Son Yazılar

10 Aralık 2016 Cumartesi

Ben Bu Devrin



     Gecenin bir yarısı aniden kalkarsın ki nefesin sıkışmış. Sanki 10 ton üzerine binmiş, içimde bir sıkıntı var dersin. Muhakkak bir şey hissedersin de ne hissettiğini bilmezsin. Vücudun kendi kendine tepkimeler vermeye başlar, bir bakarsın gözlerinden yaşlar boşalıverir, yastığın sırılsıklam. Ne olduğunu da anlamazsın. Ne oluyor diye sorgulamaya kalmadan olabilecek tüm ihtimalleri kafandan geçirmeye çalışırsın ama imkanı yoktur. İçinde bulunduğun durum psikolojik bir olay mıdır yoksa fizyolojik mi, hormonlardan biri mi tavan yaptı gibi kırk çeşit düşünceye kapılırsın. Cevap bulamazsın, tek bildiğin evrende var olan negatif bir enerjiyi çekerek bir şey hissettiğin ve o enerjinin seni bedenen ve ruhen alaşağı ettiğidir. Sakinleşmeye çalışır, geçmesi için kendine telkinlerde bulunmaya başlarsın. Biliçaltın sanki yeterince donuk hissetmiyormuşsun gibi kafana en kötü olayları getiriverir, sağa sola sallarsın kafanı, sanki sallayınca kulaklarından dökülüp gideceklermiş gibi. Keşke öyle olsaydı, de mi?

     Aklından en çok o anda edebi şeyler geçer, kötü olan onları kağıda dökecek gücün olmadığını hissetmektir. Sabah uyandığında o güzel kelimeler uçup gidecektir bilirsin, yine de yazamazsın işte. Yazarak uçurmaktansa o anki düşüncelerinde, hislerin ağırlığının seni çöktürmesine izin vermek işine gelir. Gün boyu mutluyken akşam mutlu uyumuşken nedir bu mutsuzluk hali, kontrol edilemez duygu değişimi hızı? Anlayamazsın. İnsanlar da anlayamaz. Zaten kimse kimseyi anlamaz, biz başkalarını anlıyor muyuz ki?

     Yeni şeyler istersin de hayat sana vermeye çalıştığında da koşarak uzaklaşırsın. Çünkü cesaret edemezsin, korkarsın. Minik bir serçe korkaklığıyla bu kadar canım var o da hüzne düşerse nasıl kaldırırım ben dersin. Evet mutlu olmayı istersin hem de her şeyden çok. Ama mutsuz olabilme ihtimalini kaldıramayacağından korkarsın. O korku da seni ne geri götürür ne ileri. Tek istediğin sabit, istediğin anda yaşamak. Her şeyin istediğin gibi olması, bir kukla oynatır gibi insanları oynatabilmek, kaderi şekillendirebilmek.. Hiç biri elinde değildir oysa. Siyah kainat yaratıldığından beri var olmuştur ve olacaktır. Olmasaydı beyazın kıymeti olmayacağını bilirsin fakat yine de var oluşuna gönlün razı gelmez. Çok görmüşsündür siyaha bulanan insan, insanlığa yakıştıramazsın bu rengi. Ama insanlar kendilerine yakıştırırlar işte. Salak gibi her tanıdığın kötüyü düzeltmeye çalışırsın. Tüm çabalarının her seferinden ziyan olduğunu göre göre çalışırsın. Yine ziyan olur ve yine ve yine ve yine. 

     Doğum günlerinde herkes gelecek temenni ederken sen gözümü kapayıp açayım ve yarın yaşadığım tüm incitici şeyler, tüm hayal kırıklıklarım bir şaka olsun, ziyan olan yıllarımı yeniden yaşayayım dersin. Gözünü açarsın herkes oradadır. Sabah uyanırsın her şey aynıdır. Yine insanlar kötüdür ve sen evrenin bu kadar kötülüğü nasıl kusmadığına akıl erdiremezsin. Ve sen insanların iyileri incitebilme yeteneklerine hayret edersin.

     İnsanlar devamlı yargılar, en sevdikleri şeydir yargı. Onlarda göre; dost sevgili aile öğretmen hepsi geçicidir. Sana göreyse herkes kalıcı. Tek bir insan olmalıdır insanın hayatında geçmişi şimdisi geleceği. Allah da evreni böyle yaratmamış mı? Elmaları kesip evrene atmış, yarılarını bulsunlar diye. Buluyorlar mı peki? Bulacağım diye kaç yarımı kendilerine sarıyor sarıyor bırakıyorlar. Sardıkça kararıyorlar ama umurlarında değil. Bunu marifet sanıyorlar. Kendileri gibi nefis peşinde koşmayanları anlamsız buluyorlar. Çünkü tenleri ucuz çünkü ruhları ucuz. O kadar kıymetsiz ki kalpleri öyle geniş ki geleni alıyorlar. Hayret ediyorsun nasıl kusmuyor o kalp onca leşi. Sen doğru yoldan giderken kendilerine hesabı sorulacak o çivilerle dolu üzerlerine pislik bulaşan yoldan giderken biri bile 'ben yanlış gidiyorum galiba ben ne yapıyorum eyvah' deyip farkındalığa ulaşamıyor da bizim gibi dümdüz yolda kimseye bulaşmadan tek doğruyu bulmak için yalın ayak yürüyenleri yargılıyor, tuhafsıyorlar. Bağırasın geliyor, 'doğru benimi, Hakk'ın emrettiği benim yolum' diye. Bağıramıyorsun, anlamazlar, anlamıyorlar. Seni anlasaydı Mecnun, Kerem yahut Ferhat anlardı, keşke yaşasalardı.

    Sevgili Mecnun, Kerem, Ferhat ben bu devrin Leylası, Aslısı, Şirini olamadım. Beceremedim, becermek istemedim. Üstime vazifeymiş gibi tutup Mecnun'u Kerem'i Ferhat'ı olmaya çalıştım. Sanırım onu olamadım, oldurmadılar, müsaade etmediler. Ama ben sizi gördüm, sizi bildim gönül yoldaşım. Dokunmadan da sevilebileceğini yalnız tek kişiyi sevip ona ömrünüzü heba edebilmenin saadetini sizden öğrendim. Gayri bundan sonra yolum da sizin yolunuzdur. İyi ki sevdiniz, sevildiniz, gönlümüze gidecek daimi bir yön çizdiniz..

2 yorum:

  1. Çok etkilendim. Kaleminize, yüreğinize sağlık. Sevgiler,

    YanıtlaSil
  2. Kaleminize, yüreğinize sağlık... İnsan güvenli alanını terk etmeye korkuyor:( Yeni yollar, yeni şeyler ürkütütyor:( Sevgiler...

    YanıtlaSil

cpm fun 2