Son Yazılar

6 Ağustos 2017 Pazar

Tv Programları Tavsiyeleri


     Tv dizilerinden hoşlanmıyorsanız kendinizi sürekli ne izlesem derdiyle kanal zaplarken buluyorsanız size şahane program önerilerim var. Yabancı dizi önerilerim de bu yazımdan sonra gelecek.


1. İlki favori programım Extreme Cheapskates. (Aşırı Pintiler) Bu programda aşırı cimrilerin günlük hayatları anlatılıyor, kamera daima onlarla. Programı izlersen sürekli kendinizi 'yok artık'derken buluyorsunuz. Sifondan tasarruf için kavanoza işeyen kadından, sahilde duş alan adama kadar. Para harcamamak için her şeyi yapan hasta bir sürü insanın yaşamını izleyecek, para harcamanın ne kadar şahane bir şey olduğunu anlayacaksınız. Harcamak özgürlüktür :)

2. Say Yes to the Dress. (Gelinliğe Evet De) Gelinlik seçmede kararsız kalan kadınlar için ideal bir program. New York'taki dünyanın en ünlü gelinlik mağazası olan Kleinfeld Bridal'a gelen gelin adayları hayallerindeki gelinliğe kavuşmak için pek çok gelinlik deniyorlar. Siz de program sayesinde hangi vücut tipine hangi gelinlik modelinin yakıştığını görebilir, kafanızda kendi gelinliğinizi şekillendirebilirsiniz.



3. Obsesive Compulsive Cleaners. (Temizlik Takıntıları) Temizlik takıntısı olan bireylerin bu takıntılarını yenebilmek için kirli ötesi evlere gidip temizlik yaptıkları program. Kimi o pis evleri temizledikten sonra biraz daha kendini kontrol altına almaya başarken kimisi daha takıntılı oluyor. Uç noktaların ne kadar kötü olduğunu görebiliyor insan. İzledikten sonran kalkıp temizlik yapmaya başlıyorsunuz :)



4My Weight is Killed me (Kilolarım Beni Öldürüyor) Obez hastaların Houston'daki bir obezite merkezinde başarılı bir cerrah eşliğinde spor, diyet ve ameliyatla kilo verme sürecini anlatan program. Yüzlerce kiloluk insanların 1 yılda verdikleri kiloyu ve azimlerini görünce siz de sağlıklı yaşama daha çok eğilebilirsiniz.


5. Running Wild with Bear Gryll (Bear Gryll ile Yabanda). Maceraperest Bear Gryll'in doğada hayatta kalmasını anlatan program. Güzel yanı ünlüleri de dağın başına götürüp kertenkele böcek kuş falan gibi bulduklarını yediriyor Sıfır egoyla ünlülerin dağcılık denemeleri ve mağaranın birinde uyumalarını izlemek oldukça keyif verici.



2 Ağustos 2017 Çarşamba

Oyun Oynayarak Para Kazanma



     Epeydir oynamakta olduğum çevremde de pek çok insanın oynadığı, oturduğunuz yerden para kazanmanızı sağlayacak günlük 1 defa siteye girmeniz dışında hiç bir zorluğu olmayan bir oyundan bahsedeceğim size; altın yumurtlayan tavuklar.


    Defalarca ödeme almış arkadaşlarım olduğundan öncelikle ödeme konusunda bir sıkıntısı olmadığını söylemeliyim. Ben de aldım çok büyük miktarlar olmasa da. Oyundan 5 6 ay sonra 1000 liraya yakın gelir elde edebilirsiniz, her ay da katlanarak artıyor. Tabi doğru taktiklerle oynarsanız. 


     Oyunun mantığı şu; çiftliğiniz var, tavuk seçenekleriniz mevcut, altın miktarınıza göre tavuk satın alıyorsunuz. Tavukların ürettikleri yumurtaları sattığınızda hem yeni tavuklar almak için altın, hem de elmas adı verilen gerçek para kazanıyorsunuz. Parayı papara hesabınıza yatırıyorlar. Ödeme talimatı verilen gün içinde para hesabınıza yatıyor. 


     Ben bu oyuna erkek kardeşimin isteğiyle başladım. Bazen her gün giriyorken bazen yoğunluktan günlerce giremiyorum yine de kaybım olmuyor aksine altınlar kendi kendine birikiyorlar. Bir tanıdığım 1200 lira çekti bu oyundan eğer uğraşır ve sabrederseniz sizin için de bu rakamlar hiç zor değil. 


      Oyunda parayla satın alabileceğiniz altın seçenekleri mevcut yani daha hızlı kazanayım çok beklemeyeyim derseniz yatırım yapabilirsiniz. Ben garantici bir insan olduğumdan küçük bir miktar yatırmıştım yine de mislini geri aldım. Ödeme puanı yok şart şurt tok son derece rahat. Sitenin en sevdiğim yanı her sorununuzla ya da aklınıza takılanla hemen ilgilenilmesi. Bilgi alma kısmı var oraya gönderdiğim her mesaj 10 dakika içinde cevap aldı şimdiye dek.


    Referans getirmek zorunda da değilsiniz. Referans üretimi üzerinden kazanma diye olaylar da yok bu sayede kimsenin üzerinden para kazanmıyorsunuz ya da kimse sizin üzerinizden kazanmıyor. Bana göre bu doğru değil çünkü. Sadece siteye sizin referansınızla bir kişi üye olduysa 240 altın veriyorlar hediye olarak. Üye olan bir şey kaybetmiyor yani.

Üye olabilmeniz için link:  tık tık



     Yukarıdaki kutucukları görüyorsunuz. Ana sayfada oyuna kayıt tarihiniz, kullanıcı adınız, ıdniz ve mail adresiniz gibi bilgileri görürsünüz. Hakkımda kısmında oyuna dair bilgiler, Haberlerde oyun gelişmeleri, Ödemelerde kimin ne kadar para çektiğini, Kurallarda oyun kurallarını, Forumdaysa oyun oynayanların yorumlarını ve taleplerini görebileceğiniz forum sayfasını görürsünüz.


     Tavuklar yukarıdaki gibi altın miktarınıza göre satın alıyorsunuz. Çarpı 3 (üç katı üretim) etkinliği Ağustos sonuna dek olduğundan şu an yeni başlayanlar için en karlı tavuk beyaz tavuk. Yatırım yapacaksanız alacalıyı tavsiye ederim. Zaten 3 karlı tavuk var beyaz - alacalı - sarı. Diğerlerini almanızı tavsiye etmem. 

     Depo kısmında ne kadar tavuğunuz olduğunu görebilirsiniz. Bir de bonus seçeneği var. Her gün ve her saat bonus altın alabiliyorsunuz. 10.000 altın 1 lira ediyor büyük bir rakam gibi gözüktüğüne bakmayın, doğru taktiklerle oynandığına çabuk birikiyor. Umarım keyifle oynarsınız kolay gelsin :)


6 Temmuz 2017 Perşembe

Olsuuun Demiş Üstat




'Olsun, sever gönül bir şey de denmez!
Olsun, yanar alev alev sönerken
Solsun, bu kalp senin uğruna her gün ölsün.
Sensiz yaşamak ne ki zaten!'


Bazı şarkılar inanılmaz vurucu değil mi ya ? Ya da biz anlam katıyoruzdur onlara. Yakın arkadaşlarıma hep sorduğum bir soru var : vurucu bir şarkı dinlediğinizde aklınıza kim geliyor. Bazısının onlarca sevgilisi olmuş ama hepsinin cevabı aynı; aşık olduğum adam geliyor. Hiçbirinin aşık olduğu adamlar yanlarında değil. Öyleyse beyin kendine bunu neden yapıyor? Ruha bunca zaman boşuna çamur atmışız demek ki psikopat olan beyinmiş. Seviyor olmayacak şeyleri hayal ettirmeyi, insanları üzmeyi.. Üzüntüden beslenen bir psikomanyak da o. 

Ben mi? Ben aşık olabileceğime dair hiçbir ümit taşımıyorum yaa. Olmuyor içimde her şey ölmüş gibi kimseye incinirim korkusuyla yaklaşamıyorum. Vicdanım da kendime merhamet ediyor, yorulmama müsade etmiyor. E yalnızlığın da çok fazla avantajı olunca insan vazgeçemiyor. Ama çok özledim var ya. Kendimi çok özledim. 21'ine dek sürekli aşkı arayan o deli dolu umutlu sevgi dolu aşka aşık kızı çok özledim. Yaşlandıkça korkak birer zavallıya dönüşüyoruz. 

Bazen diyorum şimdi hayallerimdeki gibi bir adam çıkıp gelse adını dahi sormadan koşup sarılırım. Belki ağlarım, onu beklerken yaşadığım zorlukları anlatırken. Hiç konuşturmam çünkü anlatacak çok şeyim var, sarılacak çok yaram, kurmam gereken çok hayalim, hak ettiğim çok güzellik var. 

8 Mayıs 2017 Pazartesi

Sözlük Yazarı Olmak

Sanıyorum şu anda üye olunabilen tek sözlük Uludağ ki en sevdiğim sözlüktür. Ben de artık 11. nesil yazarım. Pek çok şeyi sözlükten takip ediyorum varsa hesabınız takipleşebiliriz. Gelin bence.:)

http://ahsenna.uludagsozluk.com/

5 Mayıs 2017 Cuma

Anlıyorsun, Anladığında da Huzur Buluyorsun


     Eskiden insanların birbirleriyle nasıl anlaşamadıklarını anlamazdım. Neden birbirlerine tahammül edemediklerini sorgular dururdum. İlk sorgular arkadaşlıkla ilgili olurken zamanla yönün ister istemez aşka kayıveriyor. 

     Yaklaşık 5 sene önce kankamın çok alakası olmayan bir adamla evlenmesiyle sorgulamaya başlamıştım hayatın düzenini. Ardından yakın bir arkadaşımın 6 yıllık sevgilisinden ayrıldıktan sonra çocuğun yeni sevgilisiyle hemen evlilik yoluna girmesi geldi. Ardından ablamın uzun bir ilişkisini bitirip yakın zamanda tanıdığı bir adamla evlenmesi geldi. Hepsi zihnimde yavaş yavaş bazı şeylerin oturmasını sağladı. Tek bir kavram üzerinde yoğunlaşmaya başladım: nasip!

     Nasıl olur diyordum hep, insan nasıl yeniden sever bir başkasıyla evlenir falan. Birini yeniden sevmek şans işi tabi biraz da kader. Benim aydınlandığım mevzu bu değil, evleneceğimiz insanın nasıl seçildiği. 

     Öncelikle şunu söyleyebilirim ki onu biraz biz belirliyoruz. Bazı kriterlerimiz ve keskin çizgilerimiz var. Bu çizgiler sayesinde kendimize uymadığını düşündüğümüz insanlardan oldukça uzak duruyoruz. Diğerleri şeklinde ayırdığımız insanları da kategorileştirerek kendimize en uygun olanı anlamaya çalışıyoruz. 

     İkinci olarak da onun nasıl biri olduğunu bizim nasıl biri olduğumuz belirliyor. Yani Allah bize kendimiz gibi olanı nasip ediyor, kalbimize aklımıza yaşantımıza denk olan birini. Ha herkes iyilerle evlenmiyor bazı kadınlar çok iyiyken eşleri gaddar, karaktersiz, saygısız v.s. diyebilirsiniz. Mümkündür. Allah kişiyi daima sınar kimini evladıyla kimini parasıyla kimini sağlığıyla kimini de eşiyle. Bu onun takdiriyle alakalı bir durum. Yine de biz nasıl biri istiyorsak öyle yaşamalıyız ki Allah'a ben böyle yaşadım bana kendim gibisini nasip et diyebilelim. 

     Kafam zehir gibi teoriler üretmeye başladı. Önce kankamı baz aldım sevdiği adamla evlenmedi fakat o adam sorumsuzdu şimdiki eşi sorumluluk sahibi, taşı sıksan suyunu çıkaracak bir çocuk. Diğer arkadaşımı baz alıyorum çocuğun ailesi tam bir sorunluydu, çocuk zaten sorumsuz aymaz bir tipti, şimdi arkadaşım ondan sonra kimle olsa o çocuktan daha iyi olur. Biriyle görüşüyor zaten ki gayet iyi çocuk, iskeletorla karşılaştırılamaz bile. Ablama gelince eski sevgilisi pek anlayışlı biri değildi aşırı kıskançtı tutucuydu kavgacıydı falan şimdi eşine bakıyorum kültürlü olgun kavga gürültü sevmeyen rahat sosyal bir çocuk. O kadar uyuyorlar ki birbirlerine, seviyorlar da. Hepsinin gerisine bakınca bırakın onları ben bile diyorum iyi ki onlarla olmamışlar diye. İyi ki hepsini geride bırakmışlar.

     İnsan neden oldu dediği şeylere gün gelir iyi ki olmadı dermiş. Bu insanın kadere teslimiyeti, nasibi anlama sürecinde olgunlaşmak için gittiği yolmuş. Bazı şeyler yalnızca olması gerektiği gibi olmalı derler ya, hah aynı o işte. Allah bizleri aslında bize en uygun olanla birleştirmek için uygun olmayanlardan koruyor mesele tamamen bu.

     Eşinizle, denginizle, en hayırlınızla buluşmanız dileğiyle. Sevgiler. 

Sosyal medya hakkında

Instagram kullanici adimi bazi sebeplerden degistirmek zorunda kaldim buradan takiplestigim arkadaslara da ayip etmeyip burada paylasmak istedim


Kullanici adim : @amabensizedemistim

En cok kullandigim laf oldugu icin. Gecici bir kullanici adi su istemedigim insanlarda kurtulana dek kullanilmak icin. Yeniden degistirdigimde burdan bildiririm.

13 Nisan 2017 Perşembe

Ne Zaman Evleneceksin?


     Ablamın evlenmesiyle haliyle tüm oklar bana döndü. Herkesin dilinde sözleşmiş gibi aynı soru: eee sen ne zaman evleniyorsun? Kusura bakmayın da hiç bir zaman diyesim geliyor. Hele bir durun ya. Sanki çok matah bir şeymiş gibi evlenen herkes çok mutluymuş gibi. Mesleğimi bu ülkede yaptığım zaman diyesim geliyor bazısına da diyemiyorum. Doğru adamı bulmadım diyorum. Bulmadım çünkü inandığım doğru inandıkları doğrular değil, hissettiklerim insanların hissettikleri değil. Ben kendimi bu şehre hatta zaman zaman bu dünyaya bile ait hissetmezken birine ait nasıl hissedebilirim ki? Sahip olabileceğim biri olduğunu canlı canlı görüp 'bu o' diyemeden nasıl ait olurum?

     8 Nisan'da düğünden hemen sonra bir yazı yazacağımı söylemiştim. Falda çıkanlarla ilgili. Evet düğün aynı falda çıkan gibi oldu hatta anlatıldığı gibi biri orada vardı fakat ne tanıştım ne de ismini biliyorum. İlgimi de çekmedi. O olduğunu nereden biliyorsun diyecek olursanız insanlar söyledi diyebilirim bir de tam bir ara kafamı kaldırdığımda bana uzun uzun bakan biri olduğunu fark ettim. Ama o kadar. Ne şimşekler çaktı kafamda ne de heyecan duydum. Umarım bu o değildir dedim sadece. Ki umarım değildir. Zaten şimdi görsem yüzünü bile seçmem mümkün değil kısacık bir an gördüm, ilgimi çekmediğinden bir kez daha bakmadım.

     Şu süreçte çakralarım açık, değişik şeyler hissediyorum. Kendimi daha iyi tanıyorum. Öncelikle ülkemi herkesten çok seviyorum yanlış anlaşılmak istemem. Fakat çoğunlukla yanlış bir coğrafyada yaşadığımı, buranın bana göre olmadığını hissediyorum. Bu ülkede çoğunlukla kadınlara bir rol biçilmiş; hepsi süslü bebeklerle oynamak, zamanı gelince evlenmek, tek tip olmak, mutsuzken mutlu görünmek, hem evde hem işte çalışmak ve daima 2. sınıf insan olmak ve bunu sorun etmemek zorunda. Peki ama neden? 21. yüzyılda biz neden hala gördüğümüz her kız çocuğuna pembe tül etek yahut barbie bebek alıyoruz? Neden okulunu bitiren her gence evlilik tarihini soruyoruz? Neden çocuk sahibi olmayan çiftlere çocuk baskısı yapıp, çirkin ithamlarda bulunup hazır olmadan ebeveyn sahibi olup yıpranmalarına, mutsuz bir aile oluşturmalarına sebep oluyoruz?

     Neden biz hiç evlatlarımıza en son ne okudun, hangi dergileri takip edersin, gelişmeler hakkında ne düşünüyorsun, bilime katkı sağlamak için ne yaptın diye sormuyoruz? Biz o saçma sapan soruları sormak ya da onlarla muhatap olmak zorunda mıyız? Neden daima her şeyde kötünün iyisine kanaat etmek zorundayız? Six packli erkek istediğimizde neden bizim de cinsellik hakkında istediklerimizi söyleme hakkımız olduğu düşünülmüyor da sapık, yoldan çıkmış, arsız oluyoruz. Türk erkeği göbekli olur, Türk kızı boşa gavurlara özenmesin pijamalı bir adamla evlenecek laflarını işitmek zorunda kalıyoruz. Götünün kıllarını almaktan aciz adamların kadın dediğin 90 60 90 olmalı, tek tel bıyığı olmamalı, kol kılı ne iğrenç laflarına hakları varmış gibi güzellik salonlarında ömür tüketiyoruz? 2. sınıf olmaktan mutlu muyuz? Sorsanız herkes mutsuz ama kim bir şey yapıyor, hiç kimse. Kadın dediğin bakımlı olur lafı tutmuş gidiyor. Erkek ne olur peki parşömen kağıdı mı?

     Aslında tam tersi, kadınlar için görsellik daha önemli. Üstelik kadınlar sevdikleri insandan erkeklere oranla daha çabuk soğur ve iğrenir. Zaten o yüzden evli kadınların çoğu kocalarına aşık olduklarını söylemekten ziyade onlardan yakınırlar. 1 ay sonra aşk meşk kalmaz. Bu yüzden kadınlar daha kolay vazgeçerler sevdiklerinden, soğuduktan sonra geri dönüşleri olmaz. 

     Daha neler yazarım da buraya sığmaz. Bırakın burayı hiç bir satıra sığmaz bu ülkedeki çifte standart, kendi mesleğini yapamamanın hüznü, bir şeylere devamlı zorunda olma durumu, elalem ne derciler, çevre baskısı.. Burada mutlu olmak zor, burada mutlu olabileceğin adam bulmak zor. Bu şartlarda neden evlenmiyorsun sorusu öylesine anlamsız öylesine sefil ki. Kendim gibi bulma ümidiyle direnebildiğim yere kadar direneceğim. 

30 Mart 2017 Perşembe

Son 9 Gün


     Düğün hazırlıklarımızda sona geldik sayılır. Ben çok yoruldum bu süreçte. Çok şey yaptığımdan değil düşünmekten hesaplamaktan kafa yormaktan yoruldum. Fiziksel yorgunluğum kafa yorgunluğumun yanında hiçbir şey. Düğünlerin birine tam 9 gün kaldı. Böyle söyleyince fazlaymış gibi görünüyor ama zaman hızla akıyor eminim şıp diye gelip geçecek. 

     Bu saate dek kıyafetim hatta her şeyim hazırdı fakat bugün annemin de isteği üzerine buradaki düğüne başka bir abiye aldık. Bir yerde gördüğü beğendiği abiyede aklı kalmış. Onun üzerine aldık geldik. Akşama dek onu bunu yetiştir son planları yap derken kafamda aniden şimşek çaktı : Fal şimşeği!

     Doğru okudunuz aynen fal. Fala epeydir tövbe etmiş olsam da baktırdıklarımı hatırlıyorum kafama kazınmışlar. Son falımda üzerimde dizime kadar bir elbise ve altında açık siyah ayakkabılar vardı, kalabalıktaydım bir adam bana yüzük getiriyordu. Orada karşılaşacakmışım kaderimdeki adamla. İsmi T ile başlıyormuş. Enteresen.

     Nasıl bir tesadüf bilmem aldığım elbise ve ayakkabı falda anlatılan kombin. Bugün aniden aklıma geldi. Ve aylardan Nisan denmişti. Aylardan Nisan olacak. Tesadüf mü bunlar? Tesadüfse nasıl tesadüfler? Hayret edilesi. Kafama takmadığım bir bu kalmıştı. 

     Buradaki düğüne kankalarım gelecek. Hepsi günlerdir düğüne yakışıklı gelecek mi süslenme deyip duruyorlar bana. İşte kız milleti, yakışıklıyı düğünde bile affetmiyor demek ki. Ben düğünleri sevmediğim o yüzden de hiç gitmediğimden bilmiyorum bu işleri. Zaten ben mekanda insan kesme taraftarı hiç olmadım, bana abazalık gibi geliyor. Hatta gibi gelmiyor bence abazalık. Düşünüyorum mesela ben birine bakacak olsam şunları dert edinirim : o insan evli olabilir nişanlı olabilir sevgilisi olabilir sevdiği biri olabilir. Sırf bu yüzden bile doğru gelmiyor bana. Bir başkasının sevgilisine yanlışlıkla bile bakmam yanlış. En iyisi işine bakmak. Doğru zaten gelip bizi bulmaz mı?

    Burdaki düğün 8 Martta. T harfi her kimse (ki öyle biri yok hiç T harfiyle başlayan birini sevmedim hoşlanmadım bile) gelip beni bulursa akşam gelir buraya yazarım. Aşka gebermiş gibi hazırım zaten kafama göre biri gelse sevmekten çıldırtacağım diye korkarım. Zaten ben ayarsız sever ayarsız nefret ederim, ortasını beceremiyorum. :)

      Önceden seven biri vardı ama sanıyorum o da davetli düğüne ailesiyle. Belki odur diyeceğim de pek yüz verdiğim muhabbet ettiğim biri değildir. Aile dostumuz olması sebebiyle selamlaşmamız var o kadar. Umarım o saçma insanın mevzuyla alakası yoktur. Heyecanlandım bak şimdi bir an önce gelsin 8 Nisan hayırlısıyla. Aşk da gelsin.

     Yanlış anlaşılmak istemem sanki evlenmek meraklısıymışım gibi falan. Evlenmeyi hiç düşünmüyorum sadece aşkı çok özledim. Ben hayat boyu hep doğru insanı bekledim doğru insan ümidiyle sadece 1 kez denedim onda da anlatamayacağım kadar çok üzüldüm burada da defalarca bahsetmiştim. Ben hakkıyla seviyorum sevince, dünya nüfusu 1'e iniyor, bağlanıyorum özlüyorum ağlıyorum her şeyden kıskanıyorum onsuz nefes alamıyorum. İnsanlar bu kadar kirliyken ben temiz seviyorum, bekliyorum, sabrediyorum. Bir kez daha bu insan beni hiç hak etmemiş demek istemiyorum. Hayattaki iyi olma savaşımı iyilerle değerlendirmek istiyorum. Kalbim paramparça oldu toplamak yıllarımı aldı mutlu olmayı ve bir bütün olmayı hak ettiğimi düşünüyorum. Bu konuda mütevazi olamayacağım 5 sene boyunca kendimi köşeye çekerek muhafaza ederek umutla beklemiş olmanın getirisiyle söylüyorum ben herkesten çok hak ettim. Umarım hak ettiğim gibi gelir.

     Kandiliniz mübarek olsun. Hepinizin tüm dilekleri bu akşam hürmetine gerçek olsun innnşallaah. Sevgiler.

13 Mart 2017 Pazartesi

Planlar Planlar

     
     Selaaam epeydir yazmıyorum biliyorum hep düğün telaşesinden. İş güç kurs programlar ders derken aldı başını gitti meşguliyetlerim. Bir sürü yazım yığıldı fakat ben önce içimden gelenleri yazmak istedim.

     Evimi barkımı dağıttım geldim. Evet doğru duydunuz malum Ankara'da ablamla yaşıyordum o da 15 Nisan'da evleniyor. (Göksu'da beklerim :)) O evlendikten sonra ya o evde yaşayacaktım ya da kendime yeni bir yol çizecektim. Ben de yeni bir yolu seçtim.

     Ankara'yı sevmediğimi her fırsatta söylerim. İnsanların biri ölse dönüp bakmadığı, yaşlıların bile birbirini itip kaktığı, göçten ötürü aşırı yozlaşmış, aşkları bile yalan olan bir şehir bana göre. Günübirlik ya da haftalık yaşıyorlar aşklarını, bedenleri öylesine kıymetsiz ki. Ruhları da. Hepsi kendi ağızlarıyla söylüyorlar mutlu olmadıklarını. Olamazlar tabi o kadar sahteler ki. Yanınızdan geçen çiftlerin yüzlerine baktığınızda bile anlıyorsunuz birbirlerine aşık olmadıklarını. Kol kola yürüyen sözde kankaların birbirlerine attıkları sinsi bakışları da. Ankara'yı hiç sevemedim ben ya. İnsanlarını sevemedim havasını trafiğini insanlığını kaybetmiş insanları hiç sevemedim. Gerçi Ankara'da Ankaralı tanımadım ben hiç. Hepsi Yozgatlı, Çorumlu, Çankırılı. Belki onların kendi kültürlerini taşımalarından olmuştur böyle, bilemiyorum. Sebep her neyse insanları yargılamadan yapamıyorum orada. Para bozmayan marketler, müşteriler çöpe attıkları kartonaları bile almasınlar diye gizleyen dükkan sahipleri, sokak ortasında küfürleşen kadınlar, banka kuyruklarında ve her otobüste kavga çıkaran çirkef insanlar. Medeniyetin olduğunun söylendiği fakay Güneydoğuda daha çok medeniyet gördüğümü söyleyebileceğim bir il olarak kazındı hafızama. Yardımlaşma, merhamet, komşuluk, sevgi, uzlaşma insana dair olması gereken ne varsa göremedim ben orada. Senelerce de kaldım bu yargıya varmamı yadırgamazsınız sanıyorum.

     Mesleğim gereği Ankara'da kalmak zorundaydım kadrom açılmıyordu. Hala açılmadı bir dahaki dönem açılacak inşallah bekleyişim son bulacak. Ama benim oraya dönesim yok beni o şehre bağlayan hiç bir şey yok. Bekledim sabrettim dedim ki belki aşık olurum o şehirde bana o şehri sevdirir ama yok olmadı aşık da olamadım. Benim doğru adam Ankara'da değil demek ki. Ha meslek diyeceksiniz evet ama dönesim yok işte. Bir kaç gündür kendime şehir araştırıyorum yeni bir şehirde yepyeni bir hayata başlama planım var. Yeni bir aşk yeni bir ortam istiyorum. 

     Geçen dönem Antalya'da mesleğimi yapabileceğim bir teklif almıştım fakat gözüm korkmuştu. Bir yakınım da taşındı geri döndü Antalya'da siyasetin çok olduğunu bezdiğini söyledi. Ben zaten 4 senede yeterince bezmişim şimdi başka yerde aynı sorun olsun istemedim. Huzur arıyorum ben huzur. Kafamdaki tek plan Amasra'ya taşınmak fakat işimi orada nasıl yaparım bilmiyorum. Ha bugün Ankara'ya dönmem gereken bir fırsat çıkar kalkar gider yerleşirim yeniden ama Allah biliyor ya istemiyorum. Ne zaman Ankara'ya gitsem işlerim ters gitmeye başlıyor burnum kanıyor kabuslar görüyorum git burdan diyor içimdeki ses falcılar da öyle diyor senin bu şehirde olmanı engelleyen şeyler var hatta biri var diyorlar. Gerçi onlara da inanmıyorum artık. Fala tövbe edeli çok oldu. Ben bu derece Allah'ı severken onun sevmediği bir şeyi yapmak istemiyorum. O'nun beni sevmesi, benimle olması her şeyden daha mühim benim için.

     Yakın zamanda üniversiteden tanıdığım ama çok samimi olmadığım bir arkadaşım açıldı bana. Beni tanıdığını flörte gerek duymadığını evlenmek istediğini bu konuyla ilgili bu ay gelmek istediğini söylemişti. Hissetmedim. Şahane bir adam evet dindar yakışıklı kibar kadın-erkek eşitliğine dibine kadar inanan romantik duygusal bir adam.Tam bir ev babası. O adamın teklifini kafamda değerlendirirken fark ettim ki ben bunu istemiyorum. Ben dünyayı dolaşabileceğim gezebileceğim eğlenebileceğim dilediğimce dans edip koşabileceğim bir adam istiyorum. Üstelik size pek mantıklı gelmeyecek ama bir sebebim de vardı. Evlat edinme fikrine çok uzak olduğunu asla böyle bir şey düşünmediğini öğrenmem. Bunu sormadım tabi öğrendim. Çocuk sahibi herkes olabilir fakat kaç kişi evlat edinebilir ki? Bu benim için çok önemli Hiç anne kokusu duymamış bir çocuğa sarıldığımda onun bu kokuyu duyabilmesini istiyorum. Dizi kanadığında yerinden kalkıp devam etmek zorunda olmasın hiç bir çocuk istiyorum. Soğuk bir yatakhanede ağlayarak değil saçı okşanarak uyusun istiyorum. O çocuklar için herkesin yapması gereken şeyler olduğunu ama kimsenin yapmadığını düşünüyorum. Bu beni üzüyor. Birini sevmek için aranızda kan bağı olması gerekmez. Aşık olduğunuz insanlarla aranızda kan bağı var mı yahut en yakın dostlarınızla? Sevebiliyormuşsunuz demek ki.Keşke onları bir arada tutup koruyabilecek gücüm olsa fakat yok. Ama belki en azından birini korurum. Nolur ki bir evladıma bir evlat daha katılsa. Gözüm doluyor, insanlar neden bu kadar katı, hoyrat anlamıyorum. Oysa kocaman bir kalbimiz var derya deniz, sev sevebildiğin kadar. Belki okuyanlara saçma gelecek belki ben bu hayalimi yapamayacağım ilerde fakat hayalimdeki adam olmadığını hissettim işte. Belki bahaneydi bilmiyorum. Her konuda benim gibi düşünen birine ihtiyacım var. En azından çoğu konuda. 

    Bakın ben o değilim, onlardan olmak istemiyorum. Kuş kadar ömrümüz, bir kişiye faydalı olamamış, dünyaya güzel şeyler bırakamamış mal mülk peşinde hayatını ziyan edenlerden olmak istemiyorum. Ben AHSEN denilince insanların kalbinin derinliklerinde bir ses duymalarını istiyorum. Hayatlarına girmem yetmez, kalplerine ruhlarına zorluklarına sevinçlerine dahil olmalıyım. Aksi halde ne anlamı kalır varlığımın, öylece gelip giden ziyanlardan ne farkım kalır?

     Çok karaktersiz insanlar görüyorum, çok yoz, ahlaksız, insaniyet namına hiç bir değere sahip olmayan adamlar tanıdım. Ölmelerini isterdim elimde olsaydı. Ciddiyim. İlerideki devirlerde daha sağlam erkekler olsun istiyorum adam gibi adamlar. Benim incindiğim gibi kızım incinmesini pişman olmasın, utanç duymasın istiyorum. Kızlarımızın gönüllerinde taht kuracak, pişmanlıkla değil de sevgiyle muhabbetle anacakları şükran duyacakları adamlar olsun istiyorum. Bu yüzden iyi erkek çocuk yetiştirmek şart. Onları belki ben yetiştirebilirim. Ben çok mu mükemmelim hayır, sadece denemek istiyorum. En azından çaba göstermek. İnsanın kainata bıraktığı en güzel şey yaşayan miraslar değil mi; iyi bir evlat, okudukça okunan bir kitap, bir resim, kalbi titreten bir şiir, dilden dile dolanan bir şarkı, bir fidan.. Yaşamasını sağladığınız her güzellik..

     Öyle işte herkesin derdi kendine has, benimki de böyle.

(dipnot : totem yapacağım bu akşam doğru adamdan bir işaret gelsin diye mucize olursa güncelleyip yazarım :D)

29 Ocak 2017 Pazar

Sorgulamadan Olmuyor Be!


    


     
     Bloğu istemsiz şekilde ihmal ettim biliyorum. Aslında çok fazla şey oldu, yazmak istediğim çok fazla an oldu da benim yazmaya elim gitmedi. Burada pek çok konuda yer verdiğim yakın bir arkadaşımdan bahsetmiştim okuyanlar belki hatırlar; Hopalı.

     Ona destek olmak için kendimi soyutladım gibi. 6 senelik bir ilişkisi vardı, sevgilisi iskeletor kızı evleneceğiz diye oyaladı da oyaladı. Çocuğun ailesi çok kötü çıktı, kız aşırı derecede yıprandı. Akıllansın diye ayrıldı, çocuk onca şeyi hiç yapmamış, sanki ailesi kızın hayatını mahvetmemiş gibi kızı suçladı. Ve sadece bir kaç ay sonra başka biriyle çıkmaya başladı. 


     İnanın insanın dostunun üzülmesi çok fena durum. Yapmak istediğiniz çok şey var ama hiç bir şey yapamıyorsunuz. 6 yıllık ilişki ya 6 yıl. Bu erkekler ne kadar çabuk unutuyor ne çabuk siliyorlar. Sevgilerine inanmak gerçekten güç artık. Sevdiklerini o kadar hoyrat seviyorlar ki kırıp dökmeden yapamıyorlar. Sevdim dedikleri de o anlık, bitiyor hemen başkası. Oh ne rahatlar ya. Ben bile o kadar olaylı ve incinerek ayrıldığım ilişkimden sonraki 3 4 yıl ruh gibiydim, bırak kimseyle çıkmayı görüşemedim, konuşamadım bile. Onların sevgi anlayışlarıyla bizimki farklı anladığım kadarıyla. Biz mutluymuşuz gibi davranırken mutsuzken onlar tam tersi ayrılınca seviyormuş gibi davranırken araya 3 5 yara bandı sıkıştırabiliyorlar. Vallahi takdir edilesi. 


     Şu zamana kadar ayrı olsa dahi içinde bir ümit taşıyan, ilişkisine senelerce emek verip her şeye katlanan, kan kussa kızılcık şerbeti içtim diyen dostum 2 günlük kızla sevdiği adamın söz fotoğrafını görüp yıkıldı. Ve ben adalet konusunda hayatı sorgulamaya başladım. Tamam hiç bir zaman iskeletoru kankama layık bulmadım, zaten hiç sevmezdim de. Yine de dostum seviyordu, napabilirdim ki. Barışsınlar diye çok çaba harcadım ama olmadı. 


     En az arkadaşım kadar yıkıldım. Çünkü ne hissettiğini biliyorum. Ben de sevdiğim adamı ayrıldıktan sonra bir kızla aynı fotoğraf karesinde gördüğümde sabaha dek ağlamıştım. Biliyorsun değmiyor, istemiyorsun da olanlar hep aklında oluyor. Ama ta içinde bir yerler eziliyor, hırpalanıyorsun, acıtıyor. Hayatı sorgulamaya başlıyorsun. Sen hep iyisin ama yaralanan hep sensin. Hayat hayallerine ve planlarına bakmadan ağzının payını öyle güzel veriyor ki hayretler içerisinde kalıyorsun. Üstelik onlarınki daha çok yeni bir ayrılık, nasıl hazmetsin nasıl nefes alsın nasıl yaşasın? Zor çok zor.


     Çok fazla ilişki yaşayan insanlarda bu olayı görmezsiniz çünkü ayrıla ayrıla atlatmayı öğrenmişlerdir. Ama bazı insanlar kırılmaktan deli gibi korkar o yüzden kimseyi alamaz kolay kolay. Ben gibi Hopalı gibi ... Sanki iki kez severse insan, aslına ihanet edermiş gibi. Biliyorum saçma bir düşünce, nasip de var işin içinde. Allah bizi en layık olduklarımızla birleştirmeye çalışıyor onu da biliyorum yine de bu kadar kırılmak zorunda mıydık be? Yani bir onla bir bunla gönül eğlendiren karaktersiz insanlar koşarken biz düşe kalka yürümek zorunda mıydık? Bilmiyorum. Tek bildiğim çöktüğüm. Ve bir daha 'seni seviyorum'un benim için fazla anlam ifade etmeyeceğine emin olduğum.

cpm fun 2