Peki Ya Ölüm? - yazimbari

15 Ocak 2018 Pazartesi

Peki Ya Ölüm?


     Ölümü hiç düşünmeyen insanlara hem imrenir hem hayret ederim. Peki ya siz ne zaman ölümle tanıştınız?

     6 yaşındayım akrabalarla misafirliğe gidiyoruz, kocaman bir asansöre bindik. Taak! Kulağı acıtan bir gürültü ve içerdeyiz öylece kalıyoruz, ne çıkabiliyor, ne inebiliyoruz. Saatler geçiyor yardım istiyoruz ama ,nefes alamıyorum. Nefes alışım gitgide güçleşiyor. Sevdiklerim de burda. Sanırım öleceğim, ölüm böyle bir şey mi? Saçmalama, dedem insanlar doğar büyür yaşar yaşlanır ve ölür demişti, çocuklar hiç ölür mü? Bir dakika, nasıl ölmesin? Televizyonda görmüştüm ölüyordu çocuklar, demek dokunulmaz değil çocuklar onlar da ölüyor. Hayır lütfen hayır ben sadece bir çocuğum daha büyümenin bile tadına varmadım, lütfen gitmek istemiyorum. Ağlıyorum, ağlıyorum, ağlıyorum avazım çıktığı kadar ağlıyorum. Geliyorlar, çıkarıyorlar. 

     11 yaşındayım sıra arkadaşım Kaan en sevdiğim arkadaşlarımdan biri. O benim dostum, sırdaşım tenefüslerde birlikte oynadığımız ve sürekli cips yediğimiz iyi kalpli arkadaşım. Diğer oğlanlar gibi kızlara tekme atmıyor, saçlarını yolmuyor, herkese yardım ediyor, Kaan mükemmel biri. Bir abi, bir dost. Bir kızı seviyor kız farkında ama görmezden geliyor. Her gün o kızı anlatıyor bana. Kız da o kadar çirkin ki Kaan prenses gibi anlatıyor, olsun seviyor demek ki. Evlensinler istiyorum, büyüyüp evlensinler diye dua ediyorum çünkü Kaan onu herkesten her şeyden çok seviyor. Bir sabah okula gidiyorum öğretmenimiz ağlıyor, Kaan ölmüş diyor. Ne demek Kaan ölmüş daha dün konuştuk yanındaydık. Ölmüş işte diyor. Sonra söyledikleri daha kötü."Çocuklar herkes ölür, Kaan'ın diz kapakları erimiş sizlere de olabilir herkese olabilir siz de bugün uyurken ölebilirsiniz yarın sabah olmayabilirsiniz" 11 yaşındaki çocuklara diyor bunu. Akşam çok ağlıyorum. Kaan iyi biriydi ama ben ölmek istemiyorum, yaşlanınca aynı yerde görüşsek olmaz mı? Uyuyana dek diz kapaklarımı kontrol ediyorum oradamılar diye Allah'a dua ediyorum yarın okula gidebileyim Allah'ım seni çok seviyorum lütfen beni uyandır diye. Sabah uyanıyorum, yaşıyorum. Şükürler olsun, yaşıyorum!

     Yakın bir arkadaşımla alışverişe çıkıyorum, yeni sezona yeni kıyafetlerle başlayalım diye dolaşmadığımız mağaza kalmıyor o kadar keyifliyiz ki. Ama bir anda şehir savaş alanına dönüyor, hep böyle oluyor burada. Taşlar gaz kokuları, bize de taş atıyorlar. Bir polisin kalkanını kırıyorlar yüzüne ve kafasına taşlar isabet ediyor hıncahınç kalabalık ona saldırmaya çalışıyor, arkadaşlarından uzak kalmış yere çökmüş başını korumaya çalışarak ağlıyor. Arkadaşımı zor bela bir cafeye sokup (cafeler de camlarını kapar kimseyi içeri almazlardı) oraya koşuyorum. Bir insanın yok oluşunu izleyemem. Önünde duruyorum yüzünü başını çantamla ellerimle korumaya çalışıyorum. Suçlu değil ki o kötü bir şey yapmıyor neden ona bunu yapıyorlar. Kimbilir annesi, sevdiği görse nasıl içi parçalanır. Ben de alıyorum taş darbeleri ellerim mosmor oluyor kalkmıyorum ama kalkamam. Yere düşüyorum her şey geçiyor bir anda gözümün önünden. Gidiyorum sanırım öyle ya anlatırlar hep giderken tüm hayatı gözünün önünden geçermiş insanın. Sahi kimi seviyorum ben? Olamaz! Kimseyi sevmiyorum daha kötüsü şimdiye dek kimseyi sevmedim. Nasıl yaşadım bu kadar hiç gibi. Son dakikalarda onu sevdiğimi söyleyin diyecek bir adam bırakamamışım arkamda. Bir dakika gidemem, en azından o an. Cafeye bıraktığım kız nolacak ya ona bir şey olursa ailesi kimbilir ne kadar üzülür. Kalkmalıyım, gücüm yeterse onu korumalıyım. Ama kafam, kafam uyuşuk düşünemiyorum gücüm çekiliyor sanki. Filmlerde hiç böyle olmuyor. Kaldırılıyorum, 4 kişi kaldırıyor bizi mavi elbiseli kocaman kaslı melek gibiler sanki kim bunlar bilmiyorum, arkadaşımı da alıyor kampüse bırakıyorlar bizi. Çok şükür, yaşıyoruz. 

     Ortalık bir olayla çalkalanıyor yurtta iki kız kavga edip birbirlerine bardak fırlatmışlar, sorun iki kızın da farklı ırktan olması. Bir anda karışıyor olaylar yurdun önüne yüzlerce öğrenci geliyor kızlar onları istemiyoruz diye bağırıyorlar erkekler güvenliği aşıp içeri girmeyi. tek istedikleri bizleri dövmek, göndermek, yok etmek. Yalnızca etüt odasında ders çalışırken yok edilmek istendiğimizi öğreniyoruz. Odaların kapılarını tek tek kırmaya çalışıyorlar alt katlardan birindeyken oda arkadaşımı dolabın içine koyup, burdan çıka diyerek üst kattaki arkadaşlarımı bulmaya çıkıyorum koşarak. Üst katta 6 arkadaşım var hepsi bir odaya sıkışmış ağlıyor. Olaylar kızışıyor nasıl oluyorsa yurttaki güvenlikleri aşıp katlara çıkıyorlar. 7 kız kapının arkasına dolapları koyup bekliyoruz, dolaplar ağır değil yıkılır fakat başka çare yok. Katlara çıkan erkekleri duyuyoruz "piçlerimizi doğuracaksınız bura size mezar olacak" diye bağırıyorlar. Yalnızca 20 yaşındayım, yalnızca okumak istiyorum, hayatımda karıncayı dahi incitmedim, siyasetin s'sini bilmiyorum neden bu  nefret bu kin? İyice korkuyoruz. Ölümden korkmuyorum, ölümden daha kötü şeyler var diyor kızlardan biri. Neyle savunabiliriz kendimizi odada bir vileda bir de ayna var. Aklıma geliyor aynayı yatağın başına vurup kırıyor, 7 parçaya ayırıyorum her kızın eline bir tane. Kızlar bunla girenlere hasar veririz çok kalabalık olursa da kendimize diyorum. Kendini korumanın başka yolu yok. O kadar çaresiziz ki anlatılmaz. Bir kağıt kalemle ailelerimize son not bırakıyoruz. "Ailem, korkmayın hiç bir zaman yanlış bir şey yapmadım, onurumla ölüyorum sizi her zaman sevdim seviyorum, arkamdan üzülmeyin" yazıyorum. Kızlardan biri "onur bırakırlar mı adamda kötüler" diyor Ne acı söylemek istediğim ne çok şey vardı oysa bir kaç cümleye sığar mı koca bir hayat. Sığıyor, sığmak zorunda kalıyor işte. Odadaki kızlardan biri saatler süren bu olaya dayanamıyor sinir krizi geçirip ardından bayılıyor. Ayıltıyoruz bayılıyor. Oda arkadaşımı düşünüyorum tek başına kimbilir ne halde? Peki ya kankalarım? Kapı öyle tekmeleniyor ki kırıldı kırılacak sanıyoruz gözlerim dolu ama katiyyen yaş akmıyor. Korkmuyorum ben Allah benimle beraber. Bizim kattaki ayak sesleri kesiliyor bir anda kapının önünde kimse yok, iniyorum odaya kız kapıyı açıyor dolabı kapının önüne koymuş dolabın içine girmiş onu da alıp gel diyorum duruluyor galiba. Kapıyı kırmışlar biraz. Kantine iniyorum kankalarım orda masaları kaldırıp atmışlar kafalarına bütün camları indirmişler masanın altına saklanmışlar titriyorlar koşa koşa gelip sarılıyor biri. Yaşıyoruz diyor, yaşıyoruz kuzum çok şükür Allah bizle beraber.

     Dışarı çıkacağım ama saçım bir türlü olmuyor erkek arkadaşıma 1 saat geç çıkmak istediğimi söylüyorum. Kabus görmekten uyuyamamışım içim de aşırı huzursuz. Bir anda sallanmaya başlıyoruz camdan dışarıyı görüyorum yandaki binaya kadar gidiyor bina adeta. Öyle bir deprem ki yaylanıyor sanki toprak kızlar diyorum buradan sağ çıkamayız kelimei şehadet getiriyoruz hep birlikte herkes telefonlarını yanına alsın diyorum belki sinyallerden bulunuruz. Hepimiz telefonlarımıza sarılıyoruz. İçimden bir şansım daha olması için neler verebileceğim geçiyor. Bağırış çağırış ve koşuşları hatırlıyorum. Sonra duruyor iniyoruz, merdivenlerde yığılan kızların üstünden atlaya atlaya çıkıyoruz, soluyoruz oksijeni bir kez daha. Kızlar ağlıyor, sarılıyoruz. Yaşıyoruz diyor çok şükür yaşıyoruz.

4 yorum:

  1. Olurken nefesimi tuta tuta okudum

    YanıtlaSil
  2. Çok geçmiş olsun, hepsi de epey travmatik, Allah bir daha yaşatmasın.

    YanıtlaSil
  3. Merhaba, yazınız için teşekkürler. Blog yazarlarının buluşma ve sosyal paylaşım noktasına sizleri de bekleriz. Böylelikle içeriklerinizi bloggerlara tanıtabilir ve diğer bloggerlar ile kolaylıkla irtibat kurabilirsiniz.

    YanıtlaSil
  4. Çok etkileyici yazı olmuş kaleminize sağlık

    YanıtlaSil

Post Bottom Ad

Responsive Ads Here