Son Yazılar

26 Haziran 2016 Pazar

Bu Sizin Hikayeniz



     Merhabaaa. Bugün güzel bir etkinlik planladım sizlerle. Ben ben yazıyorum siz okuyorsunuz, ben de sizin hikayelerinizi dinlemek istiyorum. 

     Bugünden itibaren yani 26 - 29  Haziran tarihleri arasında siz de yaşadığınız en unuulmaz aşkı, en unuulmaz anınızı, en içten düşüncelerinizi yazın bubenimsitemm@gmail.com emailime gönderin. Paylaşabildiklerimi paylaşmak hikayelerinize diğer bloggerların da ortak olmasını sağlamak istiyorum.

     Isim kullanmak zorunda değilsiniz, kendi hesabınızı kullanmak zorunda da değilsiniz. Lütfen sadece içinizden geldiğince yazın. Söylemek istediklerinizi, özlediklerinizi, kaybettiklerinizi.. Ne diliyorsanız o hikayenizi yazın. Tecrübeleriniz tecrübemiz olsun. Hikayelerinizde isim yayınlanmayacak sizin belirttiğiniz rumuz yayınlanacak. 

     E hadi o zaman başlayalım :)

25 Haziran 2016 Cumartesi

Düğün Vaaar




     Sanıyorum yakında düğün var :) Ablam evleniyor. Aileler tanıştı söz için tarih belirlendi geriye kalan bir yüzük bir kahve bir de gelinlik. Çok uzatmazlar sanıyorum. O heyecanlı ben ondan heyecanlıyım. Sözde giyeyim diye on çeşit elbise aldım hala kararsız kararsız elbise bakıyorum. Bir çekmece takı doldurdum olur ya o gün biri kopar bir şey olur vazgeçerim birinden falan alternatifim çok olsun. Ondan bile daha çok ciddiye aldım sanırım. E ilk defa gelinin kız kardeşi olacağım kolay değil. Fotoğraflarda en iyi ben çıkmalıyım, en doğru kombini de ben yapmalıyım bir daha o ana geri dönme imkanım yok. 

     Gerçi ben söz var dedim ama babam biraz yokuşa sürüyor. Çocuğun tabiri caizse ıcığını cıcığını çıkardı hala düşünüyor. 'Kızım siz erkekleri bilmezsiniz bakalım ben kadar el üstünde tutabilecekler mi sizi hemen veremem diyor' Adam haklı, yeni nesil güven oluşturmuyor ki. Bir de Karadenizliyiz biz. Bizim memleket ataerkil değil aksine anaerkildir. Kadın idare eder her şeyi bu yüzden pek çok şeyde kadının söz hakkı daha fazladır. Bakmayın dizilerde falan Karadenizin farklı yansıtıldığına. Karadeniz kadını çok cevvaldir, ne istiyorsa ne düşünüyorsa söyler, hakkını mutlaka alır, mücadele eder, istediği olana kadar inatlaşır, çok aşırı fedakardır ama kolay kadın değildirler her babayiğidin harcı değil güçlü kadın idare etmek. Başka şehirlerde erkekler genelde egemen olduğundan ya da ülkede maço oranı çok yüksek olduğundan babam biraz endişeli yaklaşıyor doğal olarak. Hani şu küçük gözüken ama aslında çoğu evlilikte büyük sorun oluşturan kültür şoku meselesi.

     Mesela 'kız veriyoruz' demeyiz biz, 'oğlan alıyoruz bir evladımız daha oldu' deriz. Kız koca evine gittiği zaman ailesinden kopmuş sayılmaz, baba evi her zaman eskisi gibi evidir, orada yabancı muamelesi görmez. Geçen yıl 80 yaşındaki bir akrabamız kızını evlendirirken düğün sonrası şöyle dedi; 'bak kizum habura goca evun ha oyan da benum evum bu oğlan seni uzerse birine diyecesun gelup gotüreceğum seni, ben oğlan kahri çek diye büyutmedum seni'. Aha tam da böyledir bizim şehrin insanı. Pek çok yerde kız evlendirilirken ora artık kocanın evi uyumlu ol dönme derler ya bizim orada tam dersi düğün günü 1 dakika sonra dahi desen ki istemiyorum alır geliriz derler. Evde tatsız bir konu mu oldu hemen ara anlat derler. Kızlar anlatmazlar tabi ailelerine, bilirler ki büyür. Az çok duymuşsunuzdur bilirsiniz, kalabalık sülaleler, kız üzgün diye duyulursa artık kaç kişi damadın kaç kemiğini kırar hesap bile edilemez. Kızımızı üzdün diye tek kavgada 16 kemiği kırılan biliyorum ondan mıdır bilinmez bizim oradan kız alanlar pek üzmez el üstünde tutarlar eşlerini. Kızlar büyüklerinin nasıl deli cesaretli ve aniden parlayan insanlar olduklarını bildikleri için evliliklerinde mutsuz olasalar da mutluyum derler bazen.

     Biz de işte yavaş yavaş o evreye geliyoruz; kız vermeyip oğlan alma evresine. Tüm sülale hummalı bir şekilde çocuğu araştırmakta. Kimlerle çıkmış, arkadaş çevresi iyi mi kötü mü, üniversitede kaldığı dersler, iş yerindeki insanlarla uyumu, komşularıyla uyumu, kadınlara bakış açısı, küfürbaz mı, içer mi, oruç tutar mı tutmaz mı, cumalara gider mi bunlar temelden araştırılır. Hatta öyle bir evreye gelir ki olay; ilkokul öğretmeni, ortaokulda takıldığı intermet cafeler, sosyal medya hesapları, alışkanlıkları, borçları, iddaa at yarışı ikramiye gibi haram paraya meyledip meyletmediği, aile ilişkileri, ailesinde ayrılmış ya da mutsuz evlilik var mı, paraya kıymet verir mi, görgü kurallarına riayet eder mi, maddiyatı nasıl kızı geçindirmeye yeter mi, askerde takıldığı insanlar gittiği yerler (özellikle okul ve asker arkadaşlarına didik didik sordurulur damat adayı), inancı, ahlaki yapısı araştırılır.

     Hatta bazı yörelere tuhaf gelebilir ama Kuran'da Nisa suresinde 'zina eden kadın yalnız zina eden erkekle zina eden erkek yalnız zina eden kadınla evlenebilir' hükmüne riayeten İslama uygun Allah'ın kurallarına uygun bir evlilik olabilmesi açısından kız bakireyse bakir erkek değilse bakir olmayan erkekle evlendirilir. Yani erkeğin bekareti de kadınınki kadar önemlidir, araştırılır. (Oralarda bakir erkekler bakire kızlarla evlenir bu yüzden merak etmeyin yani memleketlerinde ahlaklı erkek çok olduğundan kriterleri de bu yöndedir ailelerin. Olmadı zorunda değiller hani kendi memleketlerinde onlarca temiz çocuk var onlardan birine verirler kızlarını. Düşünce yapıları böyledir.) 

     Damat adayı dostuna düşmanına sorulur. Takıldığı tüm mekanlara bakılır, yanlış kötü bir yerlere hayatında bir kere olsun gitmiş mi? Bir bakarsın don markasına kadar karşıdakinin kendisi hakkında bilmediği şeyleri dahi kız tarafı şak şak vuruverir oğlanın ve ailesinin yüzüne. Hiç layık olmayacak biriyse yani çok çok kötü çıkar da iyi gözükürse bizim kızımıza layık mısın sen denir evden kovulur. Bir daha iki dünya bir araya gelse o iki insan aynı caddeden dahi yürütülmez. Böyledir işte bizde işler. 

     O yüzden şimdi düşünüyorum mesela iyi ki kaldırıp da üniversiteden birilerini getirmemişim ailemin önüne. E vermeyeceklerdi zaten kim bilir neler neler çıkacaktı kesin tiksinirdim zaten kimi getirsem. O yüzden en iyisi yetiştiğin gibi ve ailenin istediği gibi biriyle olmak. Kusursuz gözüken insanlarda bile neler bulabilen memleketimin güzel büyükleri o insanların her türlü pisliklerini bulurdu. Kafalarından geçenleri kulak kiri yapar da çıkarır yedirirlerdi vallahi. 

     Neyse ki şuanki damat adayımız on numara beş yıldız bir beyefendi. Tek bir kusur bulamadık kendisinde. Maşallah. Umarım tez zamanda sözü halleder düğün vaktini konuşuruz. Ben de delirmiş gibi alışveriş yapmaya kaldığım yerden devam ederim. Şöyle bir gece yarısına kadar yeri inlete inlete horonumuzu oynar, hep mutlu olmaları için güzel dileklerde bulunur, ayakkabı altından ismimiz silindi mi diye bakarak geleceğimize dair güzel anlamlar çıkarırız.

24 Haziran 2016 Cuma

Hayat Süreci Böyle Galiba



     Kafamın almadığı bir konu var; birden fazla kez aşık olmak. Sanki çok imkansız gibi geliyor bana. Hep insan yalnızca bir kişiye aşık olabilir gibi düşünüyordum hep eski hislerini özler gibi. Mesela bir daha birine koşarak sarılacak gece yarısı bile özledim diye ağlayacak mıyım ben? İki çeşit sarılacak, cennetteymiş gibi hissedecek, konuşmadığım her an ölecekmişim gibi hissedebilecek miyim? Kapı önü vedalaşmalarında ayrılamayacak her ayrılışta ağlayabilecek miyim? Sanıyorum yeterince nefret edip arkana artık bakmadığında bunu yaşayabileceğine inanmaya başlıyorsun. Umarım yaşarım tabi. Bir de kimse aşık olduğuyla evlenemez tezim var tezi geçti kanunlaştı o.

     Mesela bir tanıdığım bir kızla 7 yıl flört etti, nişanlandılar. Düğüne çok az müddet kala ayrıldılar. Çocuk hasta oldu 1 ayda 12 kilo verdi serumlarla ayakta durdu falan. 1 sene sonra evlendi. İyi bir eşi var, uzaktan bakınca mutluymuş gibi gözüküyorlar ama ben görüyorum o kıza baktığı gibi bakmıyor eşine. Aşkla bakmıyor işte, o kıza aşık değil. Seviyor mu ne hissediyor bilemem ama bir yerde eski nişanlısının fotosunu bulmuştu, yutkunarak yırttı attı. Aklım almıyordu o zaman bu kadar severken nasıl ayrıldılar, neden yeniden bir araya gelmediler falan. Sonra anladım ki kaderlerinde yoktu. Allah istemiyorsa olmaz bir şey, Allah onların kaderlerini birbirlerine eş olacak şekilde yazmamıştı. Bu acı bir şey değil mi ama ya. 7 yıl. Ne hayaller ne emekler geride kalan bir yığın çöp gibi. Eskiden insan bazı konularda kendi kaderini kendi çizebilmeli derdim. Şimdiyse iyi ki çizemiyor diyorum. İnsanız ve insanların içlerini göremiyoruz, devamlı kendimiz için kötü olanı istiyoruz. Sanki her istediğimiz olursa mutlu olacakmışız gibi geliyor. Olmuyor. İstediğimiz olunca da olmayınca da eğer bir dönem mutsuz olmamız gerekiyorsa oluyoruz. Bir de şu açıdan bakıyorum olaya; dünyaya gelme amacımız belli herkes bir şeylerle sınanmak zorunda. Kimi hastalıkla kimi çocuğuyla sınanırken kimimiz de kalbimizle sınanıyoruz işte. İnsan daima en sevdikleriyle sınanırmış. Diğer imtihanlara göre bu daha iyi sanki daha hafif. Şikayet etmek imtihanı daha büyük olan insanlara haksızlık olurmuş gibi. 

      Hopalıyla İskeletordan da bahsetmek istiyorum. 6. yıllarına girmişlerdi İskeletor askerliğini yapmış işini kurmuş hayatını düzene oturtmuştu artık önünde evlenmemek için sebep kalmamıştı. Hopalı evlenme lafının geçmesini beklemeye başladı. O kadar beklemesine rağmen yüzük lafının y's, bile geçmedi. Bir ara sana mükemmel bir hediye aldım dedi çocuk, hemen yüzüğe yorduk tabi. İnsan aldığı hediyeyi neden yüceltip ne olduğunu söylemesin ki. Elimizdeki tek cümle buydu ama hala evlenme lafı geçmiyordu. Hopalı kalktı İstanbul'a gitti, İskeletorun ailesine kendini gösterdi. 2-3 gün kaldı, ne oldu ne bittiyse sürekli evde tartışmalar yaşanmış ve aile Hopalıyı istemediklerini açık açık belli etmişler. Neden olduğunu ben de anlamadım, bu kız sizin oğlunuzun 6 yıldır sevdiği gezdiği tozduğu kız. Sahip çıkmak yerine eleştirmek nasıl bir hareket biçimidir? 

     Neyse ben biraz konuştum İskeletor evlenmek istediğini ailesinin kıza karşı bir önyargısı olmadığını falan anlattı bana. Yüzüğü aldım Cumartesi gelip teklif edeceğim dedi. Güyya sürpriz yapacaktı, gelmedi. Peşine ailemle geleceğim hazırlık yapsınlar dedi. Kız ailesine söyledi hazırlıklar yapıldı. Cumartesi oldu arıyoruz çocuğun telefonu kapalı. Akşama kadar bekledi o aile ama çocuk gelmedi. Kız sabaha dek ağladı. Bu da yetmezmiş gibi çocuğun ailesi oğlumuzla evlenmek istiyorsan düğün yapmayız masraf yapmayız nikah şahidi dahi getiremezsin gelinliğini kendin alırsın bizle yaşarsın ayrı eve çıkmak yok gibi enteresan şartlar sundu. Bu çocuk kıza flört döneminde çok zenginiz sana Çırağan'da düğün yapacağım diyen çocuktu. Ve ailesi şimdi böyle diyor. Bir de 3 sene şartı koymuşlar, 3 seneden önce evlenmek yok. Fakir bir aile kesinlikle değil. Kız kabul etti buna rağmen olmadı. Fazlasıyla sabretti mücadele etti ama olmadı işte. Nasip olmadı. 

     4-5 ay sonra başkasıyla çıktı İskeletor, yazın nişan yapacağız diyormuş 3 günlük kız için. Şimdi Hopalı mutlu gözüken mutsuz kadın rolünde. Hepimizin yaşadığı o evreyi yaşıyor. O çocuğa sabretti, bir kalıba oturttu, bekledi, mücadele etti. Sonuçta sadece emeklerine ağladı, anılarına ağladı. Niye böyle olduğunu sorguladı durdu. Elimden gelenin fazlasını yaptım ama olduramadım ben de bir arada tutamadım arkadaşlarımı. 6 sene flört ettiğin uğruna ağladığın ve o kadar sevdiğin kızla neden evlenmek istemezsin onu da anlayabilmiş değilim. Erkekler cidden anlaşılmazlar bir de bize diyorlar. Gözü oynaştadır derdim ama peşine hemen ciddi ilişki yaptı çocuk. Hayatın bu hızda değişmesi bizi hayrete düşürüyor. Sebebi sorguladıkça insan kendini daha büyük çıkmaza sokuyor. Aslında tek bir sebep var o da nasip. Nasip değilmiş. Kaderinde yazan insan o değilmiş.Şimdi başkasını bu saatten sonra nasıl seveceğim diyor Hopalı. Haklı. Zor. İnanması güç. Ama böyle olduysa vardır bir hayırlısı deyip oluruna bırakmak en iyisi.

     Tomris. Tomris benim taa liseden arkadaşım. Rahat bir kız olduğu için yaşadığımız şehre pek uyum sağlayamamıştı. Bir çocukla 10 yıl çıktılar, olmadı. Birine aşık oldu çok sevdi. İnsanlar yapma dedi, sana göre değil dedi, nasip olmayacağına dair pek çok işaret gördü. Ama kendi kaderimi kendim çizeceğim dedi. Nasip değil deyip kolaya kaçmayacağım dedi. Her şey güzel gidiyordu, çocuk aşıktı ve bir dediğini iki etmiyordu. Evlendiler. Kız bunu başardı, ben istiyorsam olacak dedi ve oldu. Evlendikleri andan itibaren tartışmaya başladılar, çocuk ilk andan itibaren kalbini kırmaya ve hakaret etmeye başlamış. Psikolojik şiddetin devamında fiziksel şiddet de gelmiş. En son hamileyken karnına tekme atmış ve kız merdivenlerden yuvarlanarak hastahaneye kaldırılmış. Bebeğini kaybetmiş. O travma sonrası boşanmış. Şuan rastladım çok yarası var, 10 yaş büyümüş biraz yorgun biraz bitkin bakıyor artık. Mutlu olabildiği kadar mutlu aslında, insanlara güven konusunda da büyük sorun yaşıyor. Umarım kendisini hakeden biriyle mutlu olur. Boşandığı çocuk da kendini iyi göstererek başka kızlarla flört etmeye devam ediyormuş 

     Başkalarının mağdur olmaması için ve toplumda şiddetin yayılmaması için bu insanlar damgalanmalı. Daha önce de söyledim, hiç bir kadın onlara nasip olmamalı, onların tuzaklarına düşmemeli. Bu yüzden devlet eliyle bir şeyler yapılmalı. Alınlarına kalıcı domuz dövmesi yaptırmak benim bu konu için bulduğum en şahane çözüm önerisi. Zaten Allah'ın sevmediği bir insan, yapıştır dövmeyi soyutlansın toplumdan, kimseye zarar veremeden yaşasın ve ölsün. Yalnızlık, sevgisizlik ona bu dünyada en büyük ceza olsun, ahirette zaten Allah ona azapların en büyüğünü yaşatacak. Kimseye sebep olamadan azaplar içinde kıvransın. 

     Benim de psikolojik ve fiziksel şiddete maruz bıraktığını bildiğim sözde bir kaç erkek görünüşlü insan var. Ve kendilerini sanki öyle değillermiş de iyi biriymiş gibi gösteriyorlar topluma. Hatta bir tanesi bir kıza asılırken kızın kadına şiddete hayır konulu fotoğrafına alkış emojisi attığını hatırlıyorum, Antropoloji hastagli fotolara bakarken tesadüfen görmüştüm. Düşünsenize kendin o düşünceyle alakası olmayan kadın üzerinde baskı kuran bir tipsin, ilk sevgiline yapmadığını bırakmamışsın psikopatın birisin ama birine yürürken kendini böyle gösteriyorsun. Çok gülünç değil mi ya? Aynı zamanda çok da tehlikeli. Aptal mı o kız anlamayacak mı bir müddet sonra? Görmeyecek mi gerçek yüzünü? Kendi eski sevgilimdi bu bahsettiğim, bu kadar anlatmışken kim olduğunu da söyleyeyim bari. Allah bana çektirdiği kadar çektirsin ona, başkalarının canını yakmasını nasip etmesin, ona şehitlik nasip etmesin, iki cihanda da hak ettiğini versin.

     Siz de toplumda bu şekilde şahit olduğunuz olayları ve insanları lütfen birbirinize anlatın, kulaktan kulağa yayılsın mimlensin bu insanlar. Kimsenin hayatını karartamasınlar artık. Bol bol da helakları için dua edin ki kadınlar şu toplumda mutlu olsun artık. Onlar şeytanın topluma yolladığı birer görevli, şeytanın askerleri. Başka türlüsünü düşünemiyorum. 

23 Haziran 2016 Perşembe

Erkekler Hakkındaki Efsaneler


1. İlk Aşklarını Unutamazlar Efsanesi

     Öyle güzel unuturlar ki vallahi adı sanı bile geçmez. Benim gördüğüm erkekler her yaşadıkları ilişkide maşallah zil zurna aşık gibiler. Mesela bakın çevrenize senelerce süren ilişkilerinden çıkan erkekler ardından kısa süreli bir ilişki yaşayıp hemen evleniyorlar. Bir nevi düzenli hayat kurma isteği mi artık intikam şekli mi bilmiyorum. Ama yıllarca o kadın ona emek etmiş mi fedakarlık etmiş mi ne yaşamış ne paylaşmış kırılmış mı umurlarında olmuyor. Balık beyinliler bu konularda. Kadınlar kadar hassas ve zehir gibi bir hafızaya sahip değiller. Bedensel şeyleri de çabuk yaşayıp tükettiklerinden ilk öpücükmüş ilk sarılmaymış böyle şeyleri de önemsemezler. İstisnalar elbette vardır herkese haksızlık etmeyelim ama toplumun büyük bir bölümü bu şekilde. Eğer bir erkek sizi unutmadığını söylüyorsa muhtemelen sizden daha iyisini bulamamıştır onun farkındalığındadır. Yoksa kim bilir kimler gelmiş kimler geçmiştir hayatından, siz kalmamışsınızdır bile inanın. Ha bir de şöyle bir istatistik var Türkiye'deki erkeklerın %89'u ilk flörtleriyle evleniyorlarmış, ben pek inanmadım bu istatistiğe ama doğru da olabilir bilemiyorum. Ama şu söze inanıyorum eğer 16 yaşından büyükseniz evleneceğiniz insanla tanışmışsınızdır. Tüm tanıdıklarım eskiden tanıdığı arkadaşlarıyla evlendiler ya da eski flörtleriyle. Tabi benim tanıdıklarımın geri kalanları %11'lik kesime dahil olabilir. Yani benim inanmak istediğim kısma.

2. Erkeği Kendine Bağlamanın Yolu Kıskandırmaktır 

     Erkekler de kadınlar gibi kıskanmaktan hoşlanmazlar. Kaybetme korkusu ve hemcinsinin kendisinden üstün özellikleri olabileceği düşüncesiyle baş edememe endişesi yüzünden hırçınlaşır ve huzurunuzu kaçırırlar. Aranızda güven problemi oluşur, yapmayın mümkün olduğunca kıskandırmayın.


3. Erkeği Baştan Çıkarmanın Yolu Abartı Dekolteden Geçer

     Eğer dekolte verecekseniz bu tek yönlü olmalı, mesela mini giyecekseniz üst kısmınız mümkün olduğunca kapalı olmalı dikkat yalnızca tek yöne çekilmeli. Eğer gecelik mi giymiş algısı oluşturursanız çekici değil basit olursunuz. Gizemli açıklıktan hoşlanır erkekler, hayal güçlerini harekete geçirebilecek detaylardan hoşlanırlar.



18 Haziran 2016 Cumartesi

Kıskançlık Bir Hastalık


     Evet kıskançlık bir hastalık ve tedavisi yok. Uysallaştırılabiliyor fakat tedavi edilemiyor. Güven eksikliği falan diyorlar ya saçmalık. Bir çeşit sahiplenme dürtüsü bir kere bu, sevgi fazlalığı.

     Hayır kesinlikle bu kötü huyu savunmuyorum. Sadece kıskanç insanların da anlaşılması gerektiğini düşündüğüm için bir de bizim açımızdan bakılmasını istiyorum. Bence gayet mantıklı :)

     Kıskançlık karşındaki insana ya da hayat standartlarına göre oluşmuyor, sonradan da değişmiyor. Sadece karşındakine göre seviyesi değişiyor. Çok iyi biriyse az kıskanıyorsun kötüyse çok. Mesela ben kendimi bildim bileli bedenimin 3te 2si kıskançlıktan oluşmuştur. 6 yaşımdan 25ime dek karşı cinse en ufak bir şey hissettiğim an kıskanmışımdır. Bazısında bu fark edilmeyecek kadar az olurken bazısında aşırının aşırısı olmuş ve karşı tarafa yansımıştır.

     İlkokuldaydım tam 6 yaşında. Bizim sınıfta bir çocuktan hoşlanıyordum, şiirler yazıyordum falan. Başka yer kalmamış gibi sınıftaki tüm kızlar da askıda onun montunun yanına asıyorlardı montlarını. Her sabah üşenmeden montları en uçlara atıp sağına kendi montumu soluna da kankasının montunu asıyordum. Bunu evde falan görmedim, kimseden de duymadım, çevremde de yoktu. Çocuğu kıskanıyormuşum demek, bunun kıskançlık olduğunu sonradan anladım tabi.

     İlkokul 3 teyim gene aynı çocuk. İlk üç yıl bu çocuktu şuan düşününce çok komik geliyor. Sen ne bilirsin aşkı meşki çocuğu değil mi daha lavaboya boyun yetişmiyor senin neyine gerek bu işler? İşte Allah insanı çift yaratmış ya, ta doğduğu andan itibaren karşı cinse ilgisi var. O zamanlar adı aşk değil, ilgi. Çocuk aklı işte ilgiyi aşk meşk sanıyor, daha aşkın ne olduğunu dahi bilmeden. Neyse efenim bizim sınıfta bir kız var hoca bu ikisini aynı sıraya oturttu ben kızı konuşturuyorum diye. Gidip aralarına oturasım geldi. Sen ne biçim öğretmensin senin neyine gerek ikisini bir ara oturtmak değil mi? Arkaya dönüp sırtıma bulaşan silgi tozundan kavga çıkardığımı hatırlıyorum. Sonra çocuk bana eşolueşek dedi böyle bastıra bastıra bir tokat attım suratında elimin izi çıktı. Hoca geldi sonra, beni çok severdi söylemesi ayıp ne yaptı sana dedi, küfretti dedim, bir tokat da o yapıştırdı. Çocuk yerde, zerre içim acımadı. Sonra öğretmen çabuk öpüşün barışın dedi, reddettim, beni çocuğa çocuğu bana itti zorla sarıldırdı güyya barıştık. Ama o hikaye orda bitti. Sonra taşındık zaten biz başa okula geçtim. O çocuk lisede bile okuluma selam yolluyordu şimdiyi soracak olursanız hiç görüşmedik yüz yüze, görüşmek istemedim ama duydum ki nişanlanmış. Allah mutlu etsin.

     İlkokul 4 teyim kızın biri gelip Emin senden hoşlanıyor dedi. Emin mi Emin kim ya? Sınıfta 2 tane Emin var. Biri sürekli şarkı söyleyen sesi güzel Emin, diğeriyse sürekli ders çalışan aşırı zeki Emin. Kafam karıştı ikisi de çok popüler çocuklar. Hoşlanmak ne ya hala ne demek olduğunu bilmiyorum. Ablama sordum o bana inşallah çalışkan olandır zeki çocuklar iyidir derslerinde yardım eder demişti. HAHAHA şuan ne mantıkla olduğunu bilmiyorum ama onun da kafa güzelmiş belli ki. Bu konu epey müddet kapandı. Sene sonuna yakındı ki sesi güzel Eminin hoşlandığını öğrendim. Hatıra defterime herkesi yazdırmış onu es geçmiştim. İlgimi çekmiyor ya tabi. Gittim yazdırdım. Eve geldim bir okudum ki saydırmış bu bana. Bu nasıl hoşlanma, nefret ediyor belli ki. Ablama anlattım erkekler hoşlandığı kızlara kötü davranır dedi. Ve tabi yine ona güvendim. Gittim okula benden mi hoşlanıyorsun dedim Ebrudan hoşlanıyorum dedi. Ebru da okulun kaşarı. Ne demek Ebrudan hoşlanmak. Hayır ben hoşlanmıyorum ama bana yazdığını bildiğim çocuk karşıma çıkıp Ebrudan hoşlanıyorum diyor, ikisini de yolmalıyım. Neden bilmiyorum o zaman böyle düşünmüştüm. Sıra arkadaşım Ebru düştüğünden Emin bacağına baktı dedi bir de. O hışımla gidip Emin'i dövmüştüm. Seni sapık dediğimi hatırlıyorum, bananeyse. Ego yapmışım herhalde, über saçmalık.

     5-6-7 de bir vukuatım yoktu. 8in birinci döneminde kankam teklif etmişti onu hatırlıyorum. Aşırı yakışıklı bir çocuktu ama hiç o gözle bakmamıştım. Başka bir kankasıyla aşırı samimi gördüğüm için reddetmiştim. Bir de bu var. Birini kıskandığımda hiç var olmamışçasına soğuyorum. Yani eğer aşık değilsem bir kişiyi yalnızca bir kez kıskanma hakkım var. Tek şansı var, kötü kullandığında bitiyor. O yüzden biriyle olmam daha da zorlaşıyor. Kıskanınca diğer kızlar gibi gidip yolsam ya, soğuyor direk irtibatı kesiyorum. 1-2 saat içerisinde unutuyorum.

     Lisede bir çocuğu sevdiğimi sanıyordum ama hiç kıskandığımı hatırlamıyorum. Lisede göz çapkınıydım bir ona bir buna bu da hoşmuş o da öteki de derdim açılana kadar beğenirdim birini çocuk açılınca tüm büyü bozulurdu. O yüzden belki de tek kişiye odaklanamadığım ve sevemediğim için kıskanmaya vakit ve gerek duymamış olabilirim. Kimse yargılamasın kimseyle çıkmıyorduk işte malum ergenlik, hormonlar falan falan.

     Bir ilişkim olduğunda hele hatırlıyorum bir kez aramıştım gazete okuyordu çocuk ben de gidip aynı gazeteyi almıştım okuyayım bari diye her şeyi onla aynı yapmak zorundaydım sanki senin neyine gerek gazete almak? Gazetenin son sayfasında yarı çıplak bir mankenin fotosu vardı. Beynime nasıl kan sıçradığını hatırlıyorum. Arayıp saçma sapan bir konu bulup kavga çıkarmıştım. Çünkü o kadın resmini görmüştür kesin gözü çıksın diye kendi kendime söylenirken sakinleşemiyordum, acısını çıkarmalı karşımdakini cezalandırmalıydım. Nasıl bir psikoloji olduğunu şuan anlayamıyorum ama o zaman çok mantıklı gelmişti, Kendi kendime kıskanıp karşı tarafa söyleyemeyip kavga çıkardığım çok olmuştur. İyi biri olsaydı pişman olurdum ama şuan da keşke yapmasaydım demiyorum da daha fazla da yapsaydım olurdu zaten iyi bir sevgiliydim. Neyse bir dahaki insana artık. Kendi kendime devamlı telkin veriyorum aman hayatına biri girerse çok kıskanma, kıskansan da belli etme diye. İnanıyorum bir dahaki insanda başaracağım bunu. Gitgide daha az kıskanç oluyorum, hayat sağ olsun. Aman siz siz olun lütfen benim kadar yoğun kıskançlık duygusuyla yoğrulmayın, yoğruluyorsanız da belli etmeyin kendi içinizde yaşayın, sonra hem yıpranıyor hem de yıpratıyor insan.

Babalar Günü İçin 5 Hediye Önerisi



     Maddi ve manevi her an yanımızda olmaya çalışan bizi bizden çok seven sevgili babalarımız için hediye alma vakti :) Bu babalar gününde cüzdan, kemer ve kravat dışında bir şey alalım dedim ve beğendiğim hediye önerilerini derledim umarım işinize yarar :)


1. Babanızla güzel anlarınızdan oluşan bir fotokitap hazırlayıp ona manevi yönü ağır basan ve kendini kıymetli hissettireceği bir fotokitap hazırlatabilirsiniz :) Ürüne bakmak için tık tık


2. Eğer babanızın iş yeri ya da kendi zevkine göre dayayıp döşediği bir alan varsa ve antika görünümlü ürünlerden hoşlanıyorsa böyle orjinal antika bir telefon da alabilirsiniz. Ürüne bakmak için tık tık


3. Satranççı bir baba için cam satranç takımı da son derece iyi bir alternatif olabilir. Ürüne bakmak için tık tık


4. Dün hediye ararken rastladım bu ürüne ve bayıldım. Eğer alıngan bir babanız yoksa ve biraz espri kaldırabilen bir yapıya sahipse bu hediye tam size göre. İstediğiniz mesajı yazabilirsiniz, sizin yaratıcılığınıza kalmış. Ürüne bakmak için tık tık

5. Zaman yolculuğu kanvas tablolar insanı bir an için geçmişe götürüp gülümsetiyor. Yanıbaşınıza evladınızla çekilmiş yıllar ve emek kokan bir fotoğraftan daha güzel ne olabilir ki? Hep var olsunlar. Yıllar saçlarına ak düşürse de hiç değişmesinler. Sizde güzel anlarınızı ölümsüzleştirip onlara sunabilin. Ürüne bakmak için tık tık




Ayak Bakımı


     Malum yaz geldi açık topuklular ve sandaletler çıktı, yoğun bir ayak bakımı zamanı. Ayak bakımının 3 önemli aşamasını paylaşmak gerek.


     1. Topuk Törpüsü

     Sertleşmiş topuklarla baş etmenin en iyi yoludur ayak törpüleri. Topuk kısmındaki sertleşmeyi engeller, nasırları temizler, daha yumuşak ayaklara sahip olmanızı sağlar. Piyasada topuklardaki ölü deriyi temizlemek için de pek çok elektronik ürün bulunmakta. Fakat hepsi pille çalıştığından biraz bastırsanız duruyor ve yeterli temizlik sağlamıyor. Üstelik fiyatları da performanslarına değmiyor. Topuk taşı denen gri set kaya gibi delikli olanlardan bahsetmiyorum onlar çok korkunç. Kulplu olanları tercih edin ve topuk kısmını yanlışlıkla dahi olsa elinize değdirmeyin derinizi kaldırır. Sıcak suda ayaklarınızı biraz bekletip yumuşattıktan sonra fazla bastırmadan topuk kısmınıza sürtün törpü kısmını ölü deri hemen kalkacaktır. Topuk amaçlı üretilmiş ürün fakat siz baş parmağınızda ya a ayak kenarlarında sertleşmiş deri varsa onları da törpüyle giderebilirsiniz.



     2. Neutrogena Ayak Kremi

     Şimdiye dek kullandığım en güzel ayak kremi bu. Sürer sürmez ayağı yumuşacık yapıyor. İlk denemede bile insan farkı görüyor. Yazısını da yazmıştım bu ürünün. Benim vazgeçilmezim oldu. 10 yıl falan önceydi yanlış hatırlamıyorsam Avon'un mor bir ayak bakım kremini kullanıyordum, ondan da bu ürün kadar memnun kalmıştım. Şuan bazı sebeplerden ötürü hiç bir Avon ürününü kullanmıyorum. Eğer siz kullanıyorsanız o ürünü de temin edebilirsiniz diye yazdım, fikir olsun.


     3. Ayak tırnak bakımı

     Ve geldik en önemli konuya. Ayak tırnakları gün boyu ayakkabı içinde kalmaktan ve çok sık oje kullanımından dolayı, çatlayabilir, sararabilir, sağlık sorunlarından ya da vitaminsizlikten ötürü tırnaklarda dikey ve yatay derin yarıklar, çizgiler oluşabilir. Bunları önlemek ya da yok etmek için haftada 1 gün ayak tırnaklarınızı sirkeli suyla silin. Sirke tırnak diplerine ulaşmış mikropların canlı kalamamasını sağlar. Eğer tırnak mantarı gibi bir probleminiz varsa ya da tırnaklarınızda çizgiler oluşmuşsa vicks sürün. Evet vicks, hasta olduğumuzda kullandığımız şu mucizevi ürün. Ben kendimi bildim tırnaklarımda bir sorun olmamasına rağmen vicks kullanırım tırnağın kırılmasını ve sararmasını çnler, parlaklık verir.

10 Haziran 2016 Cuma

İlişki Ne Katar İnsana?



     Birini sevmek, biriyle olmak, bir ilişki ne katar ki insana diyorlar. İnsan sevmese de olmaz mı?

     Olmaz. İnsan işte illa ki bir çukura basacak, merak duygusunu giderecek. Odun da değil, elbet deneyecek. Peki karı ve zararı ne olacak?

     İlişkinin kattığı onlarca şey var insana. İlk ve en temel faydası 'büyümek'. Kimisi 1 kimisi onlarca yaş büyür ilişkisinde. Bitince daha da büyürsün hele. İstemsizce, o çocuk masumiyetini, toz pembe hayallerini kaybediverirsin.

     Çocukken insanların ayrılmasını anlamazdım. İki insan birbirini seviyorsa ayrılmaları çok saçma gelirdi. Seven insanlar zaten birlikte mutlu değiller miydi? Ne diye mutsuz olmayı seçerlerdi? Zamanla gördü bu gözler; öyle değildi. Bazen mutlu olmana engel bizzat karşındaki insanın kendisiydi. 3 Kez mutlu olayım diye on kez mutsuz olmayı seçerdi insan. Zayıflayan her ipe düğüm ata ata sersefil hale getirirdi de gün gelir en sağlam sandığı yerden kopardı. Sonra buna kader derdi insanoğlu, nasip..

     Farkına varırsın ki insanlar hiç bir zaman aynı kalmıyor, hayat gibi onlar da devamlı bir değişim içindeler. Herkes değişsin bunu bir müddet sonra kabulleniverirsin de neden herkes olumsuz yönde değişir onu anlayamazsın,birileri de olumlu değişsin de mi? Yok. Her var olana değişecek mi korkusuyla yaklaşmaya başlarsın.

     İsteklerin seni nasıl tükettiğini anlamaya başlarsın. Karşında sana uygun biri yoksa sürekli onu doğru kalıba sokmak yorar seni. Zamanla her şeyi gözüne batmaya başlar. Çünkü o senin istediğin insan değildir, hayal ettiğin insan kadar mükemmel değildir. Sen onu o seni yormaya ve yoğurmaya başlarsınız. Bir bakmışsın yüzlerce kilonun altında kalmış bir zavallı gibi yorgun argın savaştan çıkmışsın. O kadar mücadelenin üzerine kaybetmişsin bir de. 

     Saygının hayattaki en önemli şey olduğunu fark edersin. İnsanlar bir arada huzur içinde yaşayabilmek için yalnızca saygıya ihtiyaç duyarlar, sevgi çok sonraki iştir. Ve sevgi olmadan var olunur fakat saygı olmadan asla. Her lafının ardına saygı'yı getirmeye başlarsın. 40 yıllık evlilerin dediği gibi 'önce saygı' cümlesi hayat motton olur. 

     Kültür çatışmasının ne kadar büyük bir sorum olduğunu görürsün. Karşındaki insan bir önemliyse ailesi ve çevresi on kat önemlidir aslında. Sen karşındakiyle evlenirken bir ömür çevresindekilere de katlanacağına yemin edersin. Yetiştirilişiniz, manevi değerlere yaklaşımınız, gelenekleriniz uymuyorsa başta aşk sarhoşluğundan umrunuzda olmasa da ileride acısını çok fena çıkarır. Hele ki siz çok gelenekçi  ve sıkı bir toplumdan çıkıp ailenin neredeyse hiç bir şey öğretmediği biriyle ya da kendisini geliştirmemiş bir aileyle karşı karşıya kaldıysanız. Oradan ilerisi yoktur aslında, devam edeceğini inanıyorsanız yalnızca kendinizi kandırırsınız.

     Dua etmeyi öğrenirsiniz. İnsana kattığı en şahane özellik de bu. Dışarıdan insanları çok masum sanırız, yeterince kötü insan tanımadığımızdan. Eskiden iyi biri olsun beni sevsin yeter diye dua ederken ilişkiden sonra Allah'ım şuyu olsun buyu olmasın diye saatler süren özellik temelli dualar etmeye başlarız. Çünkü yara almışızdır ve bir daha yara almamak ve yanlış biriyle vakit kaybetmemek için bizi en iyi bilenden doğru kriterlerde birini isteriz. Artık ne zaman kaybına ne de istemediğimiz sonuçların doğmasına takatimiz yoktur.

     Sabrı öğrenirsin, hem de ne öğrenme. İstediği her şey yapılmış biriysen hele karşındaki sürekli senin sabrını zorlamaya başladıysa yavaş yavaş sessiz kalmaya ve boş vermeye başlarsın. Adı sabır güyya ama ben soğumak diyorum. Sabretmeye başladıysan ve sabrettiğin her şeyi ardına atıyorsan bitmek üzere olan bir şeyin içindesin demekti. Elbet patlarsın hiç kimse o kadar güçlü değildir.

     Ailenin kıymetini daha iyi anlarsın. Bir saniye bile mutsuz olma diye elinden geleni yapmaya çabalayan ailene bakarsın bir de ileride ailem diyeceğin adama. Kendi ailen daima baskın gelir. Onlar seni hiç üzmez, kırmaz, kasıtlı zarar vermezler sana, ağlarken uyumaz eğlenmez aksine sen ağlarken yanında olurlar, omuz olurlar sana. Anlarsın ki ne söylerse söylesin hiç kimse ailen kadar sevmez seni.

Biz, Biz Olmayalım



Biz çıkmayalım seninle hiç. 
Başlayan şey mutlaka biter. 
Birbirimizi sevelim yalnızca, 
Gezelim, pes atalım hep sen yenil, 
Alışverişe gidelim sen bıkmadan oflamadan eşlik et, 
Şiir oku bana en can alıcı dizelerden, 
Birlikte dans edelim sokak ortasıydı elalemdi demeden, 
Her konuda yarışıp kaybedişini izleyeyim, Klasik ama çekirdek çay ikilisinin dibine vuralım, 
Tartışmayalım, hiç hayal kırıklıģına uğratma beni, 
Değişme hiç, 
Benden başka meşguliyetin de olmasın, 
Hep gül sen hep birlikte olalım, hatta yalnız da gülme benimle gül sen, 
Amasra'ya gidelim biz seninle, kız kulesine, Venedik'e.. Gitme hayali kurduğum ne kadar yer varsa gidip güzel anılar bırakalım her kaldırım taşına, 
Gün batımımı izleyelim huzurla, 
Sürekli konuşmayalım, herkesle konuşur insan bazen susalım, birbirimizin sustuklarını da anlayalım, kalben anlaşalım biz, 
Yakamadığın mangalın, çift atamadığın için son anda kaybettiğin tavlanın dalgasını yapmama, saatlerce gülmeme kızma hiç, 
Burdayım de, her zor anımda bileyim ki sen telefonun ucundasın evet uzaksın ama aslında hep yanı başımdasın,
Dokunmayalım ama birbirimize hiç, Yaşadığımız şey kalpte ve ruhta kalsın bedene sirayet etmesin, kirlenmesin, laçkalaşmasın, kıymetsizleşmesin
Flört falan etmeyelim, biz olmayalım işte 
Biz olursak biter gider, bitince kaybederiz birbirimizi, yoruluruz, kırılırız.. 
Biz sen ve ben olan iki güzel insan olalım sadece
Geriye baktığımızda yalnızca güzellikler hatırlayalım birbirimize dair 
Eski zamanlardaki gibi birbirini görünce heyecanlanan iki kalp olalım Antonyo
Birimiz ben gidiyorum diyene dek de var olalım...

9 Haziran 2016 Perşembe

Çok Coolsunuz


Hıı tamam çok coolsunuz. 

Otobüse yaşlı binince kulağındaki müziği son sen açıp uyumuş numarası yaparken, 
Benim bağlanma sorunum var güzelim ben her gün biriyleyim bağlanamıyorum derken, 
Hayatında doğru dürüst tiyatroya gitmemişken opera seviyorum diye kasılırken, 
Soyut resme bayılırım deyip buradaki yumurta ressamın hayatın anlamını sorguladığını ifade ediyor derken, 
Arabadaki müziğin sesini uzaydan duyulacak kadar açarken,
Ben Mocha alayım deyip 'yapma ya gerçekten hiç içmedin mi' şeklinde köyden gelen üniversite öğrencisini aşağılamaya çalışırken,
Deste deste para koyduğunuz yarışlarla övünürken,
Her gün takıldığınız publarda yaşadığınız olayları komedi versiyona indirgeyip ağzınızı yaya yaya anlatırken,
Her gün şu kıyafeti giyiyor diye en yakın gözüktüğünüz arkadaşlarınızı durumlarını sogulamadan ortamda rencide ederken,
Memleketinizi söylemektense büyük şehirlerdenmiş gibi davranırken,
İki kuşak eskinizi 'uff hiç bir şeyden de anlamıyorlar cahiller yhaaa' cümlesiyle tabir ederken,
Çok coolsunuz, aynen böyle devam edin, acayip coolsunuz (!)

Öyle bir devirdeyiz ki, Yaşar Kemal'in dediği gibi; 'o iyi insanlar o güzel atlara binip çekip gittiler. Demirin tuncuna insanın ... kaldık'



Acilen Yapılması Gereken Uygulamalar



1. Özlendiğinde bildirim almak : Hakikaten hala yapılmamış olması inanılmaz değil mi? Bu kadar insan ilişki konusunda mutsuzken, pek çok insan birbirine açılamazken ya da kendisini sevenleri bilmediği için göz ardı ederken. Mutlaka yapılmalı. Dııt dııt bu kişi sizi özledi. Hatta bir üst versiyonunda sesinizi, kokunuzu, konuşmanızı gibi detay da verse. Ben isterim gerçekten şahane olur. :) (Özlemek deyince aklıma bu şarkı geliyor bağımlı oldum da biraz, dinleyin diye ekleyeyim tıktık




2. Kime çevrimiçi : Whatsapp yüzünden ne ilişkiler başlamadan bitiyor kim bilir. Bende bitiyor mesela. Bakıyorum gece çevrim içi olan bir tip. Bir erkek bir erkekle gece konuşamaz o zaman kızlarla konuşuyor demektir pis erkek aşuftesi deyip hakkında bir kez bile düşünmeden yargıya varıyorum. Arkadaş çevrem de böyle gerçi. Güvenle alakalı değil aslında bu. Öyle bir devirdeyiz ki hepimiz yükselt voltta merak duygusuyla yüklenmişiz. Her şeyi bilmek istiyoruz. Ve tabi bir de sahiplenme ihtimalimiz olan insanların bize yazmıyorken ne iş gördüklerini. 




3. Dedikodu durdurucu : Bazı kızların buna cidden ihtiyaçları var. Tamam ben de bazen dedikodu yapıyorum yalan diyemem. Ama öyle bir çemberde kalıyorum ki yapmak zorundaymışım gibi oluyor. Aslında hiç sevmem. Bazı arkadaşlarım arayıp ıcığının cıcığını bile anlatacak derecede çok dedikodu yapıyorlar, saatler sürüyor ya. Kafam kabak gibi oluyor artık fenalaşıyorum. Bir de hiç bitmiyor sürekli malzeme var. Çok enteresan. Onlara ara sıra 'çok dedikodu yaptın yeter kes' diye bağıracak bir susturucuya ihtiyaçları var, acilen hem de. 




4. Bulaşıkları bulaşık makinesine dizen bir makine : Tamam nankörlük etmek istemem bulaşık makinesi de iş görüyor yani elde yıkamak gibi değil. Ama her seferinde eğilip puzzle yapar edasıyla doldurup boşalttıktan sonra bunun makine olmasının ne anlamı var. Benim makineden anladığım yapay zeka. Yapay zeka dediğin bir zahmet onları da yapmalı :D 




5. Beyin boşaltıcı : İşte insanoğlunun daha uzun süre yaşamasını sağlayacak yegane proje. 7 yaşından beri kafamıza gerekli gereksiz bir sürü bilgi dolduruyorlar. Ders çalışacağım zaman bakıyorum almıyor beyin. Neden? Çünkü dolmuş, arkayı beşleten muavin gibi sıkıştıramıyorsun da fazlalıkları, beyin sonuçta. Serdar Ortaç'ın saçma sapan şarkıları, komşunun kaynanası ile mutsuz anıları, arkadaşlarının aşk hayatlarıyla dolmuş. Biz rahat bir beyin istiyoruz oysa. Bir şekilde bunları beynimizden silip atmamız gerek. Bu icat yapılsın, kapış kapış satar, demedi demeyin.



Watsonsun En Alınası 3 Ürünü


     1. The LifeCo Hindistan Cevizi Yağı :  bembeyaz, organik, sürümü kolay hindistan cevizi yağı. Pek çok markanın hindistan cevizi yağını kullanmış biri olarak kesinlikle diyebilirim ki içlerinde en iyisi bu. Tıpkı organik badem ve hint yağı gibi saçlara parlaklık ve canlılık veriyor. Kokusunu çok beğeniyorum. Nemlendirici olarak kullananlar da varmış da ben tavsiye etmiyorum. Yapış yapış bir his verir bana yağlar, rahatsız eder. Nemli saç uçlarıma 1 parmak uygulayıp yarım saat sonra yıkıyorum, yumoş yumoş oluyor mutlaka tavsiye ederim :)


2.  Watsons Ultra thin cottony soft pantyliners günlük pedler : Pek çok kadın hijyen açısından günlük ped kullanma zorunluluģu hisseder. Belki bu yazıya denk gelen erkekler olur ya da bilmeyenler onun için kısa bir bilgilendirme yapayım. Ergenliğe girdigi andan itibaren her kadının rahminin yenilenmesi için sürekli üretilen ve vücuttan atılan, gün boyu pek çok kez gelebilen beyaz renkli akıntıları olur. Sürekli iç çamaşırı değiştirmek mümkün olmadığından çareyi günlük pedlerde ararlar. Jinekologlar günlük pedlerin mantara davetiye çıkardığını söylüyor ve sık kullanılmaması gerektiģinin üzerinde fazlaca duruyorlar. Fakat benim temizlik konusunda epey takıntım olduğundan kendimi bildim bileli kullanmaktan vazgeçmediğim gözümün nuru bakım ürünüm kendileri. Daha evvel orkidin günlük pedlerini kullanıyordum ki bunları keşfedene kadar. Gerçekten çok inceler ve hissetmiyorsunuz. Minik boyutları da çok hoşuma gitti tam çantaya atmalık. 


3. Nailpolish Corrector Pen : French severler içi süper icat bu kalemler. Eskiden ben de bantla falan uğraşırdım uzun uzun. Bu kalemler sayesinde 5 dakikamı bile almıyor, şahane valla.



7 Haziran 2016 Salı

Kötü Niyetlileri Anlamanız İçin Bilgilendirme Yazısı


     Öncelikle bu yazıyı bu konuda muzdarip olduğunu bildiğim arkadaşlarımın isteği üzerine yazdığımı belirteyim. Ben alim yahut çok bilgili bir insan değilim. Yalnızca bilgi vermek, faydalı olmak istiyorum.


     21. yydayız, malum çağ akıl çağı. Fakat çağın böyle olması herkesin aklını kullanabildiğini göstermez, bazıları içlerindeki kötülüklerle hareket ederler. Böyle insanlara elbet rastlamışsınızdır, konunun da insanların birbirine zarar vermeleri olduğunu anlamışsınızdır. 


     Şimdi gelelim konuya büyü var mıdır? Büyü Kuran'da geçer. Allah bize var olduğunu söylemiş, fakat şunu da belitmiş 'Allah istemediği sürece kimse kimseye zarar veremez' Hayatınızı etkiler mi, evet.Fakat inanın bu işlerle uğraşanı yapılandan daha çok etkiler. O insanın bir hayatı olmaz, hep sürünür mutluluk yüzü görmez. Masum bir insanın da hayatını olumsuz etkilemesiyle kalır.


     Peki nasıl anlayacağız böyle şeyler yapılıp yapılmadığını? Herhangi biri kötü olabilir ve bilmiyor olabiliriz, hiç beklemediğimiz insanlar da yapabilir. İnsan bu çiğ süt emmiş işte, kaderine hükmetmek ister, intikam ister, kendi evladını gelinini arkadaşını düşündüğünü sanır, yanılır, hataya düşer. Bu ilim apayrı bir ilim ama merak etmeyin bu ilme ihtiyacınız yok. Allah her kulun sorusunu cevaplar, yeter ki isteyin. 


      Dualar sorulara cevap, sıkıntılara çare olurlar. Büyü gibi art niyetli oluşumlar size yapılmış mı anlamak için de tek ihtiyacını olan Tekvir suresi okumak. İlk okuyuşunuzda boğazınız tıkanır, okuyamaz olursanız, başınıza şiddetli bir ağrı girer gözlerinizden göz yaşı gelirse anlarsınız ki yapılmış. Kendimden örnek vereyim de endişe duymayın; ilk okuyuşumda boğazıma bıçak saplanır gibi olmuştu açıkçası iki satır okur okumaz okuduğum yerde uyuyakalmışım. Endişe etmedim devam ettim ve her okuyuşumda baş ağrım daha da azaldı. Şimdi daha huzurlu okuyorum. Bir de şöyle güzel bir yanı var duanın, her gün 3 kere okuyorsunuz yatmadan önce size kim ne yapmış nereye yapmış takır takır görüyorsunuz. İlk okuyuşunuzu akşamdan yaparsanız gözünüzün önüne çirkin şeyler gelebilir gözünüzü kapatınca bunlar doğru yolda olduğunuzu gösterir. Pek çok arkadaşım var tanıdığım bir tek duayla öğrendi sıkıntılarından kurtuldu. Allah işte her şeyin şifasını dualarda saklı kılıyor. 


     Bir de dipnot var okumayı alışkanlık haline getirirseniz yapanlara geri dönüyor yaptıkları, ne istediyse olumsuz hepsi yapanı vuruyor. Eğer böyle bir tereddütünüz ve endişeniz varsa, hayatınızda bir şeyler yolunda gitmiyorsa bir kez okuyup deneyin derim. Aşağıya duayı bırakıyorum Fatiha okumuşşunuz gibi bir dua hiç bir zararı yok endişe etmeyin, zaten Kurandaki, duanın insana ne zararı olur? Umarım faydalı olur. Bu konu ya da herhangibir konuda bana danışmak, soru sormak, dertleşmek, benimle iletişime geçmek isterseniz, bloğumla ilgili tavsiyelerde bulunmak ya da eleştiri yapmak isterseniz mail adresim ; bubenimsitemm@gmail.com. Lütfen yazın, sevgiler.


Dipnot: Okunması gerektiği gibi yazdım ve defalarca kontrol ettim aynen yazdığım gibi okunur. Abdestsiz de okunabilir fakat daha fazla etkili olması için abdestli okuyun.


Tekvir Suresi 


Bismillahirrahmanirrahim. İzeş-şemsu küvvirat ve izen nücûmun kederat ve izel cibalu süyyirat ve izel işaru uttılet ve izel vühuşü huşirat ve izel bih
âru süccirat ve izen nüfûsü züvvicet ve izel mev'ûdetü süilet. Bi eyyi zenbin kutilet. Ve izes-suhufu nüşirat ve izes semaü küşitat. Ve izel cehıymü su'irat. Ve izel cennetü üzlifet. Alimet nefsün ma ahdarat. Fe la uksimü bil hunnes. El cevaril künnes. Vel leyli iza asas. Ves subhi iza teneffes. İnnehu le kavlü rasûlin kerim. Zi kuvveti inde zil arşi mekîn. Mütâin semme emîn. Ve ma sâhibüküm bi mecnûn. Ve le kad raahü bil üfükil mübîn. Ve ma hüve alel ğaybi bi danin. Ve ma hüve bi kavli şeytanirracim. Feeyne tezhebûn. İn huve illa zikrn lil âlemîn. Li men şae min kum en yestekıym. Ve ma teşaûne illa en yeşaellâhü Rabbül âlemîn.



Anlamı : 


Güneş bürülüp dürüldüğü zaman. Ve yıldızlar solduğu (enerjilerini tükettiği) zaman.Ve dağlar yürütüldüğü zaman. Ve yüklü develer salındığı (başıboş bırakıldığı), kıymetli dünya malları terkedildiği zaman. Ve vahşi hayvanlar toplandığı zaman.  
Ve denizler ateşlendiği zaman. Ve nefsler eşleştirildiği (fizik vücutla birleştiği) zaman. Ve diri olarak toprağa gömülen kız çocuğuna sorulduğu zaman. Hangi günah sebebi ile öldürüldü? Ve sayfalar (amel defteri) açıldığı (hayat filmi oynatıldığı) zaman. Ve sayfalar (amel defteri) açıldığı (hayat filmi oynatıldığı) zaman. Ve cehennem kızıştırıldığı (şiddetle alevlendirildiği) zaman. Ve cennet yaklaştırıldığı zaman. Her nefs, hazırlamış olduğunu bilmiş olacak (hayat filminde yaptıklarının hepsini görecek). Bundan sonra hayır, hünnese (merkezî çekim kuvvetine) yemin ederim. Cevalan edene (merkezî çekim kuvvetinin etrafında, yörüngede dönene). Ve kararmaya başladığı an geceye Ve ağarmaya başladığı zaman sabaha (yemin ederim ki). Muhakkak ki O (Kur’ân), gerçekten Kerim Resûl’ün sözüdür. Yüce arşın sahibinin yanında büyük şeref (makam ve itibar) sahibidir. O, kendisine itaat edilen, orada emin olandır. Ve sizin arkadaşınız mecnun (deli) değildir. Ve andolsun (resûl), O’nu (Cebrail A.S’ı) ufukta apaçık gördü.  Ve o, gaybta vahyolunanı saklayıcı değildir (aynen tebliğ eder). Ve O (Kur’ân), taşlanmış şeytanın sözü değildir. Öyleyse siz nereye gidiyorsunuz? O sadece âlemler için bir zikirdir. O, içinizden, istikamet üzere olmak (Allah’a yönelmek) isteyen kimse içindir. Ve âlemlerin Rabbi Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz.

3 Haziran 2016 Cuma

Ben de Katıldım - Yetişkin Boyama Kitapları


     Johanna Basford İskoç bir ilustratör. Yetişkinler için boyama kitapları hazırlıyor. İnanılmaz bir hayal gücüne sahip. Son zamanda yurt dışında hazırladığı kitaplar oldukça trend olmuş durumdaydı. Pek çok vloggerın ve yazarın da bahsetmesiyle ülkemizde de yaygınlaşmaya başladı.


     Önceleri yalnızca psikolojik olarak rahatlama amacıyla terapilerde kullanılıyormuş bu kitaplar. Ne kadar rahatlattığı ve insanlara fayda sağladığı görülünce öfke kontrolünü sağlamak isteyen ve uyku problemi çeken insanların da uykularını düzenlediği gerekçesiyle yaygınlaşmaya başlamış.


     Şuanda herkes hobi olarak benimsemiş durumda. Çocukken boyama yapmaktan nefret eden ben nasıl olduysa bu işi bir denemek istedim. Bakayım ne zevk alıyor insanlar dedim. Psikolojik mi bilmiyorum ama bende gerçekten bir rahatlama, yumuşama sağladı.


     Boyamaya ilk başladığımda epey esnedim yalan diyemem. Bir günde 2 sayfayı bitireyim diye de uğraştım. Detay çok fazla siz sakın ille de bugün bitireyim diye uğraşmayın. İnsan fazlasıyla yoruluyor.


      Ben çok beğendim açıkçası. Size de tavsiye ederim. Pek çok serisi var boyama kitaplarının, her yaştan insana hitap ediyor. Bendeki kitap 'Gizemli Orman' İsteğinize göre kuru boya ya da keçeli kalemle boyayabilirsiniz. Kuru boyayla daha kolay boyanırken keçeli kalemle daha belirgin ve güzel oluyor desenler.

Olur mu Ki?



     Geceler düşünmek için değil uyumak için vardı. Peki neden o zaman geceleri hep düşünmek zorunda bırakıldık biz? Uyku herkesin kendinden bile çok sevdiği, en mükemmel şey değil mi? Biz de seviyoruzdur belki uykuyu, bulutlara sarılmak gibi geliyordur uyku belki ama uyutmayınca bilemiyoruzdur o duyguyu, özlüyoruzdur.

     Nasıl seviyorduk? Ben birini çizerken ya da yok oluşa terk ederken hiç içim acımıyor mesela, insanların içinde olan kalbinden söküyormuş gibi hissetme olmuyor. Kalbime giremiyorlar demek ki giremiyor ki çıksın adam. Kafama giremiyor daha kalbime nasıl girsin oradan oraya çok yol var.

     Kalbime girip girmediğini de anlamıyorum ki ben. Hiç acımıyor canım, ona dayanarak demek buraya gelememiş diyorum. Bilmiyorum ki ne kadar doğru. Benimki de bir varsayım işte.

     Bu defa farklı hissetmiştim dediğim de pek olmuyor. Hatta ilk defa oldu sanırım, aynı adam benim seneler önce de kafamı böylesine karman çorman etmişi. En sevmediğim süreç olan günlerce bu işin sonu ne olacak düşüncesine beni terk etmişti.

     Şimdi fark ettiğim bir şey vardı ama. Seneler önce söylediğim her cümleyi aklında tutmuş meğer. Bir adam neden bir kadının her kelimesini aklında tutar ki? Tutabilir mi daha doğrusu? Hafızası çok iyidir belki de. Hani var ya öyle insanlar her şeyi şahane hatırlıyorlar her detayıyla. O da belki öyledir. Yok yok deģildir öyle. Bu beni önemsediğini belli etmez mi? Onu seçmememe rağmen bana şans vermesi ona şans vermem için yeterli bir gerekçe olabilir mi?

     Bir kere kötü biri tanıyınca hep ona benziyor mu korkusuyla insanlara yaklaşmamak yanlış değil mi? Niye yapıyoruz o zaman bunu? Kanepede kanal zaplarken gelecek değil ya aşk. Dört duvar arasında bizi bulamayan aşk geldiği gibi çekip gitmez mi?

     Çocukken civcivim vardı bir tane. Eline alma çok sevme ki küçülür derdi anneannem hep. Ne saçma şey, sevmekle hiç küçülür mü hayvan derdim. Aylar geçti akranları büyüdü afacan büyümedi. Küçülüyormuş meğer, çok sevince çok sıkınca zarar veriyormuş insan sevdikçe küçülüyormuş. Tıpkı insanları sevdikçe küçüldükleri gibi.

     Onu seversem de küçülür mü ki? Çoksevmek istiyorum ben öyle böyle değil. ama. Sevmişken de bitmesin istiyorum hep var olsun. Her şeyin sonu vardır inanışı tarih olsun. Yardım edin biri bana geleceği söylesin karman çorman aklımı aydınlatsın..


cpm fun 2