Son Yazılar

31 Mayıs 2016 Salı

Ahmet Batman - Kokrma Kalbim



     Daha önce Ahmet Batman'ın iki kitabını okumuş birini çok beğenmiş biriniyse hiç beğenmemiştim. Olayı şöyle değerlendirdim; bana göre yazar hikaye konusunda iyi ama anı konusunda iyi değil. O yüzden Soğuk Kahve bana biraz zorlama gelmişti. Şimdi Korkma Kalbimi bitirdim ve beğendim, gayet güzel bir kitap olmuş. Konu olarak biraz Türk filmi tadı alıyorsunuz yalan diyemem, beklenmedik bir sonla da bitmiyor fakat anlatım oldukça iyi.


     Kitap bize aslında hep bildiğimiz ama unuttuğumuz bir şeyi hatırlatıyor; zaman çok kıymetli, hayat çok kısa. Ne geçiyorsa içinden şimdi söylemeli, ne planlıyorsan şimdi yapmalısın, yarının garantisi yok diyor. Bildiğimiz şeyi bize hüzün duyura duyura hatırlatıyor. Kahramanın yapamadıkları adına üzülür halde buluyoruz kendimizi. Kendi hayatımıza dönüp bakıyoruz telrar tekrar, neleri yaptım neleri yapamadım diye. Ve farkediyoruz yarına ne kadar çok askıda şey bıraktığımızı. Gelin bundan sonra bırakmayalım biz. Ne istiyorsak bugün yaşayalım, korkmayalım, kimseden nefret edecek vaktimiz dahi olmasın, düşmanlık beslemeyelim, geçmişi atalım kenara dolu dolu bir gelecek yaşayalım. Ben şimdi başladım, haydi siz de tam şu andan itibaren başlamış olun :)

27 Mayıs 2016 Cuma

Çatlaklarınızı Bitirme Garantisi Veriyorum :)


     Çatlak kadın milletinin en illet düşmanı. Çoğunlukla ergenlik döneminde boy uzaması ya da sık kilo alıp verme gibi sebeplerle derinin nemsiz kalması ve esneklik kabiliyetini kaybetmesinden oluşurlar. Doğum çatlakları için %100 işe yarayacağını söylemem mümkün değil. Benim çatlağım yok ama illa ki çocuk sahibi olunca olacak bunun için epey araştırmış bu yöntemden haberdar olmuştum.  Arkadaşlarım ve akrabalarıma tavsiye ettiğim yöntemle hepsinin neredeyse çatlakları bitti. Kalanların da görünümleri hafifledi.


     Fazla uzatmadan hemen mucizeyi söylüyorum; acı badem sütü. Acı badem sütü tam bir şifa kaynağı. Çevrenizden mutlaka duymuşsunuzdur kimisi nemlendirici olarak kullanıyor kimisi sivilce iltihapları için kimisiyse selülit ve çatlaklar için. Hakkında şöyle de bir şehir efsanesi çıkmış; tüylenme yapıyormuş. Ben bunu kullanıp da tüylenme yapan tek bir insan dahi tanımadım. Ama herkesin yapısı farklı böyle bir etkisi kesinlikle olmaz diyemem, sadece küçük bir ihtimal ve çatlaklarınızı geçirmek için bence değer diyebilirim.



 Yapmanız gereken 3 aşama var aslında. Birincisi her duşta çatlak olan bölgelere kese yapmak. Kese kan dolaşımını hızlandırır, pürüzleri giderir. Cildiniz hassassa çok bastırmamanızı tavsiye ederim. Duş sonrası da mutlaka güzel bir nemlendirici kullanılmalı ki yeni çatlaklara zemin hazırlanmasın. Benim nemlendirici tavsiyem Vaseline'in  Kakaolu Kremi. Kakao ve kahvenin çatlakların görünümü hafiflettiklerini eminim duymuşsunuzdur. Ardından yapmanız gereken temel hareket aksatmadan günde 2 kez acı badem sütünü çatlaklar olan bölgeye sürmek.




Peki ne kadar zamanda görünüm düzelecek? Bunun için kesin bir süre vermem mümkün değil. Kaç senelik oldukları, yatay mı dikey mi oldukları gibi faktörler kurtulma sürenizi belirler. En az 6 ay en fazla 3 yıl sürebilir. Üşenip bırakmaz, azmederseniz mutlaka sonuç alırsınız. Sonuç alınca bana teşekkür etmeyi unutmayın :)

26 Mayıs 2016 Perşembe

Watsons Repairing Treatment Wax Honey - Ballı Saç Maskesi



     Bal, papatya ve ısırgan otlu neredeyse tüm ürünleri kullanmış ve çoğundan memnun kalmış biri olarak bu ürünü Watsonsda gördüğümde nasıl daha önce denemedim diye kendime şaştım. Boyutu bir tereddüt yaşattı alırken, epey büyük ve beğenmezsem bitiremem diye endişeyle aldım. 12.90 dı fiyatı yanılmıyorsam, boyutuna göre epey uygun fiyatlı ürün.

     Saç maskelerınden genel olarak bir mücize beklemem ben. Yalnızca kırılmayı önlesin, yumuşatsın ve hacim versin. Bu maske bizzat üçünü de sağladı. İlk sürdüğümde evdekiler hamur mu yoğurdun ev hamur kokuyor dediler :) Kutusunda bayağı bayağı bal kokuyor ama saça sürüldüğünde hafif bir hamur kokusu yayılıyor :) Kokuya çok duyarlı biri olan beni bile rahatsız etmedi bu koku çünkü yoğun ve keskin değil.

     Üzerinde 10 dakika bekletin yazıyor bana çok az geldi amaaan nolacak 20 dakika dursun dedim akıllı gibi. 15. dakikadan sonra saçımda kaşıntı yaptı. Demek ki neymiş ne yazıyorsa o yapılmalıymış kafaya göre takılınmamalıymış :) Ben saç diplerime sürmedim. Doğal yağlar hariç hiç bir saç bakım ürününü saç diplerine sürme taraftarı değilim. Deride sivilce ve egzemaya neden olabileceğini ve yağ dengesini bozabileceğini düşünüyorum. Üzerinde masaj yaparak uygulayın diyor tabi eğer saç diplerine sürecekseniz şekilde kullanın.

     Ben ürünü çok beğendim. Kurutur kurutmaz saça hacim verdiğini ve yumuşacık yaptığını fark ettim. Kuruduktan sonraki kokusu da bariz bal kokusu. Koku için yorum yapamayacağım çünkü bal kokusunu bazısı sever bazısı sevmez ben sevdiğimden sorun etmedim. İyi ki almışım diyorum çok uzun bir müddet de kullanmayı düşünüyorum. Fakat tek dezavantajı var; göze kaçınca aşırı derecede gözü yakıyor. Ben hayatımda böyle bir acı görmedim. Göze tiner döksen ancak o kadar acır herhalde. Bir de gelip geçiçi bir acı değil, benim gözümün beyazı yok oldu resmen kıpkırmızı oldu. 1 saat de acısı geçmedi. Çok dikkatli yıkarım ben aslında göze kaçırmam ama ürün ballı olduğundan biraz zor durulanıyor malum sabredemeyip gözümü açtığımdan minicik bir köpük göze kaçmış oldu iste. Gözle temaz ettirmeyin şeklinde uyarısı var. Göze zarar vermiyordur umarım. Bir daha tövbe gözümü açmam. Siz de lütfenli kullanın.

25 Mayıs 2016 Çarşamba

İstediğini Üstünde Taşı



     Gördüğüm ilk günden beri içinde çiçekler, yapraklar, kozalaklar olan kolyeleri çok beğendim. Sahip olma fikrini kafaya taktım :) Burada üretilmediğini üretilenlerin de pek güzel olmadıklarını fark ettim. Yurt dışı sitelerinden de almak istemediğim için bu işe koyulmaya karar verdim. O kadar şeyi beceriyorum neden bunu beceremiyim ki dedim kendi kendime. Evet kendimi gaza getirdim.


     Bir blogda bir kaç gün önce reçineyle yapılan kolyeler diyr bir yazıya rastladım. Bu ne falan deyip girdim okudum ki ne göreyim aradığım şey tam karşımda. Doğaya dair ne varda sıkıştırmışlar kolyelerin içine. Yapılan örnekleri görünce neden yalnızca doğa olsun ki dedim. İstediğimizi taşıyalım kolyelerimizde. Kime hayransak, nereye gitmeyi hep arzuladıysan, en sevdiğimiz yer nereyse, en sevdiğimiz fotoğrafımız hangisiyse hepsini yanımızda taşıyabiliriz pekala :)


     Bunun için onlarca sticker edindim ve Einstein, Mona lisa, manzara gibi çeşitli kategorilerdeki resimleri yazıcıdan çıkardım. Gittigidiyor'dan kolye malzemeleri, resin (100 kat vernik diye geçiyor bizim ülkemizde) ve sertleştirici aldım. Başladım koyulmaya. Bunlar acemi eserlerim olacak bitince. Kuruması 2 gün yalnız biraz sabır işi :) Yapmak isteyen olur mu bilmiyorum buraya yapım aşamalarımı koyucam. Hem kendiniz bir şeyler başarmış oluyorsunuz hem de üretici siz olduğunuzdan neyi istiyorsanız onu yapmış oluyorsunuz. Mutlaka tavsiye ediyorum. Polimer kille, resinle, keçeyle bir şeyler yapın en azından bir kez deneyin. Bu tarz hobiler insanı günlük hayatın stresinden alıkoyuyor. :)

22 Mayıs 2016 Pazar

Soğuk Kahve - Ahmet Batman


     Daha önce Ahmet Batman'ın bana ikimizi anlat kitabını okumuş, beğenmiş ve yorumlamıştım. O kitaba dayanarak iki kitabını daha aldım yazarın. İlki soğuk kahve. Kitap güzel, akıcı. Beğendiğim bazı noktaları alıntıladım sizlerle paylaşmayı uygun gördüm. Böylece kitap hakkında daha fazla bilgi sahibi olabilirsiniz diye düşündüm. İlk kitap kadar beğendiğimi söyleyemeyeceğim. Bu kitapta eleştirecek bir kaç nokta buldum, eleştirilerime de yazımın en sonunda yer vereceğim.

     Benim en çok sevdiğim şu kısımla başlamam istiyorum alıntılarıma ; 'Birini çok sevmek gibi bir şeydir yazı yazmak. Yazdığının türü, konusu önemli değil. Önemli olan içindeki senin özgür bırakılmasıdır.

     Hepimiz biraz eksiğiz. Kimden ne kadar eksiğiz ya da neye ne kadar geç kaldık hayatta belli değil. Belli olan şeyse hepimiz ölmeden önce oyalanıyoruz.

Şarkılar olmasa gercekten yalnız kalırdık.

     Bir kızı çok severek mutlu edemezsiniz. Ona diğerlerinden farklı olduğunu hissettirin.

     Ey sevgili, nerede ne kusurum varsa gördün, kendi kusurlarına kördün.

     İnsan sustuklarının da hesabını vermeli.

     Elmacık kemiklerini öptüğümde tuz tadı gelsin istemiyorum. Bu seni nasıl sevdiğimi anlatan en havalı cümle olsun.

     Her insan bir yurt ve ışığa muhtaç.

     Bazıları verdiğin değeri hak etmez. Kay etmek en çok onların hakkı işte.'

     Yazara katılmadığım ve eleştirdiğim noktalara gelirsek; kitabın ilk başlarında dilencilere para verirken karşılığında bir fayda beklediğimizden bahsediyor. Yaratıcıdan bir fayda bekliyormuşuz ya da o iyiliğin bize dönmesi için hayatta. İnsanlarla ilgili bu genellemeyi doğru bulmadım ben. Sevap olmasa da bana dönmese de ihtiyacı olanı veririm ben. Dönmesi için değil yapmam gerektiği için yaparım, karşıdakinin mutlu olması bana yettiği için yaparım. Bazı insanlar yazar gibi düşünüyor fayda bekliyorlardır belki bilemem, ben bunu tuhaf bulurum.

     İkincidi de bir yerde 'aşka denen şeye inanmam' demesi. Aşka inanmayan biri bu kitapları yazıp nasıl aşk üzerinden para kazanıyor peki? Daha önce aşık olmamış olabilir ama bir şeye sahip olmamış olmak onu yok yapar mı? Yazılanlarla çelişki bu cümle.

     Üçüncüsü de 'sevgiler eskiyor mu' mevzusu. Zamanla sevenlerin birbirlerinden sıkıldıklarını ve ilişkilerin anlamsızlaştığını söylüyor yazar. Sevgi eskimez. Sadece sevmeyi bilmeyen bazı insanlar sırf iliskileri olsun diye iliski yasar buna da aşk derler. Heveslerini alınca da sevgi eskidi tükendi falan derler. Senin maymun istahlılığında sevginin suçu ne diyesim gelir bu tiplere? Sevgi biten değil aksine günbegün katlanarak çoğalan bir sel gibidir. Hayattaki her şeye karşı duyulan sevgi öyledir. İnsan yaşadıkça hayatı, paylaştıkça yakınlarını, nefes aldıkça her yeni güne uyanmayı daha çok sever. Elde etmenin şımarıklığıyla verdiği önemi karşısındakine zaman zaman hissettiremiyor olabilir ama bu sevgisinin azaldığı anlamına gelmez. Sevgi bitiyor işte elde edince tamamdır diyenler var ya işte onlar hem aşkın hem aşka inananların katililer. Bakmayın onlara siz. Hakikati istiyorsanız yıllarca tüketmeden, kıyamadan sevenlere sorun. Aşk sonsuzdur...

     Çeyrek altın aldı başını gidiyor esprisi anlamsız geldi, kalple bardağın sürelli bağdaştırılmasını her mecrada ve kitapta görmekten de sıkıldım.

     'Sevişene kadar aşka inanmıyorum, ordan sonrası hep bir sıradanlık, yavşaklık' diyor yazar. Sadece elde etme amaçlı peşinden gittiğiniz kadınla sevişince tabi biter her şey. Karşılıklı çıkar alış verişidir bu. Hayvanlar da yapıyor onu. Mevsimi gelince buluyor birini sonra herkes yoluna. Sıradanlaşmıyor zaten sıradan bu durum. Sen sıradansın çünkü karşındaki önemsiz sen onu bir hiç olarak görüyorsun o da seni. Ve buna utanmadan aşk diyorlar. Hayır, aşk böyle bir şey değil. Aşık insanların tenlerinin buluşması ruhlarının buluşması gibidir. Eskiler bir yarımın o zaman tam olduğunu söylerler. Her şeyini sevdiğin tanıdığın insanın tenine dokunmak nasıl onu herhangi biri yapar? Aksine sana ait kılmaz mı? Sizin üc günlük ilişkilerinizde aşkın kabahati yok yani, lütfen kusurlarınızı aşka yıkmayın.

     Benim kitap hakkında söyleyeceklerim bu kadar. Genel olarak güzel ve okumaktan keyif aldım.

9 Mayıs 2016 Pazartesi

Yanlışlıkla Meme Büyütme



     Kadınlar vücutlarından bir türlü memnun olmazlar. Sürekli bir yerlerinde kusur ararlar. Kimisi kalçasını büyük bulur kimisi göğsünü küçük. Bu yüzden estetik merkezleri takır takır işler. Eskiden estetik mi varmış, doğru beslenme, fazla hareket ve tabi doğanın armağanı bitkilermiş kadınları güzel kılan.

     Öncelikle erkeklerin nerdeyse hepsinin kadınların da büyük bir kısmının yanlış bildiği doğru sütyen ölçüsüne değinmek istiyorum. Çoğu insan sütyen ölçülerini 75-80-85-90 olarak bilir. Bu rakamlar göğüs büyüklüğünü ifade etmez. Kadının göğüs altı ölçüsünü, yani göğüs kafesi genişliğini yani kilosunu belirtir. Göğüs ölçüsünü belirten A-B-C-D kuplarıdır.

     Yani 75 A giyen bir kadın hem zayıf hem de küçük göğüslüdür. 85 yada 90 A giyen kadın şişman ve küçük göğüslüdür. Uluslararası ölçülerde standart kabul edilen ideal göğüs ölçüsü 80 - B' dir . Yukarıdaki anlatımlarıma bakarak 75- B giyen birinin vücudu oldukca zayıf ve vücuduna orantısız şekilde büyük duran göğüsleri olduğunu görebilirsiniz. Yalnız; dikkat edilmesi gereken nokta şu ki göğsün ortalama yüzde 60 a yakını yağ tabakasıdır. Bu yüzden kilo aldığımızda göğsümüz büyür verdiğimizde küçülür. Genel olarak böyledir fakat kadınların bazıları istisnai olarak bölgesel kilo aldıklarından göğüsleri almaz da kilo direk kalçalarına gider. Herkesin yapısıyla alakalı bu durum.

     Çok fazla uzatmadan kendi hikayemi anlatayım. Ben kiloyu her yerden alıp her yerden veren bir vücut proporsiyonuna sahibim. Gögüs ölçüm 80 - b. Ve bu benim 80 - c ye çıkışımın nasıl olduğunu anlattığım bir yazı olacak. Baştan sunu belirteyim bu yazı yalnızca tecrübemden yola çıkmış olacak, faydasını zararını başka insanlarda sonuçlarını araştırın.

     Öncelikle şunu söylemeliyim ki benim hiç böyle bir amacım olmadı tamamen tesadüfi bir durum. Yaklaşık bir aydır omuzlarımda sebebini anlayamadığım bir uyuşukluk ve ağrı vardı, göğüs uçlarımda da fazlasıyla hassasiyet, ilk ergenlikte biri sarıldığında iğneler batardı bir şey çarptığında ölecek gibi hissederdik ya sanki içten çürümüşüz gibi aynı o ağrı işte.

     Bu durum geçmeyince endişe duyup doktora gittim tabi bir şey çıkmadı şükür. Psikolojik mi falan derken arkadaş çevrem de kilo mu aldın deyip durunca bir de omuzlarımda çamaşır izi farkedince içkillenip ölçtüm hakkaten 5 cm fark. 5 cm fark nedir? Peki nasıl oldu? Hemen sorgulamaya başladım ve suçluyu buldum : ısırgan otu :). Bizim ailede genetik olarak romatizma olduğundan ileride romatizmaya yakalanmamak, korunmak amaçlı belli bir yaştan sonra herkes ısırgan tüketmeye başlar. Gerçi Karadenizin çoğunda var bildiğim. Ben de artık hem vücuttaki tüm toksinleri attığını bildiğimden, hem regl ağrılarını azalttığını duyduğumdan düzenli olarak ısırgan kürüne başlamaya karar verdim.

     Haftada yalnızca iki gün sabah kahvaltısından sonra ısırgan içiyorum. Ve yanılmıyorsam 20 gündür yapıyorum bu kürü yani totalde 10 bardak içmişim. Östrojen içerdiğinden dolayı böyle bir etkisi olduğunu fark ettim. Başka platformlarda araştırmaya koyuldum ciddi ciddi bu amaçla kullanan insanlar varmış. Ben tesadüfen farketmiş oldum.

     Bitki çaylarını çok fazla kaynatmamak ve içmeden önce demlenmesini beklemek gerektiğini eklemek isterim. Bu bir. İkincisi de lütfen faydası olsun diye aylarca ya da üst üste içmeyin. Bu vücutta fazla östrojen birikmesine neden olur, kistlere zemin hazırlarsınız. Bu yalnızca ısırgan için geçerli değil östrojen içeren her gıda için geçerli. Aşırı dediğim her gün ve aylarca kullanım. Yoksa haftada 2-3 bardak tüketmek oldukça sağlıklı. Bir uyarım daha var ısırgan reglinizi düzene sokar fakat bir kaç gün uzatabilir ilk içtiğinizde endişe duymayın kendi kendine rayına oturacaktır. Göğüs büyütme konusunda çok sıkıntısı olanlar olduğunu biliyorum, böyle bir şeyi fark etmişken paylaşmasan olmazdı. Kalıcı mı geçici mi bilmiyorum üç gündür içmiyorum benim için umarım geçici sizin için de kalıcı olur, umarım işinize yarar ve mutlu olursunuz bunu denedikten sonra. Sevgiler :)

Not : Piyasada satılan ilaç merhem gibi sizi istismar edecek ürünlere güvenmeyin. Eğer bunu gerçekten sıkıntı ediyorsanız sağlığınızla oynamadan bir estetik merkezine danışın. Bu konuda bilimsel olarak ispatlı olan tek çözüm yolu silikondur. Onu da uzun vadede zararından emin olunmadığından, doğal görünmediğinden ve dokunulduğunda hissedildiğini ve erkeklerin sevmediğini bildiğimden yaptırmayın derim. Onun yerine lütfen kendinizi sevin, lütfen :)

   

6 Mayıs 2016 Cuma

Pure Beauty CC krem ve Make Up For You Makyaj Fırçaları


     Pure Beauty'i duymayan yoktur sanırım. Watsonslarda su gibi satılan tüm bloggerların öve öve bitiremedikleri ithal bir CC krem.

     Peki nedir cc krem ve nereden geldi insanlara bu cc krem merakı? Cc krem bir renk eşitleyicidir. Cilt kusurlarını fondöten gibi örtmez, yalnızca cildi tedavi eder, sivilce oluşumunu engeller, kapatıcılığı yoktur, aydınlık ve tek renk bir görünüm sağlar. Fondöten kullanmak istemeyenler için kurtarıcıdır yani cc kremler. Ülkemizde üretiliyor mu bilmiyorum ama bu konuda yırt dışı kozmetiğine daha çok güveniyorum. Malum bizim insanımız genel olarak aşırı makyaj yapmayı seviyor. Kat kat kapatıcılar üsrğne fondöten kontür falan gani. O yüzden oek rağbet edilmesini de beklemezdim aslında ben ama şaşırtıcı şekilde sevildi bu cc krem.


     Benim sorunum cc kremler değiş aslında pure beauty markasıyla. Ben sevmedim bu markayı. Aydınlık görünüm sağlamak için fazlasıyla sime bulanmış. Cilde sürüldüğünde gün ışığında simler açıkça belli oluyor, düğüne gitmiş gelinin kız kardeşi gibi. En sevmediğim görüntüdür. Bir de sevmem ben fondöten gibi yüzde kalın bir tabaka varmış görüntüsünü. Bu markada onu hissettim. Resmen yüzümde katman varmış gibi. CC krem dediğin çok ton farkı gözetmez, cilt rengine sürer sürmez oturur, ince yapılıdır. Bu öyle olmadı ama. Beyaz tenliyim ben epey koyu geldi en açık olan ıvory rengi cildime. Bb kremi bile sanki daha açık renk gibi. Denemedim ama renk skalasına bakınca öyle görünüyor.

     Beğenmediğim başka bir yönü de T bölgesinde sivilce yapması. Evet ergenliğinde bile alnında sivilce çıkmamış ben şahsının alnında kocaman bir sivilce var şuanda üstelik iltihaplı. Göz altlarında da minik minik bezeler varmış gibi pürüzlü bir görüntü oluşturdu bende. Bilmiyorum ama ben sanki düğünlerde yüze sürülen ucuz fondötenlerden birini sürmüşüm de çıkmışım gibi hissettim. İki sefer kullandım emin olmak için ikisinde de aynı şikayetlerim oldu. Sevmedim kısaca, sevebileceğim tek bir özelliği de olmadı. Şimdi şimdi fark ettim başka sevmeyen insanlar da olduğunu. Anlamadığım neden bu kadar abartıldığı, hakkaten bu kadar seveni var mı neyi bu kadar rağmet gördü onu gerçekten anlamadım.


     Make up For You'nun fırçalarına gelince ben bu seti gittigidiyorda indirimden almıştım. Dolapta öylece duruyordu aklıma gelince hemen test edeyim dedim. Fondöten ve allık kullanmadığım için fırçaya da ihtiyacım oluyor haliyle. Pembiş renklerine aldanarak almıştım, özel günlerde kullanırım diye. Kuaförlerde hijyen açısından makyaj yaptırma taraftarı değilim de ben ondan kendi eşyalarımı kullandırmaya çalışırım genelde.


     Çantasını çok sevdim çok derli toplu, fırçaların da çantanın da renkleri çok tatlı. 24 parça set, 48 gibi bir fiyata almıştım yanlış hatırlamıyorsam. Çok ilginç şekilde fırçalarının birbirinden performans farkları olduğunu fark ettim. Mesela fondöten fırçası en şirin görüneni ama performans açısından rezalet. Tek sürüşte 10-15 kıl döküyor. Yüzüme ve üzerime düşen kıllar beni aşırı rahatsız ediyor. Aydınlatıcı ve allık fırçalarında böyle bir soruna rastlamadım. Değdi mi derseniz değdi genel olarak sevdim sadece tek fırça için karalayamayacağım.

Firavun Kolyesi



     Üniversite 2'deyiz bahar şenlikleri var. Bizim rock topluluğundan tanıdığımız bir kaç çocuk da orada stant açmış dövme yapıyor ve kolye satıyorlar. O zaman o topluluktaki çocuklar okulun en popüler çocukları havalılar ya kızlara pas vermiyorlar tabi kızları da cezbediyorlar. Kızlardan biri de çocukların standında sohbet etmek için fazlaca vakit geçiriyorlar. Ben boğuluyorum kızların kendilerini böyle gösterdikleri ortamda. Karar veremiyormuş ayağına yatmalarına bir son vermek amacıyla bir kolye gördüm Mısırlı bir adam kolyesi. Kıza bunu sana alıyorum dedim, aldık, ortamdan da sıyrıldık çok şükür.

     Neyse efenim kız sabahtan takmaya başladı kolyeyi akşam bir geldi ki savaş alanından çıkmış gibi. Sevgilisiyle tartışmış cebindeki son parayı düşürmüş bir de üstünde  bir sürü sakarlık yapmış düşmüş kalkmış falan. Odaya çıkarken bir kız boynundakini görüp aaa Firavuuun demiş. Bence bunu takma uğursuzluk getirir demiş. Kızın da kafası karışmış tabi. Ben hayatımda böyle saçma şey duymadım, uğursuzluğa inanmam asla. Bir kolye yani alt tarafı ne uğursuzluğu olur minnacık şeyin. Getir dedim bende kalsın.

     Sonraki gün kolye benim boynumdaydı koca günü onunla geçirdim. Ama nasıl bir gündü o. Nerden mır mır edip de atladım bilmediğim konuya. O gün kampüste az daha bir araba çarpıyordu, yeni aldığım telefonla merdivenlerden uçtum telefon 4.kattan uçtu aşağı, iyi anlaştığım herkesle tartıştım inat ettim çıkarmadım bu bir kaç gün devam etti. Firavun değil bu diyorum Mısırlı herhangi bir adam. Yok aman eksik olmuyor gürültü fenalık. Cama asalım yarın çöpe atalım diye karar aldık en son. Cama astığımız akşam baykuş sesinden uyuyamadık. Gün ışır ışımaz kızlar camdan attılar kolyeyi huzurla uyuduk. Tamam dedim o gün uğursuzluk diye bir şeye yine inanma ama diretme, bilmediğin şeyleri de alma. Ey Firavun kolyen bile lanetli, ne fena.

   

3 Mayıs 2016 Salı

Çok Düşündüm



     Çok düşündüm ve çok düşünerek insanın aklını bile oynatabileceğine karar verdim, düşünmek kötü biri.

     Korkuyorum, istediğim insanla tanışamamaktan. Ara sıra kafama vurmuyor değil bu ihtimal. Tamam diyorum çok iyi insanlar tanıdım diyorum ama endişe duyuyorum işte. Çünkü olur gibi gözükenlerin de olmaması için bir şeyler çıkıyor ya. Ondan herhalde.

     Birine benden sonra... İle başlayan cümleler kurmaya çekiniyorum. Yani bilirsiniz işte söyleyeceklerini kaldırabilir miyim diye düşünür duruyorum. Mesela Antonyo benim hemen peşime biriyle kendisine asılan bir kızla çıktı. Biliyorum ciddi değildi yalnızca yüzüstü bırakılmışlığını unutmaya çalışıyordu. Normal.

     Sonra biri daha oldu ona aşık oldu. Buraya kadarını biliyoruz zaten. Sonra arkadaşıma her biten ilişkisinde onla olsaydın şuan evli olurduk dediğini biliyorum gıyabımda. Pişmanlıklarını, istediklerini. İçinde kalan ukdeyi, yıllar sonra olsa bile çabalamasını.

     Aslında olurdu demek istemiyorum  çünkü hissediyordum hep olmayacağını tek korkum ikinci kez kırmak ve yüzüstü bırakmaktı. Bedduasını almak bir kere hayatın beni tokatlamasına neden oldu ikinci kez bunu yaşamaktan çekiniyordum. Bedduadan çok korkarım ben.

     Her şey o zamana kadar iyiydi aslında o çabalar falan uzaktan uzağa izliyordum öylece. Oluruna bırakmıştım, yalnızca kafamı kurcalıyordu ara sıra. Sonra o konuşma geçti ikinci kız sevdiğim dediği. Ondan sonra kafam dank etti bu kıza dokunmuş. Elbette dokunacak insan sevdiğine dokunur de mi? Ama yok o kıza ait olmuş şimdi neden onla değil?

     Bazen böyle olur hayat insanların yollarını ayırır, ben ayırmaması taraftarıyım tabi. Kızın onu neden terk ettiği hakkında fikrim yok ama önemli de değil. O günden sonra hiç cevap vermedim ona galiba. Rehberde aşağı inerken bile ismini gördüğümde aklıma direk o kızla geldi hala geliyor. O ona ait diyip duruyor beynimin içi. Ben nasıl döneyim başkasının hayal kurduğu, benim dediği yere? Bu haksızlık olmaz mı ikisine de?

     Hayat oluş halinde elbet birileri olacak, tamam kabul ediyorum bunu. Ama işte istemsiz bir şey devamlı hatrıma geliyor bu. Kafama benim için seneler önce yaptığı hiç bir şey gelmiyor yalnızca bu geliyor. Buna mani olamıyorum.

     Ben bunu ilişkimde de yaşamıştım, durup dururken aklıma geliyordu sinirleniyordum, beynim error veriyordu, durduk yere kavga çıkarıyordum karşımdakini kendimce cezalandırmaya çalışıyordum beni niye beklemedi diye. Bana layık olmadığını anlatmaya çalışıyorum. Huzurum olmuyordu yani. Başkente gidiyordum yürürken aklımda, yatarken aklımda hep aklımda delireceğim sanıyordum düşündükçe. İlk ben olmalıydım ne vardı nasibini beklemeyecek bu kadar mı kıymetsiz görmüş kendini bu da erkek mi diyordum kendi kendime. Yetiştiğim yerde hep iyi erkekler tanıdığım için. Durup durup ağlıyor ardından hiç bir şey olmamış gibi sevgi sözcükleri söylüyordum telefonda. Kendi içimde sürekli bir savaş yaşıyor bir ızdırap çekiyor düşünmemek için aklımı başka şeylerle meşgul etmeye çalışıyordum, korkunç bir şeydi bu. Çok az insanda olan psikopatça bir sevme biçimi sanırım, kendine bu denli zarar vermenin başka bir kelimeyle anlatılabileceğini sanmıyorum.

    Dünyanın en kötü şeyi acaba şunu yapmış mıdır? Kaç kişi olmuştur hayatında kaçını sevmiştir günü birlik takılmış mıdır bir başkasına ait olmuş mudur diye düşünmek var. Oysaki bazı insanlar var biz onlar için her konuda 'yapmamıştır, yapmaz' diyebiliyoruz. Bize göre kötü olan hiç bir şeyi yapmayacağına kefil olabiliyoruz tanısak da, tanımasak da.

     Şimdi düşünüyorum ve kafamızın rahat olması, huzurlu ve her an sevgi dolu olmamız için böyle birine ihtiyaç duyuyoruz demek ki, diyorum. O güven duygusu var ya. Hani 5 sene (hatta totalde 9 yıl oldu 5inden emin olduğum içim 5 diyorum) boyunca işine gücüne bakıp nasibini bekleyen tahinli pekmezin verdiği güveni bir başkasında nasıl bulabilirim diyor insan. Böyleleri de var hem de çok var. Onu da hiç sevmedim, sevemedim o ayrı, zaten beni istemiyor artık kesin. Yine de örnek olsun diye verdim.

     Biriyle konuştuktan, ayrıldıktan, düşündükten sonra acaba kimle olmuştur diye düşünmekten delirecek kıvama geliyorum. İçimde öyle bir sahibiyet dürtüsü var ki sanki hayatımın bir parçasını tüm dünyayla paylaşmak zorunda bırakılmış o parçayı oraya bırakmış gibi hissediyorum.

     Erkeklere göre daha basit böyle şeyler, biriyle çıkmak gözüne bakmak hayaller kurmak sözler vermek düşmek kalkmak, bunlar basit. Her erkek için söylemiyorum tabi basit erkekler için. Basit erkeklere kendileri gibi her şey basit geliyor. Sonra da gidip en temiz kızla birlikte olma hayalleri kuruyorlar. Böyle bir hakları yok. Ben demiyorum Kuran'da Nisa suresi diyor. Evlenemezsiniz diyor daha ne desin.

     Ben ne zaman büyük sabrettiysem mükafatını hep iyi aldığımı gördüm. Bu yüzden sabırla bekliyorum. Kendimi az düşünerek delirtmemeye çalışıyorum. İnsanların sözlerine değil yaptıklarına bakıyorum artık. 'Sana bıraktım' diyorum teslim oluyorum. İnşallah bir gün buraya yazabileceğim tek bir hüzünlü şeyim kalmaz da hep mutluluktan bahsederim...

cpm fun 2