ha.

     Şimdi size de diyorum en kötü özeliiklerini sıralayın ve evrene pozitif enerji yollayın. Bir daha hayatımda olacak insan ... olmayacak. Bakın görün o zaman ne şahane insanlar çıkacak karşınıza. Bir de insanları karşılaştırmaktan korkmayın. Erkekleri karşılaştırmaktan korkmayın yani. Bazen insan en iyi sonuca yalnızca böyle ulaşır.

     Bir de kalbinizi temiz tutarsanız daima korunursunuz. Size layık olmayanların sizden uzak durması için devamlı telkinde bulunun kendinize. Dua edin. O zaman kaybettiklerinize değil kazandıklarınıza odaklanmaya başlarsınız. Bir müddet sonra zaten gözünüz apaydınlık olunca kaybetmek değil kurtulmak teriminin sizin için daha uygun olduğu kanaatine varırsınız. Gülümseyin bolca çünkü hayat güzel. Sevgiler :)

7 Nisan 2016 Perşembe

Çillerden Kurtulma



     İnsanların cilt renklerinin birbirinden farklı olmalarının temel nedeni vücutlarındaki melanin miktarının farklı olmasıdır. Melanin insanları hem güneşin zararlı etkilerinden korur hem de cilt rengini belirler.

     Melanin üreten hücrelere de melanosit denir. Çil de melanositlerin gruplaşmasıdır. Sarı, turuncu ve kahverengi renklerinde olabilir. Doğuştan olabildiği gibi yalnızca güneşin etkisiyle sonradan da olabilir. Beyaz tenlilerde çil oluşma riski esmerlere göre daha yüksektir. Korunmak için en doğru yöntem yaz-kış güneş kremi kullanmaktır.

     Çoğunlukla denize girdikten sonra çıkan yoğun çiller geçicidir. Birkaç haftaya geçerler. Fakat yüzde çıkanlar genelde kalıcı olur. Müdahale edilmezee renkleri koyu kahveye dönebilir.

     Peki nasıl kurtulacağız çillerden? Yüzde yüz kurtulmayı vadetmese de toplumda yavaş yavaş kullanılmaya başlanan bir yöntem mevcut ; çiğ patates. Evet. Patatesin içeriği cilt kusurlarının giderilmesine yardımcı oluyor. Sivilce izleri ve çillerin renklerinin açılmasını sağlıyor. Böylece yüzde yüz yok olmuyor olsalar da renkleri cildinize yakın hale geldiğinden fark edilmiyorlar. Düzenli olarak bir kaç hafta çiğ patates rendesi ve suyunu cildinize uygulayın. Memnun kalacaksınız.

4 Nisan 2016 Pazartesi

Minik Bir Gratis Alışverişi





1. Benri Diş Macunu : Tadı ve kokusu ağır olmayan, ağzı yakmayan, hemen sonrasında yemek yenildiğinde ağızda tuhaf bir tat bırakmayan bir diş macunu Benri. Tesadüfen rastlayıp deneme boyunu almıştım epey memnun kalınca kullanmaya devam etmeye karar verdim. Normalde Sensodyne kullanıyordum ama bundan memnun kalınca fiyatı da çok daha uygun olunca buna devam etsem daha iyi diye düşünüyorum. Aynı markanın ıslak mendilleri, asetonu, diş fırçası, kulak pamukçukları, makyaj temizleme pamukları var. Ben en çok kulak pamukçuklarını beğeniyorum, diğerlerinden daha yumuşak.







2. Detangling Brush Set : Bir büyük bir küçük saç fırçası barındırıyor bu set. Renkleri çok şirin. küçük olan tam çanta boy. İkisini indirimden 12 tl gibi cüzi bir miktara almıştm.






3. Creıghtons Mangolu Duş Jeli : Kokusu olağan üstü şahane üstelik insanın cildinde gün boyu kalıyor. Ahududu&Nar aromalısını da epey metheden var. 




4. Gosh CC krem :  Renk skalası yeterince geniş değil. Yapısını da ben çok sevemedim. Bir Hera değil yani.

5. Dirty Works Power Berry Detox Mask : Dış görünüşü çok şirin olduğu için cezbetti beni de herkes gibi. Kendisi kil maskesi. Daha evvel kil maskelerini denediğim ve pek sevmediğim daha doğrusu işe yaramadıklarını düşündüğüm için bu ürünü de denerken çok ümitli değildim. Çok şükür ki yanılttı beni. Ağız kısmı ürün israfı olmasını engelliyor. Kokusu çok güzel, minik bir fırçayla uyguluyorum ben. İnce bir tabaka halinde yüzüme sürüyor, 15 dakika bekleyip yıkıyorum. Yeni nemlendirici sürmüş gibi yumuş yumuş yapıyor yüzümü :) Sivilce kuruma ya da alerji gibi negatif etkiler yaratmadı bende. Gönül rahatlığıyla tavsiye edebileceğim bir ürün.


1 Nisan 2016 Cuma

Sorulara Cevap



     Epeydir sorulan bir konuda aydınlatma sağlamayı bir borç biliyorum. Yaklaşık 6-7 aydır kimyasal hiç bir ürünü saçım ve vücudum için kullanmıyorum. Saç bakımı rutinlerimi sıklaştırdım, önceden haftada 1 gün olan rutinim şimdi 3 gün. Üç ayrı bakım uyguluyorum biri zeytinyağı masaj + bekletme, ikincisi papatya yağı + bekletme, üçüncüsü sirkeyle durulama. Hepsini belirttiğim süre boyunca kullandım. Böyle bir amacım olmamasına rağmen -saç rengim zaten açıktır çok açık kahve - saçım 1-2 ton açıldı. Çok emin değilim ama ortaokuldaki haline döndü sanıyorum. İnsanlar söyleyince farkettim ben de. Ama bunun kullandıklarımla değil kullanmadıklarımla alakası olduğunu düşünüyorum. Üstelik kafa derim de yumuşacık oldu aynı çocukkenki gibi.

     4.sınıfta Almanyaya gidip orada 3 ay kalmıştım. Oradaki insanlar hep bitkilerden üretilen köpürmeyen kimyasalı neredeyse sıfır ürünler kullanıyorlardı. Oraya koyu sarı saçla gitmiştim ve dôndüğümde insanların ilk söylediği yüzün ne kadar pembe olmuş ve saçın nasıl açılmış. O senenin fotoğraflarına bakınca farkediyorum bildiğinuz sarı saç platin gibi olmuş yüzümde pessspembe. Tıpkı sabunların cilt rengimizi ve phını bozduğu gibi. Ben bu durumu farkında değildim ama bana süreklı yalan söyleme saçını mı boyadın bilmem şurana şunu mu yaptın diye sorulmasına ve üstelenmesine sinir oluyorum açıkçası. Bir şey yapsam söylerim ben zaten ki her daim doğallıktan yanayımdır inşallah saçım beyazlatana dek saçımı boyatmayı düşünmüyorum. Suratım kırıştığında da botokstu motokstu düşünen biri değilim hiç de olmadım. Çoğunlukla sıfır makyaj dolanan bi tipim kuaförde 4-5 saat bekleyecek bir yerlerimde kusur bulacak ağzımla gözümle uğraşacak vaktim de yok zaten.

     Kaşım çok azdı onunla ilgili bir soru da gelmişti hemen onu da söyleyeyim. Üniversiteden mezun olduğumdan beri badem+hint yağı sürüyorum kaşlarıma sanıyorum bir kaç tane çıktı kaş. Çok gerekli değildi çok belli de olmuyor zaten bir iki tüy. Dikkatli insanlar fark ediyor. Tüy olayına da gelelim madem her şeyden bahsettik. Evet tüyüm yok zaten pek tüylü biri hiç olmadım. Ama nasıl böyle sıfır denilince de söylemem icab ediyor artık daha önce burada da yazmıştım tamamen soğan suyu sayesinde. Tarifi bulabilirsiniz. Yeterli cevap oldu zannediyorum sevgiler.

Sc

ss