Son Yazılar

30 Aralık 2017 Cumartesi

Nefret Ediyorum


     Kadınlarla arkadaş olamıyorum. Evet doğru okudunuz, bir kadın olarak kadınları anlayamıyor arkadaş olsam da dost olamıyorum. Çevremde arkadaşım dediğim yüzlerce kadın var ama dost bir iki taneyi geçmez. Çünkü çoğunun bencilliğine ve düşüncesizliğine katlanamıyorum. 

     İlkokuldan beri erkek arkadaşlarımın yanında kendimi hep mutlu hissettim. Çünkü onların beni kıskanma ya da mutsuz etme amaçları hiç olmadı. Notlarıma benden önce bakmadılar, iyi şeylere sahip olduğumda benim adıma mutlu oldular, ne zaman ihtiyacım olsa yanımda oldular, gidilecek hiç bir yerde sorun çıkarmadılar, ay şura şöyledir bu böyledir gibi abuk sabuk bahaneleri olmadı, her ortama en iyi şekilde uyum sağladılar, kendilerini ihmal ettiğim gerekçesiyle tavır yapmadılar. (en tiksindiğim şeydir sevgili gibi trip atan kız yanımda barınsa bi tane tükürürüm suratına)

     Kadınlar arkadaş olmanın binbir zorluğu var. En temeli kıskançlık. Daima en iyi olmalı hepsi birinin kendilerinden daha çok sevilmesi, daha iyi bir maddiyata sahip olması, evi arabası kıyafetleri notları sevgilisi her şey onlar için kıskanma sebebi olabilir. 

     İkincisi acayip tripliler herkese trip atıyorlar. 2 gün arama sorma msj atma hemen beni ihmal ettinler falan. Bu tiplere ben senin kocan mıyım salak mısın sen deyip direk kesiyorum irtibatımı. Herkesin bir hayat düzeni var, bir dolu işimiz gücümüz okulumuz var sizle mi uğraşacağız?

     Üçüncüsü beni en çileden çıkaran her şeye sahip olsalar da senin eşyanı kullanma hastalığı. Nefret ediyorum nefret nasıl tiksinmiyorsunuz birbirinizin eşyalarını kullanırken? Üniversitede bi oda arkadaşım vardı sakladığım kazağımı giymişti ya bir gün o kadar yüzsüz tipler tanıdım. Yeni ne alsam sarardı, bir gün gelip atkını izinsiz aldım hep sümük oldu kusura bakma demişti. Her şeyimi her kullanana vere vere bende bir şey kalmadı vallahi bıktım ya. Bir de açık sözlü insanım direk söylerim kullanmayın hoşlanmıyorum diye. Arkamı döndüğümde rujumu süren biliyorum ya 10 defa söylememişim gibi. Hele var ya kozmetiği nasıl kullandığınızı aklım almıyor, ruj ya ruj, ananızın babanızın içtiği bardaktan su içmezsini arkadaşınızın dişine sürdüğü ruju bedava diye alıp sürüyorsunuz. Bir de senden kat be kat şişman olanların eşyalarını genişletmesi vardır. Kaç tane atkı bere ayakkabı kaybettim sayamam. 

     Dördüncüsü daima onlara her şeyi anlatmanızı beklerler. Benim gbi özel hayatını kendi içinde yaşayanlar için oldukça ürkütücü bir özellik. Ben biriyle ciddiyete bindirmediğim ilişkimi kimseye anlatma taraftarı değilimdir. Aaaa ama olur mu kızlar birbirine her şeyi anlatmalı. Biriyle görsünler hemen niye bana anlatmadınlar, bir yere gidiyorsun kimle nereye gidiyorsunlar. Ailem bile beni boğmadı hiç böyle. Hiç bir şey anlatmak istemiyorum kızlar yeter artık rahat bırakın bizi.

     Beşincisi ve en kusmuğuna geliyorum özel hayat saygısılıkları. Telefonuma ve bilgisayarıma dokunulmasından nefret ederim. Telefon benim özelimdir. Bir kızın yakın olduğunu iddia ederek telefonumu karıştırması beni çileden çıkarır. Telefonda bir şey olduğu için değil hayatıma müdahale beni tiksindirir. Hele aniden telefonu çekip elinden alan tipler var. O anda ölse kalkar giderim mekandan o kadar nefret ediyorum. Titiz ve özgür ruhlu biriyseniz kadınlarla arkadaş olamıyorsunuz inanın imkansız.

     Hep çok erkek arkadaşım var diye kızlar arkamdan erkek seviyor kuyruk sallıyor bilmem ne diye çirkin laflar etmişlerdir. Yaşlılar da yargılar genelde beni. Umrumda değil defalarca denedim tahammül edemiyorum kadınların arkadaşlık kisvesi altında birbirlerinin hayatlarına burunlarını sokmalarına. Kusura bakmayın beni yargılamaya devam edin ben aynı yolumda devam ediyor olacağım. Siz birbirinizi delirtin, ben huzuru bulmuş durumdayım. 

Ufak Tefek Cinayetler


     Nedir herkesin konuştuğu bu ufak tefek cinayetler?

     Başrollerini Aslıhan Gürbüz, Gökçe Bahadır, Bade İşçil, Tülin öze, Mert Fırat'ın paylaştığı entrika dolu yerli dizimiz. Yerli derken biraz yabancı dizilerden uyarlamaymış gibi duruyor, İngiliz bir diziden uyarlandığını duymuştum fakat ne derece doğru bilmiyorum.

     Dizideki temel konu; çocukluğundan beri 4 yakın arkadaş olan karakterlerin bir anda arkadaşlarından birine ihanet etmesi sonucu hayatının kararması. Ve tabi olmazsa olmaz mağdur karakterin intikam için yıllar sonra geri dönüşü. 3 kafadar arkadaşları ve öğretmenlerinin ilişkisi olduğunu yayarak arkadaşlarının okuldan atılmasına, öğretmenlerinin ise açığa alınmalarına neden olurlar. Kızlardan biri dışında kimse geçmişte yaptıkları bu hatadan pişmanlık duymamaktadırlar. Dizi her bölüm 'düşmanını yakınında tut' prensibiyle hareket eden kadınların birbirini zekalarıyla alt etme mücadelelerini işliyor. 

     Peki neden bu kadar tuttu?

     Birincisi izleyici olarak mağdurun bir savaşı geç de olsa kazanma ümidini seviyoruz. İkincisiyse dizi kıyafetleri, çekimleri ve mekanların düzenlenişi olarak oldukça başarılı. Gökçe Bahadır'ın hayat verdiği Oya karakterinin duruşu, sabrı, donuk ama kendi içinde çırpınan karakteri seyirciye ilgi çekici geliyor. Genç kızların çoğunun izleme sebebi de Mert Fırat. Olmaması gereken bir kadına aşık olup, kendi içinde mücadele veren mükemmel adamı oynuyor Serhan karakteriyle. Seyirci onunla kendi vicdanıyla savaşmayı öğreniyor. Serhan karakterinin stili de en az kadın karakterinkiler kadar moda olmuş durumda. İş hayatında devamlı takım elbise giymesi gereken insanlar kol düğmelerinden, ayakkabılarına kadar dikkatle takip ediyorlar. 

     Umarım aşırı derecede uzatılıp amacından sapmaz, her bölümü aynı keyifle izlenir.

29 Aralık 2017 Cuma

Noel mi Kutluyonuz Siz?


  Bugün bir kaç kişiden aldığım tepkidir. Eminim bu hafta içerisinde bizim gibi pek çoklarının da alacağı tepki. Neye tepki verdiklerinden habersiz olan mükemmel duyarlılığa sahip insanlar için konuyu aydınlatmak isterim. Noel Hristiyanların 24 Aralık'ta Hz. İsa'nın doğumunu kutladıkları bayramlarıyken, yılbaşı senenin son günü eski yılı uğurlamak, daha güzel olması ümidiyle yeni yılı karşılama eylemidir.


     Müslüman Noel mi kutlar şeklindeki tepkileri anlayabiliyorum zira İslamla bağdaştırılmıyor olabilir. Fakat İslam'ın İ'sini yaşamayan insanların bu konuda duyarlılık kasmasını samimi bulmuyorum. Yılın 364 günü İslam'da olmayan her şeyi yapacaksın kimse sana karışmayacak, son günü şahane bir duyarlılıkla herkese sayıp sövecek eleştireceksin. Welcome to cennet. Bu tiplerin böyle bir hayal dünyası varsa üzülürüm. Samimiyetle İslam'ı yaşayıp, karşı duranlara sözüm yok. Onlar doğru bildiklerini ifade ediyorlar. Fakat ben Hz. İsa da bir peygamber kutlamak isteyen doğumunu kutlar, beni bağlamaz görüşündeyim. Noelde de yılbaşı kutlanmasında da kötü bir niyet göremiyorum. İsteyen kutlar istemeyen kutlamaz. 

     Kaldı ki hepimizin kutlamadan anladığı da farklı. Kimi evinde ailesiyle oturarak seneyi bekler, kimi eğlenir, kimi çıkar arkadaşlarının evinde ya da bir mekanda eğlenir. Hiçbiri beni bağlamaz. Kimsenin de bir başkasının kutlama şeklini eleştirmesini anlayamıyorum. Gece bir yerlerde içmek, eğlenmek, tanımadığın insanlarla mekandan çıkıp ona buna gitmek her ne kadar bana çok ters olsa da bunu benimseyen insanların kendi doğrularını yaşadıklarını varsayıyorum. O öyle düşünüyor, şu şöyle yaşıyor diye birine sözlü ya da fiziki müdahale etmem söz konusu olamaz. Siz de yapmayın lütfen, bırakın insanları çam ağacı süslemek isteyen süslesin, çorap asmak isteyen assın, hediye almak isteyen alsın, eğlenen eğensin. (İçip içip sokaktakilere saran tayfadan bahsetmiyorum keşke herkes ağzıyla içse, ya da sokağa hiç çıkmasalar.)


     Her gün ülkede kadınlar katledilir, çocuklar istismar edilirken bu kadar ses çıkmıyor, bir çam ağacına çıktığı kadar. Bu yüzden samimi gelmiyor işte. Benim süslediğim çamın sana zararı yok, arkadaşıma aldığım hediyenin de yok. Kimseninkinin yok. Bağırış çağırışlara gerek yok yani bunun için birbirine küsen biliyorum ya. Ne aptalca. Benim gibi düşünmüyor diyerek birbirine küsüyor insanlar. Bir yılbaşı, noel ya da her neyse sizin akrabalık ilişkilerinizi, dostluklarınızı zedeliyorsa mümkünse hiç görüşmeyin o insanlarla.


     Noel baba figürüne saldıranları anlamakta daha çok zorluk çekiyorum. Çocukları sevindirmek maksatlı evlere hediye dağıtan bir figür nasıl kötü olabilir? Geçen biri 'tamamen gavurlara benzemektir Noel baba' dedi. Sanki hiç kültürel, dilsel, dinsel yozlaşmamışız gibi tek sorun hediye veren bir adam. Keşke tek bu konuda benzeseydik, hazır senin dinin de hediyeleşmenin sünnet olduğunu  bildirirken.

     4 yaşındayken bir sene babannemlerin yanında Almanya'da kaldım. Kaldıkları semtte evde çocuk olan dairelerin kapılarına hediye bırakıyorlarmış. Yılbaşı sabahını hatırlıyorum, kapıyı bir açtım kocaman bir paket. Hayatımda hiç bir paketi o kadar büyük bir heyecan ve merak duygusuyla açmamışımdır. Kocaman bir oyuncak çıkmıştı içinden. Türkiye'de neden hediye veren bir Noel baba yok diye ağlamıştım dönünce. Bir çocuğu mutlu eden gelenek nasıl kötü olabilir ki? Ben ki habire kendisine bir şeyler alınan şımarık bir çocuktum, ihtiyacı olmayan çocukları düşünelim bir de. Onlar her yılbaşı alsaydı bu hediyeleri kimbilir ne kadar mutlu olurlardı. 

     Sözün özü nereden bakarsanız oradan görürsünüz. Tarafsız bakın, korkmayın bir hediye kutusu, parıl parıl parlayan bir Çam ağacıyla kimseye benzemezsiniz. :)

25 Aralık 2017 Pazartesi

Laz Beyin Oğlu

     


     Yaklaşık 2 yıldır tanıdığım bir arkadaşım var: laz bey. Evet tam da adından anlaşılacağı gibi kendisi laz. Bugün anlatacağım mevzu geçen hafta aydınlanmama neden olan bir beyin oğlu laz beyin oğlu arkadaşımın bende yarattığı ultra ötesi hayal kırıklığı. 

     Başta da belirttiğim gibi tanışalı 2 yıl olmuştur fakat 6 7 aydır yakın arkadaş samimiyetine ulaşabildik kendisiyle. Ben insanlarla çabuk dost olurum ona rağmen kendisini sağlam şekilde ölçtüm tarttım. Hani sonradan niyet bozma durumu olmasın, oluyorsa düzgünce kötü gün dostu olabilsin diye. Velhasılkelam oldu da. Her daim yanında olmaya çalıştığım bir dost oldu bana. Dürüst, tutarlı, samimi düzgün bir adam. Bu devirde zor bulunanından.

     Ben kimseyle özel hayatımı konuşmam, bu konularda oldukça çekingenim buradan takip edenler bilir, daha önce bahsetmiştim. Anlatmak istemediğim için değil, anlatamadığım için. Belki de bu işlere pek uzak duruşumdan, ciddi bir şeyler olmadan kimseye ses etmek istemeyişim. İlişkim olduğunda açıkça yaşıyorum yakınlarıma bildiriyorum, ötesi gereksiz geliyor. Şu kızların 10 kişiden hoşlanıp her kelimelerini anlatmalarına ayar olurum, kusura bakmayın bana göre büyük işsizlik. Hele ki flörtün 1 2 aylık periyotlara, düşüp kalkıp by by canım'lara dönüştüğü şu korkunç günlerde..

     Welcome to kötü hisler    

     Çok uzatmadan sadede geleceğim çünkü esas anlatmak istediklerim hislerim, düşüncelerim. Sağlam şekilde iç dökmeye ihtiyacım olduğunu hissettim. Yakın zaman önce bir kaç kez ortak arkadaşlarımızla bir yerlerde buluştuk lafladık, güzel vakit geçirmeye çalıştık. Mekanda bir kız var adı Yeşim. Yeşimle yeni tanıştık, sessiz görünen ama pek tekin bir tip olmadığı hissini uyandıran tuhaf bir kız. Yeşimi neden anlattığımı birazdan anlayacaksınız.

     Gel zaman git zaman arkadaş ortamında hepimiz güler hoş sohbetler eder iken laz beyin tavırlarının değiştiğini fark ettim. Eskiye oranla daha ince, bana göre anlamsız çevreye göre romantiko hareketler içine girdi. Bana mı öyle geldi diye düşündüm önce. Sonra herkes demeye başladı. Devamlı Ahsen'le görüşüyoruz şurayı da bilir şunu da yapar gibi benimle samimi olduğu ibaresini duyuracak imalarda bulunuyor. Tuhaf olan o kadar samimi olmadığımız gerçeği. Yani anlattığı kadar tanımıyor beni, birlikte sık vakit geçirmiyoruz. İlk başta mantığım almakta zorlansa da yavaş yavaş kabullenmeye başladım. Ufak flörtöz hareketler kendini depar atarcasına koşmaya bıraktı. 

     Bir müddet sonra ki o nasıl oldu bilmiyorum 'bu bana aşık mı' derken buldum kendimi. Bu ne saçmalık diyorum kendi kendime. Bu kadar kısa sürede bana nasıl aşık olmuş olabilir? Bakışları hareketleri o kadar aşık gibi ki çizgifilmlerde gözünden kalp çıkan karakterler gibi adam. Panik oldum tabi, sevmiyorum adamı klasık Ahsen hareketi hadi kaç. Bir kaçıyorsun iki kaçıyorsun üçte bingo. Aynı arkadaş ortamına sahipsen yemiyor cınım. 

     Ben kısa sürede yaşanan duygulara inanmam, bu yüzden ciddiye alma sürecim biraz uzun sürdü. Her akşam aramalara döndü iş, açmadım. Sabah akşam mesaj atmalara döndü, cevapsız bıraktım. Bak bir şey hissetmiyorum demeyi onu kırmadan yapabilmek için. Görüşmüyorum asla çünkü sevgili misiniz diyorlar, ben adamın 1 kez dahi yanına oturmadığım halde. O değil her mekanda böyle konuşa konuşa kısmetlerimi kapatıyordu krocan, yanarım yanarım ona yanarım :)

     En zorudur bir insanın sevip sevmediğini anlamak. Eskiden bu konuda başarılı olduğumu sanırdım ama artık başarısız olduğuma inanıyorum. Eskisi gibi insanları tanıyamıyorum en yazık ki. Bir zaman sonra laz beyi iyi tanıdığımı düşündüm. İyi bir arkadaştı öyle de kalmalıydı ama herkes neden bizden bir şey çıkmasını istiyordu?  İyi çocuk iyi kız kombini görme isteği palavrası mı? Hiç sanmam. İnsanlara eğlence olsun da neyden olursa olsun işte.

     Kimseye şans veremiyorum biliyorsunuz. Bu defa dedim acaba mı? Sevmiyorum ama adam beni çok seviyor bak çok ilgileniyor ona o şansı tanımalı mıyım? Bu cümle geçti kafamdan. İyi ki sadece kafamdan geçmiş, aklıma ve kalbime zerre sirayet etmemiş.

     Bu sahtekarlık!..

     Bir gün oturuyoruz kızlarla Yeşim Ahsen senin mutlu olmanı isterim nasıl çok istiyorum laz beyle olmanızı ama benden çekiniyor galiba' dedi. Hı? Nasıl yani ne alaka? 'Öyle bir şey olmayacak' dedim. Sonra kendi kendine dökülmeye başladı kız bunlar 5 aydır tanışıyorlarmış da 5 ay çıkıp ayrılmışlar, birbirlerini de çok seviyorlarmış ama olmamış. 

     Olayı neresinden tutsam elimde kalıyor. İki insan birbirine nasıl tanışır tanışmaz aşık olur büyük bir aşksa 5 ayda nasıl biter, durumun benimle ilgisi ne? Kasedi başa sarıp tekrar tekrar düşünüyorum. Laz beyin benimle ilgili övgü dolu sözler sarf ettiği ve çok samimiymişiz gibi lanse ettiği tüm ortamlarda Yeşim de vardı. Hepsi sahteydi, bu düpedüz duyguda sahtekarlıktı.

     Kullanıldım..

     Hadi Yeşim'in olduğu anları anladık. Olmadığı anlar peki? Sürekli arayan mesaj atan adam, gözlerinden kalp çıkarak bakan bir adamdan bahsediyorum. Hepsini hiçbir şey hissetmediğin bir kadına yapabilir misin? Yapabilirsin sanıyorum. Bir taşla iki kuş vurmak istersen yapabilirsin. Hem eski sevgilini kıskandırmak hem de acını dindirecek bir yarabandı bulmak her koşulda fayda sağlayacak demek ki.

     Kötü olan şu 2 yıllık arkadaşlığını kaybetme korkusu gütmemesi. Ben arkadaşlarıma çok kıymet veriyorum. Çok seçici olduğumdan mütevellit hep yanlış insanları arkadaş diye seçiyorum herhalde. Zira bu kadar yanlışın başka açıklaması olamaz. 

     Bunca olay silsilesini çirkin bir kelimeyle açıklayabiliyorum : kullanıldım. Kendimi kullanılıp atılmış yer bezi gibi hissediyorum. Bu olay kendimi kıymetsiz hissettirdi bana, oysa kimse arkadaşının kendisini kıymetsiz hissetmesine sebep olacak bir şey yapmaz değil mi? Yapmamalı. Etik olan bu.  Mevzu sevgi değil, insanların sevginin, ilginin bile sahtesini yapabiliyor oluşu. Nasıl oluyor da yapabiliyorlar benim aklım almıyor.  

     Adam beni eski sevgilisini kıskandırmak için bir araç olarak görmüş. Uzaktan bakınca 'ne var bunda' gibi gözükebilir, içine girince öyle olmuyor. Daha önce pek çok arkadaşım eski sevgililerini kıskandırmak için bana yardım talebiyle gelmişlerdir. Bunu yap yani madem maksat kıskandırmak. Daha dürüst, daha erkekçe. 

     Şimdi düşünüyorum da ya ben çabuk aşık olabilen bir tip olsaydım, bu adamdan etkilenseydim hatta aşık olsaydım nolacaktı? Aslında adamın bana karşı şeytani planlarını öğrenince ne kadar yıkılacaktım, bunun vebali ne olacaktı. Afedersin pardonla güzelce üzeri örtülecek bir olaya mı dönüşecekti bu? Benim yerimde başka bir kadın olsa ne kadar etkilenirdi bu olaydan kimbilir nasıl yara alırdı. Allah'tan kalbim sevebilme fonksiyonunu çevrimdışı hale getirmiş.

     Erkekleri anlamıyorum.

     Böyle deyince de kızıyorlar ama mantığımıza yatmıyor işte. Kadınlar bir hareket yaparken 10 hamle sonrasını düşünüp, duygularıyla hareket ettiklerinden dürüstlük içermeyen eylemler bize göre değil. Bu olayda da dürüstlük dışında her şey var. İnsan sahte konuşabilir, sahte gülebilir, rol yapabilir ama sahte nasıl bakar ya? Anlayamıyorum. Anlayasım varmış, anlattılar efenim bunu da gördük.

     Hııı kesin öyledir. 

     Tesadüf eseri karşılaştık. Olayları öğrendiğimi öğrenmiş benle karşılaşmak için efil efil dolanıyormuş. 'Başta Yeşim'i kıskandırmak içindi ama sonra gerçeğe dönüştü' dedi. Yemin ederim hayatımda daha saçma bir cümle duymadım. Ne kadar aptal olduğuna bir kez daha kanaat getirdim. Ben karaktersizim dese en azından adam kendini biliyor dersin böylesi mide bulandırıcı. 

     Şimdi bu adam amuda kalkıp spagetti yiyerek yemin etse yine benim gözümde inandırıcılığı sıfır olacak. Sahte ilgi göstermiş, sahte bakabilmişsin ya senin neyin gerçek olabilir ki? Söylediklerinin ve yaptıklarının ne kadarı gerçek ne kadarı nispetti hiçbir zaman bilemeyeceğim. Bu da en acı durumlardan.

     Zaten ben eski sevgilisini unutmadan yeni kızlara yazabilen erkeklerden tiksiniyorum. Kimse sizin acılarınızı dindirmek zorunda değil ya. İçinizde birini yaşatırken bir başkasına sevdiğini söylemek inanılmaz büyük bir karaktersizlik. 'Bana iyi geliyor' diyerek insanlarla konuşamazsınız. Her gönlün bir iyileşme süreci var. Bekleyin iyileşsin içiniz hazır olun, elbet doğru insan doğru vakitte gelecek kaçmıyor ya. Kimseyi kandırmayın özellikle de kendinizi.

     Ya geri dönün ya ileri gidin Araf'ta kalmak herkesi incitir. 

     

29 Kasım 2017 Çarşamba

Son Dönemin Favori Çifti

     

     Evet Banu Berberoğlu - Mehmet çiftinden bahsediyorum. Sosyal medyada epey müddettir popülerler, denk geldiyseniz fark etmişsinizdir. Kendi halinde bir çift. Günlük hayatlarını çekerek youtubedan az buçuk para kazanmak istemişler anlaşılan. Bizim klavye prens-prensesleri de hemen lince başlamış tabi. Ülke olarak mutlu insanlara tahammülümüz yok malum. İnstagrama, twittera bakın, her gün birini linç ediyor böyleleri. Kadın çok güzelse istisnasız çirkinsin yorumları yağar. Mutlu bir ilişkisi varsa hiç yakışmıyorsunuzlar, limuzinden inmiyorsa fakir diye aşağılamalar. Bunları yapan insanlara da dikkat ettim o kadar yalnız, mutsuz insanlar ki Birine çırkin diyen tek bir kadının güzel olduğunu görmedim şimdiye kadar ya da sevgililere çamur atanlar hep ilişkisi olmayan, o ilişkiye özenen tipler. Mutsuzsunuz diye başlarını da mutsuz etmek zorunda mısınız ya? Ne acınası hareket. İnsan kendini neden bu duruma düşürür ki?

     Daha geçen gün gencecik bir youtuber ağlayarak küfürlere cevap verip intihar etmişti. Her yere çıktı bu haber. O insanın kendine kıydığını düşünmüyorum, o insanı öldüren her gün bıkmadan ona küfürler yazan insanlar. İpi boynuna geçirenler bizzat onu ruhen öldürenler. İnsanları sindirene, yok edene dek durmuyorlar. Her gün birini linç ederken kendilerinin de başına gelebileceğini düşünmüyorlar. Ne ekersen onu biçersin oysa. 

     Eğer youtube kanalına denk gelirseniz siz de sevmeseniz dahi en azından kötü bir şeyler söyleyip kırmayın. Onlar gibi aşkı eski saflığında yaşayan, küçük şeylerden mutlu olan insanlar az kaldı. Bırakalım da herkes özgürce istediğini paylaşsın. İsteyen izler istemeyen izlemesin. 

24 Kasım 2017 Cuma

Ev Aldık Komşuyu Napıcaz?


     Üst katımda manyağın biri oturuyor evet tam olarak manyağın biri. Apartmandan kavgalı olmadığı insan yok, karşı apartmanda bir çocuğun kafasında içki şişesi kırmış. Akşama dek şişeler devriliyor odanın bir kenarından öbür kenarına. Bir telefonla konuşur, hepimiz dinleriz. Akşama kadar da evde, ne iş yaptığı belli değil. İş yapmadan kira nasıl verdiği de merak konusu. Evde bir yürüyor abartmıyorum, apartman sallanıyor. Şimdi en enteresanını söylüyorum; evine kapıdan girmiyor arka odamın camından tırmanıyor balkondan giriyor. Neden diye sormayın bilmiyorum. Anahtarı var daha evvel bu sebeple polislik olmuş ama hala aynı şeyi yapıyor. Cama basıp eve çıkıyor orangutan. 

     Bu bu şehirde oturduğum kaçıncı ev bilmiyorum, her arkadaşım pek çok yerde oturmuş hepsi komşularından şikayetçi. Daha evvel her gün anahtarım yok size girebilir miyim diyen karşı komşum, her sabah saat 6 da parkeleri tırnaklarını geçirerek temizleyip tüylerim diken diken uyanmamı sağlayan üst komşum, aldığım her poşetin içine bakan mutfak camından kafasını sokup selam veren çarpraz daire komşum, 4 oğlunun her sabah 10 erkek arkadaşını eve toplayıp kafama tükürdüğü üst komşum oldu. Ama bu en kötüsü galiba.

     Tuhaf olan iyi semtlerde oturmuş olmam, ona rağmen tüm komşularım manyak çıktı. Bir tane adam akıllı komşum olmadı şu şehirde. Şu üst komşum gibi evrimini tamamlayamamış tipleri kafese kapatsak? Apartman yaşayışına uyum sağlaması mümkün olmayan hatta insan içine çıkması tehlike arz eden insanlar için bir merkez falan kursak güzel olmaz mı? Ormanlara falan atalım. Ya da ne bileyim bir şeyler yapılsın. Ev kiralanmasın, toplum dışlasın, iş bulamasın. Kendilerini toplu yaşama adapte etmeye karar verinceye dek yoklaştıralım. Çok güzel olmaz mı ya? Ah güzel memleketim Karadeniz ve 2. memleketim Erzurum, sizde ne güzeldi komşuluklar. Hala ne güzel, azıcık buralara da yollasanız güzel kalplerinizi, ince düşüncelerinizi.

22 Kasım 2017 Çarşamba

Tükenmişlik Sendromu Gibi

   

     Bu aralar kendimde en çok şikayet ettiğim durum; duraksamak. Duraksadığımı hissediyorum, hayatı duraksattığımı. Eskiden hemen her gün tiyatroya sinemaya konserlere giderdim, enerjim asla tükenmezdi. Hala gidiyorum ama haftada bir ancak. Daha çabuk yoruluyorum, bıkıyorum, sıkılıyorum. Doyumsuzluk değil, lüks değil biliyorum. Yaşlanmak da değil daha yeni yetişkin olduk, yorgunluğumuz bedenen değil ruhen. Eskiden herkese tahammül ederdim, masaya bir otururduk onun bunun arkadaşı derken yeni yeni bir sürü insanla tanışırdık. Yeni insanlarla tanışma mevzusunda sıkıntı yok hala sürekli ortam değiştiriyorum çünkü. Sıkıntı tahammül edemememde. Misal 10 arkadaş buluşuyoruz diyelim 4 saatten fazla durunca sıkılmaya başlıyorum, ne kadar eğlenceli olursa olsunlar 4 saati geçince sıkılıyorum. Hele masadakilerden biri devamlı konuşuyorsa kafam yorulmaya başlıyor. Evlenenlerin birbirlerine koltuk takımı anlatmaları, takı yarıştırmaları, çocuk sorunları konuşmaları masadaki ortamı bozuyor. Eskiden daha mı eğlenceli şeyler konuşuyorduk sanki şimdi herkes her şeyden şikayet eder olmuş. İnsanın enerjisini çekip alıyorlar negatiflikleriyle. Tamam herkesin dertleri var ama biz kafa dağıtmaya geliyoruz oraya zaten, masayı alev aldırmaya değil.
    
     Sadece ben değil en yakın arkadaşlarım da bu durumdan şikayetçi. Pek çok insanla görüşmeyi kesmişler. Sıkılıyoruz diyorlar sanırım haklılar. Eskiden saçma sapan insanlara, olaylara bile tahammül ederdik şimdi edemiyoruz. Ya çevremizdeki insanlar aşırı derecede değiştiler sıkıcılaştılar ya da yaşımızın getirdiği bir tahammülsüzlük sürecine girdik ondan böyle.

     Daima bir amacımız vardı eskiden. Şimdi neredeyse her şeye sahibiz bu da insanı boşluğa düşürüyor. Ne amaçlayabiliriz ki. Bazen diyorum git 30 tane kursa yazıl, ama üşeniyorum. Üzerime yüzyılın tembelliği çökmüş. Artık her gün arkadaşlarımla görüşmektense haftanın 2 3 günü evimde dinlenip kafa rahatlatmak istiyorum. Yalnızken özgür hissediyorum. Bazen misafire bile tahammül edemiyorum. Evimin dibinde onlarca cafe, arkadaşlarım habire buralara takılıyorlar ama aman diyorum beni azad edin güzel bir evimde dinleneyim.

     Az önce tükenmişlik sendromuna baktım sanıyorum belirtilerine sahip değilim. Tek tek sordum arkadaşlarıma 'e tamam bu hepimizde var' dediler. Hiç sıkıldığımı hatırlamazdım, 1 haftadır akşamları inanılmaz sıkılıyorum yapacak bir şey bulamıyorum, yapılabileceklerin çoğuna da üşeniyorum. Bir boşluk hissediyorum ama ne olduğunu nasıl doldurmam gerektiğini bilemiyorum. Üniversite hayatımı özlüyorum sanırım, o yüzden kendimi kötü hissediyorum. Evlenen bütün arkadaşlarım mutsuz, sevgilisi olanların hepsi sorunlarını anlatıyor, sevgilisi olmayanlar niye evlenmedik diye ağlaşıyor, enerjimi belki onlar sömürüyordur. Bana gelince aşksızlığın boşluğunu derinden hissediyorum, aşk istiyorum diyorum ama her geleni de reddediyorum. Çünkü üşeniyorum. Akşamları biriyle mesajlaşamam, telefonda uzun uzun konuşamam, her gün süslenip dışarı çıkamam, emek veremem diye korkuyorum. Aşk neyse de ilişki zor iş ya bir dünya emek veriyorsun ziyan oluyor, dünyanın en büyük riski. Ayrılık sürecine hiç girmeyeceğim girersek çıkamayız. Velhasıl kelam olsa da olmayan olmasa da olmayan enteresan bir durum.

     Sahi size de oluyor mu bu durum yıllar geçtikçe nedir bunun adı? Tükeniyor muyuz, yaşlanıyor muyuz, aşksızlıktan mı, sebebi nedir bilen duyan var mı?   

21 Kasım 2017 Salı

Yabancı Dil Sınavına Nasıl Hazırlanılır?

     Öncelikle kendinize inanmanız gerektiğini söyleyerek başlamak isterim. Ben de ilk yapılan YDS'den 36 almıştım çünkü. Hayatta yüksek not alamazsın dedi bir sürü insan ama ben gayet de güzel geliştirdim kendimi hatta bazen şakasına İngiliz vatandaşlığı versinler o derce İngilizce öğrendim diyorum :) Liseden bir İngilizce temelim yoktu, her şeyi kendi kendime öğrendim. 

1. İlk etapta yapılması gereken kelime bilgisini arttırmak. Elinize kelimeleri alıp papağan gibi tekrarlamanız iyi bir yöntem değil. Mümkün olduğunca kelimeleri cümle içerisinde görmeye çalışın. Edinmeniz gereken ili temel kitap Reader at work 1 ve 2. Kitaplarda giderek zorlaşan paragraflar var. O paragraflar yardımıyla pek çok kelimeyi fark etmeden öğrenmiş oluyorsunuz. Kendinize bir kelime defteri edinin. Bu kitaptan öğrendiğiniz kelimeleri deftere yazın ve her akşam uyumadan kelimeleri 2 3 kez okuyun. Kelimeleri küçük kare kağıtlara yazarak bir kutuya atın, her gün kutudan rastgele çektiğiniz kelimeleri bilmeye çalışın.
2. Gramer olmazsa olmaz. Eksiğiniz bu konudaysa ders notları şeklinde temel İngilizce kurallarının derlenmiş olduğu kitaplardan yararlanabilirsiniz. Akın dilin İngilizce ders notları kitabı gibi. Hatta akın dilin sınav stratejileri diye bir kitabı vardı, sınavda soruyu uzunca okurken gözünüze takılanları direk eleyebilmenizde faydalı olacak bir kitaptı.



3. Geldik en önemli kısma. Bol bol soru çözme. İlk etapta oldukça fazla yanlışınız çıkacak sakın ümitsizliğe kapılıp kitapları atmayın. Zamanla doğru sayınızdaki artış sizi şevklendirecektir acele etmeyin. Eğer az da olsa bir temeliniz varsa 6 ayı, 1.seviyedeyseniz 1 yılı gözden çıkarın. Benim çözüp faydalı olduğuna kanaat getirdiğim kaynakları paylaşacağım edinmenizde yarar var. Soru bankalarından çözümlü olanları almanızı tavsiye ederim. 


      


     Dediklerimi yapıp şu kitapları çözün, 70 üstüne çıkamayan olursa tası tarağı toplayıp giderim buradan :D




14 Kasım 2017 Salı

AYLA


   


Başrollerini İsmail Hacıoğlu, Kim Seol ve Ali Atay'ın paylaştığı Can Ulkay yönetmenliğinde çekilen Türkiye'nin oscar adayı filmi Ayla. Onu güzel kılan gerçek bir hikayeden uyarlanmış olması. Gitmeyi düşünenlere mutlaka belgeselini de izlesinler. 

    Minik kızımız Kim, savaş sırasında ailesini kaybetmiş, Süleyman astsubay tarafından sahip çıkılan Ayla'yı canlandırıyor. Yaşına göre oldukça güzel bir oyunculuk sergilemiş. İsmail Hacıoğlu'na diyecek söz yok, oynamamış adeta yaşamış. 

     Filin savaş konusunda büyük farkındalık yaratacağını düşünüyorum. İzlerken Kuzey Kore'ye yoğun bir nefret besleyebilirsiniz. Duygusal biriyimdir diyorsanız, peçetelerinizi alıp gidin, zira biz çıktığımızda tüm salonun gözleri şişti. 

Görüntü yönetmeni şahane bir iş çıkarmış, savaş sahneleri kalite kokuyordu. Onun dışında kendimce beğenmediğim bir kaç şey de oldu tabi. Mesela oyuncuların yaşlılıklarını gençlikleriyle örtüştüremedim. Çetin Tekindor'u çok severim, oyunculuğunu da fakat emekli bir astsubayı canlandırırken saçının uzun olması olmamış, Ali Atay'ın üzerinde biraz Mecnun karakteri kalmış, gazeteciler filmle uyuşmamış, yaşar gibi değildiler, hah bak burda oynuyorlar şu anda dedik, sahnelerinde filme pek adapte olamadım ben. Bu ufak detayları çıkarırsak izlemeye değer bir yapım. 

Şimdiden izleyen sayısı 2 milyonu geçmiş, seyirci emeğe hakkını veriyor demek ki. Gitmenizi üzerine de Sertap Erener'in film için yaptığı güzel şarkıyı dinlemenizi tavsiye ederim :)

6 Ağustos 2017 Pazar

Tv Programları Tavsiyeleri


     Tv dizilerinden hoşlanmıyorsanız kendinizi sürekli ne izlesem derdiyle kanal zaplarken buluyorsanız size şahane program önerilerim var. Yabancı dizi önerilerim de bu yazımdan sonra gelecek.


1. İlki favori programım Extreme Cheapskates. (Aşırı Pintiler) Bu programda aşırı cimrilerin günlük hayatları anlatılıyor, kamera daima onlarla. Programı izlersen sürekli kendinizi 'yok artık'derken buluyorsunuz. Sifondan tasarruf için kavanoza işeyen kadından, sahilde duş alan adama kadar. Para harcamamak için her şeyi yapan hasta bir sürü insanın yaşamını izleyecek, para harcamanın ne kadar şahane bir şey olduğunu anlayacaksınız. Harcamak özgürlüktür :)

2. Say Yes to the Dress. (Gelinliğe Evet De) Gelinlik seçmede kararsız kalan kadınlar için ideal bir program. New York'taki dünyanın en ünlü gelinlik mağazası olan Kleinfeld Bridal'a gelen gelin adayları hayallerindeki gelinliğe kavuşmak için pek çok gelinlik deniyorlar. Siz de program sayesinde hangi vücut tipine hangi gelinlik modelinin yakıştığını görebilir, kafanızda kendi gelinliğinizi şekillendirebilirsiniz.



3. Obsesive Compulsive Cleaners. (Temizlik Takıntıları) Temizlik takıntısı olan bireylerin bu takıntılarını yenebilmek için kirli ötesi evlere gidip temizlik yaptıkları program. Kimi o pis evleri temizledikten sonra biraz daha kendini kontrol altına almaya başarken kimisi daha takıntılı oluyor. Uç noktaların ne kadar kötü olduğunu görebiliyor insan. İzledikten sonran kalkıp temizlik yapmaya başlıyorsunuz :)



4My Weight is Killed me (Kilolarım Beni Öldürüyor) Obez hastaların Houston'daki bir obezite merkezinde başarılı bir cerrah eşliğinde spor, diyet ve ameliyatla kilo verme sürecini anlatan program. Yüzlerce kiloluk insanların 1 yılda verdikleri kiloyu ve azimlerini görünce siz de sağlıklı yaşama daha çok eğilebilirsiniz.


5. Running Wild with Bear Gryll (Bear Gryll ile Yabanda). Maceraperest Bear Gryll'in doğada hayatta kalmasını anlatan program. Güzel yanı ünlüleri de dağın başına götürüp kertenkele böcek kuş falan gibi bulduklarını yediriyor Sıfır egoyla ünlülerin dağcılık denemeleri ve mağaranın birinde uyumalarını izlemek oldukça keyif verici.



2 Ağustos 2017 Çarşamba

Oyun Oynayarak Para Kazanma



     Epeydir oynamakta olduğum çevremde de pek çok insanın oynadığı, oturduğunuz yerden para kazanmanızı sağlayacak günlük 1 defa siteye girmeniz dışında hiç bir zorluğu olmayan bir oyundan bahsedeceğim size; altın yumurtlayan tavuklar.


    Defalarca ödeme almış arkadaşlarım olduğundan öncelikle ödeme konusunda bir sıkıntısı olmadığını söylemeliyim. Ben de aldım çok büyük miktarlar olmasa da. Oyundan 5 6 ay sonra 1000 liraya yakın gelir elde edebilirsiniz, her ay da katlanarak artıyor. Tabi doğru taktiklerle oynarsanız. 


     Oyunun mantığı şu; çiftliğiniz var, tavuk seçenekleriniz mevcut, altın miktarınıza göre tavuk satın alıyorsunuz. Tavukların ürettikleri yumurtaları sattığınızda hem yeni tavuklar almak için altın, hem de elmas adı verilen gerçek para kazanıyorsunuz. Parayı papara hesabınıza yatırıyorlar. Ödeme talimatı verilen gün içinde para hesabınıza yatıyor. 


     Ben bu oyuna erkek kardeşimin isteğiyle başladım. Bazen her gün giriyorken bazen yoğunluktan günlerce giremiyorum yine de kaybım olmuyor aksine altınlar kendi kendine birikiyorlar. Bir tanıdığım 1200 lira çekti bu oyundan eğer uğraşır ve sabrederseniz sizin için de bu rakamlar hiç zor değil. 


      Oyunda parayla satın alabileceğiniz altın seçenekleri mevcut yani daha hızlı kazanayım çok beklemeyeyim derseniz yatırım yapabilirsiniz. Ben garantici bir insan olduğumdan küçük bir miktar yatırmıştım yine de mislini geri aldım. Ödeme puanı yok şart şurt tok son derece rahat. Sitenin en sevdiğim yanı her sorununuzla ya da aklınıza takılanla hemen ilgilenilmesi. Bilgi alma kısmı var oraya gönderdiğim her mesaj 10 dakika içinde cevap aldı şimdiye dek.


    Referans getirmek zorunda da değilsiniz. Referans üretimi üzerinden kazanma diye olaylar da yok bu sayede kimsenin üzerinden para kazanmıyorsunuz ya da kimse sizin üzerinizden kazanmıyor. Bana göre bu doğru değil çünkü. Sadece siteye sizin referansınızla bir kişi üye olduysa 240 altın veriyorlar hediye olarak. Üye olan bir şey kaybetmiyor yani.

Üye olabilmeniz için link:  tık tık



     Yukarıdaki kutucukları görüyorsunuz. Ana sayfada oyuna kayıt tarihiniz, kullanıcı adınız, ıdniz ve mail adresiniz gibi bilgileri görürsünüz. Hakkımda kısmında oyuna dair bilgiler, Haberlerde oyun gelişmeleri, Ödemelerde kimin ne kadar para çektiğini, Kurallarda oyun kurallarını, Forumdaysa oyun oynayanların yorumlarını ve taleplerini görebileceğiniz forum sayfasını görürsünüz.


     Tavuklar yukarıdaki gibi altın miktarınıza göre satın alıyorsunuz. Çarpı 3 (üç katı üretim) etkinliği Ağustos sonuna dek olduğundan şu an yeni başlayanlar için en karlı tavuk beyaz tavuk. Yatırım yapacaksanız alacalıyı tavsiye ederim. Zaten 3 karlı tavuk var beyaz - alacalı - sarı. Diğerlerini almanızı tavsiye etmem. 

     Depo kısmında ne kadar tavuğunuz olduğunu görebilirsiniz. Bir de bonus seçeneği var. Her gün ve her saat bonus altın alabiliyorsunuz. 10.000 altın 1 lira ediyor büyük bir rakam gibi gözüktüğüne bakmayın, doğru taktiklerle oynandığına çabuk birikiyor. Umarım keyifle oynarsınız kolay gelsin :)


6 Temmuz 2017 Perşembe

Olsuuun Demiş Üstat




'Olsun, sever gönül bir şey de denmez!
Olsun, yanar alev alev sönerken
Solsun, bu kalp senin uğruna her gün ölsün.
Sensiz yaşamak ne ki zaten!'


Bazı şarkılar inanılmaz vurucu değil mi ya ? Ya da biz anlam katıyoruzdur onlara. Yakın arkadaşlarıma hep sorduğum bir soru var : vurucu bir şarkı dinlediğinizde aklınıza kim geliyor. Bazısının onlarca sevgilisi olmuş ama hepsinin cevabı aynı; aşık olduğum adam geliyor. Hiçbirinin aşık olduğu adamlar yanlarında değil. Öyleyse beyin kendine bunu neden yapıyor? Ruha bunca zaman boşuna çamur atmışız demek ki psikopat olan beyinmiş. Seviyor olmayacak şeyleri hayal ettirmeyi, insanları üzmeyi.. Üzüntüden beslenen bir psikomanyak da o. 

Ben mi? Ben aşık olabileceğime dair hiçbir ümit taşımıyorum yaa. Olmuyor içimde her şey ölmüş gibi kimseye incinirim korkusuyla yaklaşamıyorum. Vicdanım da kendime merhamet ediyor, yorulmama müsade etmiyor. E yalnızlığın da çok fazla avantajı olunca insan vazgeçemiyor. Ama çok özledim var ya. Kendimi çok özledim. 21'ine dek sürekli aşkı arayan o deli dolu umutlu sevgi dolu aşka aşık kızı çok özledim. Yaşlandıkça korkak birer zavallıya dönüşüyoruz. 

Bazen diyorum şimdi hayallerimdeki gibi bir adam çıkıp gelse adını dahi sormadan koşup sarılırım. Belki ağlarım, onu beklerken yaşadığım zorlukları anlatırken. Hiç konuşturmam çünkü anlatacak çok şeyim var, sarılacak çok yaram, kurmam gereken çok hayalim, hak ettiğim çok güzellik var. 

5 Mayıs 2017 Cuma

Anlıyorsun, Anladığında da Huzur Buluyorsun


     Eskiden insanların birbirleriyle nasıl anlaşamadıklarını anlamazdım. Neden birbirlerine tahammül edemediklerini sorgular dururdum. İlk sorgular arkadaşlıkla ilgili olurken zamanla yönün ister istemez aşka kayıveriyor. 

     Yaklaşık 5 sene önce kankamın çok alakası olmayan bir adamla evlenmesiyle sorgulamaya başlamıştım hayatın düzenini. Ardından yakın bir arkadaşımın 6 yıllık sevgilisinden ayrıldıktan sonra çocuğun yeni sevgilisiyle hemen evlilik yoluna girmesi geldi. Ardından ablamın uzun bir ilişkisini bitirip yakın zamanda tanıdığı bir adamla evlenmesi geldi. Hepsi zihnimde yavaş yavaş bazı şeylerin oturmasını sağladı. Tek bir kavram üzerinde yoğunlaşmaya başladım: nasip!

     Nasıl olur diyordum hep, insan nasıl yeniden sever bir başkasıyla evlenir falan. Birini yeniden sevmek şans işi tabi biraz da kader. Benim aydınlandığım mevzu bu değil, evleneceğimiz insanın nasıl seçildiği. 

     Öncelikle şunu söyleyebilirim ki onu biraz biz belirliyoruz. Bazı kriterlerimiz ve keskin çizgilerimiz var. Bu çizgiler sayesinde kendimize uymadığını düşündüğümüz insanlardan oldukça uzak duruyoruz. Diğerleri şeklinde ayırdığımız insanları da kategorileştirerek kendimize en uygun olanı anlamaya çalışıyoruz. 

     İkinci olarak da onun nasıl biri olduğunu bizim nasıl biri olduğumuz belirliyor. Yani Allah bize kendimiz gibi olanı nasip ediyor, kalbimize aklımıza yaşantımıza denk olan birini. Ha herkes iyilerle evlenmiyor bazı kadınlar çok iyiyken eşleri gaddar, karaktersiz, saygısız v.s. diyebilirsiniz. Mümkündür. Allah kişiyi daima sınar kimini evladıyla kimini parasıyla kimini sağlığıyla kimini de eşiyle. Bu onun takdiriyle alakalı bir durum. Yine de biz nasıl biri istiyorsak öyle yaşamalıyız ki Allah'a ben böyle yaşadım bana kendim gibisini nasip et diyebilelim. 

     Kafam zehir gibi teoriler üretmeye başladı. Önce kankamı baz aldım sevdiği adamla evlenmedi fakat o adam sorumsuzdu şimdiki eşi sorumluluk sahibi, taşı sıksan suyunu çıkaracak bir çocuk. Diğer arkadaşımı baz alıyorum çocuğun ailesi tam bir sorunluydu, çocuk zaten sorumsuz aymaz bir tipti, şimdi arkadaşım ondan sonra kimle olsa o çocuktan daha iyi olur. Biriyle görüşüyor zaten ki gayet iyi çocuk, iskeletorla karşılaştırılamaz bile. Ablama gelince eski sevgilisi pek anlayışlı biri değildi aşırı kıskançtı tutucuydu kavgacıydı falan şimdi eşine bakıyorum kültürlü olgun kavga gürültü sevmeyen rahat sosyal bir çocuk. O kadar uyuyorlar ki birbirlerine, seviyorlar da. Hepsinin gerisine bakınca bırakın onları ben bile diyorum iyi ki onlarla olmamışlar diye. İyi ki hepsini geride bırakmışlar.

     İnsan neden oldu dediği şeylere gün gelir iyi ki olmadı dermiş. Bu insanın kadere teslimiyeti, nasibi anlama sürecinde olgunlaşmak için gittiği yolmuş. Bazı şeyler yalnızca olması gerektiği gibi olmalı derler ya, hah aynı o işte. Allah bizleri aslında bize en uygun olanla birleştirmek için uygun olmayanlardan koruyor mesele tamamen bu.

     Eşinizle, denginizle, en hayırlınızla buluşmanız dileğiyle. Sevgiler. 

13 Nisan 2017 Perşembe

Ne Zaman Evleneceksin?


     Ablamın evlenmesiyle haliyle tüm oklar bana döndü. Herkesin dilinde sözleşmiş gibi aynı soru: eee sen ne zaman evleniyorsun? Kusura bakmayın da hiç bir zaman diyesim geliyor. Hele bir durun ya. Sanki çok matah bir şeymiş gibi evlenen herkes çok mutluymuş gibi. Mesleğimi bu ülkede yaptığım zaman diyesim geliyor bazısına da diyemiyorum. Doğru adamı bulmadım diyorum. Bulmadım çünkü inandığım doğru inandıkları doğrular değil, hissettiklerim insanların hissettikleri değil. Ben kendimi bu şehre hatta zaman zaman bu dünyaya bile ait hissetmezken birine ait nasıl hissedebilirim ki? Sahip olabileceğim biri olduğunu canlı canlı görüp 'bu o' diyemeden nasıl ait olurum?

     8 Nisan'da düğünden hemen sonra bir yazı yazacağımı söylemiştim. Falda çıkanlarla ilgili. Evet düğün aynı falda çıkan gibi oldu hatta anlatıldığı gibi biri orada vardı fakat ne tanıştım ne de ismini biliyorum. İlgimi de çekmedi. O olduğunu nereden biliyorsun diyecek olursanız insanlar söyledi diyebilirim bir de tam bir ara kafamı kaldırdığımda bana uzun uzun bakan biri olduğunu fark ettim. Ama o kadar. Ne şimşekler çaktı kafamda ne de heyecan duydum. Umarım bu o değildir dedim sadece. Ki umarım değildir. Zaten şimdi görsem yüzünü bile seçmem mümkün değil kısacık bir an gördüm, ilgimi çekmediğinden bir kez daha bakmadım.

     Şu süreçte çakralarım açık, değişik şeyler hissediyorum. Kendimi daha iyi tanıyorum. Öncelikle ülkemi herkesten çok seviyorum yanlış anlaşılmak istemem. Fakat çoğunlukla yanlış bir coğrafyada yaşadığımı, buranın bana göre olmadığını hissediyorum. Bu ülkede çoğunlukla kadınlara bir rol biçilmiş; hepsi süslü bebeklerle oynamak, zamanı gelince evlenmek, tek tip olmak, mutsuzken mutlu görünmek, hem evde hem işte çalışmak ve daima 2. sınıf insan olmak ve bunu sorun etmemek zorunda. Peki ama neden? 21. yüzyılda biz neden hala gördüğümüz her kız çocuğuna pembe tül etek yahut barbie bebek alıyoruz? Neden okulunu bitiren her gence evlilik tarihini soruyoruz? Neden çocuk sahibi olmayan çiftlere çocuk baskısı yapıp, çirkin ithamlarda bulunup hazır olmadan ebeveyn sahibi olup yıpranmalarına, mutsuz bir aile oluşturmalarına sebep oluyoruz?

     Neden biz hiç evlatlarımıza en son ne okudun, hangi dergileri takip edersin, gelişmeler hakkında ne düşünüyorsun, bilime katkı sağlamak için ne yaptın diye sormuyoruz? Biz o saçma sapan soruları sormak ya da onlarla muhatap olmak zorunda mıyız? Neden daima her şeyde kötünün iyisine kanaat etmek zorundayız? Six packli erkek istediğimizde neden bizim de cinsellik hakkında istediklerimizi söyleme hakkımız olduğu düşünülmüyor da sapık, yoldan çıkmış, arsız oluyoruz. Türk erkeği göbekli olur, Türk kızı boşa gavurlara özenmesin pijamalı bir adamla evlenecek laflarını işitmek zorunda kalıyoruz. Götünün kıllarını almaktan aciz adamların kadın dediğin 90 60 90 olmalı, tek tel bıyığı olmamalı, kol kılı ne iğrenç laflarına hakları varmış gibi güzellik salonlarında ömür tüketiyoruz? 2. sınıf olmaktan mutlu muyuz? Sorsanız herkes mutsuz ama kim bir şey yapıyor, hiç kimse. Kadın dediğin bakımlı olur lafı tutmuş gidiyor. Erkek ne olur peki parşömen kağıdı mı?

     Aslında tam tersi, kadınlar için görsellik daha önemli. Üstelik kadınlar sevdikleri insandan erkeklere oranla daha çabuk soğur ve iğrenir. Zaten o yüzden evli kadınların çoğu kocalarına aşık olduklarını söylemekten ziyade onlardan yakınırlar. 1 ay sonra aşk meşk kalmaz. Bu yüzden kadınlar daha kolay vazgeçerler sevdiklerinden, soğuduktan sonra geri dönüşleri olmaz. 

     Daha neler yazarım da buraya sığmaz. Bırakın burayı hiç bir satıra sığmaz bu ülkedeki çifte standart, kendi mesleğini yapamamanın hüznü, bir şeylere devamlı zorunda olma durumu, elalem ne derciler, çevre baskısı.. Burada mutlu olmak zor, burada mutlu olabileceğin adam bulmak zor. Bu şartlarda neden evlenmiyorsun sorusu öylesine anlamsız öylesine sefil ki. Kendim gibi bulma ümidiyle direnebildiğim yere kadar direneceğim. 

30 Mart 2017 Perşembe

Son 9 Gün


     Düğün hazırlıklarımızda sona geldik sayılır. Ben çok yoruldum bu süreçte. Çok şey yaptığımdan değil düşünmekten hesaplamaktan kafa yormaktan yoruldum. Fiziksel yorgunluğum kafa yorgunluğumun yanında hiçbir şey. Düğünlerin birine tam 9 gün kaldı. Böyle söyleyince fazlaymış gibi görünüyor ama zaman hızla akıyor eminim şıp diye gelip geçecek. 

     Bu saate dek kıyafetim hatta her şeyim hazırdı fakat bugün annemin de isteği üzerine buradaki düğüne başka bir abiye aldık. Bir yerde gördüğü beğendiği abiyede aklı kalmış. Onun üzerine aldık geldik. Akşama dek onu bunu yetiştir son planları yap derken kafamda aniden şimşek çaktı : Fal şimşeği!

     Doğru okudunuz aynen fal. Fala epeydir tövbe etmiş olsam da baktırdıklarımı hatırlıyorum kafama kazınmışlar. Son falımda üzerimde dizime kadar bir elbise ve altında açık siyah ayakkabılar vardı, kalabalıktaydım bir adam bana yüzük getiriyordu. Orada karşılaşacakmışım kaderimdeki adamla. İsmi T ile başlıyormuş. Enteresen.

     Nasıl bir tesadüf bilmem aldığım elbise ve ayakkabı falda anlatılan kombin. Bugün aniden aklıma geldi. Ve aylardan Nisan denmişti. Aylardan Nisan olacak. Tesadüf mü bunlar? Tesadüfse nasıl tesadüfler? Hayret edilesi. Kafama takmadığım bir bu kalmıştı. 

     Buradaki düğüne kankalarım gelecek. Hepsi günlerdir düğüne yakışıklı gelecek mi süslenme deyip duruyorlar bana. İşte kız milleti, yakışıklıyı düğünde bile affetmiyor demek ki. Ben düğünleri sevmediğim o yüzden de hiç gitmediğimden bilmiyorum bu işleri. Zaten ben mekanda insan kesme taraftarı hiç olmadım, bana abazalık gibi geliyor. Hatta gibi gelmiyor bence abazalık. Düşünüyorum mesela ben birine bakacak olsam şunları dert edinirim : o insan evli olabilir nişanlı olabilir sevgilisi olabilir sevdiği biri olabilir. Sırf bu yüzden bile doğru gelmiyor bana. Bir başkasının sevgilisine yanlışlıkla bile bakmam yanlış. En iyisi işine bakmak. Doğru zaten gelip bizi bulmaz mı?

    Burdaki düğün 8 Martta. T harfi her kimse (ki öyle biri yok hiç T harfiyle başlayan birini sevmedim hoşlanmadım bile) gelip beni bulursa akşam gelir buraya yazarım. Aşka gebermiş gibi hazırım zaten kafama göre biri gelse sevmekten çıldırtacağım diye korkarım. Zaten ben ayarsız sever ayarsız nefret ederim, ortasını beceremiyorum. :)

      Önceden seven biri vardı ama sanıyorum o da davetli düğüne ailesiyle. Belki odur diyeceğim de pek yüz verdiğim muhabbet ettiğim biri değildir. Aile dostumuz olması sebebiyle selamlaşmamız var o kadar. Umarım o saçma insanın mevzuyla alakası yoktur. Heyecanlandım bak şimdi bir an önce gelsin 8 Nisan hayırlısıyla. Aşk da gelsin.

     Yanlış anlaşılmak istemem sanki evlenmek meraklısıymışım gibi falan. Evlenmeyi hiç düşünmüyorum sadece aşkı çok özledim. Ben hayat boyu hep doğru insanı bekledim doğru insan ümidiyle sadece 1 kez denedim onda da anlatamayacağım kadar çok üzüldüm burada da defalarca bahsetmiştim. Ben hakkıyla seviyorum sevince, dünya nüfusu 1'e iniyor, bağlanıyorum özlüyorum ağlıyorum her şeyden kıskanıyorum onsuz nefes alamıyorum. İnsanlar bu kadar kirliyken ben temiz seviyorum, bekliyorum, sabrediyorum. Bir kez daha bu insan beni hiç hak etmemiş demek istemiyorum. Hayattaki iyi olma savaşımı iyilerle değerlendirmek istiyorum. Kalbim paramparça oldu toplamak yıllarımı aldı mutlu olmayı ve bir bütün olmayı hak ettiğimi düşünüyorum. Bu konuda mütevazi olamayacağım 5 sene boyunca kendimi köşeye çekerek muhafaza ederek umutla beklemiş olmanın getirisiyle söylüyorum ben herkesten çok hak ettim. Umarım hak ettiğim gibi gelir.

     Kandiliniz mübarek olsun. Hepinizin tüm dilekleri bu akşam hürmetine gerçek olsun innnşallaah. Sevgiler.

13 Mart 2017 Pazartesi

Planlar Planlar

     
     Selaaam epeydir yazmıyorum biliyorum hep düğün telaşesinden. İş güç kurs programlar ders derken aldı başını gitti meşguliyetlerim. Bir sürü yazım yığıldı fakat ben önce içimden gelenleri yazmak istedim.

     Evimi barkımı dağıttım geldim. Evet doğru duydunuz malum Ankara'da ablamla yaşıyordum o da 15 Nisan'da evleniyor. (Göksu'da beklerim :)) O evlendikten sonra ya o evde yaşayacaktım ya da kendime yeni bir yol çizecektim. Ben de yeni bir yolu seçtim.

     Ankara'yı sevmediğimi her fırsatta söylerim. İnsanların biri ölse dönüp bakmadığı, yaşlıların bile birbirini itip kaktığı, göçten ötürü aşırı yozlaşmış, aşkları bile yalan olan bir şehir bana göre. Günübirlik ya da haftalık yaşıyorlar aşklarını, bedenleri öylesine kıymetsiz ki. Ruhları da. Hepsi kendi ağızlarıyla söylüyorlar mutlu olmadıklarını. Olamazlar tabi o kadar sahteler ki. Yanınızdan geçen çiftlerin yüzlerine baktığınızda bile anlıyorsunuz birbirlerine aşık olmadıklarını. Kol kola yürüyen sözde kankaların birbirlerine attıkları sinsi bakışları da. Ankara'yı hiç sevemedim ben ya. İnsanlarını sevemedim havasını trafiğini insanlığını kaybetmiş insanları hiç sevemedim. Gerçi Ankara'da Ankaralı tanımadım ben hiç. Hepsi Yozgatlı, Çorumlu, Çankırılı. Belki onların kendi kültürlerini taşımalarından olmuştur böyle, bilemiyorum. Sebep her neyse insanları yargılamadan yapamıyorum orada. Para bozmayan marketler, müşteriler çöpe attıkları kartonaları bile almasınlar diye gizleyen dükkan sahipleri, sokak ortasında küfürleşen kadınlar, banka kuyruklarında ve her otobüste kavga çıkaran çirkef insanlar. Medeniyetin olduğunun söylendiği fakay Güneydoğuda daha çok medeniyet gördüğümü söyleyebileceğim bir il olarak kazındı hafızama. Yardımlaşma, merhamet, komşuluk, sevgi, uzlaşma insana dair olması gereken ne varsa göremedim ben orada. Senelerce de kaldım bu yargıya varmamı yadırgamazsınız sanıyorum.

     Mesleğim gereği Ankara'da kalmak zorundaydım kadrom açılmıyordu. Hala açılmadı bir dahaki dönem açılacak inşallah bekleyişim son bulacak. Ama benim oraya dönesim yok beni o şehre bağlayan hiç bir şey yok. Bekledim sabrettim dedim ki belki aşık olurum o şehirde bana o şehri sevdirir ama yok olmadı aşık da olamadım. Benim doğru adam Ankara'da değil demek ki. Ha meslek diyeceksiniz evet ama dönesim yok işte. Bir kaç gündür kendime şehir araştırıyorum yeni bir şehirde yepyeni bir hayata başlama planım var. Yeni bir aşk yeni bir ortam istiyorum. 

     Geçen dönem Antalya'da mesleğimi yapabileceğim bir teklif almıştım fakat gözüm korkmuştu. Bir yakınım da taşındı geri döndü Antalya'da siyasetin çok olduğunu bezdiğini söyledi. Ben zaten 4 senede yeterince bezmişim şimdi başka yerde aynı sorun olsun istemedim. Huzur arıyorum ben huzur. Kafamdaki tek plan Amasra'ya taşınmak fakat işimi orada nasıl yaparım bilmiyorum. Ha bugün Ankara'ya dönmem gereken bir fırsat çıkar kalkar gider yerleşirim yeniden ama Allah biliyor ya istemiyorum. Ne zaman Ankara'ya gitsem işlerim ters gitmeye başlıyor burnum kanıyor kabuslar görüyorum git burdan diyor içimdeki ses falcılar da öyle diyor senin bu şehirde olmanı engelleyen şeyler var hatta biri var diyorlar. Gerçi onlara da inanmıyorum artık. Fala tövbe edeli çok oldu. Ben bu derece Allah'ı severken onun sevmediği bir şeyi yapmak istemiyorum. O'nun beni sevmesi, benimle olması her şeyden daha mühim benim için.

     Yakın zamanda üniversiteden tanıdığım ama çok samimi olmadığım bir arkadaşım açıldı bana. Beni tanıdığını flörte gerek duymadığını evlenmek istediğini bu konuyla ilgili bu ay gelmek istediğini söylemişti. Hissetmedim. Şahane bir adam evet dindar yakışıklı kibar kadın-erkek eşitliğine dibine kadar inanan romantik duygusal bir adam.Tam bir ev babası. O adamın teklifini kafamda değerlendirirken fark ettim ki ben bunu istemiyorum. Ben dünyayı dolaşabileceğim gezebileceğim eğlenebileceğim dilediğimce dans edip koşabileceğim bir adam istiyorum. Üstelik size pek mantıklı gelmeyecek ama bir sebebim de vardı. Evlat edinme fikrine çok uzak olduğunu asla böyle bir şey düşünmediğini öğrenmem. Bunu sormadım tabi öğrendim. Çocuk sahibi herkes olabilir fakat kaç kişi evlat edinebilir ki? Bu benim için çok önemli Hiç anne kokusu duymamış bir çocuğa sarıldığımda onun bu kokuyu duyabilmesini istiyorum. Dizi kanadığında yerinden kalkıp devam etmek zorunda olmasın hiç bir çocuk istiyorum. Soğuk bir yatakhanede ağlayarak değil saçı okşanarak uyusun istiyorum. O çocuklar için herkesin yapması gereken şeyler olduğunu ama kimsenin yapmadığını düşünüyorum. Bu beni üzüyor. Birini sevmek için aranızda kan bağı olması gerekmez. Aşık olduğunuz insanlarla aranızda kan bağı var mı yahut en yakın dostlarınızla? Sevebiliyormuşsunuz demek ki.Keşke onları bir arada tutup koruyabilecek gücüm olsa fakat yok. Ama belki en azından birini korurum. Nolur ki bir evladıma bir evlat daha katılsa. Gözüm doluyor, insanlar neden bu kadar katı, hoyrat anlamıyorum. Oysa kocaman bir kalbimiz var derya deniz, sev sevebildiğin kadar. Belki okuyanlara saçma gelecek belki ben bu hayalimi yapamayacağım ilerde fakat hayalimdeki adam olmadığını hissettim işte. Belki bahaneydi bilmiyorum. Her konuda benim gibi düşünen birine ihtiyacım var. En azından çoğu konuda. 

    Bakın ben o değilim, onlardan olmak istemiyorum. Kuş kadar ömrümüz, bir kişiye faydalı olamamış, dünyaya güzel şeyler bırakamamış mal mülk peşinde hayatını ziyan edenlerden olmak istemiyorum. Ben AHSEN denilince insanların kalbinin derinliklerinde bir ses duymalarını istiyorum. Hayatlarına girmem yetmez, kalplerine ruhlarına zorluklarına sevinçlerine dahil olmalıyım. Aksi halde ne anlamı kalır varlığımın, öylece gelip giden ziyanlardan ne farkım kalır?

     Çok karaktersiz insanlar görüyorum, çok yoz, ahlaksız, insaniyet namına hiç bir değere sahip olmayan adamlar tanıdım. Ölmelerini isterdim elimde olsaydı. Ciddiyim. İlerideki devirlerde daha sağlam erkekler olsun istiyorum adam gibi adamlar. Benim incindiğim gibi kızım incinmesini pişman olmasın, utanç duymasın istiyorum. Kızlarımızın gönüllerinde taht kuracak, pişmanlıkla değil de sevgiyle muhabbetle anacakları şükran duyacakları adamlar olsun istiyorum. Bu yüzden iyi erkek çocuk yetiştirmek şart. Onları belki ben yetiştirebilirim. Ben çok mu mükemmelim hayır, sadece denemek istiyorum. En azından çaba göstermek. İnsanın kainata bıraktığı en güzel şey yaşayan miraslar değil mi; iyi bir evlat, okudukça okunan bir kitap, bir resim, kalbi titreten bir şiir, dilden dile dolanan bir şarkı, bir fidan.. Yaşamasını sağladığınız her güzellik..

29 Ocak 2017 Pazar

Sorgulamadan Olmuyor Be!


    


     
     Bloğu istemsiz şekilde ihmal ettim biliyorum. Aslında çok fazla şey oldu, yazmak istediğim çok fazla an oldu da benim yazmaya elim gitmedi. Burada pek çok konuda yer verdiğim yakın bir arkadaşımdan bahsetmiştim okuyanlar belki hatırlar; Hopalı.

     Ona destek olmak için kendimi soyutladım gibi. 6 senelik bir ilişkisi vardı, sevgilisi iskeletor kızı evleneceğiz diye oyaladı da oyaladı. Çocuğun ailesi çok kötü çıktı, kız aşırı derecede yıprandı. Akıllansın diye ayrıldı, çocuk onca şeyi hiç yapmamış, sanki ailesi kızın hayatını mahvetmemiş gibi kızı suçladı. Ve sadece bir kaç ay sonra başka biriyle çıkmaya başladı. 


     İnanın insanın dostunun üzülmesi çok fena durum. Yapmak istediğiniz çok şey var ama hiç bir şey yapamıyorsunuz. 6 yıllık ilişki ya 6 yıl. Bu erkekler ne kadar çabuk unutuyor ne çabuk siliyorlar. Sevgilerine inanmak gerçekten güç artık. Sevdiklerini o kadar hoyrat seviyorlar ki kırıp dökmeden yapamıyorlar. Sevdim dedikleri de o anlık, bitiyor hemen başkası. Oh ne rahatlar ya. Ben bile o kadar olaylı ve incinerek ayrıldığım ilişkimden sonraki 3 4 yıl ruh gibiydim, bırak kimseyle çıkmayı görüşemedim, konuşamadım bile. Onların sevgi anlayışlarıyla bizimki farklı anladığım kadarıyla. Biz mutluymuşuz gibi davranırken mutsuzken onlar tam tersi ayrılınca seviyormuş gibi davranırken araya 3 5 yara bandı sıkıştırabiliyorlar. Vallahi takdir edilesi. 


     Şu zamana kadar ayrı olsa dahi içinde bir ümit taşıyan, ilişkisine senelerce emek verip her şeye katlanan, kan kussa kızılcık şerbeti içtim diyen dostum 2 günlük kızla sevdiği adamın söz fotoğrafını görüp yıkıldı. Ve ben adalet konusunda hayatı sorgulamaya başladım. Tamam hiç bir zaman iskeletoru kankama layık bulmadım, zaten hiç sevmezdim de. Yine de dostum seviyordu, napabilirdim ki. Barışsınlar diye çok çaba harcadım ama olmadı. 


     En az arkadaşım kadar yıkıldım. Çünkü ne hissettiğini biliyorum. Ben de sevdiğim adamı ayrıldıktan sonra bir kızla aynı fotoğraf karesinde gördüğümde sabaha dek ağlamıştım. Biliyorsun değmiyor, istemiyorsun da olanlar hep aklında oluyor. Ama ta içinde bir yerler eziliyor, hırpalanıyorsun, acıtıyor. Hayatı sorgulamaya başlıyorsun. Sen hep iyisin ama yaralanan hep sensin. Hayat hayallerine ve planlarına bakmadan ağzının payını öyle güzel veriyor ki hayretler içerisinde kalıyorsun. Üstelik onlarınki daha çok yeni bir ayrılık, nasıl hazmetsin nasıl nefes alsın nasıl yaşasın? Zor çok zor.


     Çok fazla ilişki yaşayan insanlarda bu olayı görmezsiniz çünkü ayrıla ayrıla atlatmayı öğrenmişlerdir. Ama bazı insanlar kırılmaktan deli gibi korkar o yüzden kimseyi alamaz kolay kolay. Ben gibi Hopalı gibi ... Sanki iki kez severse insan, aslına ihanet edermiş gibi. Biliyorum saçma bir düşünce, nasip de var işin içinde. Allah bizi en layık olduklarımızla birleştirmeye çalışıyor onu da biliyorum yine de bu kadar kırılmak zorunda mıydık be? Yani bir onla bir bunla gönül eğlendiren karaktersiz insanlar koşarken biz düşe kalka yürümek zorunda mıydık? Bilmiyorum. Tek bildiğim çöktüğüm. Ve bir daha 'seni seviyorum'un benim için fazla anlam ifade etmeyeceğine emin olduğum.

Sc

ss