Son Yazılar

30 Eylül 2016 Cuma

Yine de


     Ona ne zaman gitmeye çalışsam daha varamadan durdurdu beni ya karşılık verirmiş gibi yaparken yordu, eskisinden beter etti kalbimi ya da git dedi ben daha adım dahi atamadan. Ona varamayayım diye tüm yollari tıkadı. Onu sevmeyeyim diye de elinden ne geliyorsa onu yaptı hayat. Olsun. Yine de var olsun, canı sağolsun.

29 Eylül 2016 Perşembe

Yaa Sadece Bende Miymiş?


     Şimdi yazacaklarım genel olarak çocukluk rezilliklerim. Herkeste olduğunu sandığım, bir tek bende olduğunu öğrenince aa yaa sadece bende miymiş diye tepki verdiğim olaylar. Hatta şuan yaptığım abuklukları da ekledim onları de pek yapan yokmuş hayret edilesi:

Çocukken sürekli aşık olduğumu sanıyordum 9 yaşındayken sınıfta iki çocuģu birden begenip ablama abla ben hangisine aşığım diye sorardım.

Şirinleri gerçek sanar Şirin babanın yaptığı solucanlı kurbağalı deneuleri gerçekten yapmaya çalışırdım. Onları görmek için her akşam dua eder güçlü şirinle evlenebileceğini sanırdım.

4. Sınıfa kadar ablamın taşların doğurarak çoğaldığı yalanına inandım.

Ilkokulda arkadaşlarımın ödevlerini kontrol eder habire imla hatalarını kırmızı kalemle çizerdim.

Biri bana bir şeyi asla başkasına söyleme dediğinde o şeyi bir kaç saat sonra unuturdum. Korkudan mı artık neden kaynaklı bilmiyorum.

1 sene Almanya'da kalmıştım o yıllarda trenlerin pencere kollarıyla ilerlediğini sanırdım ve bindikten inene dek hızla o kolları çevirirdim bırakırsam tren duracak sanırdım.

Liseye kadar köpeklerin kedileri yediğini sanıyordum. Evet cidden.

Ilkokuldan 10 yaşına kadar çocukların sadece karından çıkabildiģini zannediyordum.

Çok hassastım haber dahi izleyemezdim psikolojim bozulurdu günlerce kabus görürdüm o yüzden anneannem haberleri izlerken beni balkona kitlerdi.

Yıldızım çok düşüktü ve bir ortamda nazarcı ya da kötü niyetli biri varsa hemen hisseder büyüklere o kişiyi kovmalarını söylerdim. Gerçekten korktuğum insanlar gittikten sonra mekandaki çocuklar fenalaşırlardı.

Odam niye düzeltilmiş diye kavga ederdim dağınıklığı aşırı severdim. Ablam eşyalarımın üzerinden hoplayarak geçerdi.

Uyumadan önce 3 saat hayal kurardım onlarca rüya görür hepsini de not eder sabah uyanınca onlardan hikayeler yazardım.

Ediz Hun'un elektriği bulan Edison ile aynı insan olduğunu zannederdim. Ampulu bulup oyuncu olmuş gibi ha ha ha.

Dakikada 98458859 olmayacak hayal kurardım ayaklarım hiç yere basmazdı.

Kardeşimi koruma politikasını aşırı abartırdım balkona kurulur herhangi birinin ona bir şey demesini beklerdim biri bir şey deyince 1 dakika içinde aşağı iner had bildirirdim

Ilkokulda belalı ailesi olan bir çocuktan oyun oynadıģım gerekçesiyle kırbaç yemiştim ve şikayetçi dahi olamamıştım. Şimdi söylerken dahi sırtımdaki o sızıyı hissettim. Inşallah kat be katını yemiştir.

Bu yaşlarımda çok zengin olacağımı zannederdim.

Psikopat derecede Çelik hayranıydım. Her gün papatyalarla seviyor sevmiyor yapardım.

Bulduģum tüm civcivleri yıkar tırnaklarını keser salıncakta sallardım.

Daima bir kumbaram vardı ve 6 yaşından beri mutlaka bir şeyler için biriktirir sonra alakasız bir şey için o paraları yerdim.

Çarşaf giyenlerden korkardım.

Asker gördü mü çok mutlu olurdum sanki bizi koruyan birileri etrafımıza gelmiş gibi.

Örülmüş saçtan aşırı nefret ederdim. Birinde görünce midem bulanırdı ciddi ciddi çocukken örük saça takıntılıydım.

6 7 yaşlarındayken yere çöp atan amcaları tek tek uyarır akrabalarımda sigara içenlerin paketlerini gizliden çöpe atardım.

Dedem ölmesin ya da hastalanmasın diye onlarca sigarasını sobaya ve çöpe attım.

Kuzenim o kadar güzel bir çocuktu ki uyumasın ilgileneyim diye hep gizli gizli uyandırırdım. Annesi de uyutmaktan uģraşmaktan yorgun düşerdi.

Beden derslerinde topu hep hoşlandıģım çocuğa atar anlamasın diye de it gibi davranırdım.

Yalan söylediğim zaman hemen dilimde kocaman bir şey çıkardı. Biri hakkında kotü bir şey söyleyince çıkıyor şimdi de.

Dolabın içine girer devamlı şarkı yazardım.

Tüp bebeğin tüpten üretilmiş robot olduğunu zannederdim.

Hiç susmazdım insanları ağlatana kadar soru sorar ve kendimi dinletmeye çalışırdım. (Inşallah çocuģum bu konuda bana benzemez.)

Okulda ögretmen cehennemi anlatınca o kadar korkardım ki her akşam cehenneme gitmek istemediğim için ağlardım.

Kocaman adamlarla çok bir şey biliyormuşum gibi atışıp dururdum.

Okulda ne hastalık varsa hepsini kapar eve getirirdim.

Gece uyandığımda korktuğum için kalkmaz sabaha kadar tuvaletimi tutardım.

Anneannemlerin evlerine hep balkondan girerdim. Nasıl bir kafaysa. Anneannemin yüreği hoplardı, yersiz bir adrenalin sevgisi işte.

Mavi gözlü insanlardan aşırı korkardım. Hala korkarım.

Kendi kendime ve barbielerime o günkü dersleri anlatırdım

Kendi kendime magazin dergileri yapar millete zorla okutmaya çalışırdım. Hepsi alabildiğine saçmaydı.

Hiç büyüyemeyeceğimi sanırdım.

Çok şişman bir kuzenim bir kaç kez üzerime oturduğu için şişman insanlardan korkmaya başlamıştım. Hala mesela otobüste falan yanyana otursak nefesim kesilir çok kötü olurum. Çok şişman insanlarla aynı ortamlara girme fobim ondan sonra oluştu sanırım.

Çikolatanın kalıp kalıp ağaçlardan alınıp paketlendiğini sanırdım.

Ayaklardaki mantarların normal mantar olduğunu insanın ayaklarında mantar çıktığımı zannederdim.

Böbrek taşının ayıklanmamış bulgurun pilavündaki taşları yemekten olduğunu zannederdim.






27 Eylül 2016 Salı

Kurtarın Beni Dayanamıyorum


     Evet saat 3.35 ve ben ağrıdan napacağımı bilmez haldeyim. Kendimi bir oraya bir buraya vuruyorum. Her hücremde hissediyorum acıyı. Nasıl durursam durayım ağrım geçmiyor. Saat 23.00 den beri cebelleşiyorum gram azalmıyor aksine katlanarak çoğalıyor. Deli mide bulantısı da cabası. Tam 4 saat olmuş ya 4 saat. Az gibi gözüküyor ama ben her salisesini hissettim.

     Bugün düşündüm de tam 12 yıl olmuş regl olalı koca bir kadın olmuşum ama 12 yılın her ayı ben bu illeti çekmişim. Yerlerde sürünmüşüm bazen işe bazen okula gidememişim insan içine çıkamamışım bazen de ağlamaktan içim kıyılmış. Dismenorenin çoğu kadının problemi olduğunu biliyorum ama neden bazılarımıza karşı bu kadar insafsız?

     Şuan yazdığım harflerin dahi arasında acı var. Kendimi imha etmek istiyorum öylesine çaresizim ki. Ne ağrı kesici ne bir tatlı ne sıcacık bir içecek.. Hiç biri çare değil. Ya ben bu durumdan bıktım. Erkeklerin acımızın 1 gramını dahi tatmamış ve tatmaycak olacakları fikrine sinir oluyorum, tahammül edemiyorum. Bu ağıyı çekmeyen ne kadar kadın varsa onlara da düşmanım en çok onlardan nefret ediyorum.

     Dismenorenin gentik olduğunu biliyorum lakin ailemde benim kadar ağrı çeken yok. En yakın 2 arkadaşım dışında böyle illet çeken pek de duymadım zaten. Doğum kontrol hapı kullanarak ağrılarını 6 ay ya da 1 sene azaltan arkadaşlarım var evlenince geçer esprisi de burdan geliyor zaten. Fakat o da kesin bir çözüm değil malum. Denemediğim kür kalmadı. Yok yoook. Tek istediğim kalkınca yere yapışmayacak kadar güçsüz olmamak insan içine çıkabilmek ve az ağrı. Yeminle sıfır olmasa da razıyım ben yeter ki beni şu durumdan kurtarsın inanın çok kötüyüm. Ağlayamadığım için de daha kötü oluyorum. 

     Bu durumdan muzdarip olup kurtulan ya da en azınan mağduriyetini azaltan varsa aşağı yorum bıraksın yalvarırım. Sabaha çok var benim için ağrıdan inleye inleye geçecek saatler var siz mışıl mışıl uyuyun şanslılar, nefret edilesiceler :-(

24 Eylül 2016 Cumartesi

5 Yapraklı Yonca


     Pek kıymetlidir benim için 5 yapraklı yonca öyle güzel bir hikayesi vardır ki bende.

     9 yaşındayım ( ben 9 dedim diye küçümsemeyin şimdi ortalama 15 yaşında bir kızın olgunluğuna sahiptim ben) tüm kızlar toplanmış oyun oynuyoruz. Bir müddet yorulup dinlenmeye geçiyoruz. Bir arkadaşımız var o kadar mutsuz ki hayatı kötü gidiyor ümitsiz ve hayatının değişmesi de o şartlarda olası değil. Hepimiz biliyoruz ama çocuğuz yapabileceğimiz bir şey yok.

     Bir anda 'kızlar size bir şey söyleyecegım biliyor musunuz 4 yapraklı yonca dünyada çok nadir bulunur bulanın hayatı değişir hep mutlu olurmuş' diyor. Tamam da ne ki yonca, ot mu çiçek mi? O gün tanıyorum yoncayı da. Her yer 3 yapraklı yonca dolu. Birini elime alıyorum kokusunu içime çekiyorum oh mis. Yoncanın kokusu olur mu dediğinizi duyar gibiyim. Olur tabi. Hem de öyle bir olur ki tüm çiçeklere taş çıkartır.

     Huzur kokar yonca. Gözünüzü kapayıp içinize çekin bi kokusunu üzerinden geçen uğur böceklerini hissedersiniz, yaz yağmuru sonrası üzerine düşmüş çiğ tanesi konuverir burnunuzun ucuna.

    1 adım 2 adım derken tüm kampüsü dolaşıyoruz 4 yapraklı yonca bulacağım diye. Yorgunluktan mahvoluyoruz saatlerce pes etmeden aramaya devam ediyoruz. Akşam oluyor gece artık tamamen çökmek üzere. Kızlar ümitsiz herkes aramayı bırakıyor. Bulamadık ya demek bizi bulmayacak şans baht. Ben de ümitsizliğe kapılıyorum hem de ne biçim.

     Nasıl olmaz diyorum kendi kendime. O kadar insan nasıl alt tarafı bir yoncayı bulamayız? Ağlamak istiyorum gözüm doluyor bir yerde. Hatta bir kaç damla yaş döküyorum. Çocukluğumun tek umutsuz anıdır. Dayak yemiş gibi hissediyorum bulamadığımız için artık hepimiz mutsuz olmak zorunda kalacakmışız gibi.

     Evin önünde konuşuyoruz. Bir mucize bekliyorum ben, kızı unuttum tamamen kendim için istiyorum. Çok isteyince olmaz mı'yı ilk kez orada düşünüyorum. Ama ben istedim dua da ettim çocuklar dua edince kabul olurdu. Peki neden mutsuzum?

     Lütfen bir ışık. Mutsuzken mutlu olmamı sağlayacak bir şey olsun diye kendi kendime ilerlerken evin karşısındaki caminin bahçesine giriyorum. Oraya birkaç adım atıyorum yere bir bakıyorum ki o da ne? Yonca. Elime alıyorum gözlerime inanamıyorum; 5 yapraklı. Gözlerimi siliyorum koşarak kızlara gidip gösteriyorum. O günden sonra da hep bu benim uğurum diyorum.

     Botanikçiler ya da insanlar bugün gidip onlara 5 yapraklı yonca dediğinizde imkansız 4 ü bile çok nadir bulunuyor derler. Ben o yaşta öğrendim ki imkansız yoktur Rabbin kudreti vardır o isterse 5 yaprak da olur 10 yaprak da. Bir konuda ümitsizliğe kapılacak olsam hep o yoncayı hatırlarım ve kapılmaktan vaz geçerim. Çünkü bilirim ki ümitsizlik yoktur imkansız yoktur. Sabır ve inanç daima isteğine ulaştırır insanı. Sen iste Rabbin seninle. Zaten en güzel şeyler hiç beklemediğin anlarda bir anda gelir 😊

Resinden Kolye Yaptım


     Epeydir yazmayı düşündüğüm yazıyı nihayet yazıyorum. Yazamayışımın sebebi habire yaptıklarımın başına bir şey gelmesiydi. 

     Resinden kolye için gerekli malzemeler:

     - Peçete tutkalı
     - Resin yani reçine
     - Sertleştirici
     - Kolye aparatı (dışı)
     - Kolye içine eklenecek desenli karton ya da sticker ( beyaz kaģıt ya da beyaz karton da kullanabilirsiniz)
     - Eldiven
     - Pet bardak 
     - Kürdan

      


     Öncelikle kolyemizi alıyoruz içerisine peçete tutkalımızdan sürüyoruz (Ben kulak pamukçuğuyla sürüyorum) Üzerine desenli karton yapıştırıyoruz. Eğer desenli kartonla yapmayacaksanız üzerine beyaz karton yapıştırıp onun da üzerine sticker yapıştırabilirsiniz ben böyle yapıyorum.


     

     Ayrıca bir kabta 1 ölçek sertleştirici ve 2 ölçek resini karıştırıyoruz. Yavaşça ama çok karıştırıyoruz ki içerisinde baloncuk kalmasın. Ben karıştırma işlemini kürdanla yapıyorum. Siz nasıl arzu ediyorsanız öyle yapın. 

     Resmi kolye içine yerleştirdikten sonra altta boşluk kalmayacak şekilde güzelce bastırıyoruz üzerine tutkal sürüp 15 dk bekliyoruz. Tutkal sürmemizin sebebi resinin resme zarar vermesini engellemek. Ardından resin sertleştirici karışımımızı damla damla damlatıyoruz. Ben bunu da kürdanla yapıyorum. Yavaş oluyoruz acele etmiyoruz. Acele ederseniz baloncuk baloncuk oluverir emeğiniz ziyan olur. Sonra da kurumaya bırakıyoruz. 


     Dikkat etmeniz gereken iki nokta var. Birincisi güneşte kurutmamaya çalışmanız. Oda sıcaklıģında kurusun resininiz çünkü güneşte eriyor. Diğeri de üzerine bir şey düşmemesi için üzerini plastik bir bardakla kapatmanız gerekmesi.      
Aldığım ürünlerin linklerini yazıyorum :

● Kolye aparatı 

Gittigidiyordan almıştım, kalmamış. Siz kolye aparatı şeklinde ararsanız pek çok sitede bulabilirsiniz.

Stickerlar 

 https://m.tr.aliexpress.com/item/32697295243.html?trace=storeDetail2msiteDetail&

● Resin ve sertleştirici (100 kat vernik)

http://urun.gittigidiyor.com/ofis-kirtasiye/cadence-100-kat-vernik-120ml-70ml-takim-239425000

23 Eylül 2016 Cuma

Sabır, Sabır Yaaa Sabır


     Ben yoruldum ya gerçekten yoruldum beni sevdiğini sandığım, öyleymiş gibi davranan yüreksiz adamlardan yoruldum. Olayları en başından anlatayım da bana hak verin.

    Mezun olduktan sonra günlüğüme reddettiğim adamları yazmıştım, saydım tam tamına 62 adam etmiş. Ben belki de onlarca mutluluğu elimle itmişim. Neden peki? Bilmiyorum. Hadi yıllar öncesine bahanem var hazır değildim kötü tecrübeden çekiniyordum falan diyebilirdim ama geçen yıl ve bu yıla bir bahane bulamıyorum. Hem sürekli doğru adamı arıyorum beni sevecek adamı arıyorum deyip duruyorum hem de sevilme ve sevme fırsatını kendime sunmuyorum. Neden gerçekten bilmiyorum. Sürekli buna içim ısınmadı öbürünün şuyu buyu olmaz deyip duruyorum. Olması ihtimalini aklımdan geçirdiğim adamlara da bir anda bir şey oluyor.

     Mesela yaklaşık 8 ay falan önce çok önceden tanıdığım bir arkadaşımla -tamamen arkadaşlık niyetiyle- yeniden samimi oldum. Aramızda kısa süreli bir tatsızlık yaşanmıştı. Daha doğrusu ben onunla bir ilişki düşünmediğimi söylemiştim sonra arkadaş olarak selamlaşmaya devam etmiştik aramıza mesafe girmişti. Bu arkadaşla yeniden konuşmaya başladık. Geyik muhabbeti falan. Ama baktım ki olay değişiyor yani ben hala geyik yapıyorum çocukla ama o şu şehre taşın gel şuraya atanalım ben seni nasıl kaybettim gibi cümleler sarf etmeye başlıyor. Epey müddet anlamıyormuşum gibi davranarak bu çocuğu gözlemledim ben her zamanki gibi hala kanka ayağındayım. Sonra bir gün ortak arkadaşlarımızdan biri dedi ki sen bu çocukla neden olmuyorsun şöyle böyle iyi diye? Ben de bu durumdan kankam Ayşenur'a bahsedip fikrini aldım tabi o da destekledi, güç buldum cesaretim geldi. Eve geldim, dedim ki 'ben bir ölçüp tartayım çocuğu belki olur'. Hani o belki olur cümlesi zihnimden geçti ya. O anda her şey ters gitmeye başladı. Çocukla bir kavga ettik ki felaket demediğim kalmadı yani. Hakaret falan değil biraz aşağılama gibi. Sebep ne inanın bilmiyorum o kadar aptalca bir şey ki. 20 gün falan konuşmadık. Sonra yeniden geyik muhabbeti döndü işte. Arkadaşça gayet iyi geçiniyorduk. Yakın arkadaşımızla konuştum 'Ahsen kalk git bu çocuk seni çok sevdi dedi, şimdi de sana 8 aydır seni düşünüyor sana yazmaya çabalıyor anla diye çabalıyor sen kanka gibi konuşuyorsun yeter daha ne yapsın' dedi. Çocuğun eski sosyal medya hesaplarına baktım arkadaşım haklıydı. Bu gerçekten iyi biriydi biliyordum bunu. Neden şans vermemişim ne vicdansızmışım dedim hakkımda yazdıklarını okuyunca. O vicdan azabıyla kalktım doğruldum ve bu çocuğa sans vereceğim dedim. Sevmiyor olmam ne değiştirir ki insan zaten zamanla sever. Hem ben kendimi biliyorum bir araya gelince kesin aşık olurum. Neyse bunu düşündüm ve çocuğa mrb yazdım. Sonra bi geyik muhabbeti geçti ardından Ahsen sen kendine uygun biriyle çıksana hadi bahtın açık olsun dedi. Öylece kaldım. Ne ara benden vazgeçmiş? Hiç sevmiş miydi? Ben mi mahvettim acaba? Benden oldu kesin ama neden oldu var ya ben şans vermeye karar verdim ya hepten gitti.

     Şimdi başka bir hikaye anlatacağım. bu 2 ay falan önce oldu sanıyorum. Çook uzun yıllardır tanıştığım yakın bir arkadaşım var. Kendisiyle üniversiteden önceden tanışıyoruz. Hiç bir zaman dostluktan farklı bir niyetimiz olmadı birbirimize karşı zaten çok aşırı nadir görüşebiliyorduk. 2 ay falan önce olması lazım görüştük baya başımıza gelenleri anlattık birbirimize. Normalde mesajlaştığım halini hatrını mutlaka sorduğum bir arkadaşımdır son 1 senedir onla da geyik muhabbetimiz vardır sağolsun bir de dost deriz birbirimize, dosttur çünkü o, abi gibidir bana. Neyse efendim konuşurken biraz iltifatvari konuştu o gün. Sonra da mesaj attı 1 hafta boyunca. Açıldı gibi bir şey oldu. Hatta baya baya açıldı. Ve bu mesaj trafiğini bir kaç gün devam ettirdi. Ben de anlamamış gibi davrandım çünkü kötü hissettim kendimi. Oturup uzun uzun düşündüm, yıllardır tanıdığım bir insandı belki de beni mutlu edebilirdi. En azından bir kez daha görüşme fırsatını ona verebilirdim. Ben bu düşünceyi aklımdan geçirene dek adam aşık modundaydı. Ben bunu aklımdan geçirdim dakikasında mesaj trafiği oldu ve adamın bana dediği şey şu: 'beni sanıyorum yanlış anlamışsındır yok yok anlamamışsındır ben sana dost gözüyle bakıyorum umarım güzel bir ilişkin olur mutlu olursun ben zaten hiç öyle düşünmedim!' Ne?  Bu adamlar benimle dalga mı geçiyor ya? Önce bana yürüyor yürüyor ardından istemiyorum ayağına yatıyor. Bu bana defalarca oldu belki 10 u aşmıştır. Ben ne zaman kafamdan 'acaba' geçirsem o insan vazgeçiyor ya da vazgeçmiyor da kendini öyle gösteriyor. 

     Şimdi aklımdan o insanların senin kısmetini bağlamışlar diye demelerini geçiyor. Bildiğim şeyler elbette var ama ben inanmıyorum ya, kötü insanların Allah'ın yazdığı kaderi değiştirebileceklerine inanmıyorum. Kötü etki ediyor olabilirler evet ama bu ne kadar sürecek ki sonuçta 5 yıl 10 yıl? Sonuçta Allah'ın bizim için yazdığı insanla kader yollarımızı kesiştirmeyecek mi?  Evet artık aşık olmak istiyorum hem de her şeyden çok istiyorum. Beni üzmeyecek bir adamın omzuna huzurla başımı koymak, uyurken dahi onu özlemek, o uyumadan uyumamak, varlığının her karesinde heyecanlanmak istiyorum. Deli gibi özledim aşık olmayı, aşıkkenki beni. Bu olaylar beni yıpratıyor, bazen ümitsizliğe düşüyorum açıkçası, hep mi sürecek bu böyle? Kötüler mutlu mu olacak bize yaptıklarından, sonra diyorum sabırla ilgili o kadar güzel ayet varken ümitsizlik bana yakışmaz. Doğru adam nerede bilmiyorum, bu aralar çok yıprandım keşke şu sıralar gelse ve bulsa beni. Vaz geçmese tükürürüm düğüme kısmete ben geldim ben dinlemem dese ve gelip baş köşeme otursa, tüm saatler ondan sonra aşka kurulsa...
     

18 Eylül 2016 Pazar

Aga'nın Hikayesi


     Tatil bitti nihayet ben de evime barkıma döndüm, bloğuma kavuştum yeniden. Dönerken Aga'yı gördüm, bir kahvenin köşesine çökmüş eliyle yerdeki çöpleri bir kenara itiyordu. Epey yaşlanmış, biraz eğilmiş haliyle, yüzünde önceki gülümsemesi de yoktu. Peki kimdi Aga?

     Gerçek ismini bilmiyorum bizim oralarda deli dedikleri bir adam. Deli olduğunu inanmak güç. Sebep şu; evet konuştuklarını anlamak biraz güç ama sürekli kitap okuyor, çöp topluyor, gördüğü tanıdıklara gülümseyerek selam veriyor, mutlu olunca çocuk gibi seviniyor, evlerin ya da bahçelerin açık kalmış kapılarını örtüyor. Kendi halinde bir mazlum işte.

     Pek çok yaşlıdan Aga'nın hikayesini dinlemişizdir. Tam net bilen yok ama türlü hikayeler dolanmakta. Kesin olan hikayesini anlatayım ben size. Aga yaklaşık 60 küsür yıl önce küçük bir ilçede doğmuş gariban bir ailenin çocuğuymuş. İlkokulda ve ortaokulda aşırı zeki olması yönüyle herkesin dikkatini çekmiş. Durmadan nefes almadan kitap okuyormuş. Gençliğinin bir döneminde aşırı zengin olmuş diyorlar burasına net emin değilim. Kısa bir sürede de tüm mal varlığını kaybetmiş. Zenginlikten kara lastikli yaşama geçiş onun için zor olmuş. Kimsenin kimseyi sevemeyeceği kadar seviyormuş bir güzeli, onu da ailesi vermemiş Aga'ya. Sevdiği de yar olunca başkasına aklını kaybetmiş Aga. Bir gün bayır aşağı yuvarlanmış, bir kaç gün sonra bulmuşlar onu. O günden sonra da işte yaşlı annesiyle kendi halinde bir yaşam sürmeye başlamış. İnsanlar da onun kitap okuma sevgisini bildiklerinden her hafta evlerinin önüne kitap bırakırlarmış, Aga da alır gider okurmuş. (Lakabını da eskiler koymuş.)

     Ben çocukken Aga'nın yanından geçemezdim, çok korkardım. Çocuklar 'deli o' derlerdi. Dedemle birlikte geçerdik hep, dedemle selamlaşır, kısa muhabbet ederlerdi. Dedemi nasıl sevdiğini görürdüm, insanlar ona neden kötü davranırdı onu da anlamazdım. Öyle mi davranmak gerekirdi, ne yapmalıydı, nasıl davranmak doğruydu onu da bilmiyordum. Çocuktum ya işte yetişkinler ne diyorsa ona göre davranıyordum.

     Çünkü çocukken ne zaman yaramazlık yapsam teyzem seni Aga'ya vereceğim alıp götürecek diye tehdit ederdi. Orada yaşayan yetişkinlerin çoğu yapardı bunu. Yetişkinlerin bir adamı başına gelen kötü olaylar yüzünden canavarmış gibi göstermeleri doğru bir şey miydi? Şimdi hatırlıyorum mesela çocuklar hep dalga geçerlerdi, taş atarlardı ağlardı kızardı bağırırdı. Tek bir yetişkin de çocuğuna niye yapıyorsun evladım demiyor muydu şimdi sorgulayınca anlayamıyorum. Ondan korktuğum zamanlar için de çok pişmanım, şimdiki aklım olsa her sabah gördüğümde selam verir halini hatrını sorardım. Bir dahaki gidişimde dolu dolu kitap götüreceğim inşallah. 

      Sevgili Aga kötü olan çocuklar değil yetişkinler, seni ağlatan, taşlayan o çocuklara bir şey yapamadığım için yıllar sonra dahi vicdanım sızlıyor, senden korktuğum her an için de özür dilerim.

15 Eylül 2016 Perşembe

İnsan İşte


     Insan kağıda döktüğüm kadarım sanıyor
Eskiden ne yazarsam yazayım eksikmiş gibi hissederdim
Şimdiyse çok fazla
Sonra sonra anladım; 
İnsan ne yazmaya gücü yettiği kadar ne de dile getirmek istediği heceler kadar
İnsan yalnız hissettiği kadar var koca evrende
Hissettiği, yaşadığı ve yaşattığı kadar...

11 Eylül 2016 Pazar

Özgür Bacaksız - Deli Çocuğun Güncesi


     Tesadüf eseri rastladığım bu kitabı daha ilk sayfasında sevdim. Günlük okuyormuşum hissi uyandırdı bana kitap. Bazı falsoları var tabi her yerini eşit sevmedim ama onlar görmezden gelinebilir sanıyorum. Uzatmadan kitaptan bir kaç alıntı yapayım, takdir size kalsın.



Büyümemde, delirmemde, yalnızlığımda emeği geçen herkesin gözlerinden öperim.



Bir tutam delilikti benimkisi, tüm yaşanmışlıklara inat.



Bazen insanın içinde itiraf edemeyeceği şeyler vardır ya da yüzleşemeyeceği şeyler. Nereden geldiğini, nereden gittiklerini kendimiz bilemeyiz. Unutmak isteyip de unutamadıklarımız, yaşamış olup da yaşadığımızı hissetmediğimiz, mantığımızın kabul etmediği, yaşamamış olmayı istediğimiz şeyler bunlar. İnsanı durduk yere pişman eden şeyler.



Neyi tutsam, neye elimi atsam bir yerim kanadı, yırtıldı, imrenilecek bir yazgım oldu, zihnimde ve kalbimde kurduğum acının bileşkesinde her gece kalp çarpıntısıyla uyumaya çalıştım, yorgun bir köleyim artık, kalbi tarafından yorgunlukla cezalandırılmış bir köle. Çoktan vardım artık sessizliğin hazlarına, içimdeki gökyüzünün umutsuz bucaklarına. Şimdi dingin rıhtımlarda uzak ülkelerin özlemini çekiyorum, çocuksu koşuşlarımı arkama alıp uzaklaşmak istiyorum.



Baen insanlar kadar paragraflar da anlamsızlaşır. Hiç bir sözcük seni anlamaz, anlatamaz, yazdıramaz. Çaresiz bırakırlar seni, suskunluğa terk edersin kendini. Sonra biraz daha acı çekersin, hüzün çuvalına eklersin bir şeyler, tekrar yazmaya kalkarsın ve sonra fazlasıyla yazarsın. 





6 Eylül 2016 Salı

Futbol Meselesi


     Futbola olan sevgiyi oldum olası anlamam. Takımı kaybedince üzülen, ağlayan, depresyona giren tipleri hele hiç anlamıyorum. Futbola aşırı düşkün erkeklerin eşlerinin de ne kadar üzüldüklerini ve bu durumdan yakındıklarını biliyorum. Ben de aynı şekilde futbola düşkün olmayan bir sevgiliye ya da eşe sahip olmak istiyorum. Umarım bulabilirim. Azlar ama varlar ya. Az önce kutumu karıştırırken günlüğümde bu konuyla ilgili sitemler buldum. Neden böyle istediğimi daha net hatırlamamı sağlayan bir iki yazı paylaşayım sizinle :)

(Üşendiğim için yazmayıp direk fotoğrafını çektim, umarım rahat okuyabilirsiniz.)




5 Eylül 2016 Pazartesi

Çim Adam


     Dikkat : Bu yazı yüksek dozda itiraf içerir.



     Üniversite 3.sınıftayken kendime bir kanka edindim; çim adam. İlk başlarda öylesine aldığım çim adama gün geçtikçe anlamsız şekilde bağlandım. Adını Yumoş koydum. Her fırsatta gelip konuşuyordum onla. Sınıftaki sevmediğim tiplerin dedikodusunu yapıyordum, güzel bir şey olunca millete anlatmıyordum da ona anlatıyordum. Çünkü kız milleti yılandı ahhaha ama Yumoş öyle değil. Ne anlatırsan anlat, dinliyor ve susuyordu. Aynı çim adamdan bir arkadaşım da aldı. Birlikte bakmaya karar vermiştik zaten. Hikayedeki arkadaş aslında eski sevgilim ama o zaman arkadaş olduğumuzdan arkadaşım diye bahsedeceğim.

     Benimki pek büyümüyor yeşermiyordu sinir oluyordum, arkadaşımınkini kıskanıp duruyordum. Onun adamı coşmuş da coşmuş ağaç modunda. İyi mi bakıyordu, koyduğu yerden mi kaynaklıydı bilemem ama benimki bataklık gibiyken onunki Amazon gibiydi. 

     O dönem de üniversite bayağı karışık. Bir ara odalar arandı falan. Benim yakın arkadaşım Hopalı da biraz psikopattır, ben gibi :) Hatta benden kat be kat fazla psikopattır. Çim adamı olan arkadaşım evine tatile giderken adamını bana verdi. Bakayım diye. Ben de alıp odanın camının önüne koydum. Hopalı bir akşam otururken 'ya bu çocukla çok iyi anlaşıyorsunuz tamam da acaba nasıl biri gerçekte, belki hiç tanıdığımız gibi biri değildir hazır bir eşyası elimizdeyken dinleme cihazı koyalım mı içine?' dedi. Ya ben de fena psikopatımdır bazen öyle fikirler bulurum ki şeytaaaağğn önümde diz çök derim kendi kendime. Ama benim bile 40 yıl düşünsem aklıma gelmezdi bu fikir. 'Yok Hopalı merak etmiyorum ben nereden buluruz cihaz mihaz hem suç falandır yok yok yapmayalım yapılacak iş değil' dedim. Ben bulurum dedi kız tanıdığı varmış kalem kamera mı ne zımbırtıysa işte isterseniz getireyim demiş. Yok dedim yaptırmadım tabi. Manyaklık bu.

     İki gün falan geçmişti sanıyorum bu konuşmaların üzerinden Hopalı yine bir akşam hepimizi fitledi 'kızlar biz bu odada her şeyi konuşuyoruz, benim çekiştirdiğim oğlanları sevgilim duyarsa beni mahveder, benim aklıma geldiyse erkeklerin haydi haydi akıllarına gelmiştir, başka arkadaşı mı yok niye sana getirdi bu çim adamı, kesin içinde dinleme cihazı falan var ben yatamıyorum odamda artık rahat değilim, adımız çıkar' falan dedi. Güldüm ben sadece. Böyle bir şey olabilir mi, bu neyin kafası? Akşam yatana kadar kızları fitlemiş. Bir de şöyle bir özelliği vardır bizi saniyeler içinde ikna eder. Bir bakarız inanmışız. İkna kabiliyeti bayağı iyidir yani. 

     Kız yurtlarını bilirsiniz her şey konuşulur. Moda dışında aslında her şey konuşulur. Sanıyorum cinselliğin erkek yurtlarından daha fazla konuşulduğu tek yerdir kız yurtları. Orada ne oğlanlar rezil rüsva edilir, kimler nedir necidir hayatları vücutları ve yaşayışları hakkında tüm kızlar net bilgilere sahiptir. Kız milleti masum sanıyorsunuz ya yeminle ne masumu, masumiyet kelimesi o mekanlardan geçecek kelime değil. Hocaların bile her şeyi bilinir, hocalarla takılan ve bundan utanmayıp ballandıra ballandıra anlatan kızlar sağ olsunlar. Ve eğer bir çocukla eğlenmek ya da parası yenilmek için çıkıldıysa o çocuk banko tüm yurda rezil olmuştur, mesajları mektupları sesli şekilde etüt odalarında okunmuş, dalga geçilmiş, aldığı hediyeler dağıtılmış, paralar kontörler paylaşılmıştır. Maalesef, durum budur. Hele cinsellikle ilgili çocuğun bir eksiği görüldüyse isminin başına bir kız kelimesi gelir ki onu ne siz sorun ne ben söyleyeyim. Yemekhanede görülür çocuk, hiç tanımadığı kızlar birbirlerini cimcikleyerek dedikodusunu yaparlar. Kız milletinde pek özel hayat yok, paylaşımcıdırlar. Erkekler diyorlar ya hani kızlarla yaşadıklarımızı anlatıp rezil ediyoruz diye esas bilseler kızlar neler anlatıp nasıl gömüyorlar onları hiç yanaşmazlar aşık atamayacakları kızlara.

     Neyse efenim dağıtmadan devam edelim olaylara. Ben ders çalışmaya yarım saatliğine etüt odasına gittim bir geldim ki çocuğun çim adamı alttan açılmış. Açmaya başlamışlar ama becerememişler de açmayı. Yemin ediyorlar bir de bak yeminle var vallahi var hissediyoruz zaten şurası biraz sert toprak değil kesin falan diye. İyi tamam açıyorum ben açıp ben kapatacağım dedim. Zaten yarısını açmışlar biraz da dağıtmışlar becerememişler belli ki düşündüm ki bari ben alayım gösterip kapatayım yazık günah ziyan edecekler.  Ne hesap veririm arkadaşa, emanet sonuçta. Açtık gösterdim ve kapattık. Aynı açıldığı gibi kapattım, elimden geleni yaptım ama gitti .im adam. Yeşillikleri soldu ve döküldü. Güneşe koydum, konuştum, suladım elimden geleni yaptım ama olmadı. Yemyeşil orman gibi çimi kel halde geri verdim. Geri verirken arkadaşın üzüntüsünü dün gibi hatırlıyorum. Emanete çok önem veririm ben bir de mahcup olmuştum. Olayı anlatamadım tabi ama yalan da söylemedim. 'Elimden geleni yaptım ama iyileştiremedim' dedim. Pişman mıyım? Hayır. Çünkü ben kasti bir şey yapmadım ama anlatmadığıma pişmanım. Neyse çok da önemli değil kötü biri olmasaydı zaten bir gün itiraf ederdim, yanımda olmayı seçmeyerek anlatmama gerek olmayışını kendisi seçmiş oldu.

3 Eylül 2016 Cumartesi

Bizi Biz Yapan



Bizi biz yapan insanlar vardır hayatta;

Daha 5 yaşındayken vitaminsizlikten oluşan tırnak çizgilerimi kötü bir şey sanıyorum diye kırmızı oje sürüp ellerimi öpen kuaför abla

Param sadece çubuk krakere yeterken (sonradan öğrendim) marketteki ürünleri al şundan da al paran yetiyor onlara diyerek mutlu olmamı sağlayan marketci abi

Beni baba şefkatiyle eğiten yıllar gecse dahi varlığını üzerimden eksik etmeyen beni hep koruyup kollayan okula koşarak gitmemi sağlayan ilkokul öğretmenim

Ortaokulda gördüğüm eğitimciden başka her şeye benzeyen nefretlik sözde öğretmenlerim

Bana dost kazığı atarak hayata toz pembe bakışımı kaybetmemi sağlayan lise arkadaşım

Erkeklerin aslında çok kötü olabileceklerini gördüğüm sevdiğimi sanıp aslında hiç sevmediģim benim içim yalnızca bir hevesten ibaret olduģumu anladığımda derin bir nefes aldığım sözde lise aşkım

Ünivesitede bana akademisyen olmuş ama adam olamamış cümlesini ispatlayan hocalarım

Ve yine üniversitede ulaşamayınca iftira atabilecek kadar kötüleşilebildiğini gösteren sözde arkadaşlarım

Yaptığı tek güzel yemeği bile komşlarıyla paylaşmadan rahat yiyemeyen annem

Kendisine zamanında zulmetmiş insanları bile bağışlayıp Allah rızası için..'in ne demek olduğunu bana öğreten babam

Çocukken ağladığımda sus yoksa döverim deyip beni tekme atarak susturan erkek kardeşim

İnsanın kardeşlik için arada kan bağına ihtiyaç duymadığını bana öğreten 12 yıllık dostum

Kıskançlık ve sevmenin bir arada mümkün olduğunu gösteren varlıkları da yoklukları da zarar kız arkadaşlarım

Erkeklerin asla kadınlar kadar cok sevemeyeceklerini bana öğreten arkadaşlarımın eski flörtleri

Ve tabi ruhumda ve zihnimde tarifi imkansız yaralar açan ağlayabildiğimi hatırlatan ilk kez birinden nefret etmeme sebep olan hayatımın geri kalanını kökten değiştiren aşka ve evliliğe bakış açımı yok eden ama büyümemi ve daha dik durmamı sağlayan eski erkek arkadaşım...

Bunlar beni ben yaptı işte. Hamuruz biz hayat yogurdukca yaşadıklarımızla şekilleniyoruz. Biz aslında olmak istediğimiz değil, olmaya mecbur bırakılanız. Ama? İyi ki de öyleyiz ya. Iyi ki de boş beleş değil de koca bir hayatın yoğurup oluşturdugu inancını kaybetmeyen garip insancıklarız :) 

Ahsen Bir Şeyler Yap


     Bir sitemle uyanıveriyorum uykumdan ansızın. Telefonun başında ağlamaktan kısılmış bir ses 'yardım et' diyor. Ne yardımı deyip anlamaya çalışıyorum mevzuyu. Önce çok kötü bir şey oldu sanıyorum, birine bir şey olup olmadığını sorguluyorum. Olmuş. Olan olmuş. Ümitsizliğe kapılmış bir dost. Kalbi acımış, telaşa düşmüş.

     Falcı bu çocukla olmayacak demiş. Hele bak işe falci geleceği nereden bilmiş? Ayrılmak istemiyorum seviyorum her dediği çıkıyor onsuz nefes alamam ben diyor. İşin kötü yanı o lanet falcı salladı mı iyi sallıyor, tutturuyor şerefsiz. Tutunca da al işte gelsin hüzünler gitsin gözyaşları. Nasıl olur ki? Oluyor işte sallıyor, tüm sevenler gözyaşına boğuluyor. Ulan insan hiç mi iyi şey söylemez? Söylemiyor işte, her giden kötü olaylara kendini hazırlayarak dönüyor.

     İşın kötüsü ben duyar duymaz inanıyorum buna. O çocuk dediyse doğrudur yargısı oluşuyor içimde. Fal bu saçmalama diyor dilim ama kafamda ayrılacaklarina kesin gözle bakan sinyaller coktan olusmus durumda. Ne desem boş. Ben bile inanmışken karşımdakini nasıl inanmayacak moda sokabilirim.

     Bir şeyler yap degistir diyor. Kaderini değistirmemi bekliyor.
 Kaderindeki o değilse ben değil tüm dünya çabalasa olmaz o da biliyor. Gel gor ki değiştirme gücüm olsaydı her şeyi degistirirdim bunu da biliyor. Ama yo iste. Beni kahraman olarak görüyorlar. 'Sen yaparsın yapıyorsun hadi bunu da düzelt' diyorlar.

     Benim hiç falla ve falcıyla yıldızım barışmadı ki. Ben ne istesem tersini söylediler hep, hayat gibi. Ben kendi fallarima hükmedemedim, kendime soz geçiremedim çoğu vakit, bir başkasının hayatını nasıl değiştirebilirim ki? Benim kendime hayrım yok. İyice alışıyorlar bunlar da kahkalarıma boşverlerime. Sormuyorlar onların altinda kaç 'Ya sabır' ve iç buruklugu var. Kolay olacak sanıyorlar. Hiç kolay olmadı asla olmaz, bilmiyorlar.

     Velhasil kelam böyle her gelişlerinde ayrılıyor yıllarca sürecek bir hüzün çarkının içine düşüyorlar. Gerçekten sevenler böyle oluyor. Biliyordum sonu ama mani olamadım diyorlar. Sonu bilmenin gidişati değiàtiremeyeceğini daha yeni ögreniyorlar.

     İmkanım olsaydı önce kendi fallarımı, hayatımı, tanıdıklarımı ve tanıyacaklarımı degiştirirdim. Bilsem ki değişecek hayatlar bir anda güzelleşecek, geleceğe dair tüm olumsuz tahminler yok olacak, ne kadar kahve fincan kart varsa yakar yıkarım, ne kadar kahin varsa da toz duman. Ama yapamıyorum işte, bizi mutsuz eden o cümleleri değiştiremiyorum.

Özel bir rica : Bunu okuduktan sonra bi 'Yakarim Geceleri' dinleyin benim için olur mu? Hiç bir siyasi oluşum ya da şahıs düşünmeden sözlerine ve melodisine odaklanarak dinleyin. Lütfen, benim icin. Çünkü ben bunu yazarken dinliyorum, bittiğinde de dinliyor olacağım. Ne hissettigimi hissetmeniz icin ortak bir şey dinlemenizi istiyorum benimle, lütfen. Kalbimi görün, kalplerimiz birbirini anlasın..

2 Eylül 2016 Cuma

Kandırıldıııım


     Aynı ay içerisinde 2 kez üst üste kandırılmayı başardım. Hemen olayları anlatmak istiyorum. Benim üniversitedeyken pek kaale almadığım tipler vardı. Benimle devamlı iletişim içerisine geçmeye çalışan ilgimi çekmeyen saçma sapan insanlar. Mezun olalı yıllar oldu hala sosyal medya hesaplarımdan takip etmeye çalışıyorlar. Sanki hayatımı bilseler ne olacak ? Saçma sapan işler.

     Üniversitede çok sevdiğim bir hocam vardı; Hakan hoca. Geçen ayın başında beni bir numara aradı ve Hakan hocanın yeğeni olduğunu Ankara'ya geleceğini söyledi. Ona yardımcı olup olamayacağımı sordu. Güya üniversite kazanmış falan. Geçen hafta içi bir tarihte geleceğini söylemişti. Ben de arkadaş oldum tabi bir kaç gün konuştum. Konuştum derken üniversite hayatının nasıl olduğunu, Ankara'da nerelerde takılıp takılamayacağını anlattım. Kendimce şehri öğretirim, bir kaç gün misafir ederim sonuçta hocamın yeğeni diye düşünüyorum. Hocayı neden aramadın dediğinizi duyar gibiyim. Hakan hocayı herkes bilir, telefonlara kesinlikle cevap vermez. Hal böyle olunca aramak aklıma dahi gelmedi. 

     Pazartesi şuraya gel görüşelim deyince karşımdaki şahıs içkillendim, Ankara'yı bilmeyen birinin bilebileceği bir mekan değildi çünkü. Belli ki hiç gelmemiş değil. Hemen araştırmaya koyuldum, ismi ve soy isminin sahte olduğunu anladım. Resmen oyuna gelmişim ya. Kim olduğunu hala bilmiyorum, tek bildiğim eski sınıf arkadaşlarımdan biri olduğu. Zaten bana ulaşma çabasına girecek, böyle bir hinliği yapabilecek çok fazla insan yok. Merak edip neden gitmedin diye sorulabilir, özellikle gitmedim. Ben bu insanlardan zar zor kurtulmuşum üstüne bir daha sararlarsa yakamı kurtaramam belki diye çekindim. O insan oraya gidip beklemiştir büyük ihtimal, numarasından pek çok şeyi buldum zaten. Aynı insanlara çıkıyor kimliği. Yalnızca emin değilim. Hayatımla ve arkadaşlarımla ilgili bir kaç soru sorunca anlamam gerekiyordu ama anlayamadım ne bileyim.

     İkinci vaka da yakın zamanda oldu. Yine üniversiteden yakın bir arkadaşım var Mehmet Ali. Uzun zamandır sosyal medya hesaplarında aktif değil. Kısa bir süre önce ekleştik, geyik yaptık falan. Tüm fotolarını koymuş, baya baya bildiğin bizim Mali yani hiç tuhafsamadım. Bir kaç gün önce yakın bir arkadaşımla konuşurken 'Maliyle konuştuk evlilik hazırlığında ya tüm hesaplarını kapamış, zor ulaştım düğününe gideriz değil mi?' deyince ben de bir aydınlanma oldu. Nasıl yani? Yakın arkadaşım diye ben adamın sorduğu her soruya cevap verdim, şimdi fake adamla mı muhabbet etmişim? Kendimi kandırılmış ve aptal yerine koyulmuş gibi hissediyorum.

    Normalde çok uyanık geçinirim ama bazen çok profesyonel işler yapıyor insanlar, şeytanın dahi aklına gelmeyecek cinste işler. Ne işlerine yarıyor bilmiyorum. Benimle bir başkası gibi konuşunca ellerine ne geçecek onları da anlamıyorum. Bence oldukça boş işler ama neyse.  Kötü olsa yine bir arkadaşım gibi davranılsa yine yerim. Artık eskisi kadar açık göz değilim sanırım. Yorulduğumdan mıdır yaşlandığımdan mı bilemem. Yine de sinir bozucu bir durum. Bu ara çok fazla arkadaşla tanıştığım için de çözemiyorum gerçeği sahteyi. Eklemeyince ya da konuşmayınca da küsüyor tanıştığım insanlar. Bu da ayrı bir saçmalık. Şu sosyal medyayı bu kadar önemsemeyin ya kurban olayım, lütfen. Yapmayın. 

cpm fun 2